Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduğum bu şiirlerin daha çok kadim olana yönlendiren bir cihette olduğunu söyleyebilirim. Daha çok ölüm ile birlikte ilahî aşk üzerine yoğunlaşıldığını görmekteyiz. Bu durum daha çok hayatı, aşkı ve ölümü kavrama çabasıyla yol almaktadır. İlahî aşkın yoğunluğu ve sufî duyarlılığı böyle olsa gerek. İslamî hassasiyetlerle işlenmiş şiirlerde bir murabıt hassasiyeti gözetilmiş daha çok. Hikâyelerimizin çok ağır geçtiği bu zamanlarımızda ve bu coğrafyamızda bunun gibi şiirlerle bir bilinç taşıyıcılığı yapılmaktadır. Dertleri ortak olanların beklentileri de reçeteleri de ortak oluyor bir yerde ne de olsa. Toplumcu gerçekçi tanımlamasının yanında Müslümanca bir duyarlılık ve dini hassasiyet boyut tam da böyle olsa gerek. Öz olarak manevi, metafizik bir iletiyle lirizmin kaynaştırıldığı güzel şiirler okudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çakırdikeni adamın bacağını köpek gibi kapar. İşte o tarlada çift sürerim. Abdi Ağa beni her gün döve döve öldürür. Dün sabahleyin gene dövdü beni. Her yanım döküldü. Ben de kaçtım oradan...
İnce Memed dönemin toplumsal hareketlerini ve baskı mekanizmalarını tartışabilmek açısından en zengin kaynaklardan biridir. Eğitimsizliğin ve ekonomik yetersizliğin betimlenmesi, bölgenin kültürel gerçekliğini önemli ölçüde ortaya koymaktadır. Zamanın köy insanı yaşadığı köyü bütün dünyaya kapalı bir ülke gibi görüp, köyün ağasını dünyanın sahibi gibi düşünür, korkardı. Ne de olsa köy küçük, sohbet edebildiğin üç beş insan da yine aynı dar kültüre maruz kalmış. Gazete, dergi, televizyon hak getire... Ufkunu genişletebileceğin bir örnek olmamasının yanı sıra, kendini gerçekleştirebileceğin bir ortam da yoktur. Hal böyle olunca cehalete karşı çaresizlik diz boyudur. Yani uyanık, bencil ve zengin toprak ağasının eziyeti için tüm koşullar müsaittir.

Dikenlidüzü köyünde yaşayan Memed, uzun süre Abdi Ağa’nın zulmüne maruz kalır. Dayanamayarak köyden kaçar ve dağlara sığınarak eşkıya olur. İşte Memed ne zaman köyden kaçar dağları evi sayar, o zaman düşünür taşınır hakkını savunmanın yollarını arar. Efsaneleşeceği savaşlar açar. Bu savaşta sadece silahını kullanmaz, aslında en büyük savunma şekli cehalete karşı kullandığı ince zekasıdır. Gel zaman git zaman, Memed'in derdi dağları aşar ve çok şeyler yaşanır. Küçük yerde haberler iyisiyle kötüsüyle çabucak yayılır. Memed de bir halk kahramanı gibi yaptığı hamlelerle köylünün gözünü iyiden iyiye açmaya başlar. İnce Memed, destanlaşan bir eşkıyadır. Cesur, zeki ve adaletli bir karakterdir. Dolayısıyla okuyucuya güçlü ve zalimin karşısında pes edilmemesi gerektiğini, haklarını önünde sonunda alabileceklerini güdüler.

Yaşar Kemal’in tasvirleri, akıcı ve yalın dili, güçlü karakterleri ve karakterler arasındaki diyaloglar fazlasıyla samimidir. O kadar bizden, evimizden, mahallemizdendir ki özellikle köylüler iyi, saf, temiz kalpli, emeği sömürülen insanların yoksulluğu ve çaresizliği tüm gerçekliği ile aktarılır. Diğer yandan da zamanla ilerleme kaydederek ve yine de çekinerek, yavaş yavaş ağaya başkaldırmaya, hakkını istemeye yani bir nevi gözlerini açmaya başlayan köylüyü gözler önüne serer.

İnce Memed, toplumsal alanda yaşanan adaletsizliklerden, eşitsizliklerden, törelerden beslenmekte ve aynı zamanda bu durumların nasıl üstesinden gelinebileceğine dair efsanevi bir karakter sunmaktadır. Çaresizliğe karşı en büyük çarenin özgür irade ve boyun eğmeme olduğunu anlatır. Romanda konuşmaların doğallığı, yöreyi anlatırken yapılan coğrafi betimlemeler günlük Türk kültürünü naklen aktarır. Bence zamanla dönüp tekrar okunacak kadar keyifli ve dokunaklı bir seridir. Bizleri okuyucu tarafımızdan tutup, gerçekliğin merkezine bir zaman makinesindeymişçesine yaşattıran Yaşar Kemal'e saygılarımla...
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  13
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dino Buzatti'nin kaleminden çıkıp okuduğum ilk eseri. Açıkcası nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Zira kitabı okuduğum süre boyunca ciddi bir şekilde etkilenmedim desem yalan söylemiş olurum. Beklentimi aştı ve beni büyüledi. Esasında romanın bana "neyi, nasıl?" hissettirdiğini ifade edemeyeceğim. Kitabı tedarik edip okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle kitap okumayı yeni alışkanlık edinmek isteyen herkesin bir çırpıda okuyup bitirebileceği son derece kaliteli ve yalın anlatıma sahip okuması son derece zevkli olan bir roman.
Yanıtla
9
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fıkıh ilmi şüphesiz İslami İlimlerin en önemlilerinden biridir. Fıkıh, yaşayan hayatla ilgilenir ve İslam toplumunda ki bilgi seviyesi en düşük olan müslüman bile gündelik hayatında bu ilme ihtiyaç duyar. Fıkıhta uzmanlaşmak içinse bu ilmin usulünü bilmek gerekir. Fahrettin Atar hocamızın bu eseri fıkıh usulünün temel konularını çok güzel bir şekilde öğreten muhteşem bir eser. Ancak şunu söylemeliyim ki eğer ilk defa bu alanla alakalı eser okuyacaksanız veya alanla alakalı hiç bir temel bilginiz yoksa bu eseri tavsiye etmem. Bunun yerine giriş seviyesinde 150-200 sayfalık bir fıkıh usulü eseri okumanızı daha sonra bu eseri okumanızı tavsiye ederim. Çünkü alanla alakalı hiç bilgisi olmayan bir kişiye bu eser ağır gelir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hiçkuşu, taşkın sel suyu gibi akan bir dile sahip öykülerden oluşuyor. Öyle ki farklı biçim kullanımları nedeniyle bu öyküleri okumak dikkat gerektirse de dilin akışına kapılıp gidiyorsunuz. Hem dil kullanımı hem de biçime yer verişiyle Sevim Burak ve Ali Teoman çizgisinde ilerleyen bir anlatım söz konusu. Sevim Burak ve Ali Teoman isimlerini zikrettim ama onlara göre meselesini daha belirgin ifade eden bir yazarla karşı karşıyayız. Fakat bu durum her öykü için de geçerli değil. İmge üzerinden ilerleyen öyküleri de görüyoruz. Kitap dört bölüm üzerinden kurgulanmış ve her bölümün kendine göre bir matematiği mevcut. Mesela son bölüm olan "Masal" kısmında dilin masalsı bir anlatıma büründüğünü ve öykü boylarının kısaldığını görebiliyoruz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman sanki daha kapsamlı ve uzunmuş da sansür kurulundan geçince kırpılmış gibi veya sanki daha çok detay ve tahlil içeriyormuş da sadeleşme adına bazı bölümleri sonradan çıkarılmış yahut yazar bazı yerlerde yazmaktan sıkılmış da geçiştirivermiş, çalakalem, aceleyle ve zoraki tamamlamaya çalışmış gibi hissettirdi, ancak elbette bunlar benim tamamen öznel izlenimlerim. Dönemin Rus toplumu ve yaşantısına, siyasi, ekonomik, entelektüel dünyasına ilişkin atmosferine ilgi duyanlar açısından şüphesiz okunması elzem bir Gorki klasiğidir. Eser, birbirinin devamı üç kuşağın yaşam hikâyesi etrafında cereyan eden olayları bizlere aktarırken kendi yaşam döngümüzü de gözlemleyip kıyaslamak, hayatı sorgulamak, akan zamanı durdurup yakın mercek altında irdelemek, nerden gelip nereye gittiğimize, gideceğimize kafa yormak bakımından anlamlı ve önemli imkân sunuyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Yapay Zeka Değerlendirmesi Bu yorum, Yapay Zeka tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gece Yarısı Umuda Yürümek...
Matt Haig tarafından yazılmış ve yaşamda karşılaşılan seçimlerin önemini ve hayatımızı başka bir şekilde yaşama fırsatlarını keşfetmeyi anlatan bir roman.

Temel olarak hayatın anlamını, pişmanlıkları ve seçimlerin sonuçlarını keşfetmenin önemini ele alır. Kitap, çok etkileyici bir konuya sahiptir ve yaşamın anlamı, kayıp, ikinci şanslar gibi evrensel temaları ele almaktadır. Matt Haig, karakterleri gerçekçi ve duygusal olarak yazmayı başarır, bu nedenle okuyucuların kendilerine bağlanmalarını sağlar. Ayrıca, her bir alternatif hayatın kendine özgü bir hikayesi olduğu için roman oldukça ilgi çekicidir. Yazar, okuyuculara hayatlarındaki tercihlerin sonuçlarını düşünme fırsatı verirken, aynı zamanda umut ve ikinci şanslar hakkında da düşündürür.
Nora, bu kitapları ve gerçekleşen veya gerçekleşmeyen seçimlerin sonuçlarını keşfederken, kendi hayatının değerini ve pişmanlıklarıyla yüzleşmeyi öğrenir. Bu durum onun algılarını ve perspektifini değiştirirken, gelecek hakkında yeni bir umut verir.

Roman, yaşamın amaçlarına, seçimlerin sonuçlarına, pişmanlıklara ve ikinci şanslara odaklanan bir roman olduğu için özellikle yaşamın anlamını sorgulayan okuyucular için uygun bir seçimdir. Genel olarak, herkesin hayatın anlamı ve kendini keşfetme konularında bir şeyler bulabileceği bir kitaptır. "Gece Yarısı Kütüphanesi", sürükleyici bir kurguyla yazılmış olmasına rağmen, aynı zamanda düşündürücü ve duygusal bir okuma deneyimi sunar. Kitap, umut dolu bir mesaj verirken, yaşamda yapabileceğimiz değişikliklerin gücünü anlatır. Bu nedenle, okur için ilgi çekici bir seçenek olabilir.
10
8
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Suyun azalması ve medeniyetlerin değişmesiyle Susuz Çağ Medeniyetleri kuruldu. Medeniyetler 5'e ayrıldı herkes kendi sınırlarını yüksek duvarlarla ördü ve diğer medeniyetlerle ilişkilerini kesti.

200 yıl böyle yaşadılar ama suları yine tükeniyordu ormanda beliren bir çiçek 5 ırmağın adını taşıyan 5 çocukla akarsularla şelalelerin olduğu Arkadia'da amansız bir macera başlar. 5 çocuk yani Meriç, Göksu, Aras, Dicle ve Fırat medeniyetlerini yeniden suya kavuşturabilecek mi ?

Eser bize suyun ne kadar önemli olduğunu anlatıyor ve akıcı bir eser okumanızı tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ülkemizde belli bir süredir organize edilen Genel Türk Tarihi Çalıştaylarının IV.nün sonucunda hazırlanan bu kitapta 27 çalışma bulunmaktadır. Çalışma Prof. Dr. Orhan Doğan’ın ve Doç. Dr. Hikmet Demirci’nin editörlüğünde hazırlanmış.

Bu çalıştayda ve eserdeki önemli bir husus bulunmaktadır: “vefa”. Son yıllarda kaybettiğimiz Genel Türk Tarihçilerinden Mustafa Kafalı, Salim Cöhce, Abdülkadir Donuk ve benim de hocam olan Enver Konukçu’nun hayatları ve çalışmalarını anlatan birer bölüm yazılarak güzel bir vefa örneğidir. Bölümleri kaleme alan hocalarımızı tebrik ederken vefat eden değerli hocalarımızı rahmetle ve özlemle anıyorum.

Genel Türk Tarihinin güncel sorunlarının ele alındığı çalıştaydaki çalışmaların okuyucuya bu şekilde bir başucu kaynağı olarak sunan @selengeyayinevi ‘ne ayrıca teşekkür ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı" Konusunda Önemli Bir Başvuru Kaynağı...
Kıymetli okurlara yorumu sunmadan önce, yorumlama maksadıyla ele almış olduğumuz kitabın yazarını kısaca tanımakta fayda görüyorum: Vasiliy Dmitriyeviç Smirnov, 1846 yılında Astarhan’ın “Biryuçaya Kosa” köyünde dünyaya geldi. Babasının Ortodoks bir din adamı olması, onu Astarhan ve Perm’deki ruhban okullarına, ardından 1865’te Petersburg Ruhban Akademisi’nde yüksek teoloji eğitimi almaya yöneltti. Kısa bir zaman sonra, Petersburg Üniversitesi’nde Doğu Dilleri Fakültesi’nde öğrenim görmeye başladı. 1871 yılında Arap, Fars ve Türk dilleri bölümlerinden mezun olarak eğitimini tamamladı. Ayrıca, doğduğu bölgede Türkçe konuşan insanların yoğunluklu olması, onun Türkoloji çalışmalarına yatkınlığının önemli bir tesiriydi. Parlak bir akademik kariyere sahipti. Çağdaşları tarafından önemli bir Osmanlı Tarihçisi ve Türkolog olarak anıldı. Smirnov, 25 Mayıs 1922 tarihinde Petersburg’da öldü.

Ele almış olduğumuz bu eser, Smirnov’un 1887 yılında tamamladığı “XVIII. Yüzyılın Başına Kadar Osmanlı Hakimiyetinde Kırım Hanlığı” adlı çalışmasıdır. Ahsen Batur’un çevirisiyle 2016 yılında dilimize kazandırılmıştır. Smirnov’un bu eseri, okurların Kırım Hanlığı hakkında ilgi gösterdiği başvuru kitaplarından biri olarak listelerde yer alır. Görüntü itibariyle epey hacimli olan bu eser, aynı hacmi içeriğinde de sunuyor. Nitekim Kırım Hanlığının oluşum sürecinden başlayarak Osmanlı idaresine geçişi ve ardından Rusya tarafından ilhak edilişine kadar olan dönemi ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Yazıldığı dönem itibarıyla, bu konu üzerine Ruşça dilinde kaleme alınan en kapsamlı eser olması, bu çalışmayı literatürde de ayrıca değerli kılıyor. Kırım bölgesinin genel özelliklerinin tanıtıldığı bir giriş bölümü ile Kırım bölgesinin tarihsel gelişimine de geniş bir girizgah yapıldığı görülmektedir. Böylelikle okuyucunun hafızasına Kırım’ın genel bir tasviri yerleştirilmiş oluyor. Eserin ilk bölümüne gelindiğinde, Türk halklarının Kırım’a geliş süreci ile Kırım’da bir hanlığın kurulmasına kadar olan süreç derinlikli bir şekilde ele alınıyor. Hatta Kırım sözcüğünün kökeni meselesine de bu bölümde değinildiği görülmektedir. Bu bölümde Smirnov, “(…) Ancak tarihi-coğrafya sahasında onların da sahip oldukları bilgiler muğlaklık açısından diğerlerinden farklı değildir. Yine de Osmanlı Türklerinin verdikleri bilgileri küçümseyemeyiz. Eğer muahhar Türk tarihçi ve coğrafyacıları kendi zamanlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun bir vassalı durumundaki Kırım Hanlığının toprak mesahası hakkında tam bir malumata sahip değilseler, kendilerinden önce bu topraklarda bulunan ve burada yaşayan Tatarlarla tanışan Selçukluların çok fazla bir şey bilmemelerine şaşılacak bir şey yoktur.” (s.60) ifadesiyle dönemin Osmanlı tarihçilerine bir tenkitte bulunuyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise, Hanlığın kuruluşunun ardından yaşanan iç bunalımlar ve çevresiyle kurulan siyasi temaslarına da değiniyor. Özellikle de Osmanlı İmparatorluğu ile olan temaslarını iyi bir şekilde işliyor. Böylelikle Hanlığın Osmanlı İmparatorluğu ile arasındaki ilişkilerin olumlu ve olumsuz taraflarını iki ayrı pencereden yansıttığı anlaşılmaktadır. Kırım’da bulunan siyasi oluşumların akıbetinin tamamıyla Konstantinopolis’teki gelişmelere bağlı olduğu vurgusu, Kırım’ın Osmanlı İmparatorluğu ile kurduğu temasların derinliğini açık bir şekilde aktarmaktadır. Konstantinopolis’te yaşanan siyasi değişimlerin yankılarının aynı şiddetle Kırım’da hissedildiği anlaşılıyor. Esas itibariyle Kırım’ın varlığı boyunca yaşanan sarsıntılı siyasi atmosfer, bağımsızlığının önündeki en büyük engeldi. Nitekim bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge hakimiyetinin zayıflaması ve aynı süreçte Rusya’nın Kırım’ı kontrol etmek amacıyla baskılarını artırmaya başladığı o yoğun dönemi, zamanın tarihçilerinin değerlendirmelerine de yer vererek okuyucunun zihninde bütün ayrıntılarıyla resmediyor. Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Kırım’ın kontrolü üzerine bir dizi savaş yaşanmaya başladı. 1774’te, Osmanlı İmparatorluğu ile Ruslar arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ı tamamen Rus etkisine bırakmasını önceliyordu. Bu antlaşma, Kırım’ın Osmanlı idaresinden çıkışında önemli bir dönemeç olarak görülüyordu. Smirnov’a göre, Kırım meselesi baştan beri Şahin Giray’ın hatalarından kaynaklanıyordu ve yerli halkın ona karşı takınmış olduğu olumsuz tavır da bu süreci hızlandıran en kritik nedendi. Eserin son bölümünde de Kırım’ın Rus kontrolü altına giriş sürecini ele almasının ardından Giray ailesinin akıbetine yer vererek cümlelerine son veriyor.

Eserin dili, okuma süreci boyunca keyif veren bir akıcılığa sahipti. Ayrıca bölümler arasında verilen Kırım ve Kırım Hanlarının görselleri de eserin zenginliğine zenginlik katıyor. Hacmine rağmen verilen her detay ile kaliteli bir okuma konforu sunuyor. İncelemeyi bahane ile, bu kitabın çevirisini üstlenerek kitaplığımıza katkı veren değerli Ahsen Batur’u minnet ve rahmetle anıyor; bir teşekkür ve tebriği de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na sunuyorum. Daha nicelerini yayınlaması dilekleriyle…
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir