Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tüylü Bir Şeydir Şu Yas
The Guardian bu kitap için “yürek parçalayan, derinlere işleyen bir kara mizah” demiş, kapakta öyle yazıyor. O kadar çok itirazım var ki. Yürek hiçbir şekilde parçalamadığı gibi derinlere işlemesi söz konusu bile değil; ve hatta bence bu bir kara mizah bile değil. Sayıklamalardan devşirilmiş bir metin sadece.

Tecrübe ettiğim için, konu yas olunca bana nüfuz etmek dünyanın en kolay şeyi olmasına rağmen neredeyse hiçbir duygu yaratamadı bu kitap bende. Ne kadar çok sevildiğini bildiğim için de şaşırdım, böyle olmasını beklemiyordum. Orijinal dilinde okumak gerekiyor olabilir, çünkü çevrilmesi çok zor olan o metinlerden biri, çok sayıda kelime ve ses oyunu var, bunların bir kısmının çeviride kaybolup anlamsızlaşmaması imkansız ama yine de - ben yazarın yöntemini sevmedim, dolayısıyla İngilizce okusam da çok farklı olmazdı sanıyorum.

Karısını kaybeden bir adam var. İngiliz şair Ted Hughes’a takıntılı, hatta ona dair bir kitap üzerinde çalışıyor bir yandan, dolayısıyla Hughes’a hakim olmak metinle ilişkilenmeyi kolaylaştırabilir. (Ben değilim, benim için o Sylvia Plath’ın kocası, ayıp belki biliyorum ama hiçbir zaman merak edemedim kendisini.) Neyse, kitaba dönüyorum, karısının kaybından sonra iki çocuğuyla bir biçimde hayata devam etmeye çalışıyor anlatıcımız ve yas bir karga suretinde kendisine görünüyor. Metnin kimi bölümleri babanın, kimileri çocukların, kimileri karganın ağzından yazılmış. Özellikle karga bölümlerini anlamak epey zor, dediğim gibi, sayıklamalar şeklinde ilerliyor.

Ortasından sonra anlatı biraz daha normalleşince biraz daha zevk aldım ama dediğim gibi, bu bir kara mizah değil. Ne “kara”sı kara yani acısı yeterince güçlü, ne “mizah”ı mizah zira güldüremedi beni hiç, hatta gülümsetmedi bile. Ben bu kadar postmoderne yokum valla, maalesef. Yaşlıyım herhalde artık böyle şeyler için? Öyle diyelim hadi.

Sevdiğim nadir pasajlardan birini de ekleyeyim bari, yetsin bu kadar: “Arkada bırakmak, bir kavram olarak aptal insanlar içindir çünkü aklı başında her insan, yasın uzun vadeli bir proje olduğunu bilir. Acele etmeyi reddediyorum. Üstümüze atılmış acıyı kimse ne yavaşlatsın ne hızlandırsın ne de düzeltsin.”
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mavi Sakal'ın Şatosu / Terra Alta Romanları 3
Terra Alta üçlemesi biter... Yine elimden bırakamadan, uykusuz ve nefessiz okudum. Bir yanımla üzgünüm, ama o bitmese ben bitecektim, onun da farkındayım.

İkinci kitabın bittiği yerden yaklaşık 10 yıl ileriye sarıyoruz, eski polis Melchor’un kızı Cosette artık bir genç kadın. Gittiği bir tatilden geri dönmüyor ve kahramanımız kızını aramaya başlıyor.

İlk iki kitaptaki gibi burada da “gizem”i baştan açık ediyor yazar, bir tür Harvey Weinstein ya da daha çok Jeffrey Epstein vakası gibi bir şeyin içinde buluyoruz kendimizi, zaten kitabın sonlarına doğru Me Too’ya açık açık referans veriyor. İyice emin oldum ki bu serinin meselesi para, güç, yozlaşma, sistemin içindeki görünmeyen şiddet mekânizmaları. Cercas burada da polisiyeyi derdini anlatmak için bir sahne olarak kullanıyor. Hatta buna polisiye bile diyemeyiz ama yine bir macera romanı sürükleyiciliğinde olduğu şüphesiz.

Ben bu kitaptaki baba-kız ilişkisini çok sevdim. En iyi baba-kız ilişkisinde bile nasıl bir kırılganlık olabileceğini, bir hayal kırıklığının nelere mal olabileceğini çok iyi anlatıyor yazar. Ha şurası kesin, Cercas’ın diğer kitaplarındaki gibi bir dil ustalığı, o derinlikte iç görüler yok bu seride, o açıdan Cercas’tan normalde aldığım lezzeti alamadım ama üçleme bittiğimde karşımda yanmış yıkılmış bir düzen ve her yönüyle fâş edilmiş bir çürüme belirdi ki zaten yazarın amaçladığı şey bence bu. Polisiye beklentisiyle okuyanlar bu açıdan hayal kırıklığına uğrayabilir ancak ben çok sevdim.

Cercas’ın kendisi yine anlatılanların romanını yazmış adam olarak kitapta yer buluyor, hatta Angosta ve Nisyan’ıyla tanıdığımız Kolombiyalı yazar Hector Abad Faciolince de bir karakter olarak beliriyor, yine gerçekle kurmacayı iç içe sokmuş, oynamış.

Serinin en zayıf kitabı bu belki (bazı hatalar da var maalesef; örneğin ölümünden sonra baba-kızın Vivales’in arkadaşları Campa ve Puig ile görüştüğünü öğreniyoruz girişte ama son bölümde “hiç görüşmemişlerdi” deniyor) ama bence güzel bir kapanış olmuş. Cercas şimdilik hikâyenin sonlandığını ama belki ileride bir dördüncü kitap yazabileceğini söylemişti bir röportajında. Yazsa da okusak. O zamana dek - hoşçakal Terra Alta.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kurtarma Mesafesi
Tekinsizlik – ama ne tekinsizlik. 100 sayfanın 100’ünü de tüylerim diken diken okudum, ne kadar güçlü bir metinmiş bu ya. Gündüz ve etrafımda insanlar varken değil gece tek başıma okusam muhtemelen devam edemezdim, öyle içine çekti, öyle dehşetli. David, Nina, Amanda ve Carla gözlerimde canlandı; vücutlarındaki yorgunluğu, gözlerindeki boşluğu hissettim. Yazarın paranormal gibi gözüken acayiplikleri ekolojik bir krize işaret etmek için kullanmış olması da çok ilginçti. Bu arada kitabı bana öneren arkadaşımla kitap bitince yaptığımız sohbetten öğrendim ki, Samanta Schweblin’in eğitimi sinema üzerineymiş, “bir metin nasıl bu kadar sinematografik olabilir, nasıl içine bunca çekebilir” sorumun cevabını da almış oldum böylece. Ezcümle bunu okuyunuz mutlaka. Kendisi basbayağı bir deneyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek
Tavares'le birkaç ay evvel Kudüs ile tanışmıştım; "Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek" ile yeniden buluştuk. Yaşayan Portekizli yazarlar arasında en çok konuşulanlardan biri kendisi, şöhreti boşa değil. (Yalnız şu "Portekizli Kafka" lafını kim ortaya attıysa çıksın ve "saçmalamışım, pişmanım, bunu unutabilir miyiz" desin lütfen ya. 1. Niye sürekli birilerinden lokal Kafkalar yaratmaya çalışıyoruz, kolay mı o iş o kadar? 2. Tavares müthiş bir yazar ama yazdıklarında Kafkaesk hiçbir şey yok yahu! Hispanik bir Kafkaesk tat arıyorsanız lütfen Samanta Schweblin'in "Ağızdaki Kuşlar" kitabındaki "Benavides’in Ağır Valizi" öyküsünü okuyun mesela ve Tavares'i rahat bırakın. Neyse, homurdanmam bu kadar.)

Evet, şöhreti boşa değil çünkü çok acayip yazıyor - ancak herkesin seveceği türde yazmadığı kesin. Ürkütücü, tekinsiz (bundan mı Kafkaesk diyorsunuz acaba? Yetmez yalnız. Eylülcüm tamam uzatma istersen), rahatsız edici şeyler yazıyor. Bir öykü anlatıyor Tavares ama anlatısını insanın karanlık dehlizlerine dair (bunu çift anlamlı kullanmak istiyorum, fiziksel dehlizlerimizi ve cinselliği de kast ediyorum ve tabii ruhumuzun dehlizleri) gözlem ve analizleriyle yoğuruyor. Dolayısıyla roman gibi ama değil gibi nev-i şahsına münhasır metinler çıkarıyor ortaya.

Müthiş bir karakterimiz var; cerrah Lenz Buchmann. Kendisinde sevilecek hiçbir yan yok ama ona dair okumaya doyamıyorsunuz. Başarılı, pırıltılı, toplumda çok sevilen birisi Buchmann. Oysaki güçle, ahlakla, adaletle, siyasetle, seksle ve kendisiyle ilişkisi toplumun genel kabullerinin çok dışında biri. Onun yükselişini ve çöküşünü okuyoruz kitap boyunca. Empati yoksunu, faşizmi içselleştirmiş bu tuhaf adamın eline güç geçince yaşadıkları ve onu kaybedince verdiği tepkileri muazzam analiz ediyor ve aktarıyor Tavares, muazzam.

Daha konuşurum, konuşmayayım. Şu alıntıyla bitireyim:

"Buchmann'ın arzuladığı kesinlikle buydu: Yasaları sadece kendisine uygulanabilen bir yasal sistemin taşıyıcısı olmak; ne uygar dünyaya ne de ilkel dünyaya ait bir ahlakın taşıyıcısı olmak; şehrin ahlakı olmayan, onun ailesinin ahlakı bile olmayan bir ahlak, üzerinde sadece ve sadece kendi isminin yazılı olduğu bir ahlak."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzaktan Aşk
Tatlış bir küçük kitap. Daha önce opera metni okumadığımdan (ve çok fazla opera izleme tecrübem de olmadığından) bazı yerleri tam hayal edemedim ama metin öyle poetik ki aldı beni içine. Maalouf’un bu masalsı dilini özlemişim, küçücükken Semerkant’ı ilk okuduğum ve aklımın çıktığı günlere gittim biraz. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tatar Çölü
Tarafıma yüzlerce kez önerilen Tatar Çölü’nü okumamış olma utancından sonunda kurtuldum, şükürler olsun. Ayrıca sonunda bir Dino Buzzati kitabı da okumuş oldum böylece, bunca zamandır çok kereler niyet edip bir türlü tanışamadığım bir yazardı kendisi.

Sahiden - ne kitap. Ne kadar atmosferik her şeyden önce. Okurken insanı içine alıp üzerine kapanan kitaplar oluyor ya, işte tam olarak onlardan biri Tatar Çölü; Bastiani Kalesi’nin kapıları üzerinize kapanıyor ve kalenin içinde kalakalıyorsunuz. Ve fakat tıpkı baş karakterimiz Giovanni Drogo gibi, o kalede olmak bir tür tekinsizlik hissiyle beraber tuhaf bir konfor da yaratıyor. Kitaptan (ve dolayısıyla kaleden) çıkmak istemiyor insan, orada bulunmanızın bir amacı olduğuna, o uçsuz bucaksız çölden Tatarların bir gün mutlaka geleceğine inandırıyor yazar sizi, tuhaf, hayata bağlarken aynı anda tüketen o umut duygusuna ortak etmeyi müthiş şekilde başarıyor.

Giovanni Drogo’nun ilk görev yeri olarak atandığı Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kales bir alegori şüphesiz, zira kale hayatın ta kendisi. Hayat da zaten beklerken, umut ederken, rutinin güvenceli kollarına kendimizi bırakırken; anlamın, anlamlı olanın gelip bizi bulabileceği inancıyla dururken içinden çıkamadığımız o şey değil mi?

Sanki sürekli aktif bir eylemmiş gibi düşündüğümüz beklemenin pasif olanına dair epeyce düşündüren bir kitap bu. Beklemek aslında yaşamanın temel bir parçası ve aslında pasif olarak sürekli, durmaksızın bir şeyleri bekliyoruz, yaşamak sıklıkla koca bir bekleme hali ve işte günün birinde Drogo gibi kendi gençliğimize benzeyen biriyle karşılaşınca beklerken yaşlandığımızın farkına varıyoruz.

İnsanın anlam arayışına, yalnızlığın dinamiklerine, yaşlanmaya, zamanla kurduğumuz ilişkinin ve beklemenin tuzaklarına, umuda dair nefis bir metin Tatar Çölü.

Ve son olarak: böyle ilk roman mı olur Allah aşkına ya? İnsanın ilk yazdığı şey nasıl bu olabilir? Gücünü yalınlığından alan böyle bir dili oturtmak için insanın pişmesi, olması gerekmez mi? Vallahi çok etkilendim.
Yanıtla
2
4
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Arkada Yaylılar Çalıyor
Tanıdığım insanların kitaplarını okumaktan genelde kaçıyorum yahut okusam da gizliyorum çünkü genelde adil olayım derken fazla acımasız olduğumu fark ediyorum, bu ikircikli pozisyon beni zorluyor. Melikşah Altuntaş’ın kitabından da aynı nedenlerle aylarca kaçtım ancak kendisini programda ağırlayacağım netleşince tamam dedim, hadi.

Okudum ve sonra yorumlara baktım, fena halde şaşırdığımı söylemek istiyorum. Acaba memleketimiz okurları hala bolca taşra anlatısı içeren, büyük aforizmalarla dolu, yüksek perdeden konuşan metinler mi istiyor, bu kitaba yöneltilen acımasız eleştirileri ancak bununla açıklayabiliyorum.

Şu kitap sahiden hiçbir duygu yaratmamış olabilir mi ya sizde, gerçekten mi? Teknik açıdan eleştirilecek şeyler olabilir, kimi öykülerin çatısını zayıf, kimini ham bulabilirsiniz ama büyük hayranlık duyduğum kimi yazarların ilk kitaplarını düşününce bunu yapmanın da haksızlık olacağı sonucuna varıyorum.

Ben Melikşah’ın iddiasız ama şefkatli dilini, kendini okurun önünde soyma kabiliyetini ve cesaretini, “şey”lerin, “an”ların izini sürüp onları deşerek onlardan öyküler üretebilmesini çok sevdim. “Hep kendinden bahsediyor gibi” diyenlere de hayatta özkurmaca diye bir şey olduğunu, hatta epey yakın zamanda bir kadının sadece bunu yaparak Nobel edebiyat ödülü aldığını ve kimin olduğu meçhul ama meşhur “her ilk kitap biraz otobiyografiktir” şiarını hatırlatmak isterim.

Bu kitabın şehirliliğini, nedense küçük görmeye teşne olduğumuz şehirli dertlerini de ayrıca çok sevdim. İnsanların artık kentten köye göç ettiği bir dönemde hala köyden kente göç ve taşranın sıkıntıları ekseninde yazmayı ve düşünmeyi bıraksak, şehirli insanların süssüz ama son derece yaygın meselelerine dair kalem oynatsak bence hiç fena olmayacak.

Kızgın Şeyler Altında ve Cinnet Faili öyküleri özellikle çok iyi, Cinnet Faili bence Melikşah’ın öz olmayan geleneksel kurmacaya da çok yatkın olduğunu gösteriyor, umarım öyle şeyler de yazar da okuyabiliriz.

Biraz eleştirilerin eleştirisi gibi oldu ama yazılanlardan sonra kendimi tutamadım artık. Yukarıda söylediğim sebeple resmen açığını arayarak okumama rağmen çok sevdim ben. İşte böyle.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kesişen Yazgılar Şatosu
Tam bir Calvino manyaklığı bu kitap, onun kadar iyi olmasa da yer yer Görünmez Kentler’i anımsattı. Konuşma yetisini yitirmiş bir grup insan ıssız bir ormanın içindeki şatoda bir gece bir masanın etrafına oturup birbirlerine öykülerini Tarot kartlarıyla anlatıyorlar. Hepsi öyküsünü anlattıkça masadaki kartlar bir başka biçem oluşturup bir başka büyük öykü anlatır oluyor, hepsinin yolu birbirine bağlanıyor, aynı kartlar her öyküde farklı bir şey söylüyor. Tarot destelerini didik didik ederek yazmış Calvino bu öyküleri, boşuna “manyaklık” demiyorum. Yine edebiyatı eğip büken, okuru anlatıya şekil vermeye davet eden, son derece özgün bir deneme. Vallahi seviyoruz. “Kenti yaşamanın suçlu bir biçimi vardır: Yırtıcı hayvanın koşullarını kabul edip yesin diye çocuklarımızı önüne atmak. Yalnızlığı yaşamanın suçlu bir biçimi vardır: Pençesine diken battığı için vahşi hayvanın zararsız hale geldiğini sanıp keyfine bakmak.”
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Prensin Ölümü & Şeytanın Saati
Tam bir "meraklısına" kitabı bu; benim gibi "Pessoa, daha çok Pessoa, biraz daha Pessoa, yetmez bu kadar Pessoa" diyorsanız göz atabilirsiniz ama tabii tüm bunlar Huzursuzluğun Kitabı'nı hatmettikten sonra yapılmalı.

Kitabın çevirmeni Işık Ergüden'in Pessoa'ya hakimiyetine büyük hayranlık duyuyorum, daha önce de dile getirdim. Özellikle kendisinin "Pessoa, Pessoa'yı Anlatıyor" derlemesi bence muazzamdır. Prensin Ölümü & Şeytanın Saati adlı bu kitap da, yazarın pek çok eseri gibi ölümünün ardından keşfedilmiş iki diyalog-metnini bir araya getiriyor.

Epey enteresanlar, özellikle Presin Ölümü metnindeki kişiler sürekli kimlik değiştiriyor, epey felsefik bir konuşma okuyoruz ve fakat bir yandan da o kadar dinamik akıyor ki, açıkçası daha önce okuduğum pek bir şeye benzemiyordu. Tahakküm, günah, kötülük, kudret, aşk, arzu ve deliliğe dair epeyce zengin ve bir yandan da insanın elinden kayıverecekmiş gibi gözüken metinler bunlar. Ve tabii Pessoa'nın muazzam bilgeliği kitabın her satırına sinmiş durumda. Şu pasajı şuraya bırakıp bitireyim, bence epeyce fikir verecektir.

"Her gördüğümüz biziz, her sevdiğimiz biziz. Annen de baban da sensin, eşin sensin, öz evlatların yine sensin. Arzuladığın ve sevdiğin şey senin arzunun bedeninden başkası değil, bu beden topraktan değil, toprağın ruhundan çekilip çıkarıldı; zamanın kilinden degil, sevgilerin mütevazı killi kumundan çıkarıldı. Sadece sevmediğimizi terk ediyor olsaydık, korktukları şeyden kaçan ve istemedikleri şeyi bırakan kırlardaki hayvanlardan daha fazla ne isterdik Görünmezin karşısında? Öldürün arzuyu, çarmıha gerin aşkı; gerin ki dünyadan feragat edişinin üçüncü gününde göğe yükselsin ve Görünmezin ilk dirilişinde sağına geçip otursun. Her bağ bir hapishane, her ev bir zindan. Havari, dar yola gir! Kendini yitirmeye çalış ki kendini bulasın, kendin olabilmek için feragat et kendinden; aydınlığa kavuşabilmek için dal karanlığa. Her şey birbirinin zıddı. Gölge kuşatıyor bizi. Yat uyu, dünya yanılsaması üzerine."
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşk Romanları Okuyan İhtiyar
Tam benlik bir kitaptı bu, büyülü gerçekçiliği niye bunca sevdiğimi hatırlatan türden. Küçücük, dolu dolu. Bence çok sıkı bir sömürgecilik eleştirisi, insanın doğayla bitmek bilmeyen kavgasını, aslında ne biçim barbarlar olduğumuzu çok nefis anlatıyor. Aşkı ve dünyayı romanlardan öğrenmeye çalışan Antonio Jose Bolivar’ın öyküsü Bir yandan çok naif, bir yandan çok sertti. Çok sevdim. Sepulveda ile yolculuk etmeye devam edeceğim kesin. “Gök gürültüsünü kimse zapt edemez. Terk anında kimse ötekinin semasını sahiplenemez.”
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir