Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gustav, İthaki'nin bu serisindeki diğer yazarlardan fanteziden çok edebi gücü ile sıyrılıyor. Doğaüstü konuları aslında Prague gibi gerçekte de olağanüstü bir kenti mesela, en hakkını verecek şekilde tasvir etmek için edebi malzeme olarak kullanmış. Dönemin ve kentin gerçekçiliği yani bolşevizm akımı, aristokrasi, şatolar, kuleler, ayyaşlar, deliler, fahişeler, bürokratlar, tablolar vs. hepsi yerli yerinde sanki. Orta Asya asıllı bir Osmanlı'nın, bir kontesin verdiği yemekte şamanlardaki ruh transferi üzerine açıklamaları ve kitaptaki çoğu şeyin bununla açıklanabilmesi de hayli ilginçti. Korku janrı kadar edebi olarak zamanının ötesinde, büyülü gerçekçilik özellikleri de barındıran, kasvetli aşk hikayeli ve çevirisi de güzel bir Bohemya bölgesi 1. Dünya Savaşı dönemi romanı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Psikolojik danışmanım. İlk defa lise kademesinde çalışmaya başardığım şu dönemde bilgilerimi tazelemem gerektiğini hissettim ve ilk edindiğim kitap oldu. Alan çalışanları için çok hafif düzeyde kalabilir kitap ama gönül rahatlığıyla velilerime tavsiye ediyorum, ödünç veriyorum ki yazarın da çok beğendiğim ve parmak bastığı doğru bir nokta olan 'bu kitabı belirli bir azınlık okuyacak sizden ricam okuduklarınızı okumayanlara anlatmanız, yolu kitapçıdan geçmeyen geçemeyenlere kesime ulaştırmanız, paylaşmanız'. Ne kadar kıymetli bir cümle.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beni heyecanlandıran, duygulandıran kitaplardan oldu. Addie otistik ve empati duygusu çok üst seviyede. Hikayelerini okulda öğrendiği, cadı oldukları iddiasıyla yargılanıp haksızlığa uğrayan kadınlar ile otistik bireyler arasında (toplumda haksız şekilde dışlanmaları bakımından) benzerlik olduğunu düşünüyor. Onlar için özür niteliğinde bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyor. Bunun mücadelesini verirken aslında kendi varlığını topluma kabul ettirme mücadelesini de vermiş oluyor. Bir yanında ailesinin ve gerçek arkadaşlarının desteği; diğer yanında ise ruhunu yaralayan yaşıtı ve yetişkin zorbalar... Bu çok etkileyici ve toplumumuzun arkadaşlık, fedakarlık, empati gibi birçok değerini içselleştirmeyi sağlayan kitabı her yaştan okura tavsiye ederim. Beşinci sınıftan itibaren sınıf kitaplıklarında bulunması gerektiği kanaatindeyim.

Kitapta hiç imla veya yazım hatasına rastlamadığımı ve kapak tasarımına hayran kaldığımı da belirtmek isterim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
DÜŞLER ATLASI
Eser, hikaye içinde hikaye olan anlatış şeklinden oluşuyor. Olaylar, 17. yüzyıl Osmanlı dönemi, çoğunlukla İstanbul’da geçiyor. Roman, Uzun İhsan Efendi’nin denizlerden gelen dayısı Arap İhsan’ın evine gelmesiyle başlar. Bir kitap getirir yanında. Rendekâr’ın ‘Zagon Üzerine Öttürme’ adlı kitabı. Araştırmalarıma göre bu kitap Descartes’in ‘Yöntem Üzerine Konuşma’ adlı kitabıdır. Uzun İhsan Efendi bu kitaptan çok etkilenir ve düşle gerçeğin ikilemine düşer.

“Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?” (s.45)

Ana karakterler Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin ve onlarla hayatları kesişenler. Kimler yok ki bu kitapta? Yeniçeriler, dilenciler, casuslar, mehdî, esirler ve çocuklar. Hepsi yeri geldiğinde bir bir önünüze çıkmaktadır.

