Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bağlar Üzerine
Sakince anlatmayı deniyorum. Eylülcüm. Hadi. Kae Tempest İngiliz oyun yazarı, şair, rapçi, aktivist ve ses sanatçısı. Şiirleri iyi deniyor, olabilir, bilmiyorum. Dilimize çevrilen ilk kitabı Bağlar Üzerine, yaratıcılığa ve onun üzerinden kurabileceğimiz ortaklıklara odaklanan denemelerini içeriyor. Bu kadar. Bir tane savı var; yaratıcılık ve yaratıcı üretim bizi birbirimize bağlar, bu tüketim çağında ihtiyacımız olan derinlikli ilişkileri kurmamızı sağlar. Yani, evet, elbette? Arka kapakta “bu manifesto, mistik ve mitik bir bakış açısını antikapitalist bir bağlamla buluşturuyor” diyor. Birincisi bu bir manifesto değil, manifestolar bu kadar zayıf metinler olmaz, olamaz, olmamalı; ikincisi içinde tüketim kültürü lafı geçen her metne antikapitalist demeyelim lütfen, artık kapitalistler bile tüketim eleştirisi yapıyor, bundan daha ötesi lazım, rica ediyorum.

Gerçekten şu yukarıda yazdıklarım dışında söyleyebilecek bir şey bulamıyorum bu metinle ilgili. 140 sayfa kitapta ya 1 ya 2 cümle oldu dikkatimi çeken, o kadar. Aklımda kalan demiyorum, dikkatimi çeken. Hele ki sonlara doğru öğüt vermeye ve bilgelik saçmaya başlıyor yazar ki oralarda iyice tepem attı - “kendine bu kadar yüklenme. telefonunu bırak. kuşları dinle. sessiz bir yerde ateş yak” filan... Etiketlere fazla takılıyoruz, diyeceğim bu. Bu tür şeyleri başkaları söyleyince alay ediyoruz ama “mühim” bir sanatçı söyleyince “ooo, vay be” diyoruz - demeyelim. Kim yazmış olursa olsun, metin kötü ve sığsa kötü ve sığdır.

Bu arada çevirinin de çok problemli olduğunu söylemem lazım. “Yakın aile” ne demek mesela? Ya da “kendini kurtarılmak için çaresiz hissetmek”? Bu kadar İngilizce kokmasın çevirilerimiz, lütfen.

Böyle. Üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mahallede Kaybolma Diye
Allah Allah artık ama ya. Kitap değerlendirmesine böyle başlanır mı, valla şu koşullarda başlanır. Bu Patrick Modiano'nun Nobel'ini lütfen biri bana izah edebilir mi? Söylenip durmama rağmen kendisinin kitaplarını okumaya devam ediyor olmam tutarsızlık olabilir, doğrudur, insan bazen de tutarsız davranır.

Modiano'yu okumak keyif vermiyor değil, veriyor; atmosfer yaratma becerisi eşsiz, ne zaman bir kitabını okusam kitabın geçtiği şehir (sıklıkla Paris) gözümde kanlı canlı beliriveriyor, dili yalın ama lezzetli, anlattıkları sürükleyici. AMA... İşte tam bu sürükleyicilik problem sanırım. Okuru çok güzel sürüklüyor Modiano, sonra da sürüklediği yerde bırakıp gidiyor. Salakça bir benzetme olacak ama Lost'un finalini izlemiş gibi hissediyorum Modiano kitaplarını bitirdiğimde. Eğer tam olarak açıklayıp bir bağlama oturtmayacaksanız, gizem yaratmaktan kolay ne var ki? Bir hikâyedeki gizemleri makbul ve şaşırtıcı kılan, sonunda kendilerine getirilen açıklamalardır bence. "Vay canına, demek buymuş" dedirtmiyorsa, dedirtemiyorsa, buna zahmet etmiyorsa, ne anladım? Valla kendimi kandırılmış ve terk edilmiş hissediyorum.

Neyse, mahallemizin çok sevdiğim sakin cafelerinden birinde "Mahallede Kaybolma Diye"yi okurken keyif almadım mı, aldım. Bir yazarın, kaybettiği telefon rehberini bulan iki kişi ile rehberi almak için buluşmasıyla başlıyor olanlar. Gizemli tipler bunlar (mesela bunların gizemi de çözülmüyor, meraklanıyoruz kimdir bunlar nereden çıktılar diye ama Modiano zahmet edip açıklamıyor, o iki kişinin hikâyesinden sıkılmış gibi, birden bırakıyor onları anlatmayı) ve sordukları sorularla yazarın çocukluğunun unuttuğu bazı olaylarını ve travmalarını hatırlayıp didiklemesine sebep oluyorlar, olaylar gelişiyor. Birtakım hatıraların ve belgelerin ışığında yazar geçmişini kazımaya başlıyor.

Dediğim gibi çok sürükleyici ama bu kadar sürüklenmeyip onun yerine ciddiye alınmayı tercih ederdim açıkçası. Ne anlattın, niye anlattın Modiano, tamam senle Paris'e gitmek güzel ama her kitabının sonunda bir "ee?" sorusu oluyor bana kalan. Yoruldum. Sana verilen Nobel ödülü, açıklamadan bıraktığın gizemler gibi; açıklaması güç bir gizem resmen. Neyse ya, aman.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayali Yerler Sözlüğü
Alberto Manguel'in Gianni Guadalupi ile beraber yazdığı Hayali Yerler Sözlüğü'nü karıştırmayı -şimdilik- tamamladım. Bu 1000 sayfalık sözlüğü baştan sona okumadım, açıkçası başta niyetim öyle yapmaktı ama okudukça her şeyin kafamda birbirine girdiğini fark edince dizini kullanarak okuduğum kitaplardaki bildiğim yerlere dair maddelere bakmaya ve açıp açıp rastgele bir şeyler okumaya karar verdim ki bu ikincisini yapmaya devam edeceğim bence, zira insanın ufkunu müthiş biçimde açan, çok çok önemli bir eser olduğunu düşünüyorum bunun.

Manguel ve Guadalupi; romanlarda, efsanelerde, filmlerde geçen yerlerin dizinini oluşturmak gibi deli işi bir projeye girişmişler. O mekânlara dair yazılmış şeyleri okuyup derlemiş, oraların coğrafyasına, sosyolojisine, siyasi durumuna dair maddeler kalem almışlar. İnanılmaz bir emek ve insanın hayal gücünün neler yapabileceğinin, ne özgün mekânlar yaratabileceğinin ispatı gibi bir kitap çıkmış ortaya.

Alberto Ruy Sanchez'in Mogador'undan Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz'ine, Saramago'nun Körler Şehri'nden Borges'in Xiros'una, elbette ki Marquez'in Macodo'sundan Daniel Defoe'nun adasına, Casares'in Villings'inden Crichton'ın Jurassic Park'ına... Sayfalar arasında öyle çok yer gezdim ki, başım döndü resmen. Maddelere eşlik eden ve Graham Greene imzalı illüstrasyon ve haritaların da hepsi birbirinden güzel.

Çok, çok sevdim. Dediğim gibi ara ara açıp hiç duymadığım, fiziksel olarak hiç var olmamış ama onca okurun zihninde kendine yer edinmiş türlü yerlere seyahat etmeye devam edeceğim bu kitapla. Çünkü ön sözde Sir Thomas Browne'dan alıntıladıkları gibi: "Dışarıda aradığımız mucizeleri içimizde taşıyoruz. Afrika da, harikaları da içimizdedir."
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir
Alberto Manguel’e sevgim, saygım, hayranlığım malumunuz. Tanpınar’ın izinde kendisinin meşhur beş şehrini (Ankara, İstanbul, Erzurum, Konya ve Bursa) gezip anlattığı bir minik seyahatname olan bu kitabını okumayı özellikle erteliyordum; hayal kırıklığına uğramaktan korktuğumdan değil de çok seveceğimi düşündüğümden, ancak öyle olamadı maalesef.

Manguel’e belki çok kızmamak lazım, malum biz kültürüne, tarihine, kent hafızasına pek sahip çıkmayı becerebilen bir millet değiliz maalesef, dolayısıyla Manguel’in gezip gördüğü şehirler de Tanpınar’ın anlattığı şehirler değil şüphesiz. Ancak Manguel bir seyyah gibi değil de, bir turist gibi geziyor sanki bu şehirleri, üstelik de kendisi kadar geniş bir perspektife sahip birinden beklenmeyecek denli Batılı bir turist gibi. Etrafındakilere bakışı, inatla egzotik olanı bulup şaşırmaya çalışan sıradan bir turistin bakışından daha derinlikli değil maalesef. Üstelik anladığım kadarıyla bu gittiği şehirlerde birkaç günden fazla geçirmemiş; yani görünenin ardına bakmaya yahut gözünü kapatıp sezgilerini çalıştırmaya, hissetmeye, koklamaya, içine girmeye pek çalışmamış gibi gözüküyor.

Haliyle metin de epeyce oryantalist ve aynı oranda da yavan kalıyor maalesef. Türkiye, şüphesiz ki öyle kolayca anlaşılamayacak denli katmanlı bir ülke, kültürümüz dediğimiz şey binlerce yıl içinde bambaşka toplululukların katkısıyla bugünkü halini almış, epeyce girift bir yapı, dışarlıklı bir gözün onu kolayca anlamasını beklemek, Manguel gibi derya deniz birinin gözü dahi olsa haksızlık belki ama dediğim gibi: bakma biçiminde bir sorun var bence işte.

Her ne kadar yine birikimini ortaya koyduğu, zihninin oradan oraya uçuştuğu yerleri okumak keyif vermiş olsa da, benim için Manguel külliyatının zayıf halkalarından biri olarak kalacak bu kitap. Şiirli, güzel cümlelerle dolu ama içerik itibariyle yüzeysel ve sığ kalan bir metin, maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şairliğiyle bildiğimiz Ahmet Rıfat İlhan'ın ilk öykü kitabı Köpük Beyazı. Normalde şiir dilinin öykülere sirayet etmesini beklenir, hatta öykünün bilindik yapısının dışına taşma, anlatıya kayma riski de belirir. Bu ikisi de Köpük Beyazı'ndaki öykülerde bulunmuyor. Kitapta iki bölümde yer alan on metin öykünün sınırları dahilinde kalan yapıya sahipler. Her biri beşer öyküden oluşan "Sanattan" ve "Hayattan" adlı iki kısım bulunuyor eserde. Bu da yazarın yapı için de düşündüğünü gösteriyor. Kendi öykü zevkim üzerinden söylersem "Sanattan" bölümündeki metinlerin bana pek değmediğini belirtmem gerekiyor. Bunun temel nedeni gerçek hayatla olan ilintisinin zayıflığı. Yine de ayakkabı boyacısı Ali'nin anlatıldığı "Atölye" öyküsü zihnimde yer etti. "Hayattan" kısmıysa isminden de anlaşılacağı üzere yaşamla daha ilintili öykülerden oluşuyor. Buradaki metinleri gerçeklikle kurduğu bağ nedeniyle daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geceleyin Kütüphane
Manguel muazzam bir entelektüel ve müthiş bir okur; orası kesin, ancak okumak, kitaplar ve kütüphaneler üzerine söylenecek her şeyi bence söylemiş durumda. Bu kitabı belki Okumanın Tarihi, Okumalar Okuması yahut Merak'tan önce okusam daha çok severdim ama bunların üstüne pek olmadı maalesef. Manguel bu defa kütüphaneler üzerine yazıyor, biraz kendi kütüphanesi, biraz başka kütüphaneler (bunlar görece ilginçti) ama işte daha önce söylediklerinden çok da farklı bir şey söyleyemiyor.

"Mit olarak kütüphane", "Ada olarak kütüphane, "Kimlik olarak kütüphane" gibi heyecan verici alt başlıklara sahip olsa ve ilginç anekdotlar barındırsa da, beni heyecanlandırmadı kitap.

Bir de çeviriden ve çevirmenin tercihlerinden ötürü epeyce sıkıntı yaşadım. Öncelikle metnin muhakkak gözden geçmesi lazım, çok ama çok sayıda düşük cümle var. Buna ilaveten, çevirmen adı geçen herkes için dipnot (son not da değil, dipnot) koymayı tercih etmiş, o nedenle 2 cümlede bir durup sayfanın altına bakmak zorunda kalıyorsunuz. Bakmamaya çalıştım ama sayfanın altında olunca insanın gözü kayıyor, keşke bunlar en azından son not olarak konsaymış. Bir de yani Proust'un, Dante'nin, Goethe'nin kim olduğunu bilmeyen insan zaten bu kitabı okumaz ki, bu kadar bilinmiş isimlerin kim olduğunun dipnotla açıklanmasına sahiden hiç gerek yokmuş, okuma ritmimi fena halde düşürdü maalesef.

Umduğumu bulamadım yani. Yine de sevdiğim kısımlar oldu elbette, en kötü Manguel kitabı bile kötü bir kitap olamıyor zaten. Şu alıntıyla bitireyim: "Goethe, 'Homeros'un şarkıları,' diye açıklamıştı, 'binlerce yıldır geleneklerin üzerimize bindirdiği korku dolu ağırlıktan bir an bile olsa bizi kurtarma gücüne sahiptir.' Kirke'nin mağarasına ilk giren, Ulysses'in kendisine Hiç Kimse dediğini ilk duyan olmak, kuşaklardır, Odysseia destanını ilk kez açanlara defalarca tanınmış bir hak olarak her okurun gizli dileğidir."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Resimleri Okumak & Sanata Baktığımızda Düşündüklerimiz
Alberto Manguel külliyatı yolculuğum sürüyor, sondan bir önceki duraktayım, vay canına. Edebiyata dair denemeleriyle tanıdığımız yazar bu defa resim ve heykele dair denemeleriyle karşımızda. Ancak elbette ki edebiyata sıklıkla başvuruyor ve tıpkı bir kitabı okur gibi sanat eserlerini “okuyor” bu kitabında.

Genelde bir sanatçının spesifik birkaç eserine odaklandığı bölümlerin “idrak olarak imge”, “şiddet olarak imge”, “bilmece olarak imge” gibi alt başlıkları var. Kendine çizdiği bu çerçeve dahilinde eserleri anlamaya çalışıyor. Biraz kişisel olarak kendisindeki yansımasını aktarıyor, biraz da sanat tarihinde neye karşılık geldiğini, neyi değiştirdiğini anlatıyor.

Açıkçası büyük bir müzeyi kendisinin rehberliğinde gezmek gibi bir deneyimdi, ben çok zevk aldım. Son zamanlarda okuduğum Manguellerde biraz hayal kırıklığıma uğramıştım malum, tekrar barıştık diyebiliriz bu kitapla beraber. Yaptığı işin bildiğimiz sanat eseri okumalarından oldukça farklı ve özgün olduğunu söylemek lazım. Kendisinin ön sözdeki ifadelerini burada hatırlatmak iyi olabilir: “Bu kitabı yazmaya başladığımda, duygularımız hakkında yazacağımı, duygularımızın sanat eserlerini okumamızı nasıl etkilediği (ve okumamızın duygularımızı nasıl etkilediği) üzerine yazacağımı sanıyordum. Kendimi, hayal ettiğim bu hedefin çok, çok uzağında bir yerde bulmuş gibi görünüyorum. Ne yapalım, Laurence Sterne hem de ne güzel demişti: ‘Bu işin içinde kaderin bir parmağı olmalı: çünkü benim yola çıkıp da dosdoğru önceden tasarladığım yere gittiğim nadiren görülmüştür.’ Bir yazar (ve okur) olarak, inanıyorum ki, bu, her nasılsa, hayatım boyunca şiarım olmuş olsa gerek.”

Vardığın yeri çok sevdiğim valla ben sevgili Manguel. Hem bildiğim eserlere senin gözünle bakmaktan, hem bilmediğim türlü eseri öğrenmekten, hem de bildiğimi sandığım sanatçılar ve eserlerle ilgili yepyeni şeyler işitmekten (Picasso ve Caravaggio bölümleri özellikle) büyük memnuniyet duydum.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Efsanevi Yaratıklar
Alberto Manguel ile bir süredir ayrı kalmıştık, Efsanevi Yaratıklar vasıtasıyla tekrar kavuştuk. Özleşmişiz!

Manguel’in yaratıkları bildiğimiz anlamda yaratıklar değil, “yaratılmış”lar aslında onlar. Manguel, hayatında yer etmiş kurmaca karakterlerin / yaratılmışların bir dökümünü sunuyor bu kitapta.

Şöyle başlıyor Efsanevi Yaratıklar: “Biyoloji bize kanlı canlı varlıklardan türemiş olduğumuzu söylüyor ama içten içe biliyoruz ki biz kalem kağıttan türeme hayaletlerin kızları ve oğullarıyız.”

Ah, öyle değil miyiz sahiden de? (Bu noktada bizzat kendi adımın bir romandan geldiğini hatırlayıp gülümsüyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Romantik Hareket
Alain de Botton’un Aşk Dersleri’ni çok, Aşk Üzerine’sini daha az sevmiştim, Romantik Hareket’ini daha da az sevdim. Diğer iki kitabı da anıyorum burada çünkü benzer sularda yüzüyor yazar yine. 24 yaşındaki Alice ve 31 yaşındaki Eric’in ilişkisinin başlamasını ve bitmesini okuyoruz bu romanda. Roman diyorum ama Alain de Botton her zaman yaptığı gibi sık sık araya girip okurla konuşuyor; türlü düşünürlerden, edebiyattan örnekler iliştiriyor, romanı denememsileştiriyor. Ancak bu kez bence bunu çok fazla yapıyor. Öyle ki, anlattığı hikâye üzerinden akıl yürütmüyor da, hikâyeyi akıl yürütmesi için araçsallaştırıyor gibi hissettim okurken.

İlk aşkıyla evlenmeyen her 21. yüzyıl insanının deneyimlediği, üzerine akıl yürüttüğü tanıdık yakınlaşma açmazlarını izliyoruz kitap boyunca. Alice türlü nedenlerle özgüvensiz, Eric’in cazibesine kapılıyor - ki zaten Eric gibi karizmatik bir figürün onu beğenmesi bile yeterli Alice için. İlişki ilerledikçe Alice Eric’in kendisinden çok Eric’e dair kafasındaki fikri sevdiğini fark ediyor; çok güçlü gözüken Eric’in aslında son derece zayıf olduğunu, gerçek bir yakınlık kuracak derinlikten nasıl uzak olduğunu, kırılmayı bilen biri olarak asıl güçlü tarafın kendisi olduğunu...

Açıkçası kitaba bayılmamamın sebeplerinin başında her iki karakteri de pek sevememiş olmam geliyor sanırım. İkisi de gayet inandırıcı karakterler, ona sözüm yok ama bir şekilde ilişkilenemedim ikisiyle de. Bir de yazarın çok kendinden emin konuşması, tespitlerini sürekli “çünkü bu böyledir” tavrıyla sunması, her şeyi sistemize / kategorize etmesi rahatsız edici ve zaman zaman aşırı geldi. Bir de birkaç ilişkisi olmuş bir insanın pekala bileceği şeyleri sanki çok ufuk açıcı bir perspektif sunuyormuş gibi anlatması da aynı şekilde hoşuma gitmedi. Belki 10 sene önce okusam daha farklı hissederdim, bilemiyorum.

Ezcümle, biraz çerez buldum. Alain de Botton zaten biraz çerezdir hep ama bazen çok ufuk açıcı şeyler de söyler, çok sevdiğim kitapları var malum. Romantik Hareket’te de zaman zaman sevdiğim, düşündüren kısımlar olsa da, bu o çok sevdiğim kitaplarından biri olamadı maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsmi ve kapak tasarımı da dikkat çeken bir kitap.Arminuta hikayeyi anlatan ve yaşayan kişi. Bebekken çocukları olmayan kuzenlerine verilir. Çocuk büyüdüğünde ise doğru düzgün bir açıklama yapılmadan, ailesinin geri istediği söylenerek geri gönderilir. Hep geri eski yaşantısına döneceğinin hayallerini kuran Arminuta bu dönemde sorduğu sorulara cevap alamadıkça da öfke ve hayal kırıklığına uğrar. Olaylar bu şekilde devam ediyor .Olay örgüsü aslında dili sade ve akılcı olması bakımından Türkiye'de yaşanan olaylara da benzemektedir. Bu hikaye daha farklı tarzda anlatılabilirdi. Hikayedeki karakterler eksik anlatılmış bana göre .yaş sınırlaması da olması gerektiğini düşünüyorum .
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir