Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın üslubu nefis, yer yer epey masalsı...
"Bir akşam çocuk okuldan eve dönüş yolunda annesine sordu: 'babam kim?' Annesi herkesin, çocukların bile gerçeği bilmeye hakkı olduğunu düşündü. Dolayısıyla büyük bir dürüstlükle cevap verdi: 'benim.'"

Yarı Fransız-yarı Şilili genç yazar Miguel Bonnefoy'un bir ailenin 150 yıllık geçmişi üzerinden aslında Şili'nin tarihini anlattığı romanı Miras beni şaşırttı zira uzun zamandır Latin Amerikalı genç yazarların büyülü gerçekçilikten uzak durduğunu, hatta üzerlerine giydirilen bu gömlekten biraz sıkılıp başka türlerde eserler vermeye çabaladıklarını biliyoruz. Oysaki Miras düpedüz bir büyülü gerçekçi roman, hatta gerek bir ailenin öyküsünü kuşak kuşak anlatışı, gerekse de bunu yapış biçiminde tercih ettiği dil ile epeyce Yüzyıllık Yalnızlık'ı andırıyor.

Fransa'dan California'ya gitmek için yola çıkıp kendini Şili'de bulan büyük dedenin öyküsüyle başlıyor anlatı ve Pinochet darbesinden sonra işkence görüp ülkeden kaçmak zorunda kalan son kuşak temsilcisine dek uzanıyor.

Kitabı okurken kesinlikle keyif aldım, özlediğim bir tadı buldum, kendimi edebi açıdan tanıdık bir yerde hissettim. Yazarın üslubu nefis, yer yer epey masalsı. Bireysel bir öykünün arka planına kanlı siyasi tarihi oturtmayı da gayet iyi becermiş ki zaten malumunuz bu iş iyi büyülü gerçekçiliğin alamet-i farikalarındandır.

Ancak... Bir şey eksik sanki, bilemiyorum. Kitabın başındaki karakterler nefis çizilmişti (özellikle aynı küvette yıkanan Lazare ve Therese'nin birbirlerine aşkları müthiş hoştu) ancak ilerledikçe zayıflıyor bence metin. Olaylara odaklanır oluyor yazar ve anlattığı karakterler gitgide daha tek boyutlu hale geliyor, hatta sanki o olayı aktarmak için metne eklenmişler gibi bir his yaratıyor insanda. Örneğin ailenin son kuşak temsilcisi Ilario Da'nın nasıl biri olduğuna dair çok az fikrim var - gördüğü işkenceleri anımsayacağım şüphesiz ama karakterin kendisine dair pek az şey kaldı bana.

Neyse, sonuçta akıp giden, okuması lezzetli bir kitap Miras ama bu bahsettiğim problemin kitabın değerinden ve insanda iz bırakma gücünden çok şey eksilttiği kanaatindeyim naçizane.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar...
“Bir adam dolanıyor Deniz Bulvarı’nda. Bir kadın bunu biliyor.”

Marguerite Duras’dan yine kağıt kesiği gibi bir minik kitap. Çok acayip bir kadın kendisi sahiden, ne vakit elime bir kitabını alsam içimde bir tuhaf ürperti duyuyorum, yine nasıl bir yerden bana nüfuz edip canımı acıtacak o kısa, kesik ama ritmik cümleleriyle diye.

Ritmik bu kitap için özellikle doğru bir sıfat bence, çünkü kitabın adı “Moderato Cantabile” bir müzik terimi; “hafif ve ezgili” anlamına geliyormuş. Duras edebiyatının sinemayla ilişkisi malum, bu kitap da çok tuhaf biçimde sinematografik, ki zaten filme de uyarlanmış.

Bir adam bir kafede karısını vurup öldürüyor. Öldürülen kadının çığlığını duyan bir başka kadın, bu olaya bir tür saplantı geliştiriyor ve her gün aynı kafeye gelip olaya şahit olan bir adamla konuşmaya başlıyor. Kitabın kahir ekseriyeti bu diyaloglardan oluşuyor. Kadın evli, adam değil. Aralarında beliren şeye aşk diyebilir miyiz, bence deriz; aşkın binbir biçiminden biri şüphesiz.

Diyaloglar dedim - aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar. Bu kadar az kelimeyle bu kadar çok hissi nasıl aktarıyor, nasıl bu kadar sarsıcı yazabiliyor; her defasında bir kez daha vuruluyorum bu kadına. Doğru düzgün mekân betimlemeden insanın gözünün önünde böyle kalıcı imgeler / görüntüler bırakmak çok acayip bir iş; okuduğum her Duras kitabını düşündüğümde gözümün önüne resimler geliyor ve bu minicik (80 sayfa) kitabın da bana aynısını yaptığını, zamana direnen bir acayip tabloyu beynime nakşetmiş olduğunu şimdiden biliyorum.

Çok güzel, çok.

“Geceleri, evler uzaklaşıyor.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bir dolu soru bırakıyor kucağımıza...
"Bilmiyorum mösyo, mutluluğa katlanmak mı zor yoksa insanlar mı onu yanlış anlıyor bilmiyorum. Belki de ne tür bir mutluluğa ihtiyaç duyduklarını ya da onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Onu ellerinde tutmaya çalışmaktan bile yorgun düşüyor olabilirler, bilmiyorum. Bildiğim şu ki onun hakkında konuşuyoruz, böyle bir sözcük var ortada ve boş yere icat edilmiş olamaz."

Marguerite Duras'yı, onun kısa, kesik, insana nüfuz eden cümlelerini özlemişim. Kendisinin küçücük kitabı "Parkta", hacminden beklenmeyecek bir yoğunluk barındırıyor. Bir novella demek bile zor bu kitaba, bir evde hizmetçi olarak çalışan 20 yaşında bir genç kız ile ondan biraz büyük bir seyyar satıcının parkın birinde bir bankta denk gelmeleri üzerine başlayan diyaloglarından mütevellit bir kitap. Genç kız mutsuz ama başka bir hayata dair umutlu, adam ise umutsuz ama mutsuz da değil, kabullenmiş. Kafa kafaya verip hayatta bulundukları yere, sahip olmak istediklerine, beklentilerine, çaresizliklerine, dünyayı görme biçimlerine dair konuşuyorlar.

Birbirlerine sordukları sorularla diyalog yer yer epey felsefi bir hal alıyor. Duras o yalın diliyle üzerine düşünülecek bir dolu soru bırakıyor kucağımıza. Mutluluğa, umuda, arzulara, tahayüllere, şehirlere, istemeye, almaya, değiştirmeye, cesarete dair sorular. Belki de kendimize doğru sorular sormakla başlıyor her şey dedirten sorular bunlar.

Bana bu minik kitaptan kalan da bu oldu sanki: soru sormayı hatırlamak. Cevaplarını bilmesek bile.

"Hayatın henüz başlamadığını sanarız ama o aslında çoktan başlamıştır."

Seni epey seviyorum Duras.

Bitirmeden ekleyeyim; sevgili Şirin Etik'in çevirisi pırıl pırıl, pek leziz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
içinden damıtılacak epey bilgelik var bence bu kitabın...
"Bilinmeyen bir soyutlamadır, bilinense bir çöl. Ama şöyle böyle bilinen, hayal meyal görülen yer, arzuyu ve hayali fena halde kışkırtır."

Arjantinli yazar Juan José Saer ile tanışma kitabım oldu "Kimsesiz". (Ben ve Arjantinli yazarlar, biliyorsunuz.) 16. yüzyılda Hint adalarına giden bir gemiye miço olarak binen ve sonrasında 10 sene boyunca bir yerli kabilesinin yanında kalan (tutsağı olan demiyorum, zira başka bir ilişki var burada) anlatıcımızın, üzerinden 60 sene geçtikten sonra dönüp bu olay tarafından şekillendirilen hayat hikâyesini anlatışını okuyoruz kitapta. 150 sayfalık hacmi ve macera romanı gibi tınlayan konusu yanıltmasın, hiç kolay bir kitap değil bu, aksine. Çokça eğretilemeler, insan doğasına dair epey detaylı inceleme ve analizler barındıran, özellikle son bölümde basbayağı felsefik bir sorgulamaya girişen bir metin.

Sürekli lafı Proust'a getiriyorum bu ara ama kusura bakmayın, anlatıcının hatırlayış ve aktarış biçimini kesinlikle ziyadesiyle Proustyen buldum. Bu benzerliği bir defa kurunca da sanki egzotik bir adada geçen alternatif ve kolonyal bir Kayıp Zamanın İzinde okur gibi hissettim, epey enteresan bir deneyim oldu benim için.

Zaman zaman ayrıntıların fazlalığı biraz yorucu olsa da, içinden damıtılacak epey bilgelik var bence bu kitabın. Özellikle anlatıcının, yerlilerin dili ve birden fazla anlama gelen kelimelerinin dünyayı deneyimleme biçimlerine dair neler söylediğini keşfetmeye çalıştığı etimolojik analizlerin olduğu kısımlara bayıldım. Bu bölümlerde yazar adeta bir antropolog gibi derinlemesine inerek didikliyor meseleyi ve böylece incecik bir kitaptan beklemeyeceğiniz bir derinlik buluveriyorsunuz.

Yine de bazı bölümlerin durup yeniden okuma ihtiyacı duyuracak denli zorlayıcı ve teorik olduğunu da ekleyeyim. Hakkını vermek istiyorsanız şayet sakin, odaklanabileceğiniz bir zamanda ağır ağır okumanızı önereceğim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çok sürükleyici ve oldukça iyi yazılmış bir roman...
"Bilinebilseydi kötülük olmazdı. Sen otur duanı et, kötünün sana değmeden geçip gitmesi için. Korkulacak şey kötülük değil. Zaman. Çünkü onu yenebilecek kimse yok."

Güney Koreli yazar Kim Young-Ha'nın çok okunan romanı Bir Katilin Güncesi, bildiğimiz polisiyelerin çok dışında bir kitap. Hatta bir polisiye mi, ondan bile emin değilim. 25 yıl önce cinayet işlemeyi bırakmış ve Alzheimer hastası olan bir seri katilin notlarını okuyoruz eser boyunca. Tabii bu muazzam konu; yazarın hafıza, hatıra, kimlik, kötülük, şiddet gibi büyük konulara dair akıl yürütmesine, sorular sormasına izin veriyor, hâliyle de ortaya epey tatmin edici bir metin çıkıyor.

Kötülük etmekten haz duyduğu için insan öldüren, fakat hafızasını yitirmeye başlamasıyla beraber kimliğini de kaybetmekte olan yaşlı bir adamı dinliyoruz. Hayatı boyunca sigara içmemiş, içkiyle arası olmayan, aslında dışarıdan bakınca kendi halinde ve hatta epeyce savunmasız gözüken biri o - alıştığımız seri katil profillerinden çok uzak. Yitirmekte olduğu hafızası, kafasında karışan olaylar, yeni türeyen bir katilin kendi kızına musallat olmasına dair duyduğu endişe ile beraber olayların kontrolünü iyice yitiriyor ve her şeyi sorgulamaya başlıyor, bu sorgulamalar onu daha da yanlış cevaplara götürüyor.

Hikâyenin "gizem" kısmı ve sonu biraz tahmin edilebilir olsa da çok sürükleyici ve oldukça iyi yazılmış bir roman bu. Kısacık ama çok akılda kalıcı.

Şu alıntıyla bitireyim:
"Defterimin her yerinde alakalı alakasız "gelecek hafızası" notu var. Acaba ne için yazmıştım ki? Benim yazım olduğu kesindi fakat ne anlama geldiğini ne kadar düşünsem de anlayamıyordum. Geçmiş olayları anımsamak değil midir ki hatırlamak? Ama"gelecek hafızası" yazmışım. İnternette "gelecek hafızası" dive aratınca ileride yapılacak şeyi hatırlamak anlamına geldiğini anladım. Bir demans hastasının en önce unuttuğu şey budur, diye yazıyordu. Geçmiş hafızasını kaybedince kim olduğunu unuturken geleceği hatırlamayınca kişi devamlı anda kalıyor. Geçmiş ve gelecek olmazsa şu anın ne anlamı olabilir ki?"
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazdığı önsözlerin bir derlemesi...
“Bildiğim kadarıyla bugüne dek önsözle ilgili bir teori ortaya koyan olmadı. Bu ihmalden ötürü kaygılanacak değiliz, ne de olsa hepimiz az çok onun ne olduğunu biliyoruz. Önsöz, üzücü çoğunlukta, sofra başı hitabetiyle kasvetli övgünameler arasında gidip gelir; içinde bolca, sorumsuzca boca edilmiş abartı bulunur, kuşkucu okuma bunları türün geleneği olarak kabul eder.”

Borges’in dilimize çevrilmiş eserleri içinde okumadığım tek kitabıydı Önsözler Kitabı, zaten de çok yeni yayımlandı. Borges semineri öncesi kendisiyle biraz daha hemhal olayım diyerek alıverdim elime. Hayatta sevdiğim önsöz çok azdır, hatta genelde sinir olurum önsözlere, zira kimisi kitabın tüm sırrını fâş eder, heveslendireceğine heves kaçırır filan, o nedenle önsözlerden müteşekkil bu kitaba karşı ne hissedeceğime dair endişelerim vardı, ama tabii ki Borgesciğim yine üzmedi. Yukarıdaki tatlı alıntı da kitabın önsözünden, Borges’in koyduğu ismiyle; “Önsözlerin Önsözü.”

Kitap, kendisinin kimi eserler için yazdığı önsözlerin bir derlemesi. Aralarında okuduğum kitaplar da (Kafka-Dönüşüm, Adolfo Bioy Casares-Morel’in Buluşu, Shakespeare-Macbeth vd.) vardı, tamamını okumadığım ama özellikle son dönemde Arjantin edebiyatı çalıştığım için ziyadesiyle haşır neşir olduğum metinler de (Arjantin edebiyatının iki büyük kurucu metni mesela: Jose Hernandez-Martin Fierro, Domingo Sarmiento-Facundo) vardı. Ve tabii hiç okumadıklarım, insan hiç okumadığı kitaplara yazılmış önsözlerden bile haz alabiliyormuş, onu anladım.

Her Borges okuyuşumda olduğu gibi yine bir sürü şey öğrendim, bir sürü başka kitaba açılan yollar keşfettim, bazen zorlandım, bazen gülümsedim. (Gülümsediğim yerlere bir örnek: Grünberg’in Yahudi Ozan’ına yazdığı ön sözü “Grünberg ve okurlarına tebriklerimle” diye bitirmesi, ne tatlı, ne incelikli bir cümle!)

Kendisinin, Macbeth için yazdığı önsözde eseri didiklemeye başlamadan önce söyledikleriyle bitireyim, zira nefis bence: “Art happens (Sanat oluverir) diye belirtiyor Whistler, fakat neticede eserin gizemli estetiğini asla çözemediğimizin farkında olmakla, bu estetiği imkanlı hale getiren etkenlerin incelenmesi çelişkili bir durum değil.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çok derinlikli bir roman...
"Beni yalnız bir kadın olarak düşünme yanlışına düşmeyin. Ben tek başımayım, buysa bambaşka bir mesele. Tek başına olmak bir kuvvettir; yalnız olmak bir zayıflıktır, bilge MM'nin bir zamanlar belirttiği gibi, yalnızlığın tedavisi tek başınalıktır."

Seni çok sevdim EF! Seni anlatan bu kitabı da sevdim ama seni biraz daha çok. Julian Barnes'ın geçtiğimiz yıl yayınlanıp hemen dilimize çevrilen (Ayrıntı'ya kalpler) son kitabı Elizabeth Finch, Barnes'ın edebiyatında hep gördüğümüz izleklerin iyice belirginleştiği bir roman. Sürekli yineliyorum ama yapacak bir şey yok: tarihin doğrusallığı ve nesnelliği meselesini didikliyoruz yine, bu defa tarih öğretmeni stoik Elizabeth Finch ve Dönek İmparator diye de bilinen son pagan Roma İmparatoru Julian üzerinden. (Büyük soru: Julian daha uzun tahtta kalabilseydi ve Hristiyanlığa karşı yürüttüğü kampanya başarılı olsaydı bugün dünyamız başka türlü olur muydu?)

Kitabın ortasında Julian'a dair yaklaşık 50 sayfalık bir metin var, bu kimi okurlara sıkıcı gelebilir ama benim gibi Julian'ı tanıyan bir Roma tarihi meraklısı için olağanüstü heyecan vericiydi bu bölümü okumak.

Mevzubahis tarih öğretmeni Elizabeth Finch'e biraz tutkun olan eski öğrencisi olan anlatıcımız Neil'den dinliyoruz Finch'i. Kadın öldükten sonra da Neil anlamaya, bu çizgi dışı kadını çözmeye çalışmaya devam ediyor: tarih öğretmeninin tarihçisi oluyor yani. Hayata bakış açısını, kendini sunma biçimini, mutlulukla ve aşkla ilişkisini. Tabii ki tüm bunları Barnes'ın felsefeyle daima kol kola yürüyen anlatısıyla okuyoruz ve ortaya çok derinlikli bir roman çıkıyor.

Bu kitap herkese göre olmayabilir zira Barnes bence artık çok konforlu bir yerden yazıyor ve bunu asla olumsuz bir şey olarak söylemiyorum. "Ben buyum, bu konuları seviyorum ve bir şeye taktım mı sizin de takmanızı istiyorum" diyen bir tavır. Bu size üstenci gelir mi bilmem, bana hiç gelmiyor, aksine buralarda onunla dolaşmayı çok seviyorum. Ve bu konforlu yer bir konformizme değil, deneyselliğe götürüyor onu: bir yazarın denemekten bıkmaması ve çalışan formülle bize kendini sevdirmeye çalışmamasına ben müthiş saygı duyuyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pessoa’nın bu bilmediğim, tanımadığım yüzünü görmek güzeldi...
“Beni ben olduğum için mi yoksa ben olmadığım için mi seviyorsunuz? Ya da ben ben olsam da olmasam da sevmiyor musunuz beni gerçekten? Ya da?”

Fernando Pessoa’nın hayatına giren tek kadın olan Ophelia Queiroz’a yazdığı mektuplardan müteşekkil Ophelia’ya Mektuplar’ı okumak, Richard Zenith’in kapsamlı Pessoa biyografisini okuduktan sonra düştü aklıma. O kitaptan o ilişkiye dair epeyce şey öğrenmek mümkün, kimi mektuplardan alıntılar da var ama tabii metinlerin tamamını okumanın yerini tutmuyor muhakkak.

Yukarıda alıntıladığımdan daha Pessoa bir cümle düşünemiyorum açıkçası - tam onun soracağı türden sorular bunlar. Ancak tuhaf ki, ilişkinin sonlarına doğru yazdığı bir mektuptan bir cümle bu, ilişkinin ilk dönemlerindeki Pessoa hiç bildiğimiz Pessoa gibi değil; neşeli, çocuksu, komik. Belki de o yüzden, o ilk ateş sönüp kendisi olmaya geri dönerken “beni ben olmadığım için mi seviyorsunuz” diye sorma gereği duyuyor.

Hiçbir zaman itiraf etmemiş ve bir erkekle bilinen bir ilişki yaşamamış olsa da, Pessoa’nın eşcinsel olduğunu artık kabul ediyoruz. Dolayısıyla bu ilişkiye her şeyden önce kendini ikna etmek için uğraştığını da yine Zenith’in biyografisinden öğrenmiştim. Mektuplarda da bunun izlerini görmek mümkün. Ophelia’nın yanıtları olmadığı için tabii ki hikâyeyi tam olarak anlamak mümkün olamıyor ama Pessoa’nın kafasındaki olması gereken ilişkiye göre davranmaya çalıştığını anlıyor insan. Ophelia’yı çok sevmiş belli ki, ama bir bedensel arzu duymuş mu, orası meçhul. Sanki insan olarak sevmiş ve sonra bir anlamda onu olmayan bir şeye inandırmanın verdiği suçlulukla beraber sevgisi de biçim değiştirmiş, bir tür yüke, bir tür borca dönüşmüş gibi.

Yine de, her şeye rağmen Pessoa’nın bu bilmediğim, tanımadığım yüzünü görmek güzeldi. Metnin sonuna eklenmiş ve Ophelia’nın ikisinin ilişkisini anlattığı kısım da epey hüzünlü olmakla beraber çok aydınlatıcıydı. Onun aktardığı bir Pessoa cümlesiyle bitireyim: “Şair olduğumu sakın kimseye söyleme, olsa olsa şiir yazarım en fazla.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kuşaktan kuşağa aktarılan bir kendini suçlama ezberi...
“Bence insan doğduğu andan itibaren, yaşayacak başka bir beden arıyor kendisine. İnsan canlısı sanırım bir nevi parazit. Yaşayacağını düşündüğü, umduğu ya da hayal ettiği bir beden bulunca da buna ‘aşk’ diyor belli ki...”

Tuğçe Isıyel’in daha önce yazdığı iki deneme kitabını da okumuş ve çok sevmiştim, özellikle “Ya Hiç Karşılaşmasaydık”ın yeri bende çok ayrıdır. O kitapta mesleki bilgisini (kendisi psikoterapist) ve birikimini hayatla, edebiyatla mimariyle öyle güzel harmanlamıştı ki büyük bir haz almıştım okurken.

Kendisi ilk defa bir kurmaca ile karşımızda, minik novellası Benim Yüzümden’i de çıkar çıkmaz okudum. Beş bölümden oluşan metnin başında bir ayrılık hikâyesi okuyoruz. Anlatıcımız elindeki aksi yöndeki tüm verilere rağmen bu ilişkinin kendi hataları yüzünden bittiğini düşünmeye çok teşne, içinde bir ses durmadan “senin yüzünden oldu” diyor ona. İlerleyen bölümlerde anlatıcımızın geçmişine uzanıp bu hiç susmayan sesin kaynağını keşfediyoruz. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir kendini suçlama ezberini görüyor, bunun nasıl öğrenilmiş bir şey olduğuyla yüzleşiyoruz. Metnin bir psikoterapist tarafından yazıldığını düşününce, kitabın akut bir mesele ve güncel bir olayla açılıp geçmişe uzanması, meselenin üzerindeki katmanların birer birer soyulması hiç şaşırtıcı değil aslında. Kahramanını bir tür terapiye maruz bırakıyor yazar.

Kapakta da yer verilen ve metinde sık sık tekrarlayan “süt” metaforunu ben o aktarımın sembolü olarak okudum. Malum, annenin bize verdiklerinin en başında gelen şey süt; emdikçe annemizin travmalarını, ezberlerini, korkularını da devralıyoruz sanki, onlar da aktarılıyor bize.

Metne dair temel itirazım özellikle ilk bölümdeki ağdalı dile olacak. Yer yer fazla edebiyat kokan, fazla süslü cümlelerle bezeli bir dili var bu ilk bölümün. Evet, ayrılık acısı insanı ziyadesiyle arabeskleştirir ama ben Tuğçe Isıyel’in önceki kitaplarındaki samimi, sahici, gerçek ama bir yanıyla da soğukkanlı dilini daha çok sevmiştim. Kurmacaya geçince kendine başka bir dil kurması son derece anlaşılır ama bana biraz fazla süslü geldi. İlerleyen bölümlerde dili daha sakinleşiyor, bence çok da iyi oluyor.

İşte böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bu olağanüstü adamı okuyabildiğimiz için çok şanslıyız
Borges’den öğreneceğim şeylerin asla ama asla bitmiyor olması karşısında şaşkınlık, tatmin, heyecan ve endişeden müteşekkil karmaşık bir duygu hissediyorum. Yirmiden fazla kitabını okudum ve hala her cümlesinde yeni bir şeyler buluyorum, beynimin bir sürü yerine sızmayı, orada kendine kalıcı yerler edinmeyi beceriyor, nasıl iştir bu ya? Borges sadece eşsiz değil, bitimsiz de, anladım artık.

Bu kitap, seksenlerinin başlarındayken Amerika’ya yaptığı bir yolculuk sırasında gerçekleştirdiği sohbetlerin, söyleşilerin, radyo programlarının dökümlerini içeriyor. Şöyle diyor kendisi: “Seksen yaşında olduğumun kuşkusuz farkındayım. Her an ölebileceğimi umuyorum ama yaşamayı sürdürmekten, hayal kurmak benim işim olduğuna göre hayal kurmayı sürdürmekten başka ne gelir elimden? Durmadan hayal kurmalıyım, sonra da o hayaller sözcüklere dönüşmeli, ben de o sözcüklerle boğuşmalı, onlarla elimden gelenin en iyisini ya da en kötüsünü ortaya koymalıyım.”

Sohbetler boyunca her kelimesinden taşan tevazusundan ayrı, zihninin berraklığından ayrı etkilendim. Labirentler, aynalar, karabasanlar gibi takıntılı olduğu temalara dair uzun uzun konuşuyor, yazdıktan sonra asla okumadığı kendi kitaplarına dair konuşmaktansa sevdiği yazarları, onların onda açtığı kapıları, soktuğu yolları anlatıyor. Dille, kelimelerle, onların kökeniyle kurduğu ilişki hiç kimseninkine benzemeyen bu olağanüstü adamı okuyabildiğimiz için çok şanslıyız sahiden. Bu arada her bölümün başına konmuş, o yolculukta çekilmiş fotoğrafların da ayrıca nefis olduğunu ekleyeyim.

O kadar çok yerin altını çizdim ki okurken, kitabı haşat ettim resmen. Bir tanesini ekleyip bitireyim:

“Her şeyi hatırlamanız gerekmez, çünkü sözgelimi benim Funes adlı karakterim sonsuz bir belleğe sahip olduğu için sonunda aklını kaçırır. Hiç kuşkusuz, her şeyi unutursanız artık var olamazsınız. Çünkü insan geçmişinde var olur. Yoksa kim olduğunuzu, adınızın ne olduğunu bile bilemezsiniz. O iki öğenin karışımını aramalısınız. Bellek ve unutuş, buna hayal gücü adını veriyoruz. Cafcaflı bir ad.”

Okuyunuz bu kitabı, Borges’le hiç tanışmadıysanız da okuyunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir