Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir şeyin ne kadar değerli olduğu onun yokluğunda anlaşılır. Günümüzde tüm yaşamımız (maalesef) elektriğe bağlı. Yokluğunda ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Karanlığa Yakalanmak bu sorunu boşanmış bir ailenin ergen oğlunun gözünden işliyor. Elektrikler kesilip uzunca bir süre gelmeyince ve cep telefonu, bilgisayar, televizyon gibi aletler yaşamın merkezinden çıkınca kendisini, hayatlarını, ailesini sorgulama imkanı bulan bir genç Argiris. Aşkla evlenen anne babasının neden ayrıldıklarını, kendi hayatıyla ilgili kararları neden kendini hiç tanımayan bir hakimin vermesini bir türlü anlayamıyor.
Elektrik kesintisi nedeniyle okullar da kapanınca babasını bulmak üzere babasının yaşadığı köye gitmek üzere yola koyuluyor.

Kolay okunan, iyi bir genç romanı. Mitolojik karakterleri romana yedirmek özel bir tat vermiş bence. Sadece gençler değil, anne babalar da okumalı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın diğer kitaplarından farklı olarak, Miguel Littin’in Şili’de çektiği bir film sırasındaki maceralarını anlatıyor. Yazar, kendi üslubu ve yorumlarını bu kitapta hiç kullanmamış. Kitap tamamıyla Miguel Littin’in o dönem yaşadığı hatıralarından oluşuyor. G. G. Marquez’in akıcı anlatımı ve usta kalemiyle hayat buluyor. Pinochet yönetimindeki Şili’yi anlatıyor ve o dönemde sürgünde olan binlerce Şili’linin duygularına tercüman oluyor. O sürgünlerden biri olan yönetmen Miguel Littin’in Şili’de film çekmek istemesi ile başlıyor ve dönemin yönetimi ve o günkü Şili hakkında fikir edinmemizi sağlıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle kitaptaki parça parça öyküler çok güzel. Tamamıyla Çin’in komünist devrimi sırasında yaşanan öykülerden bahsediyor. Yazar bu öyküleri anlatırken fantastik öğelerden beslenerek yazmış. Fantastik öğelerden yararlanırken, belli bir limitte kalmış. Yorulmadan okunabilen ve akıcı bir dil kullanmış. Tilki imgesini öykülerinin içine ustaca yerleştirmiş. Öyle ki kitaplarının bazılarının kapak resminde bu tilki imgesi kullanılmış. Kitapları Çin’in devrim dönemi hakkında fikir edinebileceğiniz harika bir eserler. Mo Yan, tüm kitaplarını merakla okuyacağınız bir yazar…
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yeni bir kalemle tanışmanın karşılığını fazlasıyla veren kitaplardan elmas öfke. sekiz öykülük toplam daha yarısına gelmeden ne yazsa okurum dedirtiyor tentoni için. kişisel felaketlerinin sonrasında adeta araftaki karakterlerinin bocalama evrelerini anlatırken zihinlerinin röntgenini de çekip koyuyor önümüze. üstelik son derece basit ve sadelikle yapıyor bunu. bir sonuca da bağlamıyor. niye bağlasın zaten bu gibi durumlar uzun ve bitmek bilmez döngüler. her öykü çok iyi ama "sümüklü böcekler" kitabın parıldayanı. "gümüş çekiç" de çok iyi. bir öykü kitabı daha varmış. yayımlansada okusak. öykü okurlarına şevkle öneririm.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cortazar kurgu cambazı. Bence mükemmelliği elde edene kadar tekrar tekrar yazıyor olmalı aynı öyküyü. Zaten öyle yazmaz mı yazarlar? Yazmazlar. Öykü bittikten sonra elbette düzeltilir belki bir kaç cümle eklenip çıkartılır.

Cortazar, muhtemelen klasik şekilde öyküyü yazıp bitirdikten sonra kurguyu değiştirerek yeniden yazıyor.

Sonuç: Benzerini zor bulacağınız bir edebi şölene dönüşüyor sayfalar.

Süleyman Doğru, övgüyü hak ediyor. Okurken anlıyorsunuz Cortazar' ın çevrilmesinin ne kadar zor olduğunu.
Yanıtla
0
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşk, aşık olduğunu öldürebilir mi?
Ahmet Ümit'in bu kitabında üç ayrı hikaye yer alıyor. Birbirinden farklı olaylarda, suçu işleyenin tespit edilebilmesi için geniş bir bakış açısına sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Kitap, bir solukta okunabilecek türde bir kitap. Yazarın anlatımında kullandığı cümlelerin içerisinde aşk, hayat ve insana dair pek çok betimleme mevcut. Yazar, kitaptaki karakterler aracılığıyla öyle cümleler kullanıyor ki insan her birini alıp duvara asmak istiyor. Hayatın içinde, yaşarken, hepimizin karşılaştığı durumlara ilişkin oldukça güzel anlatımları ve tasvirler yapılıyor. Yazar, kurduğu cümlelerle sanki bize yaşamın içindeki sadeliği ve bu sadelikten kaynaklanan güzelliği görmemizi istiyor. Hepimizin 'insan' kavramı altında toplanmamızın öneminden bahsederken, bu sayede ancak gerçek mutluluğa erişmemizin mümkün olduğunu gösteriyor. Ahmet Ümit'in diğer kitaplarına nazaran daha kısa olan bu kitabında, yer verilen bu anlatımlara bakarak kitabın küçük ama oldukça etkili bir kitap olduğunu söylemek mümkün.

Polisiye hikayelere meraklı olan herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
''Büyülü gerçekçilik'' ekolünün ülkemizdeki temsilcilerinden, Kağan Murat Yanık'ın romanlarını okuma fırsatını ben de yakaladım. Gerçek hayatta yaşama imkanı olabilecek olayları, gerçekçi bir üslupla anlatırken, normal şartlarda yaşanamayacak doğaüstü olayları masalsı bir üslupla anlatma işini son derece iyi başarıyor. Özellikle Türk ve Doğu toplumlarının aşina olduğu ve sevdiği bir yazım türü. Ancak bu tarz bir roman ve yazımın aşırı masalsı bir anlatıma kaçması romanı biraz çocuksu veya bilimkurguya yaklaştırabilir. Orda ki ince çizgiye dikkat etmek gerekir. Şu ana kadar Kaan Murat Yakın'da rastlamadım, son derece keyifli.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son ve Yeniden Başlangıç Üzerine
Tarihi olayları anlamlandırmak için belirli sistematik analizler yapılır. Yapılan bu analizlerin minvalinde yeni fikir akımları tarihe kendi cephesinden şekil vermeye başlar. Esasında yapılan fikir jimnastikleri tarihin felsefesini ortaya çıkarır. Tarihi olaylara bir terzi edasıyla elbise biçen bu yaklaşımların sayesinde farklı görüşlerin ekseninde aslında birbirine çok benzeyen tarihi vakalar birbirlerinden çok farklı şekilde değerlendirilirler. Oysaki geçmişte yaşananları kavramak için bazen tersinden düşünmek gerekir. Yani olayı fikre uyarlamak yerine, fikri olaya göre kurgulamak bazen çıkar yol olabilir.

Tabii tarihi yeniden kurgularken bütün tarihi olayların aynı kalıba sokulması zarureti ortaya çıkar. Bu pek mümkün görünmemektedir. Yani yukardaki örnek üzerinden gidecek olursak herkesin vücuduna uyabilecek bir giysiyi dikmek gerekir. İşte büyük Rus tarihçisi Gumilev, terziliğin (tarihçiliğin) imkansızı denilebilecek bir tasavvurun peşinden koşarak, muhayyileye sığmayan tarihi olayları kendi fikri kalıplarına uydurur.

Tarih neden-sonuç ilişkilerinin bir bütünüdür. Yani bütün tarihi olaylar illiyet bağlarıyla birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Her “son” bir “yeniden başlangıcı” izler. Devam edegelen bu olaylar silsilesinin belirli bir sistemin dahilinde gerçekleştiğini tespit etmek Gumilev’in yegane hedefini oluşturur. Usta tarihçi ele alacağımız “Son ve Yeniden Başlangıç” eserinde olduğu gibi bütün çalışmalarında mezkur hedefinin tahakkuku için çaba sarf eder.

Gumilev’in sistemleştirdiği etnogenez tezi diğer eserlerinde olduğu gibi bu çalışmasında da sağlam delillerle temellendirilir. Tabii bu fikri parlamalara hakim olabilmek için Gumilev’in diğer eserleri de iyice sindirilmelidir. Zira bu Gumilev’in kendine has terminolojisini içeren izah dili bu eserinde de anlatıya hakimdir. Farklılaşan tek şey tarihi örneklerdeki artıştır.

Etnogenez, zaman içinde belirli safhalar şekilde tasavvur edilen bir tezdir. Halklar tıpkı insan organizması gibi doğar, yaşar ve ölürler. Nasıl ki insanın yaşamı bebeklik, çocukluk, gençlik vs. gibi aşamalardan geçtikten sonra nihayete eriyorsa, etnogenez de benzer aşamaları içerir. Etnogenez’in; yükseliş, akmatik, kırılma, atalet, obskürasyon, rejenerasyon olarak sınıflandırabileceğimiz bu aşamalarını geçen etnoslar (halklar) yaşam döngülerini sona erdirirler. Tabii bu şekilde kabaca taslağı sunulabilecek yapının oldukça karmaşık bir işleyişi vardır.

Etnogenezin kendine has kompleks yapısını çözümlemek için Gumilev, ele alacağımız eserinde direkt konuya girmeden evvel etnosun kendine has özellikleri ve özgülüğünü masaya yatırır. Aslında bu giriş kabilinden açıklamaların etnos kavramının anlaşılmasının önünü açtığı ve okuru konuya ısındırdığı savunulabilir. İlerleyen satırlarda etnosun ele avuca sığmaz ve anlamlandırılması güç yapısı açığa çıkınca evvelden yapılan bu açıklamaların önemi daha iyi anlaşılır. Ayrıca bu kısım soru cevap şekilde tasarlanmış olup, okuru konunun merkezine çeken bir üslupla tasarlanır. Aslında soru ve cevaplarla konunun terminolojisi okura kanıksatılır.

İzleyen bölümde Gumilev’in etnogenez tezinin ikinci büyük kavramı olan “passionerlik” açıklanır. İnsan doğasına has olup, bir ideal uğruna fedakar bir biçimde hareket etme güdüsü passionerlik kavramı çerçevesinde birey ve toplum ölçeğinde mercek altına alınır. Aslında deyim yerindeyse kitabın ortasından konuşulan bu bölümde passionerlik, ana hatları dışına fazla çıkılmaksızın anlatılır. Tabii yine de konunun bağlam bakımından derinleştiği, kavramların çatallaştığı, basit örneklerle kompleks tanımlamaların yapıldığı bu bölümde dikkatli okumanın şart olduğu görülür. Çünkü Gumilev fikirlerini kristalize hale getirirken anlaşılma kaygısından çok tezi kanıtlama niyetiyle hareket eder. Okurun konuya uyum sağlaması bu yüzden zaruridir. Tez temelinde şablonunu oluşturan Gumilev, tarihi olayı şablonun üstüne oturtarak meramını anlatmayı hedefler. Bu yüzden şablon iyi anlaşılmalı tarihi olayın örnek olarak uyumluluğu tekrar düşünülmelidir.

Etnos ve passionerliğe ayrılan ilk iki kısımdan sonra etnogenezin safhalarına geçilir. Dokuz kısım dahilinde etnogenezin aşamaları açıklanır. Gumilev’in diğer kitaplarının aksine bu safhalar karışık tarihi olaylardan ziyade belirli bir etnos (Bizans, Arabo-Soğdian, Franklar), coğrafya (Hindistan, Avrupa, Çekya), grup (maniheistler, İsmaililer, markiyonistler) paralelinde anlatılır. Bu anlatım; tarihin yer, zaman, insan grupları gibi bileşenlerinin önemini kavratacak şekilde güçlü bir izahla tezahür eder.

Tabii kitap devam ederken giriş bölümlerindeki kadar yoğun olmasa da terminolojik bilgi aktarımı aralıklarla devam eder. Her bir etnogenez safhasında görülen süper etnos, subetnos, passioner ısınma ve kırılma vb. gibi kavramların anlatıldığı fark edilir. Etnogenezin safhalarında yoğun bir tarihi anlatım söz konusudur. Aslında bazen konunun etnogenez olduğunun bile unutulduğu tarihi bilgi sunumu fazlasıyla etkileyicidir. Zira Bizans, Roma, Hindistan, Avrupa, Asya tarihine ilişkin her kitapta rastlanmayacak bilgiler akılda kalıcı örneklerle okura verilir.

Gumilev, anlatısının etnogenez tezine ait kısımları ne kadar anlaşılmaz ise tarihi örneklerle şekillendirdiği anlatısı da o kadar anlaşılırdır. Çünkü ağır izahlarının farkındaymış gibi anlatısını renklendirir. Bazen bir efsane, bir edebi örnek ve şaşırtıcı bir anekdot da satırlar arasında kendisine yer bulur. Aslında bu tarz anlatılar başka bir tarihçi tarafından ele alınacak olsa akademik yetersizlik yakıştırmasının söz konusu olduğu yorumlar öne çıkabilir. Ama Gumilev için bu durum söz konusu olmadığı gibi bu tarz anlatılar Rus tarihçiye yakışır.

Yine diğer kitaplarının aksine Gumilev bu eserinde etkin bir biçimde kullandığı tarihe yardımcı diğer bilim dallarının (coğrafya, biyoloji vb.) etkisini azaltarak kültürel anlatımlara yönelir. Misal kültürogenez isimli kavramı vasıtasıyla etnogenezin folklorik ayağını gayet güzel bir şekilde ortaya koyar. Kültürel anlatılar geçmişte yaşayan insan gruplarının özelliklerine yöneldiği zaman doğal olarak etkileyici bir görünüme kavuşur. Gumilev; Çin, Hindistan, Tibet vb. kadim kültürleri karşılaştırmalı olarak ziyadesiyle güzel bir şekilde dile getirir. Hem kültür hem tarihi bilgi yönünden bu yoğun anlatılar, etnogenez dışında yazarın okuruna didaktik davrandığının kanıtı gibidir.

Gumilev’in diğer eserlerinin aksine bahsettiğimiz kitabında “biz” kavramına daha çok yer verdiği dikkat çeker. Her ne kadar vurgulamasa da taşıdığı Hristiyan, Ortodoks ve Rus kimliklerini eserlerinde hissettirir. Ama bunu objektifliğine halel getirmemek adına fazla belli etmeyen Gumilev, yorumlarının bazı yerlerinde Ruslar demek yerine “biz” der. Tabii bazen tarafsızlığına halel geldiğine de şahit olunur. Misal Girit’te soykırıma uğrayan Türkleri vurgulamaksızın Patriğin 2. Mahmut tarafından idam edilmesini eleştirir. Bu anlatılar dikkate alınmaz ise Gumilev’in genelde objektif olduğu dikkatten kaçmaz.

Sonuçta, tarihe Gumilev gibi geniş bir açıdan bakan tarihçi çok azdır. Onun bakış açısına ulaşabilmek için onun kadar okumanın zorunluluğu düşünülebilir. Kullandığı sınırsız varyasyondaki tarihi olay anlatılarıyla her fırsatta tezine daha rahat dayanaklar bulur. Tezini kanıtlarken tarihi öğretir, öğretirken düşündürür. Her tarihi anlatı insanı düşünceye sevk etmez. Özellikle tarihin felsefesini direkt olarak hedeflemeyen eserlerin tali olarak düşünceye boyut kazandırma rolleri tartışılır. Ama Gumilev’in anlatısı düşünmeyi önceleyen için çok şey anlatır.


Yanıtla
8
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şimdiye kadar okuduğum Enis Batur kitapları arasında en sıkı, en özel kitap bu oldu. Çok derinlikli yazmak üzerine bir giriş ile okuyucuyu sarsıyor ve sonra her zamanki üslubuna dönüyor, ama bu kez çok içten, okurlarını hayret ettirecek kadar duygusal. Bir anlatı kitabı aslında, her ne kadar yolculuk kitabı görünümünde olsa da, hayatından kesitler sunduğu, biraz yaşamöyküsü, biraz iç hesaplaşma, biraz kendini okura açma denemeleri, anlatımı.

Kitabın tümünde bir çeşit güzelleme yapıyor doğaya. Bulutlar, dağlar, yollar, kuşlar, gündüz ve gece hakkında çok enfes betimlemeler okuyoruz.

Yazmak bir “yolculuk”, bunun için yaptıkları da bu yolculukta kullanacağı yollar oluyor Enis Batur için. Bu çok sevdiğim yazarın bana “Başka Yollar”dan ulaştığı çok iyi bir okumaydı. Daha iyisini okuyana kadar en iyi Enis Batur okumasıydı benim için.

Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Deneme Kitabından daha Fazlası.. Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
Yazarımız Rasim Özdenören 7 güzel adam olarak hatırlanan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri. 1940 yılında Kahramanmaraş’ta doğan Özdenören, lise hayatından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde görev almış. 1967 yılında basılan ilk hikaye kitabının ardından öykü ve deneme türünde birçok kitabı yayınlanmış ve çeşitli ödüller almıştır.

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabına gelecek olursak, kitap yazarın 1970-1980'li yıllarda yazdığı denemelerin kitap haline getirilerek sunulmuş halidir.

Yazar, Müslümanca yaşamanın ancak İslamiyet'i gerçek mahiyetiyle anlayarak, onu asıl bize gönderildiği zaman ki haline göre düşünerek içselleştirmek ile mümkün olabileceğini anlatmaya çalışır. Yaşadığımız çağda İslamiyet hakkındaki bildiklerimizin, içi boşaltılmış veya değiştirilmiş kavramlar ile bize ulaşmasından dolayı aslında onu layıkıyla anlamamızın önüne setler çekildiğinden yer yer bahsediyor.

Örneğin “Bir Handikap Daha: İslam'ı Anlamamak” başlığı altında geçen bir paragrafta ; “Zihinlere İslam’ın öngördüğü ilkeler değil, fakat İslam dışı dünyanın gözümüze taktığı gözlükler yerleştirilmiştir. İslam’ın söyledikleri kendi şartları ve kendi doğruları içinde anlaşılmaktan çok, İslam dışı ölçütler o şartları nasıl göstermek istiyorsa öyle algılanmaktadır.” şeklinde ifade etmiştir.

İslam dünyasının, halen dünyanın her yerinde, kendilerine ait olmayan bir hayat tarzını yaşadıklarından bahsediyor yazar. Ancak bu durum o kadar kanıksanmış ki, gelen her yeni nesil halihazırdaki “gerçekle” dünyaya gözlerini açtığından, bu gerçeği Müslümanların içinde yaşaması gereken olağan ve doğru bir durum diye algılayabilmektedir.

Kitapta, yoğun olarak üzerinde durulan bir konu da Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki düşünce ve yaşayış farklılıkları. Ve elbette İslam dinine mensup olarak yaşadığı halde batı özentisi ile ömrünü sürdürenlerin aslında hangi konularda hangi yanlış düşüncelere takılı kaldıklarını anlatmaya çalışıyor...

Kitabı okurken, son zamanlarda sıkça yaşamaya başladığımız, gençlerimizin Batı ülkelerine olan hayranlığı ve kendi değerlerimize olan mesafeli yaklaşımını düşününce, bu kitabın ve bu konuları dert edinmiş olan yazarımızın diğer kitaplarının çokça okunup yol gösterici ve fikir verici bir kılavuz olarak kullanılması gerektiği kanaatim oluştu. Bazen arkamızdan gelen nesillere bazı kavramları aktarmak, anlatmak ve yanlış bildiklerini düzeltmek noktasında yetersiz kalınabiliyor.

Yedi Güzel Adam’ın 2022' de aramızdan ayrılan bu güzel insanı, Rasim Özdenören’ in bu kitabı okunmalı, okutulmalı ve yaşatmaya çalışılmalı kanaatindeyim...
Yanıtla
9
1
Destekliyorum  1
Bildir