Yazar insanın iç haritasını Ömer'in şahsında ortaya koyuyor. Zaaflarla yoğrulan insanoğlu her nedense çoğu zaman bunun farkına varmaz veya bunu kabullenmez. Zaaflarına yenilip başına olmadık işler açtığı zaman da sorumluluğu üstlenmez; işte burada 'İçimizdeki Şeytan' devreye girer. 'İçimizdeki Şeytan' bir yönüyle can simidimizdir; çünkü bütün sorumluluğu ona yükleyip vicdanen rahatlarız. Kendimize hiçbir zaman toz kondurmaz, hep birilerine yükleriz suçumuzu. Bu, kimi zaman arkadaş(lar)ımız,kimi zaman amirlerimiz, kimi zaman da bizi yönetenler olur. Önemli olan kimi mesul gösterdiğimizden ziyade bizim masum olmamızdır. Halbuki yapacağımız ilk,belki de tek, şey aynaya bakıp yüzümüzdeki veya içimizdeki sivilceleri,çıbanları görüp bunları tedavi etme yolunda çaba göstermemizdir. Ancak tedavi süreci zorludur, bu nedenle daha kısa ve kolay yolu tercih ederiz:Beni bu hallere düşüren birilleri var. İşte Ömer bu garip ve iğrenç insan,okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız, her şeyi içindeki 'şeytan'a yükleyip kendisi asalak hayatı yaşamak zorunda kalan insanların prototipi. Silkinip kalkmak ve irademizin hakkını verip insanca bir hayat yaşamak için Ömer'in ibretli ve içler acısı sergüzeştini mutlaka çok iyi okumalıyız. Yazarın çok çarpıcı ve trajikomik bir şekilde sonlandırdığı roman bize: Suçlu olan biri varsa o da benim;çünkü tembelliğime,zaaflarıma,iradesizliğime 'dur' demedim, dedirtiyor. Yiğit düştüğü yerden kalkar deyip, yola yeniden başlayabilirsiniz.
Aydınlarımızın halipürmelali de enfes bir şekilde şerh edilmiş. Ömer ve Hafız'ı tanıktan sonra mutlaka Kürk Mantolu Madonna'daki Raif'i de tanımalısınız; çünkü...