Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zaman Çarkı serisi genel olarak fantastik edebiyat okurlarının kütüphanesinde yer alması gereken başlıca kitaplardandır. İlk kitabı ise özellikle yeni bir serüvene başlangıç için oldukça iyi bir kitaptır. Merak uyandırır, atmosfer, olaylar ve karakterler oldukça iyi betimlenir ve ansızın kendinizi başka bir dünyanın içinde bulursunuz. İlk kitaptan itibaren not alarak okumak 14 ciltlik seri içerisinde iyi bir okuma alışkanlığı yaratacaktır. Çünkü olaylar aynı farklı yer ve zamanlarda paralel olarak ilk kitaptan itibaren ilerlemeye başlıyor. Ayrıca hiçbir karaktere baştan önyargılı davranmayın ilerleyen süreçte favori kahramanınız olabilir.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar, erkeklerin MARS’tan, kadınların da VENÜS’ten geldikleri varsayımı ile her iki tarafında iletişim, olaylara/hayata bakış, anlayış, hissediş, tepki ve beklentilerinin farklı olduğunu anlatıyor. Aslında bu farklılıklar kabul edildiğinde önemli bir sorun çözülmüş olur. Zaten mutluluğun temeli de birbirimizi anlamaya çalışmak ve kabullenmek değil mi?Ancak her konu ve olayda erkeklerin/kadınların % 100 farklı düşünmesi biraz abartılı bence. O zaman hayat yaşanmaz hale gelir. İllaki az veya çok ortak görüşler vardır. Farklı bir bakış açısıyla hazırlanmış bir eser. Bazı tekrarlar olsa da okumaya değer bir kitap.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyanın Sonunda mıyız?
Dünya beş altı kere reset attı kendine, canlıları şöyle bir silkeledi, kalanları çoğaltıp yeni sona kadar eğledi. İçinde canlılar için çok zararlı gazlar var, saldı mı gökyüzünü örtüyor, ortalığı cehenneme çeviriyor. Buzdan veya çölden. Yuknavitch'inki çöl, toz haline gelmiş topraktan başka çok az şey var. Mezarlar, uçak kalıntıları. Kraterler mutlaka vardır çünkü küresel felaket başlar başlamaz insanlar da bombaları salıvermişler, savaşacak yetişkin kalmayınca çocuklardan oluşan ordular çıkmış ortaya, tükenesiye savaş. CIEL o dönemde inşa edilmiş, Dünya'nın biraz yukarısında dolanıp duruyor, Elysium'dakine benzer bir şey herhalde. Çok uzaklaşmış olamaz, gökhatlar vasıtasıyla Dünya'ya inilebiliyor, yerden ne gerekiyorsa yukarı çekilebiliyor, sömürü devam. Karakterlerin anlatımı devraldıkları bölümlerde bilgi topakları varsa da pek rahatsız etmiyor, Yuknavitch gündelik yaşamın uğraşlarına yakın tarihin oldusunu bittisini iyi tutturmuş. Yılı iyi tutturamamış ama, mutantlara evrilen insanlar ve nanoteknoloji sektörü 2049'a kadar o denli gelişemez, spekülatif diyelim. İlk bölümde Christine Pizan'la tanışıyoruz, anlatıyor. Yaşı 49, kısa süre sonra törenle öldürülecek ve bedeni sıvıya dönüştürülecek. 100 litre su çıkıyormuş insandan, pek verimli değilmiş, Dünya'da da su kalmadığı için zor. Camın ötesinde kirli ve sepya Dünya var, önünde sentetik eğreltiotu. Dünya'da yaşadığı yıllar Chris'e başka ilgi alanları açmış, en başta hayatta kalmak için savaşmak geliyor, bitkileri özleyeceğini hiç düşünmemiştir Chris. Kriz anlarında çocuklaşıp her şeyi çözecek baba figürünü başına musallat eden insanların lider seçtiği Jean de Men'in kurtarıcılıktan zerre nasibini almadığını görüyoruz, Dünya'dayken sosyal medyayı ve basını ele geçirdikten sonra teknolojinin her şeyi çözebileceği fikriyle gücü elinde toplamış, isyancılarla savaşırken nükleer bombaları ardı ardına patlatınca sonuç malum. Yıkımların yeni bir dille anlatılması gerektiğini söylüyor Chris, o zamana dek insanın gördüğü en hızlı yok oluştan kurtulmanın yolunu anlatıyı karmaşıklaştırırken bedenine kazımakta buluyor, bu yüzden bedenini greftlerle dolduruyor. Greft sanatçısı, o zaman dek yaşanan her şey kelimeyken artık bedenin yakılmasıyla oluşturulan biçimlerden ibaret. Kâğıt kalem arkeolojik ögeler, çalışılacak materyalin her yere götürülmesi gerekiyorsa bedenden daha iyisi yok. "Eğreltiotuyla ben karşılıklı bakışıyoruz. Ne çift ama; çok fazla şey görmüş bir entelektüel ile aşırı klonlanmış bir bitki. Ne nafile bir hayatta kalış. Ama ben nihayet var olma nedenime ulaştım. Sözde tarih denen şeyden bir hikâye çıkarayım diye. Bunu yapmak için vücudumu kullanayım diye." (s. 19) Biyoteknolojinin yardımıyla beyaz, balmumundan yapılmış gibi duran, veri girişi için delik deşik hale getirilmiş bedenler dolanıyor istasyonda, ırk ve sınıf savaşlarını canlı tutarlarsa aşağıda yaşayan birkaç bin insana tepeden bakmaya devam edebilirler.

