Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlginç bir başlık, ilginç bir konu. Tam isminin hakkını veren, içten içe "oh olsun" çektiğimiz insanlık halleri üzerine. Bu duygu, masum ve zalim uçlara doğru kaymaya müsait. Biz adını koymadık diye de yok değil, aksine cidden var hepimizde. Okuyunca anlayacaksınız.
Benim zihnime çokça çağrışım yaptı bu incecik kitap, zaten çoğu yeri basit gündelik örneklerle dolu.

Bu hâlin yaşanılan çağın kültürüyle ilişkisi var. İçinde olduğumuz ülke, din, aile, kültür havzasıyla bağlantısı var. Elbet bizim karakterimizle de alakası var.

Kitap bu anlamda okuyucuya bir röntgen imkanı sunuyor.
Bence konuşabiliyor olsaydık, başka olurdu. Düşünce, ifade, konuşma özgürlüğümüz; diyalog, sorgulama ve eleştiri kültürümüz gelişmiş olsaydı ahh... Biz de bazı şeylere güler geçerdik, bazılarına da gülmeme edebi gösterirdik.


Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mehmet Fatih Kayan'ın okuduğum bu ilk hikaye kitabı, birbirinden ilginç yedi hikayeyi, akıcı bir dil, güçlü bir kurgu ile sunuyor. Her karakterin psikolojik tahlili ustalıkla yapılmış. Hikayeler daha uzun olmalı diye düşünüyor insan bittiklerinde.
Bazı tespitler sarsıcı. Örneğin: "Kendimizden olmayana önyargılar ile yaklaşabiliyoruz acı bir şekilde. Doğarken getirmedik bu illeti kendimizle, gördük ve öğrendik. Ama bunun bir yerde son bulmasını istiyorsak bu işi yapacak kişilerin ancak bu sorunu fark edebilen insanlardan çıkacağını bilmenizi isterim".
Bu tespit yıllar önce Alper Görmüş'ün yazdığı iyi insanlar serisini hatırlattı bana.
Yazar, kültürel kodları sorgulamaya iştahla girişmiş , ancak seçilen örneklemlerdeki kodlar, post-modern dünyanın gerisinde kalıyor gibi. Yine de üzerinde düşünülmeye değer bir çok öğe barındırıyor ve oldukça perspektif sunuyor. Okuyucusu bol olsun ve yazarımız yeni hikayelerini romana çevirsin diye umuyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Oldukça karamsar ilerleyen hikayede her şey bitti dediğim anda kahramanın yegane amacına sıkı sıkıya sarılarak yaşamaya devam etmenin bir yolunu bulmasına tanık olduğum sarsıcı bir hikayeydi. İnsanoğlunun sahip olduğu kaynakları hiç tükenmeyecekmiş gibi hor kullanmasının ne kadar büyük hata olduğunu yeri geldiğinde bir damla su, tek bir tohumun ne kadar kıymetli olduğunu, bu nedenle dikkatli ve israf etmeden kullanmanın önemini de en acı haliyle hatırlattığını düşündüğüm bir eser oldu.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Refik Kutlu; Duru akıcı mısralarıyla Anadolu’nun bağrından seslenir tüm memlekete, memleketin ötelerine. Sivas yöresinde kullanılan kelimeleri orijinal halleriyle görebilirsiniz mısralarının içerisinde. Kültür Bakanlığı Halk Şairi unvanını da almış olan Refik Kutlu’nun şiirleri onun için önemlidir ama her şey de demek değildir. Şiirini daha çok sosyal konularda yazan duyarlı şairlerimizdendir. Filistin, Suriye, terör, şehitlik gibi konularda onlarca şiiri vardır. Hece şiirinin güzellikleriyle bezenmiş daha çok Sivas temalı bu eseri, Sivas’a dolayısıyla Türk kültürüne kazandırdığı için kendisine teşekkür eder başarılarının devamını diliyoruz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaradılıştan her bir insanda bulunan tını (buna fıtrat, şahsiyet; herkesin kendine özgü ve özgün kişiliği de denebilir) acelecilik çağında akort bozumuna uğradığı hepimizce malum...İnsanın kendini, tüm beşeriyeti ve eşyayı tanıması yaratıcıyı tanıması ve varlığı sorgulamasıyla mümkün, bunun yolu da tefekkür ve rabıtadan geçiyor. Ama hız çağının jungle’ı içinde hepimizi “survive” etmemiz gerektiği algısı, durup dinlenmeyi, dinginleşmeyi ve inzivayı da olumsuz şeyler olarak pompalıyor, bu rekabette geride kalamazsın, hüzne, ince düşünmeye yer yok modern dünyada. Modernite, hayatı kolaylaştıracak bir sürü alet edevatıyla kucak açarken özümüzdeki en insani sesleri çalıp götürüyor, öyle ki kendi iç sesimize bile biganeyiz; zira dış dünyanın debdebesi o kadar gürültülü ki iç dünyamızın fısıltısını duymaya ne mecal ne cesaret bırakıyor bu sağır eden sesler. Bu okuma tefekkürü tetikliyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
M. Çiftci’nin kaleminde bana tanıdık gelen çok şey var, okurken düşündüm de aşina olduğum onca şey arasında onun edebiyatını sevdiren en tanıdık yan şu: ikimiz de trajikomikleştiriyoruz yaşananları, böyle böyle geliniyor belki de hayatın içindeki onca haksızlığın, yanlışın ve acının üstesinden. Böyle böyle kolaylıyoruz yaşam yükünü. Yine kedere neşe katarak en yalın haliyle öyküleştirmiş yaşamın en yalın hallerini. Sen yaz, ben okuyayım. Tanıl Bora’yla da derleyin allasen en kısa sürede yine girift Türk aile yapısına dair bir şeyleri, hala olur teyze olur...
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yağmasa da bir gün elbet gürleyeceğine dair kendisine umut beslenen, dünyada kapladığı alanın başkaları tarafından algılandığından ancak o başkasıyla göz göze geldiği küçük anlarda emin olabilen, incinmekten korktuğu kadar incitmekten de korkan, hakkını nasıl arayacağını bilmediği halde aranacak bir hakkı olduğunu kalben bilen Kasım... Öyle sihirli kelimeleri art arda diziyor ki Sema Aslan, bu kitabı elektrik direklerine, ilan panolarına asıp el broşürü niyetiyle sokağa çıkıp tanıtasım geldi, Türkçe okuyup Türkçe anladığıma şükrettiren yazarlar kalp ben.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empedokles'in Dostları
Atlas Okyanusu kıyısında Antioche adasının iki sakini vardır: Biri çizer Alec, diğer yazar Ève. Yıllardır yalnızlıkları farklı olan bu iki kişiyi, her türlü iletişim kanallarının kesilmesi bir araya getirir. Neden kimse kimseyle iletişime geçemiyordu? Hemen felaket senaryoları yazılmaya başlanır. Alec ise endişelerini günlüğüne yazmaya başlar. Bizler de onun günlüğü sayesinde yaşanan olayları okuruz. Önce nükleer felaketten şüphelenilir. Kente belli sayıda füze fırlatmak isteyen kişilerin olduğu öğrenilir. Tüm dünyada iletişim kanallarının kapanması mantıklı değil. Bu güce sahip kim olabilirdi? Dünyanın en büyük güçleri birbirlerinden şüphelenmeye başlar. Derken, Demosthenes çıkagelir. ABD Başkanı ile görüşür. Kendilerine Empedokles’in Dostları derler. Kendilerini böyle isimlendirmelerinin sebebi ise Antik Yunan dönemine saygı duymalarından. Herhangi bir ulus veya devletin hizmetinde değiller. Amaçları dünya çapında felaketleri engellemek. Nükleer felakette onlardan biri.

Bu kitapta iki insanlık var: Biri görünür, diğeri yeraltında. O görünür olan büyük uygarlıklar bir anda çağdışı kalır. Değerler sıralamaları altüst olur. Çünkü hastalığa ve ölüme müdahale edebilen, tüm dünyada iletişim kanallarını kontrol edebilen teknolojiye sahip Empedokles’in Dostları çıkagelmiştir. Tabi yöneticiler bu kadar büyük güce sahip olan bir grubun tanrılaşma tehlikesinden korkarlar. O güçlü uygarlıkların olduğu dünya masası devrilir. Yöneticilerin güçlerinin gittiğini, halkın endişesinin arttığını, kendini gelişmiş gören uygarlıkların çağ dışı kaldığını görürüz. Peki, nasıl bu kadar güçlü hale geldi bir anda ortaya çıkan Empedokles’in Dostları? İnsanlığın kaygılarına takılmadan ilerlediler. İnsanı değil ölümü düşman bildiler ve ona karşı savaştılar. Okurken ölüme müdahale etmeleri bana başka bir kitabı hatırlattı. Saramago’nun 'Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş' kitabında ölüm bir anda ortadan kalkar ve yöneticiler ne yapacağını şaşırır. Bakımevlerinden sigortalara, maaşlara varıncaya kadar yaşlılara ne yapılacaktı? Burada da aynı sorun gündeme gelir. Tüm insanlığın elinden ölümü alırsanız neler yaşanır? İşte dünyaya yayılan bu tehlikenin farkında olan, iyilik için insanların arasına kaynaşan Empedokles’in Dostları, felaketi engelledikten sonra gitmeli mi kalmalı mı?

Özetle yazar, elinde nükleer gücü bulunan devletlerin tehlikesini bizlere yansıtıyor. Yeri geldiğinde toplumsal felaketleri örtbas etmek için yöneticilerin yaptıklarını göstererek eleştirisini de yapıyor. Çoğumuzun tarihsel romanlarıyla tanıdığı Maalouf, bu sefer geleceğe yönelik yarı distopik bir dünya çiziyor. Kitaba Empedokles’in fikirlerinin kaynaklık etmesi de insanı araştırmaya sevk ediyor. Bu sebeple kısa ve akıcı olan bu kitaba şans verin derim.

Herkese iyi okumalar.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ruhlar evi kitabını çok beğenerek okudum. Bu kitapla birlikte yazıldığı koşulları, ruh halini, sonrasında hep uzağındaki memleketine de özlemini de anlatmış oldu yazar. Artık ne Şili'li, ne de değil. Ancak ne kadar değişse de hep bir parçası oralı. Iyi anlatmış Şili'yi, insanını. Bize benzer geldi insanı bana. Siyasal talihsizliği de öyle.

Onca sıkıntının, diktatörün ve acımasız piyasa düzeninin bıraktığı hasarın ardından geriye kalan artık kimse aynı değil gerçeği de en acısı. "Devletin işlediği suçlar konusunda belleğimiz zayıftır ama başkalarının ufak tefek günahlarını asla unutmayız ". Bu da çok tanıdık bir gerçeklik.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tutkularından Vazgeçemeyenler
Merhaba sayın okurlar. Özellikle benim gibi kitap okumayı tutku haline getirmiş kişiler için Orhan Pamuk'un ses getirmiş eseri 'Masumiyet Müzesi' yorumuyla karşınızdayım. Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü kitaptaki tutku derecesi, bizim içimizde barınan bazı tutkuları da hatırlamamıza vesile oluyor.

İki kez 'Masumiyet Müzesi'ni ziyaret etmiş biri olarak, artık kitabı da okumanın zamanı gelmişti. Şimdi bir daha ziyaret edeceğim ki müzeyi, bu kez gezmek okuduklarımın ışığında daha anlamlı olacaktır.

Romanımızın konusuna değinecek olursak, 1970'li yılların İstanbul'unda başlayan 1990'lara kadar devam eden saplantılı bir aşk kurgusu diyebilirim. Zengin çocuğu Kemal'in düzenli bir ilişkisi, güzel ve eğitimli nişanlısı Sibel ile planları varken, uzak akrabalarının fakir kızı Füsun'a aşık oluyor. Başta küçük bir kaçamak gibi başlayan bu ilişki saplantılı bir tutkuya dönüşüyor. Tıpkı izlediğimiz eski Yeşilçam filmleri tadını veren kitapta, 'zengin erkek fakir kız' klişesi öyle bir işlenmiş ki, bazen bu kadar uzamasına sinir olacağınız sayfaları yine de bitirmek hevesine kapılıyorsunuz.

Roman “hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.” cümlesiyle başlar ve “herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.“ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında Kemal mutsuz bir hayat yaşadığını düşünenlere gerekli cevabı da vermiştir.

Normalde ben de bazı yazarlarımızı ve kitapları acımasızca eleştirebiliyorum. Müze aşkımdan mıdır nedir bilemiyorum ama bu kitaba kötü eleştiri yapasım gelmedi. Önyargılı olanlar isterlerse yine okumasınlar bu kitabı. Halbuki bir kitabı bazen üslubu ve yoğun duyguları hissettirebilmesi hatırına, kalıplarımızın dışına çıkıp okuyabilmeliyiz. Harry Potter'ları okuyup, pazarlama taktiklerine kananların bizim ülkemizde de çoğunlukta olduğuna bakın ve bizim kitabımızın da müzesi olduğu için gururlanalım.

Sayın Orhan Pamuk'u böyle bir projesi olduğu ve bunu hayata geçirebildiği için tebrik ediyorum. Kitabın sonlarına doğru olan ve benim de duygularıma değen bir alıntıyı da paylaşmadan duramayacağım.
"Masumiyet Müzesi'ne gelecek kalabalıklar, inşallah geçici sergilerimizi de gezecekler ve o zaman çöp evlerde, dernek toplantılarında tanıştığım İstanbullu gariban kardeşlerimin, gemi fotoğrafı, gazoz kapağı, kibrit kutusu, mandal, kartpostal, artist ve ünlü resmi ve küpe toplayan takıntılı koleksiyoncularımızın biriktirdiklerini görecekler. Bu sergilerin, koleksiyonların hikayeleri de kataloglarda, romanlarda anlatılsın. O günlerde eşyaları seyrederek Füsun ile Kemal'in aşkını huşu ve saygı ile anan ziyaretçiler hikayenin Leyla ile Mecnun gibi, Hüsn ile Aşk gibi, yalnızca aşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul'un hikayesi olduğunu da anlayacaklardır."

Not: İki kez müzeyi gezdiğimi söylemiştim. Bu kez 'Masumiyet Müzesi'ne kitabın içindeki biletle girmeyi ve daha anlamlı bir ziyaret yapmayı planlıyorum. Umarım bilet hala geçerlidir. :)
Yanıtla
48
14
Destekliyorum  11
Bildir
Yanıtları Göster