Kırlangıçlar Gibi Geldiler
150 sayfalık bir roman insanın en derinine nasıl nüfuz edebilir, işte böyle. Amerikan edebiyatına biraz mesafeli olduğumdan açıkçası ne kadar bana hitap edeceğinden emin olmayarak başladığım William Maxwell romanı Kırlangıçlar Gibi Geldiler içime içime işledi. Bir yazar nasıl tüm karakterlerini böyle şefkatle anlatabilir, üstelik bunu aklımıza ilk gelen sevgi sözcüklerini kullanmadan yapabilir, hayran oldum. Nasıl duru bir anlatım (şüphesiz bunda Çiğdem Erkal’ın kusursuz çevirisinin de payı büyük), nasıl naif, kendi halinde, nasıl gerçek bir kitap.
1918’de Amerika’nın Illinois eyaletinde bir kasabada geçiyor kitap. Bunny ve Robert adlı iki çocukları olan Morison ailesi, tam savaşın bittiği ve İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde üçüncü çocuklarını bekliyor. Önce Bunny’nin, sonra abisi Robert’ın, en sonda da babaları James’in ağzından dinliyoruz hikâyelerini.
Salgın, kapanma, ölüm korkusu, endişe. Maalesef son yıllarda hepimizin hemhal olduğu kavramlar. Kitaba sinmiş bir tekinsizlik var ama yumuşacık bir başka hisle kol kola yürüyor o tekinsizlik. O hissi sanırım “nazik” olarak tanımlamak da mümkün. Bazı kitaplar tuhaf bir nezaket taşıyorlar, yazar sanki her cümlesinde karakterlerini de, okuru da incitmemek için çabalıyor gibi hissediyor insan okurken. Bu naiflikte çok kitap yok, o yüzden karşıma bunlardan çıktığında bambaşka bir sıcaklık duyuyorum.
Üç erkek anlatıcı olması yanıltmasın; büyük de bir kadın hikâyesi bu aslında. Çünkü bu üç erkeği de anneleriyle ilişkisi üzerinden dinliyoruz, anne neredeyse tanımlayıcı, belirleyici, kimlik verici unsuru bu öykünün. Sadece anne Elizabeth değil, kitaptaki diğer kadınlar da çok akılda kalıcı karakterler, özellikle teyze Irene öyle güzel anlatılmış ki.
Büyük yazarlık böyle bir şey işte, azıcık sayfada bir dolu karakteri böyle derinleştirerek anlatabilmek, okura böyle geçmelerini sağlamak, böyle süssüz, ihtişamsız yazıp böyle nüfuz edebilmek... Hayranlıkla okudum.
Resmen bana Amerikan edebiyatı sevdireceksiniz bay Maxwell. Dilimize çevrilen “Hadi, Yarın Görüşürüz”ünüzü de okumayı iple çekiyorum.