Biraz daha uzaktan bakıp Yuknavitch'in yığdıklarına bakayım, öncelikle hikâye anlatma edimi üzerinden kurduğu bir yapı var, kişisel ve tarihsel alımlamanın geçirdiği değişim. "Bir hayatta her şeyin bir hikâye katmanından fazlası vardır. Derinin kendisi gibi: Epidermi, dermi, subkütanöz ya da hipodermis. Benim tarihimin bir altmetni var." (s. 21) Chris bedenin dil yerine geçerek semantiğin zemin değiştirdiğini söylüyor, sözcüklerin anlamları değiştikçe -CIEL önce bir bilgisayar oyununun adıymış, sonra uluslararası çevreci bir örgütün adı olmuş, ardından gökyüzündeki ev. Chris başka, kendi hikâyesinin yanında derisine işlediği Jeanne'ın yaşamıyla ardışık bir anlatı oluşturuyor, Resimli Adam'a benzediğini söyleyebiliriz. Hikâyelerin bağlantılılığı bir, Chris'in kendi yaşamına eğilmesi iki, Bradbury'den alınan elin türevi. Dillerin çatıştığını sorgulama tutanaklarında da görebiliyoruz, muktedirin anlamlarıyla kahramanınki tutmuyor, sözcükler oynak. Efsane gerçek, kadınları kesip biçerek üremelerini sağlayamazsa hayatın sembolünden üretim sağlayabilir. Damızlık Kızın Öyküsü'yle birlikte başka metinlerden de esintiler var, yakalamak kolay. Jeanne'ın ölümden nasıl kurtulduğunu görürüz, çocukluk aşkıyla birlikte sağ kaldıkları dönemde saklanmak için akla karayı seçtiklerine şahit oluruz, nihayetinde büyük karşılaşma yaşanır. Form değiştirmeler, zihinsel güçlerle tokuşmalar, kurmacada örneğine az rastlanabilecek bir savaş sahnesi. "Hayatımda ilk kez, başımdaki şarkı sadece başımın içinde değil. Her yerde. Herkesin içinde. Herkesin ve her şeyin. Jean de Men'in boynunu, benim bile sahip olduğumu bilmediğim bir güçle sıkıyorum." (s. 273) Her şey ilk aşkın yaşayabilmesi, insanlığın unuttuğu sevginin tekrar yeşerebilmesi için, Jeanne zaten ölümü kabullenmiş. Sözcüğe kendi anlamını yükleyerek.

