Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler?
Bu kitap, isim olarak biraz daha romantik çağrışımlar yapsa da temel olarak ele aldığı konu cinsellik üzerine. Yazar, bu kitapta kendisinin de ifade ettiği üzere kadın ve erkek cinselliğine ilişkin gözlem ve açıklamalardan bir toplam yapmanın gayretinde. Bunu çoğu zaman kitaplar ve filmler aracılığıyla yapıyor. Psikanalizi odağına alarak ve yer yer kurgu eserleri analiz ederek ilerliyor.

Kitap, yine yazarı tarafından, yönelişi bakımından Lacan ve Reik izinde bir kitap olarak tanımlanmakta. Fakat okuma süresince Sigmund Freud, Helene Deutsch, Karen Horney gibi önemli isimlerin de sıklıkla anıldığını fark ediyorsunuz.

Kitaba adını veren “Kadınlar neden yazdıkları her mektubu göndermezler?” sorusundan yola çıkan bu metinler bir süre sonra yerini farklı sorgulamalara da bırakıyor. Yalnızca karşımızdakini değil, kendimizi de anlamamıza olanak tanıyan konulara eğiliyor.

Kadın ve erkeğin arzuyla olan ilişkilerindeki farklılıktan tutun da cinsel problemlere yahut kıskançlık meselelerine dair farklı perspektifler sunuyor. Agatha Christie’nin kayboluşuna, Freud’un vakalarına, ensest tabusuna, mevzubahis kurmaca eserlere getirdiği yorumları da çok etkileyici buldum.

Kitapta bahsi geçen filmlerin ve kitapların bazılarını da merak edenler için buraya yazayım. Vertigo, Love in the Afternoon, Short Cuts, Silver, Truly Madly Deeply gibi filmler ve Orlando, Mathilda, Frankenstein gibi romanlar psikanalizle harmanlanarak yorumlanıyor. “Kadınlar neden yazdıkları her mektubu göndermezler?” sorusuyla açılan bu kitap aynı zamanda bambaşka soruların ve sorgulamaların da ışığı hâline geliyor.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçimdeki Müzik, genç kuşaklara hitap etmesini umduğumuzu sade bir dille yazılmış bir eser. Eseri seçerken çok satmasına ya da birçok ödüle sahip olmasına bakmadım. Evde eğitim ile engelli bir öğrencim var onun kafasından geçenlere yakın olur mu diye alıp okumak istedim. Engelli bir bireyin iç dünyasını sohbet havasıyla aktarmış. Açıkçası önyargılarımızı yıkmamız gerektiğini çok güzel aktarmış. Aslında hepimizin bir engelli adayı olduğumuzu kardeşinin başına gelen kaza ile göstermek istenmiş. Her birey özeldir. Ama engelli çocuklarımız çok daha özel. İki günde hemencecik biten bir kitap. İkinci cildini de alıp okuyacağım.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çehov üzerine yorum yapmak haddim değil. Yine de bu güzelim novellayı ne kadar sevdiğimden bahsedip, yüreği kaldırabileceklere şiddetle tavsiye edebilirim.
Klasikler kesinlikle her devrin kitabı. Şu zamanı düşündüğümde bile insanların kendisi gibi olmayanı deli, kendilerince uydurduğu standartlara sokamadıklarını hasta saydığı gerçeği hala aynı. Nefesim darlanarak okudum, kalp çarpıntılarıyla bitirdim kitabı. Sonunda Andrey Yefimiç'in başına gelenler sanki bana oluyormuş gibi nefes nefese kaldım diyebilirim.
Dediğim gibi kaldırabileceğinizi düşünüyorsanız kesinlikle tavsiyemdir. Abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz ama kitabı okuduğunuzda bana hak vereceksiniz bence.
Yanıtla
12
1
Destekliyorum  6
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bayıldığım bir fantastik kitap. 11 yaş üzeri gençlere hitap ediyorsa da yetişkin olarak ben de severek okudum doğrusu. Zaten Harry Potter'dan beri bu tip fantastikleri seviyorum. Kurgusu çok iyiydi, sezdirme tekniği çok iyi kullanılmış.
Malamander'in çizimini vs. tam olarak detaylıca görmüyorsunuz ama kitap boyunca bu yaratığın nasıl göründüğü peyderpey sezdiriliyor ve inanın görmüş kadar oluyorsunuz.
Kurgusu öyle yerli yerinde ki, harita da buna katkıda bulunuyor. Vi ve Herbie'nin nereden nereye koşturduğunu okurken haritadan takip edebilmek keyifliydi. Kitapta en sevdiğim mekan ise tabiii ki Tuhaf Kitap Dispanseri'ydi
Yanıtla
5
4
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Yağmurdan Sonra" iki kardeşin doğaya sevgisini, ilgisini anlatıyor. Doğada neler bulduklarından, doğayı neden sevdiklerinden, doğayla ne oyunlar oynadıklarından çok nahif bir dille bahsediyor. Ayrıca anlatımın ritmik yapıda olması şahsen benim hoşuma gitti.
Resimleme kısmı ise öyküsü kadar tatlı. Öykü ve resimler o kadar uyumlu ki, nasıl anlatsam, ikisinin tınıları aynı diyebilirim sanırım.
4 yaş üzeri için uygun deniyorsa da bence bu yaş meselesi çocukların hazır bulunuşluklarıyla da alakalı. Duruma göre 2-3 yaşa da uygun olabilir aslında.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir cinayet üç kadın...
Bir kaç hafta önce annesi ölen ve Londra'da bir teknede yaşayan Daniel isimli bir adam teknesinde vahşice öldürülmüş olarak bulunur ve ortada şüphe uyandıran 3 zanlı kadın vardır.

Hepsi kendince haklı nedenlerden ötürü psikolojik olarak sorunlu olan bu kadınlardan hangisinin katil olabileceği konusunu psikolojik-polisiye karışımı bir tarzda işlemeye çalışıyor yazar.

Kadınlardan Laura küçük yaşta arkadaşının ölümüne şahit olmuş, ayrıca o yaşlarda bir kaza geçirip fiziksel ve psikolojik sorunlar yaşamış; Carla'nın oğlu kadının kız kardeşinin ihmali sonucu küçük yaşta ölmüş; Miriam'ın yazdığı roman taslakları biri tarafından çalınarak kitap yapılmış. Yazar, bu üç kadını da bir şekilde olayların içinde gösteriyor ve hem geçmişte hem de cinayetin yaşandığı yakın zamanda bu kadınların birbirleriyle ve ölen adamla olan ilişkilerini olayların gizemini koruyarak bölüm bölüm ortaya çıkarıyor.

Romanda ön planda olan üç ve bir kaç tane de arka planda katil zanlısı olunca bazı bölümler dikkat dağıtıcı olmuş. Yazar kadınların geçmişte yaşadıkları olaylar sonucu geçirdikleri travmaları anlatmak adına araya bölümler ekleyince roman genelinde hikayenin akışını takip etmek biraz zorlaşıyor.

"İnsanın kendini seksen yaşında hissetmesi imkansızdı. Kimse kendini seksenlik gibi hissetmezdi." (s.132)

Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük Kuramcı Gumilëv'den Akademik Bir Şölen!
Dünyaca ünlü Rus coğrafyacı ve tarihçi olan Lev Nikolayeviç Gumilëv (1912-1992), sadece Rus tarihçiliğine değil dünya tarihçiliğine büyük katkılar yapmıştır. Özellikle de Lev Nikolayeviç Gumilëv’i meslektaşlarından farklı kılan en önemli özelliği teori yani kuram üretmesi ve yeni metodolojiler denemesidir.

Lev Nikolayeviç Gumilëv, farklı ulusların genetik karakterleri ile yaşadıkları coğrafyayla ilgili geliştirdiği “Etnogenez” teorisi ile ilim dünyasında büyük bir ses getirmiştir.

Gumilëv'un akademik literatüre kazandırdığı Etnogenez kuramı dünya tarihine, insanların yaşamına, toplum ve doğanın şekillendirdiği tarihi sürece yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.

Lev Nikolayeviç Gumilëv’in “Son ve Yeniden Başlangıç” başlıklı bu eseri, onun bu konuda kaleme aldığı en önemli kitaplarından birisidir. Yazarın daha önce kaleme aldığı “Etnogenez Halkların Şekillenişi Yükseliş ve Düşüşleri” başlığını taşıyan ve aynı şekilde Selenge Yayınları’ndan yayınlanmış kitabının bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir.

Gumilëv, Etnogenez teorisini ve bilimsel alandaki yerini şu cümleleri ile ifade etmektedir:

"Araştırma konusunun insan eseri olduğu yerde tarih beşeri bir bilimdir, yani... folklor yazıları, felsefe sistemleri, ...resimler, kısaca, özünde statik olan kaynaklar... Ama insan sadece toplumun bir üyesi değil, aynı zamanda bir etnik grubun da üyesidir. O, biyosfere dâhildir, etnogenezin bir fonksiyonu olan etnik tarihin iskeletini oluşturan olayları gerçekleştirip tarihte izini bırakmaktadır. Bu yönüyle tarih bir doğa bilimidir..."

Rus tarihçi Lev Nikolayeviç Gumilëv, başta bu eseri olmak üzere diğer bütün eserleri birbirinin devam ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu nedenle de Selenge Yayınları’nın öncülüğünde yayınlanmış “Gumilëv Kitaplığı” önemli bir boşluğu doldurmaktadır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk insanının uzaya, Mars'a gidişini fantastik bir dille ele alan güzel bir çocuk-genç romanı okudum. Uzayı, Mars'ı çocuklara, gençlere sevdiren, merak duygusunu aktif tutan, yalın bir anlatımla ele alınmış bir kitap. Mars’a insanlı ilk giden ve Mars'ta yaşam kolonisi kuran milletin ilk olarak Türk olması isteğinden doğmuş, gerçekleşmesi muhtemel, güzel bir hayal ürünüdür. Amerika, Rusya ve Çin'den önce Mars'ta ilk uzay üssünü kurmak hedeflenmiştir. Ve bile isteye uzay serüvenin dümenine sokuyor okuru. Başarmak, kaybetmenin bir ödülü değil mi sonuçta? Mars yolculuğu nasıl yapıldı? Neler yaşandı? Nasıl sonuçlandı? Son hadde de neler yaşandı? gibi birçok sorunun cevapları da bu kitapta, buyurunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kavimler Göçü’nün, Öncesi ve Sonrası ile Batıdaki Yansımaları
Yaşanan iç karışıklıklara Çin baskısı da eklenince dağılma sürecine giren Asya Hunlarından ayrılıp batıya doğru ilerleyen ve yeni yurtlar arayan Hunlar, Balamir liderliğinde İdil ırmağını geçmiş, Avrupa önlerine gelmişlerdi (374-375). Topraklarına doğru gelen bu devasa kitleler karşısında direnemeyen Gotlar ve Alanlar da batıya doğru göç etmek zorunda kalmıştı. Yıllarca doğudan akıp gelen bu insan seli karşısında bir çağ kapanmış, feodalite yükselmiş, krallıklar yıkılmıştı.

O dönemi yaşayanlardan Ambrosius, 390 yılında kaleme aldığı Luka İncili yorumunda, göç hakkında şunları yazmış: "Dünyanın sonu geldi. Ahir zamanları yaşıyoruz ve dünyadaki belirli marazlar bunun başlangıcı". İsa'nın Yeni Ahit'te kehanette bulunduğu ve ilk Hristiyanların kendi yaşam süreleri içinde bekledikleri son günler artık gelmiş görünüyordu. Tezahür eden ilk "maraz", Hunların ilerlemesiydi… Hunlar Alanlara saldırıyordu, Alanlar Gotlara, Gotlar Tayfallara ve Gotların göçü de bizleri vatanımız İllirya' dan göçe zorladı… Ve hala sonu gelecek gibi görünmüyor. (s. 14)

Alman bir tarihçi olan yazar Klaus Rosen, kitabın başında Ambrosius gibi göçün etkilerini bizzat yaşayan dönemin tanıklarına atıflar yaparak söze başlamış. Bir dönüm noktası olarak kabul edilen, Kral Valens’in Gotlara yenilişinden sahneler vermiş.

Kavimler Göçü öncesindeki 5 asırlık sürede, Roma, Germenler ve komşu halklarla ilişkilerin esaslı bir panoraması çizilmiş: Roma, imparatorluğu çevreleyen ülkelerle ilişkilerinde de her zaman belirleyici güçtü. Daima kendisinin yüceliğinin (maiestas) tanınmasını şart koşuyordu. "Daha büyük" anlamına gelen maior kökünden türeyen maiestas, yani "majeste", zaten tek başına üstünlüğü vurguluyordu. İki taraf sözde eşit olarak karşı karşıya geldiğinde dahi, resmiyete dökülmeyen bir üstünlük geçerliliğini koruyordu. Sınırlarının dokunulmazlığı, yüceliğinin (maiestas) neredeyse hiç ilan edilmemiş fakat hassas bir göstergesiydi. Sınırlar, modern anlamdaki sabit çizgiler değil, sınır görevi gören nehirlerin ötesini de kapsayan, değişken genişlikte mıntıkalardı. Orayı izinsiz geçen, Roma halkının düşmanıydı. (s. 38)

Kavimler Göçü sonrasında Roma’nın dağılması, düşmesi ve çöküş yılları, bir anlamda Avrupa kıtasında oluşan otorite boşluğu, hak iddiaları ve gücün yeniden paylaşımı, kitabın hacmine oranla oldukça ayrıntılı yer bulmuş. (s. 57-79) Otorite boşluğunda, Roma coğrafyasında oluşan bağımsız Cermen devletleri, Roma’nın Cermen politikası ile beraber iki bölümde incelenmiş. (s. 81-108) Son tahlilde, Hitler’in ârî ırk siyasetinin ve doğuya doğru yaptığı askerî seferlerin bu göçlerle, “güncel bir dayanak” olma noktasında bağlantısı kurulmuş:

"Savaş, varoluş sebebinin en eski haline geri döndü: kavim savaşlarının yerini yeniden alan savaşı alıyor." Sıkça yapmış olduğu gibi, insanı aşağılayan politikaları için yine tarihten kendine onay çıkarmaya çalıştığı görülüyordu: "Kavimler Göçü doğudan batıya doğru yapılmıştı. Şu andan itibaren kavimler seli batıdan doğuya geri akacak. Bu ebedi mücadele, en iyilerin seçilmesine olanak tanıyan doğanın prensiplerine uygun bir durumdur: varoluş yasası, daha iyi olanın yaşaması için kesintisiz öldürmeyi gerektirir." (s. 115) Hitler daha 1924'te Kavimler Göçü'nden etkilenerek, Kavgam (Mein Kampf) kitabında Cermenlerin de "tüm Aryanlar gibi" en eski zamanlardan beri daima "kültür yaratıcıları" olarak ortaya çıktıklarını ifade etmişti… (s. 116)

Kitapta aslında göçün öncesi ve sonrası, asırlarca süren büyük göçten daha çok yer tutmuş görünüyor. Özellikle Roma İmparatorluğu’nu oluşturan unsurlar arasındaki denge ve komşularla yürütülen ilişkiler ekseninde adeta mini bir Roma tarihi eseri hazırlanmış. Oysa bu göçe maruz kalanlar kadar, göç edenlerin de bu kapsamda, teraziyi dengeleyecek miktarda anlatılması bir okur için en doğal beklentidir. Ancak bunu bir eksiklik olarak değerlendirmediğimizi de ifade etmeliyiz. Zira kitabın, içinde yer aldığı serideki tüm kitaplar, sınırlı kapsamda hazırlanmış. Yazarın bu sınırlı kapsamda, böylesine geniş bir konuyu belli tercihlere göre kaleme aldığı ortadadır. Klaus Rosen, bu nedenle eserin sonunda, kaynakçada, kitapta yer veremediği bilgiler için aynı seride olan diğer kitaplara atıf yapmış. (s. 121 vd.)

Eserde yer verilen Seneca’ya ait bir tespitle satırlarımıza son verelim: “… Şu veya bu sebepten insanlar vatanlarını terk ediyorlardı. Ancak bir şey açıkça görülüyor: Doğduğun yerde kalmak gibi bir durum söz konusu değildi. Sürekli değişim, insan türünün bir özelliğidir. Yerküre üzerinde her gün bir şeyler değişiyor. Yeni şehirlerin temelleri atılıyor, yeni halkların isimleri, eskilerin soyunun tükenmesiyle ya da daha büyüklerin içinde erimeleri sonucu öne çıkıyor." (s. 24)

İyi okumalar!
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Selenge Yayınevi son yıllarda biz tarihçiler için hem birinci elden kaynakların hem de yabancı dilde hazırlanan araştırmaların dilimize kazandırılmasında çok önemli çalışmalar yapmaktadır.

Selenge Yayınevi’nden çıkan son kitaplardan biri de İngiliz Orta Çağ tarihçisi Hugh Kennedy’nin.

Bu eser dört halife zamanından itibaren Emeviler ve Abbasiler devri ordu yapılanmasını, silahlarını, savaş terimlerini, taktiklerini ilk fetihlerden itibaren akıcı bir üslupla ve değerli yorumlarla anlatmaktadır. Kaynaklarına baktığımızda Taberî, Belazüri, el-Kindî, Ya’kubî, İstahrî ve el-Câhiz gibi dönemin şahitlerinin eserlerinden faydalanmıştır.

Abbasi hilafeti ile İslam ordusundaki radikal değişiklere dikkat çeken Kennedy, Halife el-Mu’tasım tarafından kurulan Sâmerra ordularına bir bölüm ayırmıştır. İslâm âleminde Türklere dair yazılan en eski eser olan el-Câhiz’den alıntılar yapan yazar zamanın en etkili askeri gücü olan Türklerden de bahsetmiştir.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir