Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Hayat tehlikeli, mikroplar daha tehlikeli."
"Hayat tehlikeli, mikroplar daha tehlikeli." (s.9) diyor, Jörg Hacker. Alanında uluslararası üne sahip yazar kitabında; bizi hasta eden mikropları, virüsleri, parazitleri, prionları ve dahi toksinleri tarihsel süreçle birlikte bize tanıtıyor. Göremediğimiz, ancak dünyamızı, çevremizi ve vücudumuzu paylaştığımız bu varlıkların bize karşı hilelerini, vücudumuzu nasıl ele geçirdiklerini ve bizlerin bu savaştaki savunmalarını okuyacak, geçmişte görülen ve günümüzde da bizleri hasta eden birçok enfeksiyonu tanıyacaksınız. Ancak mikrobiyoloji biliminin terimlerine aşina değilseniz biraz zorlanacaksınız; lakin, yine de bilgi dağarcığınıza gerekli birçok bilgi katacaksınız. Kitabı okurken aynı zamanda siyasal ve toplumsal konularda mikroorganizmaların nasıl siyaset diline girdiğini ve metafor olarak kullanıldığına tanık olacaksınız.

Bu noktada yazarın şu tespiti gerçekten önemli: "Enfeksiyon hastalıkları, yalnızca dış güçlerle çatışmalarda kullanılmakla kalmıyor, toplumun içindeki sorunlardan da payını alıyor. Azınlıkların dışlanması, belirli grupların aşağılanması ya da toplumsal çatışmaların kızıştırılması için bu metaforlar kullanılmaktadır. Özellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar, katı ahlak kavramları empoze etmek ve toplumdaki belirli grupları küçümsemek için biçilmiş kaftan gibidir."(s.115)

Kolera'yı, Koli Basili'yi, Sars'ı, Lejyoner Hastalığını, Kara Ölüm'ü, Sıtma'yı, Hemorojik Virüsler'i, Prion'ları, BSE'yi, AIDS'i ve Mantarları birde bu kitaptan tanıyın.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnanılmaz derecede faydalı ve dolu bir kitap. kitap kurdu kişilerin dünyadan kaçışı, entelektüel faaliyetlerin dünyanın ve insanların ciddi sorunları karşısında önemini yitirmiş olması düşüncesi, bir akademisyenin kendi iç dünyasında yaşadığı çelişkilerin samimiyetle ifade edilmesi gibi konular başarılı biçimde ele alınmış. Dili çok güzel, basit veya ağır değil. Einstein, filozoflar ve Hz. Meryem yaşamından örnekleri çok yerinde. Çok beğendim, mutlaka tavsiye ediyorum. Umarım diğer kitapları da dilimize çevrilir.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyat okumayı seven herkesin içine düşeceği bir kitap hazırlamış Oğuz Demiralp. 1900 'den başlayarak 2000'e kadar, onar yıllık dönemlerle; öykü, şiir, roman, deneme türlerine odaklı muazzam bir seçki. Hangi tarihsel olaylar hangi yazarları ve eserlerini etkilemiş. Eğrisi, doğrusu, olması gerekeni, olamayanı... Devam edenler, unutulanlar, erken veda edenler... Doğal olarak eleştirilerini de dile getirmiş sayın Demiralp, kimine iğne batırmış, kimine çuvaldız! Akıcı bir dille, dolu dolu edebiyat yolculuğu... 160 sayfalık kitaptan 30 sayfa not çıkarmışım kendime! Şaşırdım.
Diyeceğim şu ki, kaçırmayın, edinin lütfen! 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı okuma rehberiniz olsun!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsyan'ın Hikayesi
Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un 1996 yılında yayımlanan kitabı "Doğunun Limanları", klasik teknikle yazılmış tarihi bir romandır.

Oldukça heyecanlı ve merak uyandırıcı olan bu eser okurunu Doğu-Batı sentezinde yoğuruyor. Hikaye Adana'da başlıyor. Oradan Lübnan-Beyrut'a, daha sonra ise Fransa'nın kültür kokulu sokaklarına uzanıyor.
Amin Maalouf din, dil, ırk, millet gözetmeksizin karakterlerini "insanlık" çatısı altında birleştiriyor. Ermenisi, Türkü, Yahudisi; Müslümanı, Hristiyanı, Musevisi bir arada...

Hikayenin çıkış noktası "İsyan" adında, soyu Osmanlı hanedanına dayanan bir adam. Hikayenin tamamını onun ağzından dinliyoruz. Hikayeyi anlattığı ve onu yönlendiren kişi ise - "muhtemelen Amin Maalouf olduğunu düşündüğümüz"- bir yazar. İkili arasında 4 gün süren beraberlik sonucu taşlar yerine oturuyor.

İsyan'ı Paris'in sokaklarına getiren hadise yıllardır vazgeçmediği bir sevda! O, çektiği onca sıkıntının ardından yıllardır görmediği aşkını bekliyor...

Kitabın açılışında, cinayet mi yoksa intihar mı olduğu belli olmayan bir ölüm ve bu ölümden sebep deliren İffet adında bir kadınla tanışıyoruz. İffet, Kitabdar adında bir hekimle Adana'ya yerleşiyor ve bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. İsmini bilmediğimiz ama prenslere yaraşır bir asillikle büyüyen bu delikanlı saray eşrafına mensup biri. Ermeni bir kızı kendisine eş yapıyor ve ondan 3 çocuğu oluyor. O çocuklardan birisi de ana karakter İsyan! Ve bu andan itibaren de İsyan'ın hayat yolculuğunda yaşadıklarına şahit oluyoruz...

"Doğunun Limanları" tarihi dokusuyla mest eden, sıcacık bir roman. Dili, üslubu tertemiz. Doğu'dan alıp Batı'ya, Batı'dan alıp Doğu'ya götürüyor okurunu ve adı geçen şehirlerin karakteristik dokularına da yer vermeyi ihmal etmiyor.
Yanıtla
13
3
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazen Cengiz Aytmatov'u Selvi Boylum Al Yazmalım yüzünden pozitif ayrımcılıkla okuduğumu düşünüyorum. Bu kısacık romanda da böyle bir duyguya kapıldım. Hikaye şu: Düyşen adında idealist bir genç, cahil köylülere rağmen aynı köyden eğitim seviyesi yüksek bir nesil ortaya çıkarıyor. Kitap son derece mütevazi ama etkisi büyük. Buradan bakınca da sevgili yazarımızın asıl zor olanı, az ve özü başardığını görüyorum ve hiç de ayrımcılık yapmadığıma inanıyorum. Roman bende "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"nin verdiği etkiyi bıraktı. Nitelikli bir toplum yaratmanın eğitimden geçtiğini kim bilir kaç romanda öğreneceğiz? Bence herkesin okuması gereken bir romandı.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı 2 günde bitirdim. Çok beğendim. 13 yaş civarı itibariyle ergenlik dönemindeki gençlere tavsiye ederim! Kitap 14 yaşlarındaki çocukların yaşadıkları olaylardaki hislerini, düşüncelerini, aynı zamanda kendilerini ve yaptıkları hataları sorgulamalarını anlatıyor. Hayatlarında gündemde olan konularla nasıl başa çıktıklarını, zorluklara karşı mücadelelerini görebiliyoruz romanda (mesela baş karakterlerden birinin nasıl arkadaşının baskısına karşı durduğunu, ona uymadığını). Hem olumlu mücadeleler var, hem olumsuz yanlış seçimlerin kötü sonucunu gördüğümüz yerler. Yetişkinler içinde tavsiye ederim. Romanda bu yaştaki çocukların iç dünyasına yolculuk ederken onların içinden neler geçtiğini öğrenebilir ve sohbet edebilir. Özellikle hayal kurmakla ilgili olan kısım çok hoşuma gitti. Gençlere örnek olacak, motive edecek, cesaret verip güçlendirebilecek bir hikaye. Mizahi açıdan da çok güçlü. Dedeyle torunun arasındaki muhabbet hem çok güldürdü, hem düşündürdü. Bolca hediye edelim!
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Meşrutiyet Ne Getirdi, Ne Götürdü? Kitabı 1870 doğumlu olan Osmanlıda önemli görevlerde bulunmuş olan Hüseyin Kazım Kadri tarafından yazılmış kıymetli bir eser. II. Meşrutiyetin ilanı Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, İttihat ve Terakkinin yönetimi ele alması ne yazık ki çok fazla bir değişikliğe yol açmadı. Çünkü toplum ve yöneticilerin kalitesi çok kötüydü! O dönemde yaşananlar günümüze de ışık tutacak niteliktedir. Kitabın yazarı dürüstçe yazmış olayları ve anlatımı anlaşılır. Kitabı ben beğendim. Tarihe, siyasete ilgi duyanlar başta olmak üzere ilgilenenlere tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitaptan önce Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı denemelerini okumak, dünyanın yolculuğunu Amin Maolouf gözünden okumak anlamında çok anlamlı olur..
Gözlem ve değerlendirmelerini yer aldığı iki denemenin üstüne umut vaat eden geleceğe ait yarı distopik bir roman geleceği şekillendiren toplumun bilinci ve iradesi olduğunu anımsattı bana.
Ütopya ile distopyayı birbirine harmanlayan bir kurgu.
Empedokles'in Dostları naif bir distopya.
Olay örgüsünden ziyade olaya bakış açıları ve insanlık özeleştirisinin ön planda olduğu bu umut veren, iyi hissettiren nazik distopyayı ben sevdim.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kültepe Tabletlerine Saklı Diplomasi
İnsanların topluluk halinde yeryüzünde kendilerini göstermelerinden itibaren sınırların oluştuğu bilinir. Hudutlar yeni problemleri beraberinde getirir. Artık, bölgelerin paylaşımı için ortaya çıkması olası bir çatışma durumu söz konusudur. Bununla beraber sınır ve çatışma derken, insanlıkla yaşıt olan savaşların tarihi başlar. Mücadelesiyle karşı tarafa taleplerini dikte etmek isteyenlerin sert ve pervasız hallerini yumuşatmak da öyle kolay değildir. Ama Yunus Emre’nin dizelerinde olduğu tarzda bir sonuç da mümkündür: “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”. İşte tam Bizim Yunus’un bahsettiği yerde araya “söz” yani “diplomasi” girer. Bu noktadan sonra iş kılınca değil, kaleme düşer.

Kalemin yazmaya başladığı ilk günden itibaren diplomasinin hikayesi başlar. Bunu nereden mi biliyoruz? Şöyle ki Tolga Bilener ve Efe Sıvış, bundan üç bin küsur yıl önce yazılmış Kültepe tabletlerini diplomatik olarak yorumlar ve ortaya çıkan bilgiler diplomasinin öyküsünü başlatmakla beraber fazlasıyla şaşırtıcıdır. Üstelik tarih literatürümüzde kemikleşmiş bir bilgi de eser sayesinde revize olur. Malum bilinen ilk yazılı antlaşmanın MÖ XIII. yüzyılın başında imzalanan Kadeş Barışı olduğu neredeyse her tarih kitabında zikredilir. Fakat tarihçinin kaba kalıpları yazı, kâğıt ve imzanın bir araya gelen bileşimin iki büyük devlet (Mısır ve Hitit) tarafından onaylanmasını antlaşma olarak kabul eder. Peki Kadeş’e kadarki devlet yapılarının aralarında yaptıklarını kil tabletlere nakış nakış işledikleri sözleşmelerin nasıl nitelenmesi lazım? İşte bahsedeceğimiz kitap, bu soruya cevap ararken Kadeş’in öncesinde yapılan antlaşmaların diplomatik olarak ispatına uğraşır.

Eserde hedeflenen amacın bir ispata dayanması, konuyu bilimsel tabana oturttuğu gibi disiplinler arası bir ortaklığı da zaruri kılar. Yani yapılan bir antlaşma diplomasi ve tarih ilminin penceresinden farklı görünmekle beraber elde edilen bilgilerin mezcedilmesi sonucu anlamlı neticeler ortaya çıkar. Bir kere tarih malumatı verir ama bilgiye anlam kazandıran onun disipliner olarak test edilmesidir. Zira tarih disiplini Anadolu şehir devletleri arasındaki antlaşmaları Kadeş Barış Antlaşması’yla kıyaslar ve antlaşma olmadıkları yönünde hüküm verir (s.155). Ama bu yeterli olmayıp testin uluslararası ilişkilerin ana kaideleri merkeze alınarak yapılması gerekir.

Medeniyetler beşiği Anadolu’nun Koloniler Çağı’na (MÖ 1920-1750) bakıldığında, Asur Devleti’nin Küçük Asya (Anadolu) ile yoğun bir ticari ilişki kurduğu görülür. Üstelik bu ilişkiyi çok uluslu yapan, tarafları birer devlete çeviren birçok bulgu vardır. Tabii günümüz okuru olayı sadece tarih disiplini çerçevesinde değerlendirmeye temayül eder. Bunu tersine çevirmek için eserde ilk bölümde tarihsel arka plan verildikten sonra ikinci bölümde diplomasi hakkında genel geçer bilgiler verilir.

İkinci bölümde diplomasi, devlet, uluslararası hukuk ve antlaşmalar hakkında verilen bilgilerin okura güçlü bir perspektif kazandıracağı savunulabilir. Hatta yapılan bilgi sunumunun diplomasinin ve uluslararası hukukun güçlü kalemlerinin referans alınarak yapılması, antlaşmalar üzerindeki değişkenlerin daha iyi idrak edilmesini sağlar. Bölüm sonunda akılda kalanların sadece geçmişe ilişkin olayların değerlendirilmesi için bir dayanak olmasından ziyade günümüzdeki olayların da daha iyi anlaşılmasına kapı aralayacağını düşünmek şaşırtıcı olmaz. Zaten insan ve toplum ilişkilerinin doğasının değişmezliği düşünülürse günümüzün gözlüğüyle de tarihe bakabilmenin bazen mümkün olduğu anlaşılır. Yine bu bölümün yazarların uzmanlık alanı olmasına binaen yer yer ağır terminoloji ve bakış açısı içermesine rağmen bunun eserin bütünü düşünüldüğünde sunulan teze güçlü akademik bir taban oluşturduğu dikkatten kaçmaz.

Üçüncü bölümde ise, Kadeş’ten önce imzalanan antlaşmalar masaya yatırılır. Günümüzün uluslararası ilişkiler ve diplomasisinde kullanılan parametrelerin her bir antlaşma (Eski Çağ Anadolu’sundaki Kültepe’den çıkarılmış üç tablet-üç antlaşma) baz alınarak uygulanmasının çağımızın antlaşmalarıyla Koloni Çağı’ndakilerin aşağı yukarı benzer özellikler taşıdıklarını kanıtlar. Aslında bu kısmın mantığı basittir. Günümüzdeki diplomatik antlaşmaların taşıdığı özellikler Eski Çağ Anadolu’sundaki antlaşmalara uygulanır. Sonuçtan tarafların birer devlet, aralarındaki ilişkinin diplomasi ve imzalanan belgenin uluslararası bir antlaşma olduğu kanıtlanır.

İkinci bölümün aksine üçüncü kısmın anlaşılmasının kolay olması, eserin hitap ettiği kitlenin genişlemesine neden olmaktadır. Diplomasinin ağır kaide ve kurallarının aksine tarih anlatısının masalsı yönünün ön plana çıktığı tabletlerden sentezlenen olgu sunumları okura daha geniş ilmi bir bakış açısı kazandırmaktadır. Geçmişle günümüzün çağdaş diplomasisi arasındaki paralelliklerin bazen fazlasıyla somut örneklerle sunulması ise olayın akılda kalıcı yönünü güçlendirmektedir. Tarih sunumlarında günümüzle çağrışım oluşturacak bilgilerin verilmesinin artı bir faktör olduğunu düşünülürse yazarların tavrı evladır. Örneğin, eserin dizinine bakılacak olursa günümüz diplomasisinin başat aktörü ABD on beş kez geçmektedir. Bu örnek bile eserin merkezinin sadece tarih üzerine kurulmadığını kanıtlamaktadır.

Eserin dördüncü bölümü ise tezin mihver noktasının ne olduğu konusunda okurunu kendi merkezine çekmek için kullanılır. Zira tarih anlatısında ilkler önemli bir yer tutar. Tarihi bir olay anlatılırken ilk kez ne zaman yapıldığı zikredilir. Kadeş Antlaşması’nın ilk olduğu fikrinin yıkılmasıyla beraber tarih anlatısı merkezinde şekillenen terminolojiye de eleştiri getirilir. Misal Asur ve Anadolu arasındaki ilişkilerin olduğu çağa Koloni Çağı denilmesinin tabi metbu ilişkisine gönderme olabileceği bunun da diplomasinin doğasına ters olduğu, Asur ve Anadolu devletçikleri arasında eşitliğin vuku bulduğu hatırlatılır.

Tarihi bilgi Asur çağından kalma şifresi çözülmemiş Kültepe tabletleri gibi açılmamış şifreli bir kasayı andırır. Tarihi bilginin salt bilgi olmadığının kanıtlanması için tarihe yardımcı bilimlerin anahtar olarak kullanılması elzemdir. Bu sayede tarihi bilgi ilk anlamından daha güçlü bir ifade kazanır. Hele hele zengin bir yorumla sunumu yapılırsa tarihi bilginin basit bir esatir olmadığı net bir biçimde kanıtlanır. Tarih, içerdiği yazılı kaynaklar ve arkeolojik verilerle beraber hazineyi andırır. Tarihin içerdiği cevherler ise kuyumcu hassasiyetiyle değerlendirildiği zaman anlam kazanır. Bu açıdan eserin tarihi bilgiye değer kattığı ve yeni değer artırımlarının da müjdesini verdiğini düşünmek mümkündür.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar iğneleyici bir üslupla ailenin hikayesini acı sosa bulayarak içler acısı bir şekilde anlatıyor. Tanrı rolüne bürünenler zalim oyunlardan sıkılana kadar bu aileyi oyunlarına ve hırslarına kurban ediyor. Fazla konusuna değinmek istemiyorum ama bir kitaba bir isim anca bu kadar yakışabilirdi. Bir de o yıllarda siyahilere göre zenginler bir nevi tanrı. Onlar kusursuz, onlar kültürlü, onlar mükemmel.

Böyle şeytani insanlar olduğu sürece 1902 yılında yazılmış bu kitabın güncelliğini yitireceğini düşünmüyorum. Dünya döndükçe okunacak. Siz de okuyun. Kesinlikle okuyun. Şiddetle tavsiyemdir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir