Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çevirmen, notlarının detayları ve sesli düşünür tarzdaki üslûbu sayesinde okur ile olabilecek en ileri düzey iletişimi sağlarken çeviriye de boyut atlatmıştır. Kitap yazarın yaşam serüvenini kendi elinden ve içkicilik ekseninden sapmadan alkol merkezli olarak anlatıyor, diğer bir deyişle alkol tüketimini yaşamının ışığı altında analiz edip özeleştirisini de yaparken olması gerekenler konusunda temennilerde bulunmaktan da geri durmuyor. Sonuç olarak da hayatına erken başlayıp konsantre, hızlı ve maceralı yaşıyor, çabuk tüketiyor ve yine erken yaşta yaşama veda ediyor; bunu da "Yoğunluk ve süre, tıpkı ateş ve su gibi birbirinin kadim düşmanıdır. Birbirini yok ederler. Birlikte var olamazlar...Tüm cüretkâr maratonlarımızın bedelini öderiz." şeklinde formüle ediyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çeviri biraz ağdalı olmuş. genel olarak Hartmann ve Freudyen ekolden id ve egonun dışsal gerçekliğe ilişkin olarak çatışması üzerinden patolojiyi ele alırken ve bu kadar ilişkiselliğe, çatışmadan ziyade uyumun psikolojisine ve de toplumsal/kitlesel öğretilerin de aslında ne denli egonun uyum/uyumsuzluk becerisine ve sonuç olarak da patolojinin de bir yerde toplumsal/öğrenilen bir durum olduğuna kanaat getirmiş büyük üstad, çok beğendim. Freudyen gibi kişiyi ve patolojiyi bireyselliğinden çıkarıp aslında benliğin de ego gücünün de sosyal ve kolektif boyutta inşa edildiğini evrimsel temelli açıklamış.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Düşman Kardeşler Araplar ve Yahudiler
Tarih, bazen kavimler arasındaki kadim düşmanlıkları ve uzun husumetleri hikaye eder. Birbirlerine olan tutumlarıyla anlam kazanan ezeli mücadelelerin temsilcileri, taraf olmanın hırsı ve nefretin dinamiğiyle öylesine sarmalanmıştır ki sathi değerlendirmelerle olayların hakiki yönü anlaşılmaz. Aslında kalem ahlakının bilincinde olan yazar hakikat arayışındaki okurun derdine derman olur. Bazen yazanın fikrine, ırkına, dinine bakılmaz; çünkü gerçeğin hanesine yazılanlar pazar sergisindeki taze ürünler gibi parlar. Bu aşamadan sonra okur elediği bilgilerden açığa çıkan gerçeğin tarafına geçer.

Araplar ve Yahudiler de yukarda izah ettiğimiz şekilde günümüzde ezeli ebedi düşmanlar olarak bilinir. Aslında olayların kökenlerine inildikçe ele alınan vakıanın zamandan geriye doğru kademe kademe boyut değiştirdiği fark edilir. Zaten tarihe dar bir açıdan bakılırsa günümüzdeki olayların algılanması güçleşir. Bu nedenle yaşanan mücadeleler, çatışmalar ve dostluklar geniş bir bakış açısıyla zamana derinlemesine nüfuz eden yaklaşımla ele alınmalıdır. Ele alacağımız “Tarihte Araplar ve Yahudiler- İki İbrahim, İki Musa, İki Tevrat” ilk aşamada okurda bu hissi uyandırır.

Kitabı yazarın biyografisinden okumaya başlayanların eserin objektif bir bakış açısıyla yazılmadığını düşünmeleri olasıdır. Zira Dr. Ahmet Susa Iraklıdır ve Müslümandır. Yetişilen kültür ortamı ve dini yönelim gibi faktörler yazarın düşüncelerinin içine sindiğinden müellif tarafından savunulan düşünce çoğu zaman okur nazarında sathi değerlendirilerek itibarsızlaştırılır. Ahmet Susa da bunu tahmin etmiş olacak ki Arap-Yahudi ilişkilerinde kendi tezlerini güçlü dayanaklarla sunmaya çalışır. Hatta bazen tamamen Iraklı ve Müslüman değilmişçesine yorumlarına objektiflik katar.

Tabii Susa sadece tezlerini kanıtlamak amacını gütmez. Onun öncelikli amacı 17. yüzyıldan sonra hız kazanan oryantalist bakış açısıyla kaleme alınan Arap tarihlerinin karşısına yerli tarihçiler tarafından yazılan alternatif tarihleri koymaktır. Yani Batılıların sıklıkla taraflı emperyal bir duruşla kalem oynattıkları bir zeminde milletlerin kendi tarihlerini kendilerinin yazması gerekliğini vurgulayan Susa, Arap tarihinin gizli maksatların tahakkuk edilmesi uğruna kişisel siyasi yorumlarla dünyaya servis edilmesini istemez.

Aslında Susa eserinin girişinde mücadele etmek zorunda olduğu yapının gücünü kabul eder. Günümüzdeki Yahudi tezlerinin sahibi olan Siyonistlerin güçlü enformasyon ve bilgi çarpıtma aracılığıyla hakikati görünmez kıldığını vurgular. Bu yüzden hakikati bulmayı kendine amaç edinen Susa, eserinin, uzun yıllar boyunca yaptığı çalışmaların ürünü olduğunu da vurgulamaktan geri kalmaz. Zaten ele alınan olayın tarihi açından derin köklerinin olması, yapılan çalışmanın uzun süreli ve yorucu olduğunu kanıtlamaktadır.

İlk aşamada eserde birçok açıdan hakim tarihi argümanların çürütülmeye çalışıldığı görülür. Bu amaçla ilişkilerin en derin köklerine inilir. Fakat bundan yaklaşık en az 4000 yıl önceki dünyayı; esatir, mitoloji, hurafe ve yozlaşmış bilgilerin bıraktığı tortulardan tam manasıyla anlamak mümkün değildir. Bu şekilde boz bulanık suda balık avlamak ise ilkçağ uygarlıklarının izlerini iyi sürmekle mümkündür. Yazar da bu fark etmiş olacak ki Arabistan havzasında meydana gelen göçler ve göçler sonucunda oluşan siyasi otoritelere dair bilgileri sunarak eserine başlar. Bunun önemi metnin ilerleyen kısımlarından anlaşılır. Şöyle ki elbise biçer gibi toprakları kendi ana yurtları ve kadim vatanları diye nitelendirenlerin aslında sahip olduklarını düşündükleri toprakta misafir oldukları ortaya çıkar. Üstelik tam tersinin de vuku bulduğu da görülür.

Yazar, siyasi tarihe ilişkin görünümü ortaya koyduktan sonra, bütün dikkatini Tevrat’a yöneltir. Aslında yazarın bu seçimi karşıtlarının yaklaşımı ile ilgilidir. Yazarın çürütmeye gayret ettiği tezlerin ana kolonları Tevrat’ın üzerinde yükselir. Dini metinlerin eleştiri kabul etmez yapısı Susa’nın öne sürdüğü fikirler sayesinde yıkılır. Kabaca bir tenkitle bile içerdiği tezatlar sayesinde hükmü geçersiz kılınan Tevrat, yazarın güçlü argümanlarının karşısında duramaz. Yahudi cephesinin savunduğu tezlerin direkt Tevrat’la oluşturduğu çelişkiler ise oldukça şaşırtıcıdır.

Üstelik Tevrat kendi çağdaşı olan metinlerle ve arkeolojik bulgularla karşılaştırılır. Sonuç gerçekten ilginçtir. Zira Tevrat, yazıldığı dönemin izlerini taşıyan kaleme alındığı coğrafyanın edebi, mitolojik, dini, hukuki bir kompozisyonu gibi kendisini gösterir. Dönemin yazın ürünleriyle manidar benzerlikler ve farklılıklar ise Tevrat’ın güvenirliliğine halel getirecek derecededir. Bunları uzun uzun anlatan Susa; üç dönemin önemine dikkat çeker: MÖ 19. Yüzyılda İbrahim Peygamber dönemi, MÖ 13. yüzyılda Musa Peygamber dönemi ve Tevrat’ın yazıldığı Yahudilerin Babil’deki sürgün dönemi MÖ 6. yüzyıl. Bu üç dönem ayrı bölümlerde detaylı bir şekilde anlatılır. Bu şekilde Tevrat’ın kronolojik yanlışları da ortaya koyulur. Ayrıca üç dönem arasındaki kopukluklara dikkat çekilir.

Eser kronolojiyi netleştirirken etnoloji ve dilbilimsel verilerden üst düzeyde faydalanır. Çünkü metinlere bilimsel nitelik kazandıran bu kanıtların güçlü sunumu erbapları için çok şey ifade eder. Yukarda bahsedilen üç dönem eldeki veriler paralelinde karşılaştırıldığında üç dönemin birbirinden bağımsız olduğu, İbrahim Peygamber ve Musa Peygamber kavmi ile Yahudiler arasında bir rabıta bulunmadığı, Musa Peygambere indirilen Tevrat’la MÖ 6. Yüzyılda Yahudiler tarafından yazılan Tevrat’ın aynı olmadığı ortaya koyulur. Çelişkiler o kadar yoğundur ki yazarın eserinde bahsettiği gibi iki İbrahim, iki Musa, iki Tevrat ortaya çıkar.

Ezber bozan tespitleriyle birlikte Susa kullandığı kaynaklarda çeşitliliğe dikkat eder. Özellikle Yahudi olmasına karşın farklı düşünen yazarların fikirlerine önem verir. Bununla beraber tarih öncesi dönemde yazılmış tabletler ve hiyeroglifleri kullanmaktan imtina etmez. Bu tarz kaynakların izini sürmek ve bu kaynakları günümüzün tarih anlayışıyla bağdaştırmanın olası güçlüklerine rağmen Susa bu işin altından layıkıyla kalkar.

Eser her ne kadar köklerle ilgilenmiş olsa da günümüze yakın dönemi anlatmaktan geri kalmaz. Özellikle Yahudi tezlerinin hız kazanmaya başladığı İsrail devletinin kurulmasına varan dönem tüm yönleriyle anlatılır. Kitabın yedinci ve sekizinci bölümü bahsedilen konulara ayrılırken günümüzde yaşanan problemlere ilişkin önemli bilgiler satır arasında okura sunulur. Fakat bu nitelikli bilgi sunumuna karşın Osmanlı-Arap ilişkileri konusunda yazar suskundur. Bölgede yaşanan hadiseler ve Arap İsyanı gibi olgulara yer verilmez. Ortadoğu’da Osmanlı’nın el çekmesine neden olan durumun sebeplerine pek değinilmez. Sadece Abdülhamit’in toprak satışına karşı çıktığı bilgisi verilir. Oysaki bölgedeki istikrarsızlık Osmanlı sonrasında ortaya çıkar, yazarın Osmanlı öncesi ve sonrasını karşılaştırması olayların daha net anlaşılmasını sağlayabilirdi.

Sonuçta, tarihi olayları anlamak için çapraz okuma yaparak olayların taraflarını karşılıklı okumak gerekir. Fakat konu Doğu-Batı olunca Batı’nın sınırsız üretkenliğine karşın Doğu’nun kendini anlatmaktan geri kaldığı görülür. Arap Yahudi ilişkilerinde de bu durumun sıkıntıları söz konusudur. Fikir ahlakına sahip, hakikatin peşindeki Yahudiler olmasa karşıt görüşe dahi rastlanmayacak bir alanda bazen fikri kısırlığın olduğu tarafı dinlemek erdemdir. Arapların haklı serzenişlerini dinleyen sundukları kanıtları onaylayan yazarların varlığı bu nedenle şaşırtıcı değildir. Susa’nın verdiği bilgileri çürütmek de öyle kolay değildir. Sadece bilimsel manada sessiz kalmış Doğu’nun Batı karşısında sesini yükseltmesi bile gerçeğin ortaya çıkmasının önünü açar. Karşı çıkılmayan yalanın doğru kabul edilmesi olasıdır. En nihayetinde Yahudileri ya da Arapları haklı çıkarmaktan ziyade hakikati ortaya koymak ana hedef olmalıdır.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarı tebrik etmek istedim. Kullanılan kelimeler, kurulan cümleler o kadar özenli ki. Ceren Çukadar yazan her kitap alınmalı dedirtiyor. Hem çok küçük aylardan bebeğinize, çocuğunuza okuduğunuzda üretmenin farkındalığını yaşatıyor hem de bu süreçte gerekli olacak tüm malzemeleri anlıyorsunuz. Okurken çok kolay etkinliğe dönüşebilecek bir kitap. Toprağın sadece üzerindekilerle ilgilenilmeyip altındakilere de dikkatleri çeken süper bir kitap çıkmış ortaya. Serinin kalan kitaplarını da sipariş verdim. Kitapyurdu'nda tüm seri set haline getirilip satılmalı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
1923-2023 yılları arasında Türkiye tarihini ve Cumhuriyet yıllarının kısa bir tahlilini yapan ve yalın anlatımıyla dikkat çeken söyleşi tadında bir kitap.

Kitap soru cevap şeklinde ilerlemektedir. İsmail Küçükkaya gazeteci kimliğiyle Cumhuriyet hakkında sorular soruyor ve İlber Ortaylı'da bu soruları mesleğine, araştırmalarına uygun bir şekilde cevaplıyor. Cumhuriyetimizin kuruluşundan geçen zamana kadar her durumun ve olayın cevabını bu kitapta bulabilirsiniz.

Cumhuriyetimizin 100. yılında bu kitabı okumak sizlere 100 yıl içerisindeki değişimleri de gösterecektir. Bu geçen yılları bilmek sizlere çok şey katacaktır.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman, gerçek bir olaya dayanmaktadır ve Marquez'in doğduğu kasabada geçen bir cinayetin hikayesini anlatır. Hikaye, Santiago Nasar adlı genç bir adamın öldürülmesiyle başlar. Romanın başlangıcında, Santiago Nasar'ın ölümü zaten ilan edilmiş ve herkes tarafından bilinmektedir. Ancak, merak uyandıran ve romanın merkezinde yer alan soru, Santiago Nasar'ın neden öldürüldüğüdür.

Kitap, olayın geriye dönüşlerle anlatıldığı bir yapıya sahiptir. Marquez, roman boyunca farklı karakterlerin anıları, gözlemleri ve yorumları aracılığıyla olayın ayrıntılarını ortaya çıkarır. Olayın nedenleri, katillerin kimlikleri ve toplumun nasıl bir rol oynadığı gibi konular üzerine odaklanır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Spinoza üzerine tetkiklerime başlarken ilk okuduğum eser Nadler'in biyografisi oldu. Oldukça ciddi bir çalışma olduğunu burada vurgulamak lazım. Nadler, Spinoza'nın hayatına giriş yapmadan önce Amsterdam'ın ve ondan önce Espinosa ailesinin İspanya'dan Portekize ve oradan Hollandaya olan göç hikayesini anlatıyor. Daha sonra kapsamlı bir Hollanda- Amsterdam tasviri geliyor. Dönemi çok iyi betimlemiş yazar. Eser ilerledikçe Baruch veya daha sonra tercih edeceği ismi ile Benedict Spinoza ile tanışıyoruz. Yazarında belirttiği gibi çocukluk ve gençliğinin ilk dönemlerine ait bilgiler çok yeterli olmadığından yazar bu kısımları farklı kaynaklar ışığında doldurmaya çalışmış. Bir de olayın sosyolojik boyutununun keşfedilmesi için Amsterdam Yahudi toplumunun kapsamlı bir tasviri de var. Eseri okurken tarih, kültür ve felsefeyi içiçe geçmiş bulacaksınız.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsmail Erünsal hocanın hayatından ziyade akademik alandaki çalışmalarına odaklanmış bir eser. Eserin ilk bölümü İstanbul Üniversitesindeki öğrencilik günlerine odaklanıyor. 60'lı yılların ortalarından başlayarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin koridorlarında ve dersliklerinde bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Ali Nihat Tarlan'dan Kaplan Hocaya, divan edebiyatındaki mahareti ustalık düzeyinde olan Nihat Çetin'e kadar birbirinden değerli hocalarla sohbet etme imkânı buluyor insan. Hocanın İngiltere'deki doktora serüveni de keza çok dikkat çekici. Okunması ve not tutulması gereken harika bir çalışma. Sadece edebiyat veya kültür tarihi değil fakat bilimin her alanında örnek bir bilim insanı kimdir sorusuna yanıt veren harika bir eser.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın bir öğüdü var. Haritaları bilmeliymişiz. Bu öğüdü dikkate alınca yaşadığım şehrin haritasını bile bilmediğimi fark ettim, ihtiyaç duymamışım. Bu bakımdan farklı bir bakış açısı kazandırdı. Ayrıca seyahat ederken nasıl bakmam gerektiğini öğretti. Şunu söylemeliyim ki kitapta ülkelerle ilgili çok detay yer almıyor. Hikâyecikler var, şaşırtan, gezmek için kapı aralayan... Ana fikir var yani. Detaya boğulmuş bir kitap değil. Yazarın kalemine, en çok da yüreğine sağlık. İlmi daim olsun. O yazsın, biz okuyalım. Sırada diğer kitapları var inşallah.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İncecik bir felsefe kitabı bulmuşken kaçırmamak için aldım ve gün içinde de bitirdim. Kısacık, hap gibi, Zweig kitapları gibi, çok tatlı oldu. Badiou, Rabat doğumlu bir felsefeci. Fransa'da sevgililer gününde bir konferans düzenleniyor. Bu konferansa Badiou'yu konuşmacı olarak çağırıyorlar. Truong isimli bir de yayıncımız var. Badiou ile söyleşi yapıyorlar. Soru cevap şeklinde yapılan bu paneldeki konuşmayı da kitaplaştırmışlar. Serap da dayanamamış almış okumuş. Kitap, sunuş ve son söz hariç altı bölümden oluşuyor. Aşkı sanatla, siyasetle, felsefeyle eşleştirerek kendince anlatıyor. Benim en yakın hissettiğim bölüm "Sevgililerin Kurduğu" isimli olandı. Çünkü uslanmaz bir romantik olduğum için siyaseti, felsefeyi falan değil sevdiceğe duyulan aşkı anlatıyor. Sarkozy'nin Fransa Devlet Başkanı iken aldatılmasına ilişkin yazdığı kitaptan da bahsedilen yerler vardı. Kesinlikle magazin değil, ama örnek verdiği şekilde okumak keyifliydi. Ben okurken keyif aldım.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir