Kelimeler Şehri
Ay bayıldım, bayıldım. İnsan kurgu okudukça, kurguya dair yazılmış nitelikli denemelerden de daha çok haz alır hale geliyor. Belki beş sene önce okusam tam anlayamayacağım akıl yürütmeler ve çıkarımlar barındıran, kısmen zor bir kitap "Kelimeler Şehri" ama dikkatini verip odaklanarak okuyacak bir okura muazzam bir bakış açısı sunuyor Alberto Manguel.
Çok fazla yerin altını çizdim, ancak şu alıntıyla başlayayım: "Bir uygarlık ve dili arasındaki ilişki simbiyotiktir: Belli türden bir toplum belli türden bir dili doğurur ve söz konusu dil de, karşılığında, söz konusu toplumun tahayyülünü ve tefekkürünü esinleyen, biçimlendiren ve daha sonra da aktaran hikâyeleri söyleyip yazdırır." Kitabın anlatmaya çalıştığı meselenin nüvesi bu aslında. Manguel, Massey Konferansı'nda yaptığı sunumunun kitaplaştırıldığı Kelimeler Şehri’nde, bir arada yaşamanın nasıl mümkün olacağına dair kafa yoruyor ve (arka kapaktan alıntılıyorum) "toplumlar arasındaki giderek artan tahammülsüzlüğe edebiyat cephesinden yaklaşarak, sorusunun cevabını toplum mühendisleri yerine yazarlar, şairler, sanatçılar ve hikâyelerin verebileceğini" söylüyor.
Bu eksende de insanlığımızın yazılı metinler tarihinden türlü örneklere başvurarak meramını anlatıyor; Gılgamış Destanı'ndan Don Kişot'a uzanan bir metinler bütünü üzerinden kafa yoruyor; dilin, kelimelerin, ortak anlatıların kudretini bize hatırlatıyor.
Dilin kimlikle ilişkisinden, dünyamızın geldiği noktada edebiyatın metalaşması meselesine dek geniş bir çerçevede, oldukça iyi yazılmış ve epey düşündürücü metinler bunlar. Günümüzün vahşi kapitalizminin çalışma dinamiklerini kitaplar üzerinden didiklediği denemesindeki şu çok sevdiğim paragrafla bitireyim bu değerlendirmeyi. Bu konular ilginizi çekiyorsa muhakkak okuyunuz bu kitabı.
"Tüketici dünyasında, Berkeley'in esse est percepi [var olmak algılanmaktır] aforizması bambaşka bir anlam kazandı. Algılanmak var olmanın temelindedir, ancak şeyler var olmaya gereksinim duydukları için değil, onlara gereksinim duyulduğu algısı sayesinde değer kazanırlar. Bu durumda, arzu tüketimin kaynağı değil nihai ürünü haline gelir."