Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kış Askeri
Avusturya'nın büyük savaşlardan önceki cafcafı meşhur, Zweig'ın umutsuzluğunda o günlere dönemeyecek olması pay. Edebiyat, müzik, sanatın bütün dalları yükselişte, balolar şenlikli, yaratıcılık açısından ideal ortam. Lucius gibiler için bilim var, çocukluğunda ilgi duymaya başladığı tıbba yönelen genç adam dönemin bilimsel gelişmelerini izleyerek "sanatında" diyeceğim, hızla ilerliyor, Profesör Zimmer'in ilgisini çekerek röntgen yoluyla damarların daha net görüneceği bir karışım üzerinde çalışmaya başlıyor. Frenoloji gibi zırvalar bırakılmış ama buluşa tamamen hazır zihinler henüz ortada yok, Lucius umut vadediyor. Marie Curie'yle tanıştıktan sonra doğru yolda olduğuna kanaat getiriyor iyice, tek sorun üzerinde çalışacağı deneklerin yokluğu. Zimmer zar zor buldukları köpeklerin ölümünden pek rahatsız değil, oysa Lucius kesin icatlar için en ideal kaynakları elde edemediği için orduya katılmaktan erinmeyecek, ailesinin ve hocasının ısrarlarına rağmen cephe gerisinde değil de savaşa en yakın noktada görev alacak. Birinci Dünya Savaşı henüz çıkmasın, Lucius tıp okumaya da başlamasın, ağzından kanlı köpükler saçarken bulalım onu. Zırvaların da altın çağı değil mi o dönem, spiritüalizm zirvede, bilim tuhaf konseptlerin etkisi altında, değişik. Mason'ın metnini kabaca bölümlersek az matrak, çok tuhaf ailenin, hocaların, arkadaşların dünyası ilk bölümü oluşturur, ikinci ve en uzun bölümde savaş vardır, üçüncü bölümse Modiano'ya çark eder resmen, Lucius yıllar önce gördüğü bir kadının peşine düşüp tehlikenin göğsüne bombalama atlar. Davranışlarının nedenleri öyle saklı değildir, Mason okura çözümlenmesi gereken pek bir giz bırakmaz: Lucius'un kekemeliğinin sebebi sosyal fobisidir, annesi yüzünden kalabalık içine çıkmak istemez Lucius. Askere gitmek istemesinde babasının sevgisini kazanmak istemesi vardır da esas nedeni tıp öğrencilerine pratik imkanı sunulmamasında bulabiliriz, arkadaşı Feuermann'la birlikte koşa koşa giderler cepheye. Luc nörolojiyle ilgili araştırmalarını rahatça sürdürebileceğini umar, cepheye yaklaştıkça işlerin pek de istediği gibi gitmeyeceğini dehşetle fark eder.

Luc hep ateş hattına gitmek istese de Ruslar adım adım ilerleyince birkaç atama iptal olur, Luc istediği işi bir türlü yapamaz. Okulunu henüz bitirmemişse de savaş şartları gereği doktor olarak çalışabilecektir artık. Kasaba dönüşecektir Luc, yaralı askerlerin yaşaması için kesip biçmeye başlar, uzun zamandır askerlerle ilgilenen rahibe Margarete'in yardımlarıyla ehlileşir, yaşadığı şokun etkisini hemen atlatıp ortama uyum sağlar. Hikâyelerin insanı yeni bir yaşama adapte edebildiğini görmek hoşuma gidiyor, Kolıma Öyküleri ve İzak Babel'in metinleri aklıma geldi hemen, deneyimle birlikte anlatının parçası haline gelmek lazım sanıyorum. Bir yandan salgınlarla boğuşurlar, tifonun kimi alıp götüreceği belli değildir, her şeyin geçici olduğu bir ortamda insan kalmaya çalışırlar ve başarılı olurlar, öyle ki Margarete'ye ilgi duymaya başlar Luc. Hata yapacaktır elbet, savaşın en civcivli günlerinden birinde getirilen Macar askeri çırılçıplak soyup karların ortasında bekletir, adamın soğuktan kıvrandığını görünce Luc'u uyarmakla yetinir. Herkes için travmatik bir olaydır Macar'ın uzuvlarını kaybetmesi, Luc neden olduğu faciayı yıllar boyunca unutmayacaktır. Margarete de unutamayacaktır ki onun unutamaması bambaşka bir hikâyeyi doğuracaktır, metni okuyacaklar için sürpriz.

Luc ve Margarete arasında yaşananları başlangıçta her an ölümle yüz yüze gelmelerine bağlayabiliriz. Bitmek bilmeyen yolculuklar, sayısız insan, yıkım manzaraları, müthiş detaylar. Kahraman esas evine dönüyor ama kolay olmuyor açıkçası, ülkelerin sınırları yeniden çizilirken dostla düşman karışmıştır, Luc kendini bilinmeyenin ortasına atmıştır, maceralardan macera beğenir. Tesadüfler, şanssızlıklar, ölüm korkusu iç içe geçer, haftalar boyunca süren yolculuk hiç beklenmedik bir yerde sonlanır. Hayattır, üzülürüz veya seviniriz sonuca, arayışın bittiği nokta Luc'un yeni hikâyesinin başlangıcıdır. Tek bir cümleyle bildirir bunu Mason, son bir cümleyle.

Klasik bir anlatım, mizah kıvamında, döneme dair ayrıntılar şahane, cephe gerisinin detayları zengin. İlgiyle okunur, Luc'a sempati duyulur, sonunda Mason'ın diğer metinleri beklenir.

Yanıtla
12
10
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmişle şimdiki zaman arasında…
Her insanın geleceğe taşıdığı anıları mutlaka vardır ve hayat pek boşluk kabul etmez. Bu arada geçen olaylar sevinç, mutluluk, acı, keder, üzüntü, göç gibi tek düze olmayıp değişkenlikler taşıyacaktır. Kapka Kassabova’yı “Sınır” kitabıyla tanıdım. Anlatımındaki rahat dil ve gözlemlerini okuru sıkmadan detaylandırması dikkatimi çekti. Bu kitabını da bitirdiğimde, sanki beraber büyüdüğümüz mahalle arkadaşı olduğumu hissetmem oldu.

1990 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılışının ardından bir Demirperde ülkesi olan komünist Bulgaristan’dan ayrılarak, önce İngiltere daha sonra Yeni Zelanda’ya göç etmiş bir ailenin ferdi. Kendisi Almanya, Fransa derken İskoçya’ya yerleşmiş. On beş yıl sonra memleketi Bulgaristan’a giriş yapmış. Akrabaları ziyaret, arkadaşlarına uğrama ve ülkesini yeniden gözlemleme fırsatı; sonuçta elinizdeki kitabın ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş. Yazarın edebiyatçılığı, kitabın dilinde ve havasında kendini belli ettiğini söyleyebilirim. İyi bir çevirmenin elinde kitap, bu havayı solumanıza büyük katkı sağlıyor. Kendisinin dediği gibi,”…her şeyden öte istediğim, bir halkın zamandaki yolculuğunu yazmaktı. Ben de onlardan biriyim.” (s.15)

Kapka ile çıkmış olduğunuz yolculukta, kitabın ilk sayfalarında verilen harita, okur için büyük bir kolaylık. Anlatıyı haritayla birlikte götürdüğünüzde, coğrafi ve tarihsel izlek zihninizde daha anlamlı hale geliyor. Başlangıçla son arasındaki tüm hikaye, okur olarak sizi bekliyor kısacası. “…bütün önemli yolculuklar daireseldir, daireyi kapatmak zorundayım.” (s.310)

“Farkına varmadan haritada saat yönünün tersine yolculuk etmişim. Sofya’dan başladım ve yine burada bitirdim.” (s.317)

İyi okumalar dileğiyle.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Klasiktir, bir askeri tarih ve askeri strateji klasiği.. O sebepten ötürü eğer siz bir askeri tarih meraklısı iseniz bu kitabı alıp almamaya harcayacağınız enerjinizi kitabı okumakta kullanırsanız çok daha faydalı bir iş yapmış olacaksınız.

Kitapta hem teoride hem de bizzat harp meydanlarında iz bırakan eylemlere ve düşüncelere sahip Jomini'nin savaş sanatına dair düşünceleriyle baş başa kalmaktayız. Bir önemli detaya daha değinmem lazım, o da şudur ki Clausewitz'in "Savaş Üzerine" eseri bu kitapla peş peşe ve sindirile sindirile okunması gereken bir başka kitaptır. Bu iki kitabı okuyan ve iki askerin de mentalitesini görebilen bir okuyucu çok şey başarmış demektir. İyi okumalar.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle çeviri ve baskı kalitesini beğendim. Zaten yordamdan çıkan bütün kitapları beğeniyorum. O yüzden yordamı tercih ediyorum. Kitap kalın olduğu için iki cilt halinde basılması iyi olmuş. Konusuna gelince klişe bir konu ama insan tahlilleri ve duygu durumları çok iyi aktarılmıştı. Tolstoyun insanların iç dünyasını çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Ancak kitaptaki Levin karakteri Anna'nın önüne geçmiş, Anna arka planda kalmış geldi bana. Kitaptaki diğer karakterlerde zaten mükemmeldi. Kitabı genel olarak değerlendirdiğimde güzeldi. Kitapseverlere tavsiye edilir.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Tarihine Dair Kapsamlı Bir Tenkid
Ahsen Batur bu eserinde, gerçek tarihi kaynaklara dayanarak, Göktürklerden Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar olan tarihi süreç içerisinde "Türk" kelimesinin aldığı anlam, ne sıklıkla kullanıldığı ve değerini akademik bir bakışla ele almaktadır.

Türk tarihinde "Türk" kelimesinin oluşumu, gelişimi ve dönüşümünü anlatan bu kitabın asıl tezi, Göktürklerden sonra Türk adının fazla kullanılmadığı, unutturulmaya çalışıldığı ve Türklük bilincinin kaybolmaya başladığı üzerine kuruludur.

Türklerin İslamlaşmasıyla birlikte kadim Türk kültürünün siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki izlerinin yavaş yavaş ortadan kaybolduğu ve yerini farklı kültürlerin aldığı hakikati eserde vurgulanan önemli noktalardan birisidir. Özellikle de Türklerin Fars ve Araplarla kurdukları ilişkiler neticesinde, Türk devleti ve toplum yapısı bu milletlerin kültür dairesi içerisinde girmiş ve büyük bir dönüşüm geçirmiştir.

Ahsen Batur’un tezine göre Türk devletinde, bürokrasisinde ve askeriyesinde görev alan yabancı unsurların, Türk adını ve varlığını unutturmaya çalışarak farklı bir devlet ve toplum inşa etmeye çalıştıkları ifade edilmektedir. Yazar, eserinde birincil tarihi kaynaklara başvurarak ve tarihi şahsiyetlerin söz ve eylemlerinden hareketle bir metin üretmiştir.

Bu eser Türk tarihine dair yapılmış kapsamlı bir tenkid ve analizdir. Bu çalışma bu konuda yapılmış ilk çalışma olması bakımından da ayrıcalıklı bir konumdadır.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Konulara geçmeden önce Erol Bey bu kitapları tarihsel bir anlatım olarak değil dönemsel mahkeme sorgulamalarını kitaba geçirerek yayınladığını belirtmek önemli olacaktır.

Konuları sırasıyla şu şekildedir:

I. Kitap Meclis-i Mebusan Soruşturması: Bu kitap Osmanlı Devleti'ni l. Dünya Savaşı'na dahil eden İttihad ve Terakki'nin imzacılarını ve tanıklarını bir mahkeme heyeti tarafından sorgulanmasını konu edinir.

II. Kitap Divan-ı Harbi Örfi Yargılaması: Bu kitap esas olarak İttihadçıların Tehcir Kanunu ve tehcir uygulamalarıyla yaptıkları ve yaptırdıkları olayları detaylıca konu edinir.

III. Kitap Ankara İstiklal Mahkemesi ve Siyasi Yargılama: Bu kitap ise genel itibariyle M. Kemal Atatürk' e İzmir' de yapılması planlanmış ama gerçekleşmemiş olan suikastın girişimcilerini ve tanık olan kişileri sorgulamasını konu edinir.

Alacak olan dostlarımız bu bilgileri göz önünde bulundurarak alırsa daha memnun kalacaklardır.
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı Hanedanının Sürgün ve Dönüş Süreci
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve rejimin değişmesi neticesinde Osmanlı hanedanının akıbeti konusu, geçiş döneminin en önemli meselelerinden biri olmuştu. Çünkü, savaştan çıkmış bir ülkenin yeniden imar edilmesi ve kurulan rejimin güvenilir bir ortamda kendini sağlam temeller üzerine inşa edebilmesi için, tehdit oluşturabilecek tüm unsurlardan korunması o günün şartlarında önem arz ediyordu. Cahide Sınmaz Sönmez, hazırladığı bu eserde, geçiş döneminde Osmanlı hanedanı hakkındaki sürgün kararının nasıl alındığını, hanedan üyelerinin gurbette neler yaşadıklarını ve geçen yılların tehdit algısını zayıflamasıyla beraber hayatta olanların vatana dönmesine aşamalı olarak nasıl izin verildiğini ele alıyor.

Bilindiği gibi saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım 1922 sonrası Sultan Vahideddin, 17 Kasım’da ülkeyi terk etmişti. Hanedan üyelerine ilişkin yoğun meclis tartışmalarından sonra, 3 Mart 1924’te çıkarılan kanunla bu sefer hem hilafet kaldırılmış hem de kanun kapsamındaki 155 kişi sınır dışına çıkmak zorunda kalmıştı.

Dönüşe izin veren ilk kapsamlı düzenlemeye kadar, 1939’da ve 1949’da ülkeye girişe istisnai olarak bazı izinler verilmiştir (s. 20-52). 1950’de tek parti döneminin bitmesine sebep olan iktidar değişikliği, sürgündeki hanedana mensup kadınların ve bunların çocuklarının ülkeye dönmesine izin verilmesinin temelini oluşturmaktadır. 23 Haziran 1952’de yürürlüğe giren ilgili kanunla yaklaşık olarak 80 kişi yeniden Türk vatandaşı olma hakkına kavuşmuştur (s. 53-118). Kapsam dışında bırakılan şehzâdelerin, ülkeye geri dönmeye izin almaları ise yarım asırlık bir sürenin geçmesinden sonra mümkün olmuştur. 15 Mayıs 1974’te çıkarılan Genel Af Kanunu kapsamına alınan bir düzenlemeyle hanedan mensubu erkeklerin ülkeye girmesine ve vatandaş olmasına imkân tanınmıştır. Sürgüne gönderilen ve hayatta kalan 10 şehzadeyle, sürgünde doğup da o tarihte hayatta olan 11 şehzade bu haktan yararlanabilmiştir (s. 119-160).

Eser, elli yıllık bir süreci işlemesine rağmen oldukça anlaşılır bir dille “efradını câmi, ağyarını mâni” bir belgesel üslûbuyla, 163 sayfada, konuyu gayet güzel anlatıyor. Her bölümde önce genel çerçeve sunuluyor ve sonrasında hanedan üyeleri özelinde yaşananlar bir bir aktarılıyor. Akademik anlayışın bir gereği olarak dipnotlar, kaynakça ve ekler, bu bütünü tamamlıyor. “Sürgünden Vatana”, Cumhuriyet döneminde, hanedan üyelerinin neler yaşadıklarıyla ilgilenen tüm okurların kütüphanesinde bulunması gereken nitelikli bir eser.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Evet kitabı okurken kısa ve uzun süreli şoklar geçirmeniz ve doğru bildiğiniz doktrinlerin aslında sorgulanabilir ve hatta sarsılabilir olduğunu gördükçe içinizin ürpermemesi kaçınılmaz değil. Kitap genel olarak yaşlı ve genç adamın ikili diyalogları üzerinden ele alınmış. Yalnız bu tarz felsefi kitaplar okunurken ciddi mir mihenk taşınızın olması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü, felsefe, kelam ve tasavvuf alanında araştırma ve okumalar yağla kaplanmış bir zeminde yürümeye benzer. Sağlam bir ayakkabınız olmazsa kayıp gidersiniz. Velhasıl sağlam mir mihenk yalınızın varsa bu kitaptaki her olduğunuz kısmı o mihenk taşına vurup tartmalısınız. Aksi halde kendinizi hiç ummadığınız yerlerde bulabilirsiniz.
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi efendi döneminin en büyük mütefekkirlerinden biridir. İçinde bulunduğu dönemi kitabında da bahsettiği gibi çok güzel bir “tahlil usulü” ile değerlendirmiş ve okumuş. Kitabı okurken her bir sayfasının ayrı bir önem arz ettiğini hissettim. Öyle ki, yazdıkları kendi gününden bugüne hâlâ ışık tutmakta ve bir reçete hükmünde. Kitabın elli altı sahife olduğunu görünce hemen bir çırpıda bitirebileceğim gafletine düştüm. Lakin elli altı sahifelik bir kitaba rağmen her okuduğum sahifede şahsına hayran kalmamak ve “Sen nasıl dehşet bir insansın” demekten kendimi alıkoyamadığımı söylemek isterim. Velhasıl her gencin (özellikle idealleri ve hayalleri olan gençlerin) mutlaka okumasını tavsiye edeceğim ilk on kitap içerisinde yer alır kanaatindeyim! Böyle bir eseri bizlere ulaştıran “Büyüyen Ay” yayınevine teşekkürlerimi sunarım.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tahrif, Suistimal ve İdeolojik Tarih Yazımına Karşı En Nitelikli Tenkid!
Günümüzde tarih akademik bir disiplin ve bilimsel bir faaliyet alanı olarak ele alınmaktadır. Özellikle de 18. yüzyıldan itibaren tarih araştırmalarında doğru ve gerçek bilgiye ulaşmak için ortaya atılan metodolojik usuller, tarihin gerçek dışı olay, olgu ve bilgilerden arındırılmasını sağlamıştır. Fakat, buna rağmen tarih ideolojik olarak tahrif edilen ve suistimal edilen bir alan olmaya devam etmektedir.

Ahsen Batur'un kaleme aldığı "Kürdoloji Yalanları" adlı bu eser de Kürt tarihine dair yapılan çalışmalarda yer alan gerçek dışı olay, olgu ve bilgileri gözler önüne sermekte ve tenkidini sunmaktadır. Ahsen Bey'in bu eseri Türkiye'de bu konuya dair yapılmış ilk ve tek çalışma olma özelliğini taşımaktadır.

Kürt tarihi, edebiyatı ve folkloru hem ülkemizdeki hem de yurtdışındaki muhtelif araştırmacılar tarafından konu edinilmekte ve araştırmalar yapılarak çalışılmaktadır. Fakat, bu yapılan çalışmaların önemli bir çoğunluğu ideolojik saiklerle yapılmakta olup, tarihi gerçeklerle uyuşmayan ve tahrif edilmiş bir tarih anlatısını taşımaktadır. Bu tahrif edilmiş anlatı, genellikle belgelere dayalı olmayıp şifahi söz ve efsaneler üzerinden yürütüldüğü için rahatlıkla suistimal edilmekte ve gerçeğe aykırı bir tarihsel kurgu üretilebilmektedir.

Ahsen Batur'un bu çalışması da içerik olarak "Kürdoloji" alanında yapılmış, tahrif, suistimal ve ideolojik bakışa karşı nitelikli bir eleştiri kitabıdır. Aynı zamanda bu konuya dair en geniş kapsamlı bir tarih çalışmasıdır.
Yanıtla
15
1
Destekliyorum  2
Bildir