Kısacası toplumsal cinsiyet okumalarına deli gibi açık bir metin bu. Ekolojik çalışmalara keza. Canavar gibi malzeme var, alan dar olduğu için sıkıştırılmış, kurmaca dünyasından taşarak hikâyeyi de baskılamış ama fecaate yol açmamış. İyi metin diyorum buna, evreninde dolanmalı.
Yanıtla
3
3
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Açıkçası son zamanlarda okuduğum en iyi korku-gerilim türündeki romandı. Son sayfaya kadar merak uyandıran, tam bitti dediğinizde hikayenin tekrar alevlendiği, aynı gün başlayıp bitireceğiniz bir kitap. Karakterlerin dağılımı, roman boyunca onlara tanınan sayfa oranları tam tadında olmuş. Tek eleştirdiğim nokta Edith'in karakter oluşumunun istediğim derinlikte olmamasıydı. Belki kitabın sayfa sayısı daha uzun tutularak kendisine daha çok yer verilebilirdi, ya da olaylar belki daha uzun süreçte birbirine bağlanabilirdi. Niyeyse son çok aceleye getirilmiş hissi veriyor. Belki de tadı damağımda kaldığı içindir. Adını hakkıyla taşıyan bir roman, okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın yazarı olan Agota Kristof’un yoksulluk içinde geçen çocukluğuna, Macaristan Sovyet işgali altındayken yaşadığı ilk gençliğine, mültecilik sürecine, başka bir ülkede hayata yeniden başlama, dil öğrenmesine dair kısa kısa metinlerden oluşan, insanın içine içine işleyen bir kitap okumaz yazmaz.

Kristof'un dil öğrenme süreci kitaba adını vermesine sebep olmuş. Fransızca okuma yazması olmadığından okumam yazmam yok diyormuş çevresindeki insanlara. Fransızcayı öğrenişi, sevdiği yazarları fransızcadan nasıl okuduğu ve en önemlisi o dili nasıl kullanarak yazmaya başlamış hepsini hayretle okudum.

Kitapta en çok etkileyen kısım ise mültecilikle alakalı yerlerdi. İnsan kaçakçılarının soğuk komutları altında aşılan sınırlar, yeni bir ülkede kurulmaya çalışılan o ‘yeni’ hayat, ve o çöl..
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
10 bölümden oluşan Meave Kerrigan serisinin 2023 yılında yayınlanan 10. kitabıdır elimizdeki.

İngiliz polisiye gerilim türünün özgün yazarlarından biri Jane Casey.

Çağımızda, insanların bir kısmı aşırı yoksul, bir kısmı ise kendilerinden başka hiç bir şeyi umursamayacak kadar, dünya sadece onların emrindeymişçesine, kendilerinden başka hiç bir şeyin önemi yokmuşçasına ve tüm geri kalanların tek görevi onları memnun etmekmişçesine bencil, duyarsız.

Sonunu düşünmeden atılan adımlar bazen hiç beklenmedik şekilde gelişebilir.

Nehrin kıyısında parçalanmış halde bir ceset bulunur.
Cesedin kimliğini tespit etmek ancak uzun uğraşlar ve testler sonucu mümkün olur.
Cesedin genç bir kadına ait olduğu, kadının da bir gazeteci olduğu anlaşılır.
Dedektif Kerrigan ile çalışma arkadaşı Derwant, uzun ve titiz bir çalışma sonucu, adeta iğne ile kuyu kazarcasına yaptıkları araştırma sonucu, gazetecinin hangi haberin peşinde olduğu ortaya çıkar ve öğrendikleri dehşet vericidir...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gökhan Yılmaz Boşlukdikeni'nde, insanların yaşadığı çeşitli boşluklardan bir öykü dünyası yaratmış. Öykülerdeki içerik ismi gibi oldukça dikenli. Acının anlatımı yazara özgü harikulade bir dille donanmış. İlk öykü olan "Çıkrığı Yok Bir Kuyu" da yedi harften oluşan ve birbiriyle bütünleşen çok farklı bir kurgu mevcut. Bu öyküde yazar zekasını okuruna gösteriyor. Karakterin amcasına dair yası içeren "Renk Ayarı" öyküsü de ne anlattığı kısmında kitabın bence en öne çıkan metni. Dil olarak da drone üzerinden anlatımıyla "İzansız Hava Aracı" bence çok başarılı.

Kitaba dair tek olumsuz düşüncemse birkaç öyküde dilin imgesel anlatımla fazla öne çıktığı, içeriğin belirsizleştiğine, geri planda kaldığına dair. Bu durumu az sayıda öyküde yaşıyoruz ve dilin bu kadar öne çıkmasının da yazarın bilinçli bir tercihi olduğunu görebiliyoruz. Sonuç olarak güçlü bir dille örülmüş, iyi öykülerden oluşan bir kitap okudum.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ünlü bir denizci olan İsa Bey ile onun oğlu Kalender'in hayatını anlatan güzel bir roman. Osmanlı döneminden Kristof Kolomb'a uzanan harika bir yolculuk. Olay örgüsü, kitabın akıcılığı ve yazının sadeliği takdire değer. Esir kadına sevdalanan Kalender'in bu kadını hayatına almak istemesiyle başlayan olaylar zinciri, Kristof Kolomb ile tanışması ve yeni topraklarda yaşayacağı yepyeni heyecanlar ve aynı zamanda dehşetle okunacak sömürgeciliği adeta bir Panorama gibi gözümüzün önüne seriyor.

Açıkçası ben kitabı çok beğendim. Yazarın diğer kitapları gibi çok farklı gerçekten. Harika bir kitap. Çok kolay okunabiliyor ancak zaman zaman eski Türkçe kelimelerin olması okuru zorlayabiliyor. Kitabın sonunun beklediğim gibi olduğunu söyleyemem. Açıkçası çok daha iyi olabileceğini düşünüyordum ama Kaan Murat Yanık bu ülkenin yetiştirdiği en büyük yazarlardan.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı bitirip geldim.

"Tanabay bir yandan bunları düşünürken, bir yandan da ömrünün rahvan atın sırtında koşarcasına hızlı geçmesinden, onunla birlikte çabucak kocamalarından dolayı kederleniyordu..."

"Fakat insan, yaşamın ilerlemesinden çok, yaşlandığını sandığı, ömrünü tamamlamak üzere olduğunu düşündüğü sürece yaşlıdır."

Aytmatov klasiklerinden birini daha okumuş oldum, etti altı.
Yazarın üslubu bana, Gün Olur Asra Bedel kitabını anımsatsa da bambaşka hikayeler, bambaşka bir olay örgüsü...

Kırgız dağlarının büyüklüğünün tadı kaldı, damağımda.
Yine özleyeceğim bir eser daha...

"Elveda Gülsarı.."
Yanıtla
7
1
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Romanın kahramanı Dr Real’in yaşadıklarını 30 yıl sonra kaleme alarak romanın anlatıcısı olarak karşımıza çıkarıyor. Kurmaca olan öyküyü Saer yazılanları kendisi yazmamış, yaşayanın notlarıymış gibi çok iyi bir kurguyla sanki gerçek tarihi bir olaymış hissi uyandıracak şekilde kaleme almış. 1804’de ruh hastalıkları uzmanı Dr Weiss ile genç bir hekim Dr Real, Buenos Aires’in yakınlarında bir akıl hastanesi kurarlar. Civardan gelen talepler üzerine beş hastayı (deliyi) civardaki bir kasabadan alıp kurdukları bu hastaneye getirmek üzere Dr Real bir yolculuğa çıkar. Kitapta bu ilginç yolculuğun hikayesini okuyoruz. Hastalar (deliler) hepsi birbirinden farklı karakterlerde ve Saer bunları inanılmaz gerçeklikle tanımlıyor. Dr. Rael zorlu yolculukta doğayla ettiği kadar hastalarıyla da mücadele ediyor. Yer yer mizahi bir anlatımı var. İnsana “delilik-akıllılık sınırlarının” ne olduğunu, delilerin ne kadar akıllı, akıllıların da ne kadar deli olduğunu düşündürmekte.


Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir