Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Antonius ve Kleopatra
“Sonsuzluk dudaklarımızda, gözlerimizde / Mutluluk kaşımız, kirpiğimizdeydi o zaman / Varlığımızın tek kılında bile / Tanrısal bir şeyler vardı.”

2024’te başladığım Shakespeare külliyatını tamamen okuma yolculuğum yavaş adımlarla da olsa sürüyor, 2025’te bunu biraz hızlandıralım Eylülcüm, kendime not.

Shakespeare’in en iyi eserleri arasında gösterilmiyor Antonius ve Kleopatra malum. Ama işte yine iyi, elbette çok iyi. Ne tuhaf, hikâyenin başını sonunu bilmeme ve normalde tiyatro metni okumayı hiç sevmememe rağmen, müthiş bir merak ve hazla okudum bu kitabı - o da işte Shakespeare’i Shakespeare yapan şeylerden ötürü tabii, en çok da şiirli dilinden.

Belki en iyi metinlerinden biri değil ama şiirsel olarak en güçlülerinden biri bence, üstelik de içinde yazdığı en muhteşem kadın karakterlerden biri var; Kleopatra elbette. Coşkusu, öfkesi, tutkusu, saplantıları, güzelliği, çocuksuluğu - her şeyiyle muazzam yazılmış bir karakter sahiden. Hayatta “Shakespeare’in Kleopatra’sı” diye ayrı bir ifade olması şaşırtıcı değil. (“Yaş yıpratamaz o kadını / Alışkanlık tüketemez sonsuz değişmelerini / Başka her kadın uyandırdığı isteği doyurup giderir / O en çok doyurduğu zaman acıktırır insanı.”) Gerek o, gerek Markus Antonius enfes karakterler. Beni metindeki aşk hikâyesi kadar, Caesar ile Antonius’un ilişkisi de etkiledi, zira dostluğa içkin bir sürü şeyi katman katman yedirmiş bu öyküye Shakespeare. Öfke, rekabet, hırs, kıskançlık - ama tüm bunlara rağmen orada bir biçimde durabilen sevgi.

Ezcümle, seneyi ihtişamlı şekilde kapatıyorum Shakespeare ile. Bu yolculuk ne zaman biter bilmem ama kendisinin kelimelerinin peşinde hazdan hazza daha çok zaman savrulacağımı bilmek çok güzel.

“Sen ne kadar kalsan da geliyorsun benimle / Ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle...”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lotte Weimar'da
"Sonraki duygu, önceki duygu, duygular aslolan. Bırak, bakışımız açılsın ve gözlerimiz faltaşı olsun, dünyanın birliğini görmek için - büyük, şen ve bilgece."

Thomas Mann'ın görece kolay metinleriyle bir müddet vakit geçirdikten sonra yolum bu zor ve acayip kitaba vardı. Nasıl demeli - sanatçının süreçleri ve hayatla ilişkisine dair anlattıkları itibariyle biraz Venedik'te Ölüm; “zaman”ın kitabın başrolünde olması ve insan doğasına dair akıl yürütmeleriyle biraz Büyülü Dağ gibi bir kitap. Bu ikisini okuduysanız zaten nasıl bir metinden bahsettiğim kafanızda somutlaşmıştır.

Zor ve fakat çok ilginç, zira acayip bir iş yapıyor Mann. Kendisinin Goethe'ye çok meraklı olduğunu biliyoruz, bu kitabında da Goethe'nin ünlü eseri Genç Werther'in Acıları'na bir tür devam kitabı yazıyor ama tam da öyle değil; şöyle: Goethe'nin romanı aslında kısmen otobiyografik, arkadaşının nişanlısına (ki kadının adı Charlotte) aşık olan kendisi, bazı kurgu unsurlar da ekleyerek Werther'i ve aşık olduğu Lotte'yi yaratmış. Burası gerçeklik. Mann da bu gerçekliği alıyor, zamanı 40 yıl ileri sarıyor ve Goethe'nin aşık olduğu kadın Charlotte'un (yani kitaptaki meşhur Lotte), Goethe ile tekrar karşılaşmak üzere Weimar'a gelişinin öyküsünü anlatıyor. Gerçeklikten devşirilen kurgunun üstüne kurgudan devşirdiği bir gerçeklik katıyor bir nevi - çok acayip bir iş bu açıdan yaptığı.

Öykü ilginç, anlatı zor. İlk altı bölüm aynı otel odasında, toplam birkaç saatte geçiyor. Goethe'nin ünlü Lotte'sine ilham veren Charlotte'un şehre döndüğü haberi büyük yankı uyandırıyor ve insanlar kendisiyle tanışmak üzere otele doluşuyorlar. İlk bölümler bu diyaloglardan oluşuyor; epey derinlikli konuşmalar bunlar. Yedinci bölümde Goethe'nin zihnine giriyoruz bir nevi ve Goethe'ye aşırı hakim değilseniz (ki ben değilim mesela) bu bölümdeki göndermeleri anlamak epey güç olabilir, ben zorlandım.

Sonrasında da Goethe ve Charlotte sonunda buluşuyorlar. Burayı anlatmayayım artık. Werther okunmadan bu kitap okunmaz, bence o da yetmez, Mann külliyatını ve Goethe'yi de epey biliyor olmak lazım.

Çok değişik bir deneyimdi. Benim gibi Mann'ı didiklemek derdindeyseniz buyrun, yoksa pas geçin derim ben.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sınırın Yasaları
“Sınırın Yasaları” ile ilgili söylemek istediğim ilk şey, müthiş iyi kurgulanmış bir kitap olduğu olacak sanırım. 1978 yazında başlayan ve 25 yıla yayılan bir suç öyküsünü kurgusal bir yazarın kurgusal karakterlerle yaptığı görüşmelerden okuyoruz (bu yöntem de son derece özgündü ve çok başarılı uygulanmıştı bence), yazar hikâyenin sonunu en baştan ilan etmesine rağmen detayları öyle iyi örmüş, karakterleri öyle güzel derinleştirmiş ki insan büyük bir merakla okuyor hikâyeyi. Ters köşeler çok kararında, sırf okuru şaşırtıp ilgisini diri tutmak için yazılmış hissi veren bir şey yok metinde ki polisiye okurken sık sık hissederim bunu.

Zaten bence bu kitapta tempoyu yüksek tutan şey olaylar değil; bakış açısı. Her ne kadar bir suç çetesini ve bir suçluyu anlatsa da, ben aslında bu kitabı bir polisiye roman değil, bir psikolojik roman olarak nitelemek isterim zaten. Zira suçun doğasını, suçlunun psikolojisini, suçlunun suça bağımlılığını irdeliyor ve bunu cevaplar vererek değil sorular sorarak yapıyor. Bir yandan elbette meselenin toplumsal boyutuna da dalıyor, bir gençten suçlu yaratan toplumsal koşulları didikliyor ancak bu kısmının daha baskın olmasını arzu ederdim açıkçası. Evet yazar bu konuda çok şey söylüyor ama hikâyesinin arkasına Franco dönemi sonrasını koyduğunu göz önüne alınca bence çok daha fazla şey söylenebilirdi, hele ki olay Katalonya’da geçerken. Faşizm sonrası dönüşen toplumun demokrasiye dönüş sancıları bence bu öykünün daha çok parçası olmalıydılar, bu kitaba bir eleştirim bu olabilir.

Ama bu bir tercihtir, sadece öyle olsa daha da çok ilgimi çekerdi diyeyim. Sonuçta herkese tavsiye edeceğim, merak ve zevkle okunacağını tahmin ettiğim bir kitap bu diye ekleyerek de bitireyim. Cercas beni en son “Kiracı” ile çok üzmüştü, biraz barıştık diyebiliriz. Yine de mevzu yaşayan İspanyol yazarlar olunca Javier Cercas'a adaşı Javier Marias'tan daha çok tezahürat yapılmasını asla ve kat'a kabul etmediğimi yineliyorum. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ne Para Ne Saat Ne Kasket
“Sık sık, bir çiftin arada bir yeniden tanışıp tanışamayacağını düşünüyordum.”

Ne Para Ne Saat Ne Kasket, çok sevdiğim Alman yazar Wilhelm Genazino’nun ölümünden önce yayımlanan son romanı. Bazı açılardan tipik bir Genazino romanı bu, bazı açılardansa değil. Anlatıcımız evet, ziyadesiyle tipik bir Genazino karakteri. Yaşlanmış, yalnız ve yılmamak için yılmaz bir mücadele yürüten adamları bu kadar iyi anlatan bir başka yazar yok herhalde. Yine ziyadesiyle ortalama bir adamı okuyoruz, bu her tarafı dolduran vasat adamları müthiş yazıyor Genazino. Anlatıcımız bir sokak festivali sırasında eski karısıyla karşılaşıyor ve yeniden görüşmeye başlıyorlar, zira ne yeni hayatını, ne eskisini oldurabilmiş bir adam; güvenli sulara dönmek işine geliyor.

Bir yandan bu ilişkinin bugününü okuyoruz, bir yandan anlatıcımız bizi geçmişe götürüyor. Hem ilişkinin eski zamanlarını, hem daha evvelki ilişkilerini, çocukluğunu, anne-babasını anlatıyor bize uzun uzun.

Benim Genazino’da en sevdiğim şeylerin başında mizah ve melankoli arasında kurduğu denge gelir, bu kitapta o denge biraz şaşmış gibi hissettim, bu beni üzdü. Mizah kısmı az olan; melankolisi, hüznü daha ağır basan bir anlatı bu. Kendi yaşlılığında yazdığı için böyle olması anlaşılır belki ama zaman zaman boğucu bir hal alabiliyor metin. Keza olay-düşünce dengesinde de benzer bir sapma var. Genazino öykülerini anlatırken araya karakterinin düşüncelerini çok ustalıkla sokar normalde, buradaysa çok fazla düşünce, çok az olay okuyoruz. Neredeyse bilinç akışı gibi yazılmış bir anlatı. Sonlara doğru hikâyenin biraz ritm kazanmasıyla kitap daha akıcı hale gelse de metnin genelinde böyle bir sorun var; anlatıcının varoluşsal sıkıntıları metnin bir katmanı değil, ana öznesi olmuş. Bu bilinçli bir tercih olabilir şüphesiz ama benim Genazino’da sevdiğim o dengenin yitmesine sebep olmuş.

Sevmedim diyemem - çok güzel pasajlar var içinde, okurken yine gülümsedim, yine durup düşündüm. Korkularımıza, kendimizi kandırma potansiyelimize, kendi bedenimiz ve başkalarının bedenleriyle kurduğumuz ilişkiye dair çok iyi akıl yürütmeler var ama en sevdiğim Genazinolardan biri olmayacağı muhakkak. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabı elimden bırakamadan, her sayfasında içimdeki fırtınaları yavaş yavaş dindirdi. Hwang Bo-reum’un o sıcak, samimi ve adeta bir dost gibi konuşan üslubuyla yazılmış bir iyileşme rehberi okumak istedim ve tam da aradığımı buldum.
Kitap, okumayı sadece bir hobi ya da bilgi edinme aracı olarak değil; ruhumuzu onaran, yalnızlığımızı paylaşan, bizi kendimize yeniden yaklaştıran güçlü bir şifa kaynağı olarak ele alıyor. Yazarın kendi deneyimlerinden ve gözlemlerinden süzülen cümleler o kadar içten ki, okurken defalarca “evet, işte bu!” dedim. Özellikle modern hayatın yarattığı yorgunluk, kaygı ve yabancılaşma duygusuna karşı kitapların sunduğu sığınağı bu kadar güzel anlatan az kitap vardır.
Okuduktan sonra hem daha sakin hissettim hem de kitaplara karşı minnettarlığım bir kat daha arttı. Kalbini dinlendirmek, zihnini toparlamak ve hayata biraz daha nazik bakmak isteyen herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Bana iyi geldi, eminim size de gelecek.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Siyer yazımında farklı usullerin farklı amaçlar için kullanılması işin doğası gereğidir. Eserde konulu siyer usulü takip edilmektedir. Peygamberin kulluk, aile, sosyal ilişkiler gibi hayatın içinden Onun örnekliğini öne çıkaran ve okunurken daha çok örnekliğini tarihsel süreç takip edilerek değil de konu başlıkları şeklinde ele almaktadır. Siyer kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmış, ayet ve hadislerle bağlantılar kurulmaktadır. Peygamberin hayatı hayata örneklik amaçlı kaleme alınmıştır. Okuması kolay dili sade ve her yaş grubuna hitap eden bir çalışma. Kronolojik bir anlatım benimsenmediğinden Peygamberin hayatı zamansal bir bütünlük vermemektedir. Örneklik için derli toplu bir çalışma olmuş.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kur'an arkeolojisi üzerine yazılan çalışmaların ardından tarih boyunca farklı coğrafyalarda peygamberler gelmiş midir? sorusuna cevap arayan eserde peygamberlik misyonunun Ortadoğu'ya has olmadığı dünyanın farklı bölgelerinde Afrika, Hindistan, Japonya, Uzak Doğu, Çin, Eskimolar, Amerika yerlileri vb. arasında da peygamber ya da peygamber benzeri kişilerin oldukları, bunlara dair deliller ve yaklaşımlar ortaya konulmaktadır. Dinler tarihi ve tarih sosyolojisi üzerine yapılan çalışmalardaki kahraman ve yüce insan tipolojinin izleri ve buradaki yaklaşımla yapılan kıyaslama ve benzerlikler üzerinden bilinmeyen peygamberler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bazı bölümler sıkıcı gelebilse de okunmaya ve farklı bakış açısı kazanmaya değer, emek verilmiş, bilimsel bakış açısı ile ele alınmış eser tavsiyeyi fazlasıyla hak etmektedir. Eser sonundaki kronolojik bölüm fikir vermesi açısından çok yerinde olmuş. Teşekkürler.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayvan Müzesi, bir moda tasarımcıyla müzebilimcinin hayvanların kamuflaj özelliğini kullanarak yapılacak bir projenin işbirliği için tanışmasıyla başlar. Üç ayrı zamanda geçen bu katmanlı metinde 1977'ye geçiş yapıp modacı Giovanna'nın çocukluğuna gidilir. Sonrasında büyük şehirden kaçıp Latin Amerika'nın ıssızlığına giden ve orada kıyamet günü habercisi bir çocuğun peşine takılan oyuncu ve fotoğrafçı eşlerin hikâyesine geçeriz. Romanın burası sistemden kaçıp kendince kurtuluşa ermeye çalışanların yaşadığı umutsuzluk hissidir. Roman, Kapitalizm, Neo-liberalizm, Beat kuşağı, Post-truth çağı gibi pek çok düşüncenin eleştirisini yapıyor. Bunu da çok sayıda düşünür ve yazarın eserlerine yaptığı göndermelerle sağlıyor. Karşımızda entelektüel düzeyi üst seviye olan ve birbirine iç içe geçmiş hikâyeler ve farklı zamanlar etrafında büyük bir kurmaca evreni kurabilmiş yazar var. Hayvan Müzesi gayet zor ve karmaşık bir roman ama Fonseca'ya hayran olmamak elde değil.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı doğru incelemek için kitaba mesafeli durmak gerekiyor.Yazarın Işıklar Ülkesi kitabını da okuduğum için yazım tarzını, neyi amaçladığını daha rahat kavrayabildim. Öncelikle “masum çocuk” fikrini yıkma amacıyla yazılan bu kitaplar, oldukça rahatsız edici. Kitabı okumanın ağır bir yükü var, bayıldım harikaydı gibi şeyler söylemek mümkün değil. Amaca ulaşmak konusunda ise başarılı. Yazarın dili çok akıcı, her iki kitapta da merakla ve gerginlikle okuyorsunuz. İdil Dündar da harika bir çeviri yapmış. Çocukların duygularını ifade edemeyişi, şiddete meyilleri ama ebeveynsiz hayatla tek başlarına başa çıkmalarının öfkesi, yeni gelenin aykırılığı çok güzel betimlenmiş ve acayip rahatsız ediyor. Çocukken hepimizin kafasından olur olmadık düşünceler geçmiştir. En patavatsız olduğumuz ve dünyayı henüz anlamlandıramadığımız o dönemin, ağır travma sonrası bir çocuğa tasviri de anlatılıyor. Okursanız iki kitabı da yakın zamanda birlikte okumanızı tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cengiz Aytmatov’un bu eserine, "ölmeden önce okunması gerekenler" listelerindeki büyük övgülerin karşılığını merak ederek başladım. Ancak dürüst olmam gerekirse kitap beklentilerimi tam karşılamadı. Sadece 162 sayfa olmasına rağmen, özellikle ilk 120 sayfası akıcılıktan uzak ve boğucu geldi.

Karakter bazında Orozkul’un zorbalığı ve çıkarcılığı öfke uyandırırken, Mümin Dede’nin sevgi dolu ama boyun eğen tavrı iç burkuyor. Özellikle torununu okula götürdüğü sahneler etkileyici olsa da, dedenin ezilmişliği karşısında dik duramaması üzücüydü. Hikâyenin asıl gücü ise çocuğun dünyasında ve sarsıcı finalinde gizli.

Romandan çıkardığım en temel ders; değerlere ve inançlara en çok bağlı olduğunu iddia edenlerin, çıkarları söz konusu olduğunda onları ilk feda edenler olabildiğidir. Sonuç olarak, verdiği derin mesajlar için okunabilir bir eser; fakat benim gözümde bir Toprak Ana sarsıcılığında değil.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir