Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın kitapta kullandığı teknik bilinç akışı tekniğidir ve wirginia wolf bu tekniği bu kitapta en iyi uyguladığı kitaplardan biridir. Bu teknikle birlikte zaman ve mekan iç içe geçtiği için sürekli değişen karakterlerle okuyucu olarak bizler ters yüz olabiliyoruz. Bu sebeple anlaşılması zor bir kitaptır Mrs. Dallowey.

“Tenime ilk kez bir erkek eli değdiği zaman cennetten bir kapı açılır, gülüşü tenime dokununca dünyalar benim olur ve bütün ömrümü ona adarım sanmıştım. Vücuduma bıraktığı tohumun her zerresinin hayat boyu birlikte takipçisi oluruz; kimse kırıp incitmesin diye gözümüzden sakınıp en iyi okulların en iyi sınıflarında yer alması için canımızı dişimize takarız demiştim.

Nereden bilirdim ki bu dünyanın Günahkârlar Sarayı’na tahsis edildiğini...” (syf 43)
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kişinin kronik ağrılarında özyönetim becerisini geliştirmeye yönelik bilgi veren ve uygulama reçetesi sunan bir kitap. Kronik hastalıkların getirdiği ağrılar malesef ağrı kesiciler ile ortadan kalkamıyor,hayatı sürünürek geçirmeye yarıyor(elbette herkesin hastalığı ve ağrısı farklı) bu kitap size özel olan o yolu bulmanıza yardımcı oluyor.bdt tekniği ile yol gösteriyor.multidisipliner anlayışı savunuyor. Fizik tedavi,psikolojik tedavi ve tıbbi süreç-takibin olduğu,hastalığın semptomu olan ağrıyla nasıl başa çıkarsınız onu anlatıyor.ben çok başarılı buldum.araştırdığımda tez-kitap hep klinisyenlere hitap ediyordu. Hasta açısından yardımcı olana ben rastlayamamıştım.artrit,fibromiyalji,halsizlik vs için faydalı.keşke beslenme uzmanı da ekibin içine katılsaydı.eksik gördüğüm o oldu.ama zaten heryerde beslenme için overdose bilgi var.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkesin kafasında "Acaba şu hayatı yaşasaydım nasıl olurdu? Şu yolu seçseydim mutlu olurdum. Şu meslekte başarılı olurdum." gibilerinden düşünceler vardır. Hayatın bize sunduğu yaşam ya da bizim seçtiğimiz hatta seçmeyerek bile aslında seçmemeyi seçtiğimiz bir yaşamımız var. Bazılarımız paralel evrende ki bizi bile düşleriz. İşte bu eser, bize bunu sunuyor. Başka hayatlar, başka yaşamlarda olsaydık, ne olurdu? Benim için bu eserin büyük bir önemi var. Yaşamımın sorgulama evresinde karşıma çıktı. Birçok yorumda şu cümleyi kurdum. Okunmalı, okutulmalı ve ders çıkarılmalı.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  30
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bundan önceki eserini çok severek ve sonunda üzülerek okudum. İkinci kitabı okumayı tercih etme sebebim ise Gratel'in de en az Bruno kadar merak uyandıran bir karakter olmasıydı. Kitap genel olarak güzeldi. Çok akıcıydı ve bu neden ile de 1 günde okudum. John Boyne bu zamanın nadir ve kaliteli yazarlarından. Onun kitapları okuma alışkanlığı olmayan bir kişide bile okuma isteği uyandırabilir. Ve artı olarak kitaplarının sonunda sürprizler yapması da merak uyandırıyor ve okumanın akıcılığını artırıyor. Genel olarak bu kitap 5 yıldızı hak ediyor. Tavsiye ederim...
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sekiz öykü boyunca "Ben" sesiyle giden bir kitap karşılıyor bizleri. Anlatıcıların dili rahat, kıvrak, acısıyla mizahını birlikte konuşturuyor. Fakat öyle bir mizah ki bir anlığına tebessümle buluşan yüzleri kağıt çiziği içinde bırakıyor. Öykülerin hepsinde ebeveyn ilişkili problemleri, çocuklarını, eşlerini döven babaları görüyoruz. Öykülerde felçli yazar karakteri de var kendine has rüya tabiri yapan kadın da. Toplumun pek çok kan damlatan yarasını fazla deşmeden veriyor metinlerinde Burcu Ünlü. Dilde ajitasyona kaçmıyor. Yüzünüz kağıt çiziği içinde kalıyor belki ama yine de anlatılan acılar gözlerinizden yaş damlatmıyor. Diyalogları seviyor yazar. Diyaloglar genel olarak iyi verilmiş, gerçekliğe uygun. İlk öykü "Rüyayı Döndüren Menkıbe" kurgu fikri olarak da anlatım olarak da gayet başarılı. "Zınar" öyküsüyse hem toplumsal eleştiri hem de anlatım açısından çok etkili. Son öyküde kitaptaki tüm karakterlerin buluşması da sevdiğim hareketlerden.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eşdizimli sözcükler kendilerini oluşturan kelimelerden bağımsız anlamlar içerebilir. Kendilerini oluşturan kelimelerin anlamını bilmek eşdizimli sözcüklerin anlamını kavrayabileceksiniz demek değildir. Bu eşdizimli kelimelerin anlamlarını çoğunlukla sözlüklerde de bulamazsınız. İşte tam bu nedenle Arapçasını ilerletmek isteyenler için mutlaka edinilmesi gereken bir müracaat kitabı. Orta seviyeden ileri seviyeye geçmenize katkı sağlayacak bir eser. Daima kütüphanenizde bulundurmanız gereken bir kitap. Arapça YDS’ye hazırlananlara, özellikle çeviri ile ilgili çalışmalar yapanlara çok faydalı olacaktır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın çizimleriyle beraber eş zamanlı olarak iki yan yana sayfada, sekiz eserinin çevirisi bu kitap. Bölümlerini vahiy adı altında yazan William Blake kendi evreninde bir mitoloji yaratmış ve doğumdan ölüme kadar bir süreci işliyor.

Gravürleri çooook güzel, yanındaki şiir çevirisinin aslı da gravürün içinde aynı zamanda. Okurken olaydan kopmuyorsunuz ki söz konusu mitolojik ögeler olduğunda bunu sağlayabilmek bence çok önemli.

Şiirsellik, romantizm, mitoloji, mistisizm... Daha ne olsun görsel ve yazınsal bir şaheser.. yazarın çizimlerine aşık oldum. Sadece bunlar için bile kitap alınabilir. Muhteşem muhteşem!..
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Orta ve ortanın üstü seviyede arapça bilenler için oldukça faydalı bir müracaat kitabı. Arapçadaki bir fiilin farklı harfi cerler ile farklı anlamlar kazandığını biliyoruz. Bu karmaşık ve detay içeren konuyu örnek cümlelerle birlikte açıklamış. Çok büyük bir emek verildiği aşikâr. Bir sözlük gibi, elinize alıp baştan sona okuyabileceğiniz bir kitap olmadığı gibi bir defa okuyup bırakacağınız bir kitap da değil. Daima kütüphanenizde bulundurmanız gereken ve sık sık müracaat edeceğiniz bir kitap. Özellikle Arapça YDS’ye hazırlananlar için çok faydalı olacağına inanıyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar Bülent Yardımcı, Bodrum'un hiç farkına varmadığımız, önünden geçip gittiğimiz, üstüne düşünmediğimiz, mistik güzelliklerini bambaşka bir bakış açısı ile bazen ürperti, bazen heyecan, bazen duygusal ama olmazsa olmaz bir sürükleyicilikle ustalıkla yazıya dökmüş. Keskin zekası, hayat tecrübesi, gördükleri, betimledikleriyle, düş gücünün sınırsızlığını zorlayan, nitelikli, akıl teri ile oluşturulmuş, konu yelpazesi geniş, balyoz gibi bir kitap.

Bu kitabın asıl dikkat çeken yönü; bir yandan korkup, o korkunun üstüne gitme cesareti sunması. "Züleyha, Sami, Ziynet, Bora" sanki kitaptan fırlayıp, yanınıza oturacakmışcasına gerçekçi, hayal gücünün uçsuz bucaksızlığı ile bir o kadar ütopya... Farklı bulup, elinizden bırakamayacağınız, Bodrum'a bu öykülerle bir kez daha hayran kalacağınız, herkesin kitaplığında olması gereken kitap, bir "Aigeus Denizi" kıyısı yazınları...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Beklenendir...
İstanbul’un fethinden sonra Türklerin ikbal dönemleri başlar. Osmanlılar batı yönlü fetih hareketleriyle Avrupa kıtasının ortasında hızla ilerler. Hatta İtalya’da Otronto’ya çıkan Osmanlı ordusu Avrupa’da ciddi manada Türk korkusunun yerleşmesine neden olur. Yalanla gerçeğin karıştığı binlerce hikaye Hristiyanların dillerine yapışır. Ama savaş harici temaslar olayın farklı boyutunu gözler önüne serer. Zira Osmanlılarla ticari ilişkileri sürdüren Ceneviz ve Venedik gibi İtalyan şehir devletleri nazarında Osmanlılar dünya dışı uzaylılar gibi korkunç ve görülmemiş değildir. Bu da bir şeyin anlaşılmasını sağlar. Pekala Türklerle yaşanılabilir hatta mutabakat sağlanabilir.

Giovanni Ricci, buradan yola çıkarak Türk algısının diğer cephesine yoğunlaşır. Türklerin muhataplarında korku ve nefret gibi duyguları uyandırdığını incelediği eseri Türk Saplantısı’nın aksine bu eserinde ezber bozmaya gayret eder. Zira Batı tarihlendirmesine göre Orta Çağ ve İstanbul’un fethiyle girilen Yeni Çağ boyunca Türklerle olan ilişkiler savaş ve mücadele odaklıdır. Oysaki kılıçların kınlarından çıkmadığı, ellerin birbirine uzandığı yaşantılar da söz konusudur. Ricci, Türk Beklentisi isimli eseriyle çok bilinen ve tekrar edilegelen tarih algısını ters yüz etmeyi amaçlar.

Aslında Ricci’nin bu amacına ulaşmakta zorluk çekeceği aşikardır. Zira saray ve halk dünyanın her yerinde olduğu gibi Batı’da hatta Ricci’nin merceğini doğrulttuğu İtalya’da da birbirinden kesin hatlarla ayrılır. Ama toplumun ince katmalarına inildiğinde farklı yaşantılar ortaya çıkar. Misal savaş halindeki iki büyük devletin tutumuna rağmen mezkur devletlerin mensupları arasında evlilikler gerçekleşebilir. Yani mikro düzey çok bilinen makro düzeylerin aleyhine işleyebilir. Bu yüzden bütüncül bir yaklaşımla her şey ortaya koyulmalıdır.

Ricci’nin çabası ilk aşamada kendi içinde zorluklar içerse de konusuna fevkalade iyi odaklandığı görülür. Tabii elini güçlendiren etmelerde yok değildir. Hedef aldığı coğrafya İtalya Yarımadası ve şehir devletleri ona güçlü bir arşiv bırakır. Eldeki verileri çok iyi işleyen Ricci, Türklerin beklenilen ve istenilen taraf olduğu tasavvuruna gerçeklik katar. Düşman, beklenen olur mu bilinmez ama Ricci’nin anlattıklarından ortaya çıkan tablo Osmanlı’nın kabus olmadığını kanıtlar.

Karşılıklı bir cepheleşmenin olduğu uzun yıllarını savaşarak geçiren, Doğu- Batı kutuplaşmasının taraflarının öne sürülen tezlerin çürümesine neden olacak faaliyetlerde bulunduğunu da unutmayan Ricci, askeri gücü hamaset ve kibirle gösteren Osmanlı fikirlerini ve hümanist söylemlerle medeni açıdan üstünlük kisvesine giren Batılı elitlerin üst perdeden gelen görüşlerini pek dikkate almaz. Bu nedenle tarihi verileri olduğu gibi ortaya koyan Ricci, anlatım tarzıyla deyim yerindeyse ipleri okurun eline verir. Zira Osmanlı’yla anlaşan Fransa ve İtalyan şehir devletlerinin bu tutumu tarihsel olarak doğru veya yanlış olabilir. Dinin her yönüyle ön planda olduğu bir dünyada Hıristiyan- Müslüman dostluğu ve papanın Osmanlı beklentisi ihanetin çerçevesi içine girebilir. Ama ihanet ya da sadakatten ziyade olayların devletleri ve insanları getirdiği yer önemlidir. Herhangi bir etiket kullanmadan yapılan sunum bu nedenle önemlidir. Zira, Ricci’nin hainin ve sadığın peşine düşmeden tarihçinin hakikate ulaşma ödevini yerine getirme kaygısıyla hareket ettiği savunulabilir. Yani kısaca okur doğruyu ve yanlışı nesnel bir biçimde değerlendirme edimine okudukça sahip olur.

Eser kabaca böyle bir tablo sunmuş olsa da özele inildiğinde daha spesifik konuların olduğu görülür. Yirmi iki başlıkta incelenen konular fazlasıyla ilgi çekicidir. Her bir başlık ayrı bir makalenin içeriğini oluşturacak derecede teferruatlıdır. Konu içerisindeki ayrı ayrı numaralandırmanın yapılması ele alınan başlığın ne derecede farklı kapsamlarda değerlendirilebileceğinin kanıtıdır. Her bir başlığın zengin bir kaynakçadan beslendiği aşikardır.

Ricci İtalyan şehir devletlerinin yazılı materyallerini gayet iyi takip eder. Böylesine güçlü bir arşive rağmen tarih tasarımında çoğu zaman direkt alıntı yapmaktan kaçınır. Tarihsel kurgu manasında dozajı fazla kaçırmadan yorumunu ziyadesiyle iyi verir. Bazen siyasi tarih ve İtalyan şehir devletleri arasındaki ayrıntılı ilişkilerin anlatılması esnasında kantarın topuzu biraz kaçsa da kendi cephesi içerisinde düşünüldüğünde, yazarın bu tavrı kabul edilebilir. Esasında bu tarihsel söylemin siyasi birlikten uzak İtalya’nın yapısıyla ilgili olduğu bile düşünülebilir.

İtalya’nın siyasi yapısı kadar önemli olan bir olgu da İtalyan diplomasisidir. Papalıktan feyz alan İtalyan şehir devletleri üst düzey bir diplomasi yürütür. Güçlü devletler arasında filler arasında ezilen çim durumuna gelmek istemeyen devletlerin güçlüye dair siyasi tavırları diplomasiye ders olacak kadar başarılıdır. Aslında bu politik hareketlerin 4. Haçlı Seferi öncesi Lukas Notaras’ın söylediği “Konstantinopolis'te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim" sözüne gönderme olacak şekilde bir tavır olduğu görülmektedir. Benzer şekillerde Fransa’nın yanında Osmanlı tarafına geçen, ticari ilişkilerini önceleyen, hasım şehir devletine karşı güç elde etmek isteyen küçük feodaller Osmanlı tarafına geçmek ister. Ricci, bu manada bilinmeyenleri ortaya çıkarır. Hatta öyle ki Notaras’ın söylediği sözü gölgede bırakacak sözler okura ulaşır. Misal, 1508 yılında asılan bir isyancı “Rahiplerin yönetiminden ziyade Türklerin yönetimi iyidir” der. Yine Agnostino Vespucci (Floransalı Katip) 1501’de Machiavelli’ye yazdığı bir mektupta “Türklerin gerekli olduğunu” söyler. Eser bu açıdan Türk korkusundan ziyade Kilise korkusunun daha baskın olduğunu kanıtlar.

Her şeyden öte Türk tarihine olan bilinen bakış açısının tersini görmek açısından eserin önemli bir işlevi vardır. Aslında Türk tarih anlatısında karşı tarafa ilişkin tespitler çok azdır. Araştırmacılarımız düşman cephesinin içinde gezmeden, Türk’e Türk’ü anlatır. Ama Ricci, tüm yönleriyle karşı taraftan sözü alır. Bu nedenle tarihimizin iki kutuplu anlatısı birbirini tamamlamış olur. Misal Cem- 2. Bayezid çekişmesinin akisleri eserde bulunabilir. Bir anlaşılıp bir savaşılan Venedik’in siyasi oyunları fark edilir. Kanuni devrinde Fransa- Osmanlı birlikteliğini ortaya çıkaran etmenlerin geri planı anlaşılır. Bütün bunlar hakkında İtalyan şehir devletleri eşine az rastlanır tüyoları verir.

Eser en kıymetli tezini son bölümünde verir. Aslında bu tip bir eserde bu şekilde bir tezin ortaya çıkması şaşırtıcıdır. Ricci, Huntington’ın meşhur medeniyetler çatışması tezinin tarihi açıdan sağlam olmadığını öne sürer. Zira eserinde ortaya çıkan gerçekler, dini ve kültürel açıdan cepheleşen Doğu ve Batı’nın tam tersine hareket ettiği lehinedir. Ricci’nin incelediği 15 ve 16. yüzyıllarda din; tam manasıyla çatışma için bayrağı altına girilecek bir olgu değildir. Ayrıca bölgesel etkinlik açısından Akdeniz, çatışma teorisine güçlü bir karşıt alternatif oluşturmaktadır. İlerleyen satırlarda Akdeniz’in kaynaştırıcı yönünü vurgulayan yazarın görüşü ciddi manada çarpıcıdır. Akdeniz’i hep bölen hem birleştiren bir deniz olarak vurgulayan Ricci’nin sözleri eserinin özeti verirken, Huntington’ın yanılgısını gösterir mahiyettedir: “ Medeniyetler çatışmasını çoğunlukla savaşa odaklı olmasından değil de keskin sınırları çizdiği için eleştirdik. Topladığımız hikayelerin kendileri de bir çatışma hikayesidir ancak Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki kesin ayrıma saygı duymaktan ziyade bu hikayeler daha karmaşık ittifakları ve karışıklıkları çıkarır.”
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir