Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
14 YAŞINDAKİ GENÇ BİR KALEMİN İLK ROMANI

14 yaşındaki lise öğrencisi İREM KURT'un birkaç ay önce Odessa Yayınevi tarafından okuyucularla buluşturulan "ÖLÜ BEDENLER KAYIP RUHLAR" adlı 439 sayfalık kitabını, büyük bir heyecanla ve zevkle okudum.

Yalın, duru ve akıcı bir dille yazılmış bu edebi romanda gençliğe adım atan Dolunay'ın, hüznün ve yalnızlığın bir türlü bitmek bilmeyen kesif girdabında kendi iç ülkesine yapmış olduğu yolculukları okuyoruz. İrem Kurt, etkileyici bir uslupla okuyucuyu bir mıknatıs gibi kendine çekiyor. İnsanın ruhundaki labirentler ve hudutları belirsiz iç ülkemizdeki çalkantılar ve çarpışmalar, yalnızlık duygusu ve hayal kırıklıklarıyla atbaşı giden arayışlar ve sorgulamalar öyle derinliğine işlenmiş ki, bu kitabın, bir psikoloğun kaleminden çıktığını zannediyorsunuz...Halbuki bu roman, 14 yaşındaki genç bir kaleme ait...



Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okuduğunuzda rüyalarda ki belirli motiflere ve sembollere bakarak analiz yapabileceğinizi düşünüyorsanız hayâl kırıklığına uğrarsınız. Yazar temkinli bir yaklaşımla terapistlerin analiz süreçlerinde rüyaların çok yardımcı olabileceğini , bunun için uygulanması ve kaçınılması icab eden olguları anlatıyor. Kitabın başında Jungiyen ekolünün temellerini anlamamıza yardımcı olacak terimleri anlatıyor. Psikolojiye ve özellikle analitik psikolojiye az çok ilginiz varsa kitabı beğenebilirsiniz.Kolay anlaşılır ve akıcı bir dili var
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ebu Gudde hocanın zamanın kıymeti ve onu değerlendirme muhtevalı, hacmi küçük lakin ilmi bol bir eserini okumak nasip oldu, hamdolsun.

Eser zaten adı üzerinde bizim hiç ama hiç değerini kıymetini bilmediğimiz en büyük nimetlerden olan "Zaman"ın kıymetini anlattığı gibi "Zaman nasıl değerlendirilir?" meselesini de çok güzel izah ediyor. Öyle ki bu kitabı ciddi mana da okuyan kardeşler "boş vakit" kelimesini herhalde lügatlerinden çıkarmak zorunda kalacak kadar.

Ben kitapta "Zamanın Kıymeti" yanında bu güne kadar İslam'ın gelmesinde emeği olan ulemanın da kıymetini ayrı bir anlamış oldum. Nasıl da hayatlarının her ânını Allah'a adamışlar, izahı kabil değil. Mevlam cümlesine gani gani rahmet eylesin. Yollarını takip etmek ihsan eylesin. Kitabın müellifi Ebu Gudde hocamıza da gani gani rahmet eylesin, âmin.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Birinci cildi yayınlanan, “Teftiş yalnızlığı” adlı kitaba baskı hazırlığı öncesinde, son okuma, redaksiyon desteği sunmuştum. Meslek hayatının büyük bir kısmı, müfettiş olarak ülkemizin her bölgesinde geçen Yazar Fazlı Köksal; görev bilincinin yanında, çalışma aşkı, heyecanı, kalite, planlama ve adaletli bir yaşam tarzının zihinsel kodlarını vermektedir.

Askerlik vazifemi yaparken öğrendiğim bir kural vardı, yaşamın her zaman ve zemininde geçerli olabilecek bir anlayış: “Denetlenmemiş bir iş, yapılmamış sayılır.” Çünkü doğru yaptığımızı zannettiğimiz bir şey, işin ehli bir şahsiyet tarafından denetlendiğinde hatalarımız ortaya çıkmaktadır.

Önerim odur ki; devletin istihdam politikasında denetimin ayrı ve özel bir yeri olmalıdır:

Adalet Akademisi, Güvenlik Akademisi gibi Denetim Akademisi de kurulmalıdır. Mesleğe kabul edilen her müfettiş, bu akademide ileri düzey eğitim almalı, sonrasında görev verilmelidir.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  8
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İvo Andriç'in kaleminin kuvvetli olması bu eserinde de açıkça görülüyor. Eserde anlatılan öyküler gayet edebi ve birçok paragraf şiirsel biçimde yazılmış; durum böyle olunca bu kitabı okumak şahsıma gayet keyif verdi. Kitap ile ilgili söyleyeceğim tek olumsuz konu (ki bunun tam olarak çevirmenden mi yoksa yayınevinden mi kaynaklandığını bilmiyorum) birçok imla hatasının bulunmasıdır ki bu durum da çok fazla tolere edilmeyecek durumda değil. Kitap tedarik edip okumak isteyen herkese tavsiye derim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek'e Dair...
İlk kez 2006 yılında yayınlanan Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek, farklı yayınevlerinden elliden fazla baskı görmüş, Almanca, Fransızca, Arapça ve Yunancanın da içinde yer aldığı 10'dan fazla dile çevrilmiş, Osmanlı Tarihi hakkında sağlıklı bilgi sahibi olmak isteyenler için bir önemli bir başlangıç kitabı. İlber Ortaylı'nın Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek'i yazma sebebi, kıymetli hocası Halil İnalcık'ın "Osmanlı Tarihi'nde Efsaneler ve Gerçekler" kitabını kaleme alma gereksinimi ile ortak. Bu kitapları yazılmaya iten başlıca sorun, insanların tarihi bilginin gerçekliğini idrak edememesinden kaynaklanmaktadır.

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek, toplamda yirmi bir başlıkta Osmanlı İmparatorluğu'nu gerçek bir sahnede ele almaktadır. Bu başlıklardan bazıları: İstanbul Tarihinden Esintiler, Mimar Sinan, Osmanlı'da Devşirme, Osmanlı'da Aile Kurumu, Fatih ve Fetih, Enderun, Osmanlı Kadısı, Osmanlı Seyahatnameleri, Osmanlı Mutfağı, Bab-ı Ali, Âsâr-ı Atika, Son Roma İmparatorluğu vd. Kitap son derece rahat okunurken kitapta yer alan yabancı ressamların tabloları da okura görsel kazanımlar sağlamaktadır.

2000'li yıllar ilerlerken, Türkiye dünyaya daha hızlı ayak uydurmakta ve maalesef hızlanan bu adımlar pek çok tökezlemeyi ve düşüşü de beraberinde getirmektedir. Popüler kültür özellikle sahne ve gösteri sanatlarında hiç olmadığı kadar konu fakirliğine düşülmüş, senaristler çareyi tarihi olayları yeniden kurgulamakta bulmuştur. Tarih yazımı başlı başına pek çok sorun teşkil ederken bir de tarihi olayları kendi amaçları doğrultusunda kurmacaya dönüştürenler, izlediğine inanan insan yığınında korkunç bir bilgi kirliğine sebep olmuştur. Dizi ve filmlerdeki şaşaalı sahneler, prekaryada özenti yaratmış, bazıları kendi tahtını inşa etmeye çalışmıştır. Burada insanların tarihe olan merakının arttığını söylemekte bir beis görmüyorum. Ancak doğru okuma alışkanlığı edinemeyen insanlarda sağlıksız ideolojilerin doğduğu da pek açık. İlber Ortaylı, bu kitapta Osmanlı İmparatorluğu hakkında son derece kıymetli bilgiler verirken, insanların tarihi doğru şekilde öğrenme zarureti üzerinde duruyor. Kitabın getirdiği son noktada bir diğer önemli mesele dikkat çekiyor: kültürel miraslara sahip çıkılması ve en önemlisi bilinçli nesiller yetiştirilmesi.

Ders kitaplarındaki ihtiyacımızı karşılamayan bilgilerin çok ötesinde, tarih kitaplarına da yaklaşmaya korkan okurlara, son derece tartışmalı olsa da "Son Roma İmparatorluğu" Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi, kültürel ve sosyolojik yapısının, Osmanlılar, bugünün Türkiyesi ve dış dünya için ne anlam ifade ettiğini bu kadar küçük hacimli bir kitapta mümkün olduğunca ifade ediyor İlber Hoca. Bir makaleler toplamı olduğu belirtildiği üzere, her makalede çok önemli çıkarımlar yapmak ve yeni kaynaklara yönelmek kaçınılmaz. Bağlam içinde değerlendirmeyi uygun bularak Fatih ve Fethin dünya tarihi için öneminin yanı sıra Roma ve emperyalizm kavramlarının değişen anlamları son derece önemli konular. Sınırları kıtalar aşan bu büyük imparatorluğun bağımsız eyaletlerinin nasıl yönetildiği daima derin okuma gerektirmekteydi, burada kısaca değinmeyi elzem bulmuş Ortaylı. Sanıyorum en çok padişah ve haremi ilgi çekmekteydi dizi izleyicileri için. Padişahları yalnız romantik bir karakter haline getiren anlayışa tepki olarak padişahların meslekleri hakkında verilen örnekler de son derece şaşırtıcı. Yalnız saray ve yönetim çevresinin değil, imparatorluk sınırlarında sade vatandaşların aile yaşamından, mutfak kültürüne halk çeşitliliğini de hesaba katarak ele almaya çalışsa da Ortaylı, yine de görece dar alan kaplıyor halk mevzusu. Bu kadar farklı rengin bir arada nasıl yaşayabildiği ve birbirini farklı inanışlara rağmen nasıl beslediği "Volksfrömmigkeit" (Halk imanı) örneği ile açıklanmış.

Önce bir okur ve sonra seyirci olmayı tercih etmiş biri olarak Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili sağlıklı bir dizi çekilse bunun "Devşirme Sistemi ve Enderun" üzerine olmasını dilerdim. Osmanlı "Saray" eğitim sisteminin son derece özel yapılanması ve gelişiminin bizlere önemli işaretler vereceğini düşünüyorum. Böylece, bugün en ücra köylerdeki çocukların dahi eğitime ulaşabilirliği için henüz otuzlu yaşlarındayken imparatorluğun en zorlu bölgelerinde görev yapmış bir Osmanlı Paşası olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çok daha iyi anlaşılacağına eminim. Askerlik, yönetim, adalet, sanat, edebiyat, mimari konuları genellikle aşina olduğumuz alanlarken özellikle yabancı seyyahların görüşlerine yer verilmesi, dışardan bir bakışa kulak vermemiz için önemli. İsraf mı güç gösterisi mi, tartışmalarına sıradışı bir yanıt olarak pek çok Osmanlı mimari eserinin dünya ile kıyaslandığında mütevazı kaldığının belirtilmesi de hayli enteresan.

Ve en önemlisi Âsâr-ı Atika.

İlber Ortaylı'nın tahammülsüz olduğu noktaları hemen herkes bilir. Bu kitap da cehalete bir cevap niteliğindedir esasında. Bizim için de pusuda bekleyen önemli bir mesele her zaman olduğu gibi devam ediyor. Türkiye gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, aynı zamanda asırlar süren Son Roma İmparatorluğu'nun miraslarını taşıyan her bakımdan önemli ülke, miraslarını yitirmek ile karşı karşıya. Tıpkı geçmişte bilinçsizlikle yitirdiği pek çok tarihi eser gibi. Bugün modern Türkiye'nin silüeti hiç olmadığı kadar değişirken, korunamayan, restore edilemeyen hatta yok edilen pek çok kültürel ve mimari eser, ortak hafızamızda büyük tahribatlar yaratıyor. İlk Âsâr-ı Atika Nizamnamesi'nin arkeolojik mirasımızı koruyamayan maddelerini çoktan silip atsak da bugün hâlâ çalınan tarihi eserler mevcut. Tarih kaynaklarının kısıtlılığına rağmen yeterince okunamaması en önemlisi anlaşılamaması çok daha büyük bir sorun. Telafi edilmesini diliyor İlber Ortaylı, aynı umudu taşırken, kitabı herkese tavsiye ediyorum.
Yanıtla
8
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Murat Gülsoy'ın farklı bir tarzı var. Postmodern bir yazar ve entelektüel bir akademisyen. Ama her romanı her eseri farklı. Ayfer Tunç ile ortak projelerinden ötürü birinin adını duyduğumda diğeri aklıma geliyor.Tarz olarak elbette farklılar. Yazarın bu eseri güzel ve yazarın eserlerini merak edenler için bu eserden başlamak okuyucuda yazarla ilgili pozitif etki yaratabilir. Belki bir iki eserine şans vermek iyi olur. Gölgeler ve Hayaller Şehrinde vb. gibi.Fakat Nisyan eseri ile başlarsanız yazarı anlamayabilir ve artık okumak istemeyebilirsiniz.Aklınızda soru işaretleri varsa bir kitapçıda biraz incelemenizi öyle almanızı tavsiye ederim.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap, lise felsefe derslerinde değinilen (en azından ben lise çağlarımdayken değiniliyordu) panteizm inancını merkezine alarak tasavvuf inancının temeline odaklanıyor. Tasavvufa dair kulaktan dolma bilgilere ve yerleşik, sorgulanmamış, dogmatik tasavvuf algısına savaş açıyor adeta. Kolay okunan bir eser. Yazarın dili de gayet eğlenceli. Yazara sosyal medyadan vs. aşina iseniz kitabı okuma deneyiminiz özellikle daha hoş bir hâl alıyor.

Müslüman olma yolculuğumu zamanında zorlaştırmış olan zihniyet bozukluğunu çok güzel kelimelere dökmüş bir eser. Eserin dili bir nebze profesyonellikten uzak gelebilir bazılarına fakat samimi bir dilde yazıldığından kimse şüphe edemez. Yazarın yer yer öfkeli bir hâl almasını ise samimi bir inanan olmasına ve dine dair yalan ve iftiralarla dolu bir dünyada yaşamamıza veriyorum, zira ben de benzer öfke hâllerine iç dünyamda yer yer kapıldım ister istemez.

İyi okumalar.
Yanıtla
21
7
Destekliyorum  4
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ankara. Kıtır, Tunalı, Kuğulu Park ya da Dost. Bir yerlerde onunla denk gelme ihtimaliniz çok yüksek. Ama ben bu buluşmaları hep öteleyen taraftayım.

Biliyorum daha fazla seveceğim kitaplarını. Onu tanıdıktan sonra. Biliyorum daha fazla anlam taşımaya başlayacak kitapları bende. Onu tanıdıktan sonra.

Kitap fuarında da kaçırdık buluşmayı. Neyse.

Telef’e gelelim. Nahif bir eser elinizde. Cumartesi’lerin yalnızlığına iyi niyetli mesajlar var burada. Anneler.

Anlatılar kısa; ama adımlar net. Yukarıda söyledik. İyi niyetli olanlar. Acı fazlasıyla. Seveceksiniz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Geleneksel yazı, yazar, anlatı, anlatıcı, kişilik, öykü kavramları da bir bir değişikliğe uğratılıyor Gece’nin söylem serüveninde.” ifadelerini kullanıyordu Akşit Göktürk giriş yazısında.

Aslında Karasu’nun yazınında sıkça rast geldiğimiz bir hal bu. Üzerinde uzun uzun düşünülüp yazılan metinler ya da parçacıklar. Gece ise bunu örnekleyen öncül metinlerden.

Her kalemde vardır biraz anlaşılmak tasası; ama sanki burada kayıplarda o tasa.

Hani ‘usta işi acemilik’ diyor ya Karasu. Bunu derken dilini de yorumlayacak pekala:
“Benim dilim çiçek dermek üzere eğilip kalkan bir gövdenin yumuşaklığına, dalgalanışına ulaşmalı.”

Velhasıl. Gece çetin ceviz, dost. Bilge Karasu’ya adımlayış için yanlış, onu tanımak için doğru adım naçizane. Buyurun.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir