Ya Hiç Karşılaşmasaydık & Psikoterapi Odasından İlişkilere ve Edebiyata
Acayip tatmin olmuş durumdayım - tatmin ve rahatlamış. Tatmin oldum çünkü sanki bir arkadaşımla uzun uzun sohbet etmiş, düşünmüş, paylaşmış, zihnim açılmış gibi hissediyorum. Rahatladım çünkü tanıdığım insanların kitaplarını okurken müthiş geriliyorum (hatta genelde de okumaktan kaçınıyorum) - "ya sevmezsem, nasıl söylerim beğenmediğimi" diye, zira biliyorsunuz ki beğenmediğimde çok net oluyorum. Ama şükürler olsun ki çok beğendim Tuğçe Isıyel'in "Ya Hiç Karşılaşmasaydık"ını!
Tuğçe'nin ikinci kitabı çıktı, ben ilkini ancak okuyabildim ama demek ki zamanının gelmesi gerekiyormuş. "Psikoterapi odasından ilişkilere ve edebiyata dair" şeklinde bir alt başlığı olan kitapta; kendi de psikolog olan Tuğçe Isıyel, mesleki bilgisini ve birikimini hayatla, edebiyatla (Kundera, Proust, Woolf filan var içinde!), mimariyle öyle güzel harmanlamış ki, vallahi çok nefis. Kitabı okurken sık sık "evet yahu, aynen öyle!" diyip durdum, yer yer tatlı tatlı gülümsedim, bazen biraz burkuldum.
Psikoterapi alıyorsanız muhtemelen seanslarınızda bu kitapta ele alınan konuların önemli bir kısmını terapistinizle konuşuyorsunuzdur, pek çoğumuzun derdi olan ortak konuları didikliyor Tuğçe. (Başarı kültü, yalnızlık, gizlemeye çalıştığımız kırılganlıklarımız, bir türlü oldurulamayan ilişkiler, yakınlaşamamalar, belirsizlikle imtihanımız...) Şayet terapi almamışsanız ve bugüne dek bu mevzular üzerine yeterince düşünmeye, yüzleşmeye, derinleşmeye mesai ayırmadıysanız ise bu kitap aracılığıyla işe koyulabilirsiniz.
Tuğçe Isıyel duru, sohbetvari bir dille, okuru yargılayıp ders vermeden sıkıştırmayı başarıyor: Hem kolay okunan, hem de epey derinlikli bir kitap bu. Bir sürü zor soru sorup, bir sürü üzerinde çalışılası düşünme malzemesi veriyor. Sonuçta hem terapistimle, hem yakın arkadaşlarımla üzerine sık sık konuştuğum pek çok konuya dair kısa denemeler içeren "Ya Hiç Karşılaşmasaydık"ı çok çok sevdim. Yaşasın.
Şu alıntıyla bitireyim: "Sevgi de dahil, bir şeyin içinde olabilmemiz için önce kendi içimizle temas kurabilmemiz gerekmektedir. (...) Kendimizle temas edemezsek, ötekinin de bize temas etmesinden ölesiye korkarız ve dikenlerimizi çıkarırız. Sonrası sevgisizlik işte."