Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Deli ve Dahi: İngilizcenin En Kapsamlı İlk Sözlüğünün Hazırlanışının Çılgın Hikayesi
Simon Winchester imzalı "Deli ve Dâhi", İngilizcenin en kapsamlı sözlüğü olan ünlü Oxford Sözlüğü'nün hazırlanışının hikâyesini, odağına sözlük projesinin yürütücüsü Dr. James Murray ve sözlüğe en çok katkıyı sunanlardan biri olan Amerikan İç Savaşı gazisi emekli cerrah W.C. Minor'ı alarak anlatıyor.

Hikâye epey enteresan; sözlüğün hazırlık süreci 1857'de başlıyor ve 1927'de tamamlanıyor - baya olağanüstü bir işten bahsediyoruz. Bu sürecin bir noktasında projenin başına getirilen Murray, halka bir çağrı yaparak okudukları kitaplardaki kelimeleri tespit etmelerini ve sözlüğe katkıda bulunmalarını istiyor. W.C. Minor isimli biri de 20 sene boyunca on binden fazla maddeye katkıda bulunan, çok iyi hazırlanmış binlerce mektup gönderiyor. Bu donanımlı ama gizemli adamın aslında ciddi bir akıl hastası ve paranoyaları sonucunda işlediği bir cinayet sonucunda bir akıl hastanesinde yatmakta olan Amerikalı bir eski asker olduğu ise çok sonra anlaşılıyor.

Kitap bu süreci ve bu iki adamın mektuplarla başlayan dostluğunu anlatıyor. Bu hırslı, büyük sözlük projesinin hazırlanışını okumak hoş ve merak uyandırıcıydı, keza bu iki ilginç adamın öykülerini okumak da öyle. Ancak aslında 200 sayfalık bir kitap çıkacak bir malzeme yokmuş bence bu öyküde, dolayısıyla yazar biraz gereksiz detaylara girerek, biraz öyküyü olduğundan daha dramatik hale getirerek süslemiş, açıkçası azıcık da sündürmüş.

Beni okurken görüp "ne okuyorsun" diyen babama kitabın konusunu anlattığımda "aa, bunun filmi var, ben izledim" dedi. Baktım, varmış sahiden. Kitap 2019'da "The Professor and the Madman" adıyla sinemaya uyarlanmış, üstelik baş rollerinde de Sean Penn ve Mel Gibson varmış. İzlemedim ama açıkçası kitabı okumaktansa filmi izlemek daha ilginç olabilir diye düşünüyorum, tam sinemalık hikâye çünkü, hem de bu uzatılmış, sündürülmüş hissi de olmayabilir filmde tahminimce.

Kötü değildi ama iyi de diyemem bu kitap için. Yazarın kitabı hazırlamak için çok kapsamlı bir araştırma yürüttüğü muhakkak tabii, orada hakkını teslim etmek isterim. Neyse, ilginç bir öykü öğrenmiş oldum diyelim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pericles
Shakespeare külliyatına devam ediyorum ve yolum bu ÇOK ama ÇOK TUHAF esere vardı. Yani gerçekten, kendisinin en garip oyunu denilmesi boşa değilmiş. Bu kitabın başlarını Shakespeare’in yazmadığı, kitabın ortasından sonra devraldığı iddiaları var, hiçbir dayanağım yok ama bence yüzde yüz doğru! Zira asla bir Shakespeare metni gibi başlamıyor, öyle çiğ, öyle ham ki metin, sonra apansız bir şey oluyor ve bambaşka bir zenginliğe ve akışkanlığa erişiyor. İnsan resmen Shakespeare’in “of ver tamam ben yazarım ya” dediği satırı bile tespit edebiliyor, öyle bir değişmek. Neyse.

Çevirmen Hamdi Koç önsözde oyunu “Shakespeare’in en ‘tatlı’ oyunu” olarak nitelemiş, katılıyorum; benim okuduklarım arasında da en tatlısıydı. Epeyce karanlık, tekinsiz bir yerden, bir ensest hikâyesiyle başlayan metin, pek de alışık olmadığımız biçimde “iyiler hep kazanır” gibi bir sona bağlanıyor ve bir Yeşilçam filmi tadında bitiyor. Metnin bana bu kadar iyi geleceğini tahmin etmemiştim.

Kitabın ana ekseni baba-kız ilişkisi diyebiliriz çünkü üç ayrı baba-kız ilişkisi anlatılıyor. Biri korkunç, biri hiç yaşanmamış, biri ise çok tatlı. Pentapolis kralı Simonides ile kızı Thaisa’nın ilişkisi nefisti, Simonides özellikle şahane bir karakter; iyi kalpli, neşeli, şefkatli, açık fikirli, zeki. Metnin azıcık bir kısmında geçse de (ki üstelik Shakespeare’in yazmamış olması muhtemel kısımlar onlar) bende çok yer etti kendisi, böyle eski bir metinde böyle yazılmış bir erkek karakter görmek epey hoşuma gitti.

Ezcümle, normal koşullarda, yani külliyat tamamlama derdim olmasa yolumun kesişmeyeceği bu metinle karşılaşmış olmaktan ötürü mutluyum. Hafif ama basit olmayan bir metin bence, evet alışık olduğumuz Shakespeare kudretinden uzak ama ayrıksı ve güzel yine de. Özellikel koro niyetine olan Gower şarkıları/şiirleri pek lezizdi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mutlu Bir Çocuk
Sevmedim, maalesef. Çok hoş çok naif başlamıştı, alabildiğine sıradan devam etti. Kitabın 100 sene evvel yazılmış olduğunu göz önüne almak lazım şüphesiz ama günümüzden bakınca fazlasıyla yavan geldi bana, ben bu tür edebiyat sevmiyorum. Bjornson bey vakiyle Nobel bile almış ama bilemiyorum Altan, olduramadım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Caz
Sevilen üçlemesinden devam - Toni Morrison bu kez bizi 1920’lerin Harlem’ine götürüyor. Kölelik kalkmış (en azından yasal olarak!), Büyük Göç yaşanmış. Özgürleşen siyahlar şimdi şehirdeler.

Çok enteresan başlıyor roman: “Ihh, biliyorum o kadını” diyor ilk cümle. Bunu diyen kim, epey bir süre anlamıyoruz ama okuyacağımız hikâyeyi bize en baştan özetliyor: Joe adında ellilerinde bir adam, 18 yaşındaki sevgilisini öldürmüş. Karısı Violet de bunu öğrenince cenazeyi basıp kızın naaşının yüzünü bıçaklamaya kalkmış, üstelik kızın da zaten çok sevilecek bir yanı yokmuş. İşte ilk paragrafta bunları öğreniyoruz ve sanıyoruz ki hiçbir şekilde özdeşleşemeyeceğimiz üç insanın öyküsünü okuyacağız - ne büyük yanılgı.

Morrison öyle bir anlatıyor ki öldürülen kız Dorcas’ı da, cenazeyi basan Violet’i de ve hatta kızı öldüren Joe’yu bile anlarken buluyoruz kendimizi okudukça, çok acayip. Son derece kişisel gözüken bir hikâye, hatta bir adli vaka gibi okumaya başladığımız roman tüm Morrison kitaplarındaki gibi kocaman bir toplumsal panaromaya evriliyor. O Büyük Göç’ün siyahlara neler ettiğini, kaç kuşağın o dönüşümün sancılarını çektiğini öğreniyoruz. Joe’nun, Violet’in anne babalarının öyküsünü dinliyoruz. Bence tüm hikâyelerin bir tane ortak noktası var; korku. Ki zaten Joe da kitabın bir yerinde söylüyor: “korkumdan vurdum onu, çünkü sevmesini bilmiyordum” diye. Nesiller boyunca korkuyla yoğurulmuş insanların sevmeye, var olmaya, tutunmaya çalışmasının öyküsü bu aslında.

Kitabın adının neden Caz olduğunu insan okudukça anlıyor: Biçim olarak caz müziğini andıran bir anlatım kuruyor Morrison; doğaçlamalar, tekrarlar, kırılmalar ve değişen vokaller ve enstrümanlar yani anlatıcılar. Özellikle doğaçlamalar kısmı önemli bence zira anlatıcımız da bolca doğaçlıyor, konudan konuya atlıyor, söylediklerinden vazgeçiyor, yarım bırakıyor. Dolayısıyla yine okuması kolay bir metin denemez ama işte cazın ta kendisi resmen; cazın doğduğu yer olan Harlem’de geçen bir roman müzikle ancak bu kadar akraba olabilirdi sanırım.

Cennet’le devam şimdi o halde. Bana iyi yolculuklar.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yıllar
Sevgili Woolf niye bu kadar zorsun ya? Ki bu üstelik görece kolay da bir kitabın. Neyse, okuduk, beğendik, sevdiğimiz şeyler belli, fakat sürekli aynı şeyleri anlatıyor gibi hisseder oldum, bir türlü Woolf’un karakterlerini birbirinden ayıramıyorum, bu da bana pek problemli geliyor ya. Haddime değil elbette ama yazdığı tüm aileler ve tüm karakterler benziyor, benzer duygu durumlarındalar vs. Açıkçası zaman zaman kısır buluyorum. Valla çok ayıp biliyorum. Ama işte. Neyse, yine de akıcıydı ve keyifle okudum, senelerin geçişini ve toplumun dönüşünü izlemek ilginçti. Söyleyeceklerim bu kadar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sinekkuşu
Sevgili Sinekkuşu, zihnimin "bu sene okuduğum olağanüstü güzel şeyler" çekmecesine hoş geldin. Açıkçası yıl bitmeden oraya bir şeyin eklenmesini beklemiyordum, nasıl güzel bir sürpriz oldun! Beni sardın, okşadın resmen; ne zarif, ne güzel, ne hüzünlü, ne komiksin.

Belki son sayfalarını Cunda'da bir sonbahar akşamı gün batarken ıssız bir meydana bakarak okuduğum için bunca içime işledin. (O akşamüstünün hissini hiç unutmayacağım, biliyorum.) Belki anlattığın; bir ailenin yıllara yayılan kopuş öyküsünün bir benzerini yaşadığım, annemle babamın ayrıldığı yerde seni okuduğum için beni gafil avladın ve derimin altına nüfuz etmeyi başardın, bilmiyorum. Proust'un Madlen'i gibi, istem dışı belleğim devreye girdi, bu kitap ve bu ada bir araya gelince beni çok acayip yerlere götürdü.

Ama kişisel deneyimimden bağımsız olarak da gerçekten harika bir kitap bu. Bir kere olağanüstü açılıyor, enfes bir ilk bölüm, her şeyi söyleyen ama bunu yaparken merakı da kamçılamayı başaran bir açılış. (Biraz sinema filmi açılışı gibi, bundan çok da güzel film olur diye düşündüm okurken.)

Zamanda sürekli ileri geri giderek çözüyoruz hikâyeyi. Mektuplar, mesajlaşmalar, e-postalar da bize eşlik ediyor. Çözümlendikçe düğümleniyor, öykü açıldıkça derinleşiyor. Kahramanımız Marco Carrera'nın 70 yıllık yaşamını, dönüm noktalarını, kayıplarını okuyoruz. Aileye, romantik ilişkilere, bağlara, bağımlılıklara, sevginin doğasına ve biçimlerine, olmak istediklerimize, olamadıklarımıza, mutluluk fikrine, bizatihi mutluluğa ve pek tabii mutsuzluğa dair çok süssüz ve fakat bir o kadar incelikli şeyler anlatıyor Veronesi. Evet bu kitapta altı çizilesi dev aforizmalar yok ama insanın içine işleyen bir yalınlık var. Ve biliyorsunuz ki ben böyle edebiyata bayılıyorum.

Hem kolay okunan, hem lezzetinden taviz vermeyen, hem insanın kalbine girebilen bir kitap. Daha ne olsun. Eren Yücesan Cendey'e de ayrıca teşekkür etmeli, yazarın şiirli dilini böyle bir çeviriden okuyabildiğimiz için şanslıyız.

Bununla bitsin: "En ağır kriz durumlarında bile arzular ve zevkler ölmüyor. Onları biz bastırıyoruz. Bir yasa boğulduğumuz zaman libidomuzu engelliyoruz oysa bizi tek kurtarabilecek olan odur."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beni Bul
Sevgili Javier Mariascığım sana duyduğum büyük aşkı dağlara tepelere göklere haykırdım biliyorsun ama bu kitabını ne yapmalıyız bilemiyorum. Zaten senin yazdığın bir çocuk kitabının yayınlandığını duyduğumda “nasıl ya” gibi bir tepki vermiştim, kitabı okudum, sorum bâki. Mesela Saramago’nun, Calvino’nun yazdığı çocuk kitaplarını yadırgamıyorum çünkü onların şefkatli birer yanları olduğunu görebiliyorum, ama Marias gibi huysuz, karmaşık, bence çokça da karanlık bir adamdan nasıl bir çocuk kitabı çıkabileceğini bir türlü canlandıramamıştım kafamda.

Nitekim de çıkan şeyi de pek anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim. Ormanda bir kutu bulan bir çocuğun öyküsü bu. Marina Seoane Pascual’ın çizimleri çok tatlı ama onun ötesinde bir şey söylemek zor zira hikâye fena halde havada kalıyor. Devamı mı var bilmiyorum, umarım vardır çünkü “ee” gibi bir duyguyla bitiriyor insan kitabı. Bir de tahmin ettiğim üzere Marias’ın yazdığı her şeyden farklı gerçekten. Yine aynı örnekten gideyim, Saramago’nun veya Calvino’nun çocuk kitaplarını okurken bu yazarların sevdiğim yönlerinin basitleştirilmiş hallerini, onların asıl edebiyatlarının izlerini bulabiliyorum ama burada durum öyle değil.

Neyse, okumuş olduk. Yıllardır beklediğimiz son Marias kitabı Tomas Nevinson artık bir an önce basılır umarım temennilerimi yineleyerek bitireyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşçı
Sevgili Holden Kitap'ın şahane bir iş yaparak kıyıda köşede kalmış, unutulup gitmiş "iyi" metinleri tekrar okurla buluşturmak üzere hayata geçirdiği Kuytu serisinin üçüncü kitabı olarak çıkmıştı Harry Kressing imzalı Aşçı ve hızla pek çok kişi tarafından okunmuştu. Genel olarak pek sevildiği için beklentim yüksekti - sevmedim diyemem, iyi bir metin ve tekrar gün yüzüne çıkmış olması sevindirici olmakla beraber maalesef beni umduğum kadar etkilemedi.

İzah etmeye çalışayım: Cobb adında, nerede olduğunu bilmediğimiz bir kasabadayız. Kasabada türlü miras meseleleri nedeniyle boş duran bir şato var, bu şato üzerinde yasal hakkı olan da iki aile var, Hill ve Vale aileleri. (Hill ailesi tepede, Vale ailesi - ki sanırım bu da valley'den geliyor- şatonun oradaki düzlükte yaşıyorlar.) Ana karakterimiz aşçı Conrad, Hill ailesinin yanında işe başlıyor ve olaylar gelişiyor. Bu usta aşçı aynı ölçüde usta bir manipülatör ve yaptığı yemekler sayesinde yavaş yavaş önce evde, sonra tüm kasabada iktidarı ele geçiriyor. Pişirdikleriyle kimine kilo aldırıp kimini zayıflatabilen bu adamda fazlasıyla şeytani bir şeyler var ve hiç güç kullanmadan, sadece akıllarına ve midelerine girerek insanları yönetmenin yollarını buluyor.

Conrad ilginç bir karakter ama yazarın bize bu karakterin derdini anlatmıyor olması biraz can sıkıcı. Kim bu adam, nereden gelmiş, niye gelmiş, benzer bir iktidar projesini daha önce de hayata geçirmiş mi vs, bunları bilemiyoruz. Sırrını ve amacını bir ara doktor çözmüş gibi büyük laflar ediyor ama o da fos çıkıyor, dolayısıyla burası çok havada kalıyor. Aynı şekilde hikâye de epeyce süre çok tekdüze ilerliyor, Conrad'ın yemek yaparak ve yemek yapmayı öğreterek aile üyelerini tek tek tavlamasını uzun uzun dinliyoruz. Ben burada bir çatışma unsuru olsa, aileden biri karşı çıksa, olaylar karışsa istedim mesela, olmadı.

Fikir çok iyi; insanın iktidarla ilişkisine, işe yarama ihtiyacımıza, manipülasyonun binbir biçimine dair bir sürü şey söylüyor ama bir tarafıyla da çok ham kalıyor. Meçhul Herry Kressing (müstear isimmiş) kim bilmiyorum ama romanını az daha "pişirse" çok daha iyi olurmuş, diyeyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anarşist Banker
Sevgili hocalarım, bu kitabı bize okulda neden okutmadınız ya? Bakunin’den ve Kropotkin’den sonra harika gitmez miydi, sorarım size? Pek leziz, minicik bir kitap bu. Zor kitap yalnız – Pessoa zaten zordur ama bu iyice zor, her cümleyi sindire sindire okumak, kafa yormak ve siyasi ideolojilere epeyce merak duymak gerekiyor. Gerçek anarşistliğin ancak bankerlikle mümkün olabileceğine inanan bir beyefendiyi dinliyoruz – arkasında yazdığı gibi gerçekten “diyalektik bir fabl” bu kitap. Kapitalizmin, sosyalizmin ve anarşizmin çelişkileri üzerine bir beyin jimnastiği ‑ son derece ironik, olağanüstü zekice, epeyce de absürt. Konuya ilginiz varsa ıskalamayınız. "Sosyalizmin ve komünizmin hedefi emekçiyi yükseltmek değil, burjuvayı indirmektir. Emekçi ise aynı noktada, hatta söylediğim gibi, daha kötü noktada kalır. Burjuvanın yitirdiği şeyden yararlanan aslan emekçi değildir. Anarşizm ise tersine bir sevgi rejimidir, sevilen insanlara baskı uygulamaya çalışılmaz."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Son Duygusu
Sevdim, zaten sevdiğim konularda dolaşan bir kitap bu da. Bellek, hafıza, geçmiş, insanın kendini didiklemesi filan. Kişisel tarihimizi nasıl yazıyoruz, ne kadar değiştiriyoruz, neleri atıyor neleri tutuyoruz sorularına odaklanıyor Barnes, bunu yaparken kişisel olmayan tarihle ilgili de ilginç tespitler sunuyor. "Tarih, zafer kazananların yalanları değildir; şimdi bunu biliyorum. Tarih daha çok, çoğu ne zafer kazanmış ne de yenilgiye uğramış olan hayatta kalanların anılarıdır." Barnes’ın hikâye anlatma biçimini ve yöntemini, ortada aslında sonucu çok da önemli olmayan ama insanı kuşatan bir gizem olması itibariyle de Javier Marias’ınkine benzettim çok, okurken aklımdan sıklıkla bu geçti. Kitabı bitirince googlelladım ve gördüm ki çağımız yazarlarıyla pek arası olmayan canım Marias’ın sevdiği birkaç yazardan biriymiş Barnes, sonra kendi imkanlarımla bu tespiti yapabildiğim için mutlu oldum. Barnes; Marias kadar ihtişamlı ve güçlü değil bence, ama yine de baya iyi. Başka kitaplarını da okuyacağım, arz ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir