Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Toros’ta Her Çalı Bir İnce Memed Olmuştur...
Yaşar Kemal, "İnce Memed" serisinin bu üçüncü kitabında destansı anlatımını devam ettiriyor. İnce Memed’in, ikinci cildin sonunda Ali Safa Bey’i öldürmesinin ardından bu ciltteki olayların akışı başlıyor. Bu ciltte şöyle bir farklılık var: Okur olarak İnce Memed’i kitabın neredeyse yarısına kadar görmüyoruz. Bu bir taraftan avantajken diğer taraftan bir dezavantaja dönüşüyor. Şöyle avantaj: Diğer ana karakterlerin hikâyesine daha çok değiniliyor ve daha derinlemesine inceleniyor o karakterler. Mesela romanın belki de ikinci önemli karakteri Murtaza Ağa’yı daha yakından tanıyoruz ki Murtaza Ağa’lı bölümleri oldukça ilgi çekici yazmış yazar. Şöyle diyor sanki Yaşar Kemal: Ben sadece bir karakter üzerine bir roman inşa etmedim, irili ufaklı rolleri olan karakterlerle bir destan inşa ettim. Dezavantaj ise şu bu durumla ilgili: Doğal olarak İnce Memed’li kısımlar daha merak ettirici ve daha akıcı oluyor. İnce Memed’in olmadığı kısımlar biraz daha durağan diyebiliriz. Öyle ki ben ilk yüz sayfayı çok zorlanarak okudum. Yüzüncü sayfadan sonra akıp gitti roman.

Okurlar arasında şöyle bir inanış var: “İnce Memed sadece ilk cilttir, diğerleri zorlamadır. Serinin kalitesi her ciltte biraz daha düşmüştür.” Ben bu inanışa çok katılmıyorum. Evet, ilk cilt çok iyiydi ama en azından bu üçüncü ciltte Yaşar Kemal ustalığını daha iyi konuşturmuş. Sadece merak unsurunu işe koşmamış aynı zamanda toplumsal bir roman yazmış Kemal. Hatta en çok bu ciltte yazarın dünya hakkındaki, adalet hakkındaki fikirlerini görüyoruz. Sadece fikirlerini karakterlere söyleterek okura yansıtmamış, onların davranışlarını da bu yönde oluşturmuş. İyiyle kötüyü, adaletle adaletsizliği, insanların çıkar için ne kadar alçalabileceğini net görüyoruz okur olarak.

Okur olarak şöyle bir sıkılganlığım oldu. Roman diğer iki cilde göre çok uzun. Yani Yaşar Kemal 629 sayfayı daha kısaltabilirdi. Bu biraz yoruyor okuru. Dördüncü cilt daha da uzun. Bu ciltler daha kısa olabilirdi. O zaman bence daha vurucu olurdu.

Ben birçoklarının aksine Yaşar Kemal’i Türkiye’nin en iyi romancısı olarak görmüyorum. Çok satmak en iyi olmak anlamına gelmiyor. Ama bu onun romanlarının niteliğine gölge düşürmez. Yaşar Kemal İnce Memed’i en iyi romanı olarak görmese de en bilinen romanı. Bu bilinirliği de hak ediyor bence.

Yanıtla
3
2
Destekliyorum  13
Bildir
Yapay Zeka Değerlendirmesi Bu yorum, Yapay Zeka tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çaresizlik ve dayanıklılığa yolculuk...
"Körlük", José Saramago'nun 1995 yılında yayımlanan ve 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen romanıdır. Roman, bir tür salgın hastalık olan beyaz ışığa karşı görme yetisini kaybeden insanların hikayesini anlatır.

"Körlük", insanların ve toplumun karanlık bir gelecekle nasıl başa çıktığını, insan doğasının ne kadar kırılgan olduğunu, güven, dayanışma ve insanlık değerlerinin ne kadar zorlanabileceğini konu edinir. Roman, aynı zamanda güç ve iktidarın nasıl kötüye kullanılabileceği, insanların kendi çıkarları uğruna nasıl başkalarının hayatını riske atabileceği gibi evrensel konuları da ele alır.

"Körlük", toplum, politika ve insan doğasıyla ilgilenen, derinlikli ve kapsamlı bir roman okumak isteyen okuyuculara hitap etmektedir. Roman, karanlık bir ortamda insanlığın nasıl ayakta durmaya çalıştığını, hangi zorluklar ve tehditlerle karşılaşıldığını anlatırken, okuyucuyu da düşündürür ve sorgulama fırsatı sunar.

José Saramago'nun yazım tekniği, diyalogsuz ve sınırsız bir akıcılıkta ilerleyen uzun cümleler ve paragraflar kullanarak karakterlerin düşüncelerini, duygularını ve olayları aktarmaktır. Roman boyunca tırnak işaretleri veya diyalog işaretlemeleri gibi geleneksel yazım kurallarına bağımlı olmaksızın karakterlerin sözlerini ve düşüncelerini birbirinden ayırt etmeden akıcı bir anlatım tekniği kullanılmıştır. Bu yazım tekniği, okuyucuya olayları ve düşünceleri daha organik bir şekilde deneyimleme imkanı sunar ve Saramago'nun kendi kendine soru sorma ve analitik bir üslup kullanmasını sağlar. Bu, romanın okunması sürecinde bazen biraz zorlayıcı olabilir, ancak aynı zamanda Saramago benzersiz ve etkileyici bir üslup sergilediği için dikkat çekici kılar.
24
7
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sabır Taşı ince hacimli ama granit gibi kitap. Ne zamandır baskısı yoktu, çıkmasını dört gözle bekliyordum. Daha önce filmini izlediğimden nasıl bir hikâyeyle karşılaşacağımı biliyordum. Filmler mi yoksa kitaplar mı denilince bu romanda da olduğu gibi galip her daim kitaplar. Afganistan'da yaşananların çarpıcı gerçekliğini şimdiki zaman dili ve gözlemci üçüncü şahıs anlatıcıyla geriye dönüş tekniğini de kullanarak anlatmış Rahimi. Delirmek ile yaşamın buzdan yüzü arasında sıkışıp kalan felçli kocasını kendi ifadesiyle bir sabır taşına dönüştüren kadının hikâyesi çok çarpıcı. Yakın zamanda kaybettiğimiz Volkan Yalçıntoklu'nun çevirisi de yazarın anlatım dili de harika. Kitap yalnızca 104 sayfa belki ama okura tokat üstüne tokat atıyor.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle yeni Müslüman olmuş biri olarak söylemeliyim ki kitaptaki delilleri gayet tatmin edici ve güzel buldum. Fakat bu kitabı okurken -özellikle gayrimüslimlerin- zihinlerinizde Kuran’ın değiştirilip değiştirilmediği konusunu kapatmak elzemdir. Bunu yapmak için Dr. Altay Cem Meriç’in Peygamberliğin İspatı kitabı ve Tayyar Altıkulaç’ın Mesahif-i Kadime isimli eserlerini evvelden okumanızı tavsiye ederim. Böylesi vesveselerin yahut kuruntuların önüne set çekmek için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Velhasıl her deist/agnostik/ateist dostların okumasını şiddetle tavsiye ettiğim bir eserdir. Allah razı olsun müellifinden..
Yanıtla
22
9
Destekliyorum  19
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Imparatorluğun Çöküşü
Yazarımız Falih Rıfkı Atay'ın kendi yaşamını konu aldığı "Zeytindağı" Osmanlı Devleti'nin son döneminde, subay göreviyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmesiyle anılarına başlar. Burada yaşamış olduğu olaylar ile Cumhuriyetin ilk dönemini, Osmanlı Devleti'nin nasıl birkaç kişinin elinde kukla olduğunu okuyucularına süper bir dille aktarır.

Yazarımız Zeytindağı'nda Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa'yı da anılarına katarak, onların tavırlarıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında düşüncelerini gözden geçirir.

Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açık ve net bir şekilde görebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz’da yaşamış oldukları olaylar ile bir dönem İmparatorluk olan Osmanlı Devleti yok olmaktadır.

Kitapta o dönem o kadar güzel anlatılıyor ki... Örneğin; Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı. (s. 84)

“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.” Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu.(s. 117)

Filistin topraklarının daha önceden alınmak istendiğinin kanıtı olan ve "100 Temel Eser" olarak bilinen bu eseri herkesin okumasını tavsiye ederim...

Şimdiden keyifli okumalar...
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı eşim alıp okudu, hatta imzalatmak için yazarının söyleşisine bile katıldı. Bu yılın ilk romanı olarak da okuyayım dedim, üç gün içinde de bitirdim. Yazar, kitabının sonunda yapılan kısa söyleşide kitabını 12 yılda tamamladığını söylüyor, ilk ve tek kitabı olan yazar bana göre tam 12'den vurmuş. Romanın baş kahramanı Ömer şahsında İstanbul'u, İstanbul'da yaşayan ama bodrum katlarda yaşamak zorunda kaldığı için İstanbul'u yaşayamayan insan hikayelerini yer yer duygusallığın ve hüznün sınırlarını zorlayarak anlatıyor. Edebi ve insan psikolojine ait ifadeler, tahliller çok güzel. Son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan biri. Roman sevenler kaçırmasın derim. Bu kitabın çoktan ikinci ve birçok baskı yapması gerekirdi, ama popüler olmak zaman istiyor demek ki. Yazarın ikinci kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tuğrul Efendi Hazretleri'nin (ks) fem-i muhsininden muhterem annelerimizi (ra) dinlemek ne büyük şeref, ne büyük nimet... Ahzâb suresi 6. ayete işaret ederek "annelerinin isimlerini bilen kaç kişi var aramızda" buyururlardı... Cehaletimizi ve miskinliğimizi tokat gibi yüzümüze çarpan bir cümleydi bu... Cehaletimizi, duyarsızlığımızı gidermeye vesile olacak bu nadide eseri defalarca okumalı, annelerimizi her şeyiyle bilmeli ve ahlaklarıyla ahlaklanmalıyız... Özellikle müslüman bir hanımın, kendisine rol model alacağı daha değerli kim olabilir?
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayallerinin peşinde olanlar...
"Fareler ve İnsanlar", yazıldığı dönemin ruhunu iyi yansıtan bir novella. Dönemin şartları, siyasi ruhu, kültürel ve sosyolojik çerçevesi arka planda başarılı işlenmiş. Bu başarının sırrı ise yazar Steinbeck'in 1930'lu yıllarda baş gösteren "Büyük Buhran" dönemini acı bir şekilde tecrübe etmesi.

Kitap, George ve Lennie adlı iki ana karakteriyle yol almaya başlıyor. George zayıf, çelimsiz ama zeki olan. Lennie ise kontrolsüz bir güce sahip ancak fevkalade akılsız. Bu iki yoldaşı bir arada tutan ise birbirlerine olan bağlılıkları. George'un zekiliği, Lennie'nin güçlü oluşu birbirlerini tamamlamaya yetiyor. Böylece daha rahat iş bulabiliyorlar fakat Lennie'nin kontrolsüz gücü çoğu zaman başlarına ciddi işler açıyor. Ve sürekli kaçmak zorunda kalıyorlar. Yalnızlık ve çaresizlikle sınanan bu ikili oldukça masum bir hayal peşinde. Kendilerine ait ufak bir toprak parçasına sahip olmak ve kimsenin boyunduruğu altında olmadan mutlu mesut yaşamak. Bu nedenle çalışmak zorundalar. Çalışmak için gittikleri son çiftlik onlar için bir nevi son durak. Ancak makus talih peşlerini bırakmıyor.

Yazarın simgesel anlatısı çok başarılı. Döneme dair ne varsa karakterleri üzerinden işlemiş. Toplumun üst ve alt tabaka olarak sınıflandırılmasını "Fareler ve İnsanlar" olarak simgelemiş. "Fareler" ezilen ve hor görülen kesim iken, "İnsanlar" kaymak tabakanın kişileri. Yazar bu başlıkla güzel bir ironiye imza atmış. Ayrıca ırkçılık, kadının metalaştırılması, gücün "zayıfın" üzerinde test edilmesi gibi bir takım göndermeler de kitabın gücünü sağlamlaştırmış.

Kısa ama etkili bir hikaye. Hedefi 12'den vuruyor.

İyi okumalar...
Yanıtla
15
0
Destekliyorum  7
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
22.yüzyılda geçen bilimkurgu-distopya türü romanda insana tıpatıp benzeyen, bilinç sahibi androidler insanların emrinde yaşamaktadır. Bilince sahip androidlerden birinin bir gün cinayet işlemesiyle konu yargıya taşınır.

Romanın genelinde bilinç sahibi yapay zekaya sahip robotların ne kadar canlı sayılabileceği ve yasalar önünde insanlarla aynı haklara sahip olup olamayacağı konusu tartışılıyor.

Tanrının yarattığı insanın özgür iradesi olup olmadığı ikilemi benzeri insanların yarattığı zeki ve bilinç sahibi android robotların kendi özgür iradelerinin olup olamayacağı konusu tartışılıyor.

Romanın bazı bölümlerindeki felsefi anlatımlar okumayı ağırlaştırsa da çok ilgi çekici ve aynı zamanda tedirgin edici bir konu olan "yapay zekanın insanlığın geleceğindeki yeri ne olacak?" Sorusuna cevap arayan güzel bir eser.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduğum ilk virüs, yayılan hastalık romanı. Dünyanın sonu geldi gibi görünen ilk kitabım. Oldukça başarılı buldum ve yazara çokça hayran kaldım. Zira 115 sene önce yazılan kitabın günümüz teknolojisini üç aşağı beş yukarı tahminlemesi, nüfus kalabalığını bilmesi, taşıtları ve iletişim araçlarını yakalaması, mikrop virüs gibi canlıların yaşam formlarının detaylı bilgisi beni çokça şaşırttı. Kitabı çokça beğendim. 2024 yılına Demir Ökçe ile başladım ve Kızıl Veba ile devam. Bu yıl Jack London yılı benim için.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir