Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Batıda Fizyonomi, İslamiyet ile birlikte İlm-i Sima adında gelişen yüz, vücut ve dış uzuvların insanın karakter ve kişilik analizi olarak geçen konu hakkında Osmanlı Padişahları hakkında yazılmış bir eser. Kitabın içeriğine değinecek olursak. kitap iki kısma ayrılmış durumda. ilk kısımda Fizyonomi ilmi sima vb bilgiler verilmekte , ikinci kısımda ise Seyyid Lokman Çelebinin eserinin orijinaline sadık kalınarak tercümesi yapılan eser mevcut. ilgi duyanlar için son derece fayda duyulacak bir eser olduğu kanaatindeyim. kitap içeriği dijital olarak internet aracılığı ile dijital olarak okumaya müsait olarak hazırlanmış olması da başarılı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: bu roman 2023’te okuduğum en iyi romandır. Derin edebi lezzetin vitaminli kahkahalarla buluştuğu, kaliteli mizahın yükseltici edebiyat anlamına geldiği, derdi olan, bu derdini ne de şık söylemiş olan roman. Dört dörtlük, beş yıldızlı. Editörler, eleştirmenler, yayıncılar, sanatçılar, mizahçılar, iyi okurlar, kötü okurlar, güzel insanlar, sporcular, hayvanseverler, anneler, babalar, dijitalciler, postmodernistler, yapay zekacılar okumalı, okursa ne iyi olur.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şu sıralar yoğun bir şekilde güncel şiir okuyan biri olarak yazıyorum. Yazarın daha önce 2. Kitabı olan "insanın madde olmayan kısmı" kitabını okumuştum. Bunun üzerine baskısı olmayan bu kitabı alma hissim kabarmıştı. 2. Baskının çıktığını görünce hemen aldım. Geldiği akşam bitirdim kitabı.
Şairin muhteşem bir dili var, ciddi bir dil. Edebi zevk vermenin haricinde düşündürüyor da. Bir çok şiirinde bilgi birikimini görebiliyoruz. Hatta birçok şiirini seslendiresim geldi. Çalışmalarının devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

"kuşlar üşür, şehir sevinir
Sen kal
Gölgemi bulursam ben
Gitmekle ilgileneceğim"
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
2017 senesinde almışım ve bu kadar beklettiğim için üzüldüğüm kitaplardan oldu.

İnsan tabiatının derinliklerini ve bütün renklerini gözler önüne seren bir kaçış ve iyileşme hikayesi... En küçük çabanın bile fark yaratabileceğine dair parlak bir umut ışığı... Yeryüzünün Bilgeliği, yüreklerin bam telini titretecek, hayata ve insana dair güçlü bir roman...

Aynen yüreği titreten bir okuma oldu. İnsanın aslında en vahşi yaratık olduğunu ve doğayı yok etmek için çabaladığını, sevgisiz büyüyen bir çocuğun içinden çıkan canavarı, kendisine ait olmayan topraklara göz koyan bir ülkenin durumu...

Çok severek okudum, kitapta almak isteyene birçok ders var. Okuyun gönülden tavsiyemdir.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Anadolu: Bu, Harlı Irmağın Önü" kitabında bilinç giyindirilmiş bir Anadoluluk portresi çıkıyor ortaya. Okurun zihnini açacak şekilde çok boyutlu yaklaşımlarla konu irdeleniyor. Daha çok sofistike nüveler barındırılmaktadır satırlarda. Tabi ki de bu hikemî tarzda ki bir anlatımla ele alınmaktadır. Hakikati ıskalamayan bir surette portreleniyor bu olgu. Yazarın duyumsamalarıyla beraber, hüzün ağrısı ve huzur duasını da görmekteyiz. Bu gün tevarüs etmiş bu kadim kültür ve medeniyetin aktarıcıları olarak bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Ayrıca gelecekte Anadolu yeni yeni yüzlerle ve yeni yaklaşımlara mülaki olacaktır. Bulunduğumuz coğrafyanın, iklimin taşıdığı, barındırdığı medeniyetlerin ve kültürlerin bir süreği olarak Anadolu mümbitliğini ve ekosistemini yaşamaya ve yaşatmaya devam edecektir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okurken, sonsuzluğun kıyılarında, kendinizi, hayatı, bilimi hatta ilimi sorgulayarak güzel bir yolculuğa çıkacaksınız. "Beyinsizsiniz" ya da "Beyin Sizsiniz", hangisini tercih ederseniz artık.
Bu kitapta; günün 36 saati çalışmayı, aynı anda hem burada hem de dünyanın başka yerinde olmayı, polimat olmanın önemini, beyninizin ne kadarını kullandığınızı ve ne kadarını kullanabileceğinizi, Kur'an'ı neden anlamadığımızı, bilimle ilimin ayrımını bulacak ve evrendeki her şeyin nasıl kaydedildiğinin bilgisine ulaşacaksınız.
Kitabı keyifle okuyup bir çırpıda bitireceksiniz. İsmail Hakkı Aydın'ın beynine girip hayatına ve bilimsel ve sanatsal düşüncesine tanıklık edeceksiniz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın kurgusunu beğendim. Öğrencilerden/çocuklardan Melek ile Dilek'in dedeleriyle gezmeye devam ederken farklı bakış açıları kazandıkları birkaç kısa öykü yazmaları istenebilir. Böylece tekrar araştırma yapma fırsatı bulurlar. Kitap bitse de macera bitmemiş olur hasılı. Şunu da söylemek lazım ki kitabın başında torun dedesine "of" diyordu. Çocukların okudukları karakterlerle özdeşim kurduklarını düşününce bunda ne var ki diye bakmadım. Sonunda dede haklı çıkıyordu fakat olsun. Yazar belki yorumumu görüp değerlendirmek ister. Kalemine sağlık, araştırmaya yönlendiren bir eser yazmış.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çevirmen, notlarının detayları ve sesli düşünür tarzdaki üslûbu sayesinde okur ile olabilecek en ileri düzey iletişimi sağlarken çeviriye de boyut atlatmıştır. Kitap yazarın yaşam serüvenini kendi elinden ve içkicilik ekseninden sapmadan alkol merkezli olarak anlatıyor, diğer bir deyişle alkol tüketimini yaşamının ışığı altında analiz edip özeleştirisini de yaparken olması gerekenler konusunda temennilerde bulunmaktan da geri durmuyor. Sonuç olarak da hayatına erken başlayıp konsantre, hızlı ve maceralı yaşıyor, çabuk tüketiyor ve yine erken yaşta yaşama veda ediyor; bunu da "Yoğunluk ve süre, tıpkı ateş ve su gibi birbirinin kadim düşmanıdır. Birbirini yok ederler. Birlikte var olamazlar...Tüm cüretkâr maratonlarımızın bedelini öderiz." şeklinde formüle ediyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çeviri biraz ağdalı olmuş. genel olarak Hartmann ve Freudyen ekolden id ve egonun dışsal gerçekliğe ilişkin olarak çatışması üzerinden patolojiyi ele alırken ve bu kadar ilişkiselliğe, çatışmadan ziyade uyumun psikolojisine ve de toplumsal/kitlesel öğretilerin de aslında ne denli egonun uyum/uyumsuzluk becerisine ve sonuç olarak da patolojinin de bir yerde toplumsal/öğrenilen bir durum olduğuna kanaat getirmiş büyük üstad, çok beğendim. Freudyen gibi kişiyi ve patolojiyi bireyselliğinden çıkarıp aslında benliğin de ego gücünün de sosyal ve kolektif boyutta inşa edildiğini evrimsel temelli açıklamış.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Kasım 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Düşman Kardeşler Araplar ve Yahudiler
Tarih, bazen kavimler arasındaki kadim düşmanlıkları ve uzun husumetleri hikaye eder. Birbirlerine olan tutumlarıyla anlam kazanan ezeli mücadelelerin temsilcileri, taraf olmanın hırsı ve nefretin dinamiğiyle öylesine sarmalanmıştır ki sathi değerlendirmelerle olayların hakiki yönü anlaşılmaz. Aslında kalem ahlakının bilincinde olan yazar hakikat arayışındaki okurun derdine derman olur. Bazen yazanın fikrine, ırkına, dinine bakılmaz; çünkü gerçeğin hanesine yazılanlar pazar sergisindeki taze ürünler gibi parlar. Bu aşamadan sonra okur elediği bilgilerden açığa çıkan gerçeğin tarafına geçer.

Araplar ve Yahudiler de yukarda izah ettiğimiz şekilde günümüzde ezeli ebedi düşmanlar olarak bilinir. Aslında olayların kökenlerine inildikçe ele alınan vakıanın zamandan geriye doğru kademe kademe boyut değiştirdiği fark edilir. Zaten tarihe dar bir açıdan bakılırsa günümüzdeki olayların algılanması güçleşir. Bu nedenle yaşanan mücadeleler, çatışmalar ve dostluklar geniş bir bakış açısıyla zamana derinlemesine nüfuz eden yaklaşımla ele alınmalıdır. Ele alacağımız “Tarihte Araplar ve Yahudiler- İki İbrahim, İki Musa, İki Tevrat” ilk aşamada okurda bu hissi uyandırır.

Kitabı yazarın biyografisinden okumaya başlayanların eserin objektif bir bakış açısıyla yazılmadığını düşünmeleri olasıdır. Zira Dr. Ahmet Susa Iraklıdır ve Müslümandır. Yetişilen kültür ortamı ve dini yönelim gibi faktörler yazarın düşüncelerinin içine sindiğinden müellif tarafından savunulan düşünce çoğu zaman okur nazarında sathi değerlendirilerek itibarsızlaştırılır. Ahmet Susa da bunu tahmin etmiş olacak ki Arap-Yahudi ilişkilerinde kendi tezlerini güçlü dayanaklarla sunmaya çalışır. Hatta bazen tamamen Iraklı ve Müslüman değilmişçesine yorumlarına objektiflik katar.

Tabii Susa sadece tezlerini kanıtlamak amacını gütmez. Onun öncelikli amacı 17. yüzyıldan sonra hız kazanan oryantalist bakış açısıyla kaleme alınan Arap tarihlerinin karşısına yerli tarihçiler tarafından yazılan alternatif tarihleri koymaktır. Yani Batılıların sıklıkla taraflı emperyal bir duruşla kalem oynattıkları bir zeminde milletlerin kendi tarihlerini kendilerinin yazması gerekliğini vurgulayan Susa, Arap tarihinin gizli maksatların tahakkuk edilmesi uğruna kişisel siyasi yorumlarla dünyaya servis edilmesini istemez.

Aslında Susa eserinin girişinde mücadele etmek zorunda olduğu yapının gücünü kabul eder. Günümüzdeki Yahudi tezlerinin sahibi olan Siyonistlerin güçlü enformasyon ve bilgi çarpıtma aracılığıyla hakikati görünmez kıldığını vurgular. Bu yüzden hakikati bulmayı kendine amaç edinen Susa, eserinin, uzun yıllar boyunca yaptığı çalışmaların ürünü olduğunu da vurgulamaktan geri kalmaz. Zaten ele alınan olayın tarihi açından derin köklerinin olması, yapılan çalışmanın uzun süreli ve yorucu olduğunu kanıtlamaktadır.

İlk aşamada eserde birçok açıdan hakim tarihi argümanların çürütülmeye çalışıldığı görülür. Bu amaçla ilişkilerin en derin köklerine inilir. Fakat bundan yaklaşık en az 4000 yıl önceki dünyayı; esatir, mitoloji, hurafe ve yozlaşmış bilgilerin bıraktığı tortulardan tam manasıyla anlamak mümkün değildir. Bu şekilde boz bulanık suda balık avlamak ise ilkçağ uygarlıklarının izlerini iyi sürmekle mümkündür. Yazar da bu fark etmiş olacak ki Arabistan havzasında meydana gelen göçler ve göçler sonucunda oluşan siyasi otoritelere dair bilgileri sunarak eserine başlar. Bunun önemi metnin ilerleyen kısımlarından anlaşılır. Şöyle ki elbise biçer gibi toprakları kendi ana yurtları ve kadim vatanları diye nitelendirenlerin aslında sahip olduklarını düşündükleri toprakta misafir oldukları ortaya çıkar. Üstelik tam tersinin de vuku bulduğu da görülür.

Yazar, siyasi tarihe ilişkin görünümü ortaya koyduktan sonra, bütün dikkatini Tevrat’a yöneltir. Aslında yazarın bu seçimi karşıtlarının yaklaşımı ile ilgilidir. Yazarın çürütmeye gayret ettiği tezlerin ana kolonları Tevrat’ın üzerinde yükselir. Dini metinlerin eleştiri kabul etmez yapısı Susa’nın öne sürdüğü fikirler sayesinde yıkılır. Kabaca bir tenkitle bile içerdiği tezatlar sayesinde hükmü geçersiz kılınan Tevrat, yazarın güçlü argümanlarının karşısında duramaz. Yahudi cephesinin savunduğu tezlerin direkt Tevrat’la oluşturduğu çelişkiler ise oldukça şaşırtıcıdır.

Üstelik Tevrat kendi çağdaşı olan metinlerle ve arkeolojik bulgularla karşılaştırılır. Sonuç gerçekten ilginçtir. Zira Tevrat, yazıldığı dönemin izlerini taşıyan kaleme alındığı coğrafyanın edebi, mitolojik, dini, hukuki bir kompozisyonu gibi kendisini gösterir. Dönemin yazın ürünleriyle manidar benzerlikler ve farklılıklar ise Tevrat’ın güvenirliliğine halel getirecek derecededir. Bunları uzun uzun anlatan Susa; üç dönemin önemine dikkat çeker: MÖ 19. Yüzyılda İbrahim Peygamber dönemi, MÖ 13. yüzyılda Musa Peygamber dönemi ve Tevrat’ın yazıldığı Yahudilerin Babil’deki sürgün dönemi MÖ 6. yüzyıl. Bu üç dönem ayrı bölümlerde detaylı bir şekilde anlatılır. Bu şekilde Tevrat’ın kronolojik yanlışları da ortaya koyulur. Ayrıca üç dönem arasındaki kopukluklara dikkat çekilir.

Eser kronolojiyi netleştirirken etnoloji ve dilbilimsel verilerden üst düzeyde faydalanır. Çünkü metinlere bilimsel nitelik kazandıran bu kanıtların güçlü sunumu erbapları için çok şey ifade eder. Yukarda bahsedilen üç dönem eldeki veriler paralelinde karşılaştırıldığında üç dönemin birbirinden bağımsız olduğu, İbrahim Peygamber ve Musa Peygamber kavmi ile Yahudiler arasında bir rabıta bulunmadığı, Musa Peygambere indirilen Tevrat’la MÖ 6. Yüzyılda Yahudiler tarafından yazılan Tevrat’ın aynı olmadığı ortaya koyulur. Çelişkiler o kadar yoğundur ki yazarın eserinde bahsettiği gibi iki İbrahim, iki Musa, iki Tevrat ortaya çıkar.

Ezber bozan tespitleriyle birlikte Susa kullandığı kaynaklarda çeşitliliğe dikkat eder. Özellikle Yahudi olmasına karşın farklı düşünen yazarların fikirlerine önem verir. Bununla beraber tarih öncesi dönemde yazılmış tabletler ve hiyeroglifleri kullanmaktan imtina etmez. Bu tarz kaynakların izini sürmek ve bu kaynakları günümüzün tarih anlayışıyla bağdaştırmanın olası güçlüklerine rağmen Susa bu işin altından layıkıyla kalkar.

Eser her ne kadar köklerle ilgilenmiş olsa da günümüze yakın dönemi anlatmaktan geri kalmaz. Özellikle Yahudi tezlerinin hız kazanmaya başladığı İsrail devletinin kurulmasına varan dönem tüm yönleriyle anlatılır. Kitabın yedinci ve sekizinci bölümü bahsedilen konulara ayrılırken günümüzde yaşanan problemlere ilişkin önemli bilgiler satır arasında okura sunulur. Fakat bu nitelikli bilgi sunumuna karşın Osmanlı-Arap ilişkileri konusunda yazar suskundur. Bölgede yaşanan hadiseler ve Arap İsyanı gibi olgulara yer verilmez. Ortadoğu’da Osmanlı’nın el çekmesine neden olan durumun sebeplerine pek değinilmez. Sadece Abdülhamit’in toprak satışına karşı çıktığı bilgisi verilir. Oysaki bölgedeki istikrarsızlık Osmanlı sonrasında ortaya çıkar, yazarın Osmanlı öncesi ve sonrasını karşılaştırması olayların daha net anlaşılmasını sağlayabilirdi.

Sonuçta, tarihi olayları anlamak için çapraz okuma yaparak olayların taraflarını karşılıklı okumak gerekir. Fakat konu Doğu-Batı olunca Batı’nın sınırsız üretkenliğine karşın Doğu’nun kendini anlatmaktan geri kaldığı görülür. Arap Yahudi ilişkilerinde de bu durumun sıkıntıları söz konusudur. Fikir ahlakına sahip, hakikatin peşindeki Yahudiler olmasa karşıt görüşe dahi rastlanmayacak bir alanda bazen fikri kısırlığın olduğu tarafı dinlemek erdemdir. Arapların haklı serzenişlerini dinleyen sundukları kanıtları onaylayan yazarların varlığı bu nedenle şaşırtıcı değildir. Susa’nın verdiği bilgileri çürütmek de öyle kolay değildir. Sadece bilimsel manada sessiz kalmış Doğu’nun Batı karşısında sesini yükseltmesi bile gerçeğin ortaya çıkmasının önünü açar. Karşı çıkılmayan yalanın doğru kabul edilmesi olasıdır. En nihayetinde Yahudileri ya da Arapları haklı çıkarmaktan ziyade hakikati ortaya koymak ana hedef olmalıdır.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  2
Bildir