Kitaba ayrıntılı bakacak olursak, Uzun İhsan Efendi bir dünya haritası yapmak ister. Peki dünyayı dolaşmadan haritasını yapabilir miyiz? Evet. Uzun İhsan Efendi düşlerinde bunu yapmak peşindedir. Çünkü dünyayı gezecek cesareti yoktur. Bu sebeple de sürekli uyumak durumundadır. Rüyalarından yararlanarak atlası oluşturur. Tamamlanan atlas oğlu Bünyamin'e teslim edilir. Bünyamin bu düşler atlasını göğsünde taşır. Her sıkıştığında ona bakar ve maceralar yaşar.

Anar’ın eserlerindeki olağanüstü olaylar dikkat çekicidir. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu kitapta da fantastik unsurlar göze çarpar. Tarihi bir temeli, felsefi bir yanı olan bu kitabı araştırma yaparak okuyabilirsiniz. Yazarın ilk yayımlanan, çok okunan, ilmek ilmek işlenmiş harika kitabıyla tanışmanızı tavsiye ederim. Kitabı bitirin ve her şey düş mü gerçek mi siz de karar verin.

Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
47
5
Destekliyorum  64
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Finansal okuryazarlığımı geliştirmek için pek çok kitap okudum, Peter Lynch kitapları, Warren Buffet, zengin baba yoksul baba vb. Abartmıyorum, okuduklarım içinde en sade, en anlaşılır, basit bir dille anlatılmış ve en faydalı kitap bu oldu diyebilirim. Mert Başaran’ı youtube vidyolarından daha önce keşfetmiştim. Yatırımla ilgili fikirlerini önemsiyorum. Yazar bu kitapta çok güzel konulara değiniyor. Mesela “ticarette en büyük hile, dürüstlüktür” kısmı çok güzel, ülkemizdeki tüm esnaflar ve parayla iş yapan herkes bu düsturu benimsese kimse yaptığı işte batmaz, başarılı olur, esnafımız daha kaliteli hizmet verir. Mesela yatırımın öneminden ve küçük yaşlardan itibaren birikimin öneminden, fuzuli harcamalardan kaçınmayı örneklerle çok güzel öğütlüyor. Farklı yatırım amaçlarından bahsediyor. Belki bu kitap tek sefer değil ara ara defalarca okunması ve hatırlanması gereken bir kitap. Kitaptan alıntı güzel bir sözle bitireyim; “İnsan; etrafındaki 5 kişinin ortalamasıdır.”
Yanıtla
19
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bunlar Daha İyi Günlerimiz...
Çalışmanın Mitolojisi'ndeki mevzular, sıkıntı büyük, Fleming'in yaşadığı geç kapitalizm kaynaklı arızalar cabası. Hikâye iç daraltıcı, uyandırıcı, her konunun sonunda çıkış yolları verilmiş de çıkabilirsek. Atlas'ın gücü, Zeus'un dirayeti falan lazım da mümkün. Simit Sarayı'nda Ponzi'ye enayi kovalayanların İngiliz versiyonları biraz eğlendirmedi değil, Fleming yakın bir dostunun davetiyle Amerikalı bir kişisel gelişim şirketinin etkinliğine katılıyor, kapıda izbandut gibi adamlar, sağda solda şıkır şıkır kadınlar, erkekler, tam tokatlanmalık mekan. Guru çıkıyor sahneye, bir iki zırvalıyor, sonra koltukların altındaki davetiyelere geliyor sıra. Fleming zarfı açıyor, o sıra guru kredi kartı numaralarının doğru girilmesini rica ediyor. 300 papel o muazzam tarikata girmek için az bile. Bahsetmiyor da dostuna sağlam bir küfür etmiştir Fleming, o sıra tuvaleti geldiği için ayağa kalkıyor, izbandutlar yanında bitiyor. Onları bir şekilde atlatıp hızlı hızlı yürürken kadının biri durdurmaya çalışıyor bu kez, onu da atlatıyor ve koşarak uzaklaşıyor oradan, kurtuluyor. Yazının başlığı "Kapitalizm Bir Tarikat Mıdır?", neoliberal kapitalizmin kuruluşuyla ilgili. 1960'ların Şikago Okulu'ndan mühim tipler, Milton Friedman ve Theodore Schultz muhabbet ediyorlar, mevzu iyice palazlanan SSCB'ye karşı ekonomik duruş. Devlet mi özel sektör mü yüklenmeli uçuşu, tartışmadan özel sektör galip çıkıyor ve homo economicus taşıyamayacağı bir yükü sırtlanıyor. Hepimiz birer girişimciyiz, şirketiz, makineyiz artık, toplumun bir parçası değiliz zira toplumlaşacak bir durum, değer kalmadı, borca gömüldük ve strese boğulduk ki teoriyken pratik hale geçmemiz de kesin değildi o sıra, 1970'lerin sonundaki neoliberal devrim uygun siyasi ortamı yaratınca sendikal haklar, aslında genel olarak haklar yavaş yavaş buharlaşmaya başladı. Fleming 2019'da, metni yazdığı zamanda duruma bakınca çöküşün çoktan gerçekleştiğini ama tarikatlardakine benzer bir bağlılığın geliştiğini, yetkili abilerin söylediklerinden çıkamadığımızı belirtiyor. 2008'deki büyük kriz 10.000 intihar vakası eklemiş istatistiklere, kayıpların haddi hesabı yok ama sistemin hâlâ eskisi kadar savunulmasının mantıklı bir yanı yok açıkçası, kemer sıkma politikası da bu çarpıklığın bir parçası. Mark Blyth'in dediği: "'Moğol Altın Orda Devleti olimpik at biniciliğinin gelişmesinde ne kadar etkili olmuşsa, kemer sıkmanın ekonomik bir politika olarak uygulanması da bize barış, refah getirmede ve en önemlisi de borçların daimi olarak azalmasını sağlamada o kadar etkili olmuştur.'" (s. 42) Tarikatlar birbiriyle çelişen kanıtlarla karşılaştığı zaman kendi temel varsayımlarını saçma yollarla da olsa doğruluyor, örnek Dorothy Martin'in tarikatı. Martin dünyanın 21 Aralık 1954'te havaya uçacağını söylüyor, takipçileri işlerinden istifa edip malı mülkü satıyorlar, boşanıyorlar, sonra malum tarih geliyor ve geçiyor. Dünya yerinde, o zaman tarikatın müthiş iyi kalpliliği kıyameti önledi. Mesela kriptoya girdim ve bana göre sağlam bir para kaybettim, çıkmayıp bekleseydim her şeyin süper olabileceğine rahatlıkla inanırdım ama döndüğüm yerin sonrası kâr diye hemen çıktım. Örneğimin dandikliği bir yana, Fleming'in çözüm yolları şunlar: cemaatin kirletemediği yakın müttefiklerle beraber iş görelim ama başta neoliberal kapitalizmi bir etik-politik imkansızlık olarak reddedelim, olumsuzluğu olumsuzlayalım, sinikleşmeden gerçekleri görelim, paraya mümkün olduğu kadar alternatif üretelim, kaybımızı kabullenip azıcık hissizleşelim ama nihil nihil dolanmayalım, Fleming'in üzerine basa basa söylediği gibi "devrimci kötümserlik" yoldaşımız olsun.

"Allah'ın Cezası Robotlar". Fleming uçakta, pilotluğun ortadan kalkacağı zamanı düşünüyor. Pilotluk pahalı, makinelere bırakılsa sermaye daha hızlı büyüyecek, o zaman otonomlaşabilecek işler otonomlaşsın, insan da ne halt ederse etsin. Bunun yanında çöpçüler çöpçülüğe devam etsin çünkü onların yapacağı işin otonomlaşması fuzuli yatırım olacak, insan çalıştırmak çok daha ucuza geldiği için bazı meslekler bir süre daha ortadan kaybolmaz da teknoloji ucuzladıkça her meslek tehlikeye girecek. Kötücül yapay zekânın birkaç örneği var, Alexa'nın verilen emirleri yerine getirmeyip kötü adam kahkahası attığı en az iki örnekten bahsedebiliriz, Volkswagen fabrikasında çalışan bir işçiyi öldüren robottan, geçtiğimiz günlerde kontrolden çıkıp faciaya yol açan Tesla'dan söz edebiliriz de Fleming'e göre esas sorun kötücül yapay zekâ değil, insanın robotlaşması. Açıkçası ataç üretimini maksimize etmek için dünyadaki bütün demiri hüp diye çekip insanı demirsiz bırakan veya çoğalmak için ne bulursa yiyip kendini kopyalayan nanoteknolojik gri çamur bilimkurgudan fırlamış zırvalar gibi gözüküyor, bizi esas ilgilendiren Uber gibi şirketlerin sendikalaşan işçilerine zorbalık yapması, davaları kaybedince sürücüsüz araba teknolojisine yatırım yapıp kısa-orta vadede işçinin canına okuması. Yaşanmış bir olay: 1998'de Denizciler Sendikası'yla limanı yöneten şirket arasındaki tartışmalar patlak vermeden başarılı grevler düzenlenmiş, haklarını kısa süreliğine geri alan işçiler bir süre sonra kovulmuşlar çünkü limandaki işler tamamıyla otomatikleşmiş. Koca mekanda robotlar taşıyor konteynerleri, sıfır insan. Sınıf ayrımını daha da keskinleştiriyor bunlar, kaymak tabakadakiler canavar gibi prim ve maaşla uçurumu büyütüyorlar, yarı otomatik işler pek çok iş kolunun ortaya çıkmasına yol açsa da bu işler uzun süre var olmayacak gibi görünüyor. Üçüncü aşamada işsizlik var, hak aranmadığı sürece insanlar işlerinden olmaya devam edecek. Fleming'in bu konuda pek yaratıcı tavsiyeleri yok, her algoritmanın ifşa edilmemiş bir kusurunun olduğunu söylüyor, bulup faydalanacağız. İnşallah. Baktım da, ikinci maddede Fleming kendisiyle çelişiyor, makinelerin işimizi elimizden almak istemeyeceklerini söylüyor da yazının başında bu makineleri insanların kodlayacağını söylüyordu, ne istenirse onu yapacaklarsa işimiz var (yok) demektir. Teknolojinin üzerinde oynayarak çalışmanın var olmadığı bir dünya, eh, kapitalizmden kurtulup kurtulmamakla belli olacak şey.

"İHA Çağında İyimserlik" aslında soyut bilginin kötüye kullanımıyla somut gerçekliğin birleşerek kafamıza bombalar bırakmasıyla ilgili. Çağla benim çalıştığım okula gelip siber zorbalığa karşı hukuki bilgiler vermişti çocuklara, aslında nasıl korunacaklarına ve haklarını nasıl arayabileceklerine dair güzel bir etkinlikti ama ne oldu, çocuklar işledikleri suçlardan nasıl yırtabileceklerine yoğunlaştılar bir yerden sonra. "Soyut bilgi, artık kolektif hamlığımızı alt etmenin peşinde koşmak yerine elverişli bir çareye başvurma ve eleştirel açığa vurma kisvesi altında onu besliyor gibi görünüyor." (s. 29) Sebald'ın bir metnine, Satürn'ün Halkaları'na odaklanıyor Fleming, İkinci Dünya Savaşı'nda Hırvatların Sırp bir gencin kafasını testereyle kesiyorlarmış gibi yaptıkları fotoğraftan aşırı etkilenen Sebald'ın incelediği olayda rol alan bir Nazi subaydan bahsediyor. Bu adam Kurt Waldheim, Sırpların katledilmesindeki kilit adamlardan biri. Savaştan sonra başarılı bir kariyere imza atarak BM'nin genel sekreterliğini yapıyor, son görevlerinden biri Voyager II. 1977'de uzaya fişeklenen alete uzaylılara gidecek mesajı kaydediyor Waldheim, salt barış ve dostluk aradıklarını söylüyor. "Gülünç rezillikteki durum"un temsil ettiği "çürük medeniyet" tam gaz devam, serbest çalışan haline getirilen işçiler sadece ve sadece emeklerini harcadıkları zaman için ödeme alabilirlerken ürettikleri değerden çok daha azına razı gelmek zorundalar, sigortaları zaten yaş, üstelik durmadan artan vergiler yüzünden zenginleri daha da zengin yapmakla meşguller. Yeni Zelanda'dan sığınak alan kaymak tabaka ne yapmak, nereye varmak istemektedir, açlıktan ve susuzluktan millet birbirini kırarken bunlar dünyanın bir köşesinde fırtınanın dinmesini bekleyecekler. Milyarlar var, tepelerine binerler valla. Çıkış yolları umut da veriyor, umutsuzluğa da düşürüyor, önemli olan o devrimciliği ve kötümserliği yitirmemek. Hiçbir şey daha iyiye gitmeyecek. Her şey insanlar birleştikten sonra değişecek. Ne zamansa.

İyi okumalar..

Yanıtla
4
3
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geniş Bir Perspektiften: "Başkası ve Şiddet"
Başkası ve Şiddet, Fol Kitap’ın “Filozofların Gözünden” dizisine ait bir felsefi sorgulamalar toplamı. Anladığım kadarıyla, bu dizinin özelliği çeşitli filozofların fikirlerini belirli bir tema odağında toplayıp okuruyla buluşturması. Bu bakımdan dikkat çekici ve etkileyici olduğunu söyleyebilirim.

Kitap ile ilgili söylemek istediğim ilk konu şu: Şiddete; sosyoloji, felsefe, kuramlar ve pek çok alt konu eşliğinde değinen bu kitabı yeterince sade ve anlaşılır buldum. Yani içinde yer alan filozoflarla tanışmak için de, onların fikirlerinde derinleşmek için de uygun bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca bu filozofların, şiddeti ele alışlarını; kendi fikirleriyle ve diğer kaynaklarla harmanlayıp besleyici makaleleriyle bizlere aktaran değerli akademisyenlerle de bu vesileyle tanışmış oluyoruz.

Kaynakçası bile okuruna yeni bilgilerin kapısını aralayacak bu kitap, 6 bölümden oluşuyor. Başkası ve Şiddet adlı bu ufuk açıcı toplamda; Carl Schmitt, Walter Benjamin, Hannah Arendt, Emmanuel Levinas, Paul Ricoeur ve Jacques Derrida karşımıza çıkıyor. Bu filozofların başkasını ve şiddeti nasıl ele aldıklarını görüyoruz. Toplum-iktidar-devlet, varoluş-birey-iletişim, benlik-kimlik-eylem ekseninde, modern insanın şiddeti olarak; kuramlarla ve farklı kaynaklarla desteklenen, akademiyi biraz daha anlaşılabilir kılmaya çabalayan müstesna bir çalışma olduğu söylenebilir.

Kapak tasarımını çok hoş buldum. Kitabın baskısı genel olarak kaliteli. İçeriğinde ise okuma deneyimini zedeleyecek hiçbir pürüze rastlamadım. Yalnızca yeni baskılarda değerlendirilmesini umarak şunu eklemek istiyorum: Kitabın sonuna not alabilmek için bir iki tane boş sayfa eklenmesi harika olur bence.

Toparlamak gerekirse, bu özenli çalışmayı şiddet konusuyla yakından ilgilenen ya da yalnızca konuyla alakalı fikir sahibi olmak ve dünyaya bakışını dönüştürmek isteyen herkese öneriyorum. Bu kitabı okur ile buluşturan herkese teşekkür etmek ve çalışmalarının devamını dilemek bir borç bana kalırsa. Başkası ve Şiddet’in hak ettiği ilgiyi görmesi dileğiyle.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yabancılar Dairesi içinde birbirinden güzel yirmi altı öykünün yer aldığı bir kitap. Yazarın ilk kitabı olduğuna bakmayın. Demini almamış çay gibi kekremsi bir tat bırakmıyor damakta. Her şey gayet kıvamında. Kendisinin de küçük yaşlarda gurbet tadını tatmış olmasından mülhem öykülerinde gurbette olma temasını sık sık işlemiş Fatma Türk. Türk edebiyatında aşina olduğumuz bir konu olmaması ve de genellikle bir çocuğun bakış açısıyla aktarılması sebebiyle fazlasıyla ilgimi çektiler. Ne kadar anlamaya, empati yapmaya çalışsam da daha ne bilmediğim nice hayat ve de duygu olduğunu bir kez daha hatırlamama vesile oldu. Ama sadece bu kadar değil tabii ki. Cinlerden sıradışı aynalara fantastik pek çok kurguda da işin ehli olduğunu yine gösteriyor yazar. Daha nice kitabını okumak temennisiyle...

  ..
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üzerine düşünmeye değer pek çok soru sorduran bir kitap ...
Otomatik Portakal, okurken rahatsız etmeyi başaracak kadar canlı bir anlatım sağlayan birinin kaleminden çıkmış. Hikâyenin yarısını karakter gelişimine harcamış ki bu ikinci yarıda ele alınan konu için elzem. Anti kahraman yarattığını düşünürsek aslında riskli bir seçim. Yazıldığı dönemin atmosferini yansıttığı halde o zamanın okurunu dahi dehşete düşürmüş. Özellikle, bir kitabın değerine ilk birkaç sayfada karar verme gafletine düşenlerin kitabın besleyici kısmına ulaşamamaları mümkün. Eğer olur da çeşitli sebeplerden kitabı yarıya varmadan bırakmayı düşünürseniz, bir şans verip ilerlemenizi tavsiye ederim. Mükemmel bir perspektifle ele alınmış ve detaylarda derin anlamlandıran bir kitap. Müthiş bir son yazıldığını söyleyemem, sonda tatmin edici bir veda olmuyor bu kitaba. Üstelik ikinci kısımda çok fazla boşluk var. Başta inşa ettiği o etkiyi ikinci kısımda kaybediyor. Birden her şey hızlanıyor ve nedense oldu bittiye geliyor kitap. Yine de bu haliyle bile size ve okuma tecrübenize çok şey katacağını düşünüyorum.

Kitap argo bir dille yazılmış ve çevirmen de bunun hakkını vermiş. Birkaç noktada daha iyi tercihler olabilirdi diye düşünüyorsunuz ama genelinde atmosferin içine giriyor, karaktere inanıyorsunuz. Kitabın detaylı olarak suç sahneleri işlediğini göz önünde bulundurmanızda da fayda var. Size uygun olmayabileceğini veya benzer travmalardan dolayı ruhsal sağlığınızı tehdit edebileceğini düşünüyorsanız grupla okuma tavsiye edebilirim. Bir okuma grubuyla bölüm bölüm okuyup üzerine tartışarak ilerlemek tatsız duygulara çekilmenize engel olabilir.

Buradan sonrasında sürpriz bozan detaylar verebilirim.

Kitabın adıyla başlayalım. Tavsiyem adını unutup öyle okumanız olur. Çünkü bu konuda pek tatmin olamayacağınızı söyleyebilirim. Çeviriden dolayı mı bilmiyorum ama adıyla kitap bütünleşmiyor pek. Orijinalinde o anlamı daha çok yakalıyorsunuz ama yine de metin içinde çok da etkili kullanıldığını düşünmüyorum. Tokat gibi çarpması gerekiyordu son bölümlere doğru. Yine de üzerine düşününce bir yere bağlanıyor elbette. Kitabın arka kapak yazısında da okuyacağınız gibi argo bir deyişten geliyor adı. Yazar çok beğeniyor ve bir kitap adı olarak kullanmak istiyor. Başkaları tarafından yönlendirilen tuhaf bir tip anlatılır bu ifadeyle. Clockwork kelimesi saat mekanizmasıdır ve bildiğiniz gibi saatler kuran kişinin zamanını gösterir. Orange yani portakal kelimesinin seçilmesinin de yine arka kapak yazısında bir açıklaması var. Ancak ben bunu bir saat mekanizmasıyla can bulmuş bir portakal gibi yorumlamak istiyorum. Doğasından uzaklaşmış ve bir portakal olmanın gereksinimlerini yerine getirme konusunda mekanik bir sistemin boyunduruğuna girmiş oluyor. Bilin bakalım, kim gibi? Evet, Alex.

Alex, 15 yaşında bir ergen gibi değerlendirilebilir ilk okumada. Yani henüz kendini bulamamış ve fırtınalı bir arayış içinde kaybolmuş biri gibi görünebilir. "Ah, çevresi kötü olmasa iyi çocuktur aslında." gibi düşünebilirsiniz. Ancak kitabı okudukça kendini aslında tanıyan ve kötülüğü bir seçim sonucu elde etmiş olduğunu anlıyorsunuz. Çizgileri olan, neyi sevip sevmediğini gayet iyi bilen, özüyle ilgili iç sorgulamalarla boğuşmayan biri. Göreceksiniz ki vicdan azabı, pişmanlık duymuyor. Sabahlarının resmedilişi de melankolik değil. Yani Alex'i bir çocuk olarak göremeyiz artık.

Kitabın içindeki sorgulanan düşünceyi az çok biliyorsunuzdur. Papazın da üzerine basa basa söylediği gibi, birinin elinden karar verme hakkını alırsak o kişi kötülük yapmadığında iyi biri kabul edilebilir mi? Hepsinden öte bu kişiyi insan olarak görebilir miyiz? Yaptıklarına bakınca zaten insanlığını sorguluyor olacaksınız ama Pavlov'un klasik koşullanmasını da temel aldığını düşününce burada daha derin bir sorgulamanın bulunduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Peki insan olmaması durumunda dönüşülen şey ne? Şu anda bile özgürce aldığımızı düşündüğümüz kararlarda dahi ne çok şeyin etkisi altında olduğumuzun farkında değiliz. Mesele insan olup olmadığı sorusu değil aslında. Burada toplumsal huzuru sağlayabilmek adına suç işleyen kişinin kazanılmasının mümkün olup olmadığı sorusu. Bu çok ilginç. Klasik koşullanmanın bir yöntem olarak seçilmesi kesinlikle kitabı çekici kılan bir detay. Sonucunu görmek istiyorsunuz. Peki, suça iten nedenler çözümlenmeden bu koşullandırma içsel bir hapishane yaratmıyor mu? Kitabı o sona bağlayan asıl sebep de bu aslında.

Tedavi için kullanılan teknikte Alex'in bilinçaltını görüyoruz. Başta bunların seçilmiş gerçek görüntüler olduğunu düşündüm ama ya bilinçaltının bir yansıması ya da Alex oradaki kişiyle öyle özdeşleştiriyor ki kendini orada olanlardan bağımsız bir halüsinasyon tecrübe ediyor. Olaylar paralel gidiyor gerçek hayatıyla ama nedense daha vahşi yansıyor. Bu da demek oluyor ki Alex kötü biri olmayı seçmiş ve hatta derinde daha vahşileşme isteği var. Ancak bir şekilde bazı yaptırımlar onu frenliyor, şaşırtıcıdır ki. Yalnız bir detay var ki okurken çok dikkatim dağıldı. Okumaya devam etsem de zihnim orada kaldı. Bu görüntülerin içinde Nazi Almanyası'ndaki işkenceler de vardı. Ancak eğer gözden kaçırmadıysam Alex'le ilgili böyle bir detay verilmiyor. Alex'in zihninde neden böyle bir görüntü var ? Alex'in kötü olmayı seçmesindeki neden bu detayda gizli olabilir mi?

Detaylarda çok fazla lezzet var ve her biri okuma sürecini verimli hale getiriyor. Metni kanırta kanırta okumakta fayda var. Dönem ve yazar okuması yaptıktan sonra yeniden okumak iyi olabilir. Müziğin dramatik yapının bir parçası haline gelmesi, tedavi amaçlı uygulanan teknikle ilgili detaylar, papaz ve bakanın iki farklı görüşü temsil etmesi ve din ve devletin bireyin menfaati için yaklaşımına bir bakış açısı sunması, ihtiyaç duyulan şeyin iyiliğin var olmasını mı, yoksa tercih edilmesi mi sorusu, iğnenin etkisiyle görüntülerin izletilmesinin Alex'te zihinsel bir değişime sebep olmaması ve beyinle beden arasında uyum problemi yaratması, bununla birlikte toplumu koruma adına Alex'i dış tehlikelere karşı savunmasız bırakması sorunu ve Alex'in aslında yine topluma kazandırılamamış olması gibi üzerine düşünülecek çok şey var. Okumanın güzelliği asıl burada yatıyor işte. Tüm bu sorular cevap bulmasa bile sadece sorulması dahi düz bir okumadan daha çok şey kazandırıyor. Bu kitap da kendinize ve topluma dair derin düşüncelere itecek ve çok daha geniş bir açıdan bakmaya başladığınızı fark edeceksiniz.
Yanıtla
28
5
Destekliyorum  12
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İster istemez Kağıt Ev ile karşılaştırılıyor roman. Fakat tamamen iki ayrı dünya olduklarını düşünüyorum. Aynı zamanda genel kanının aksine Kağıt Ev'i çok abartılmış bulmuştum zamanında ve bu kitabı oradan kalan bir önyargıyla öteleyip neden bu kadar geç okudum diye kendime kızdım bitirirken. Olay örgüsü ve geçişleri epey zorlayıcı. Metaforlarıyla, iç hesaplaşmalarıyla, aile ilişkileri ve intihara meyilli bir bireyin resmini çok iyi gözlemlerle yansıtmasıyla 130 sayfaya çok iyi bir anlatım sığdırmış yazar. Sonuç odaklı bir okuyucusuysanız size pek hitap etmeyecektir ama olayın içinde kaybolmak isteyenler, kitap bittiğinde de sorgulamayı sevenler için müthiş bir roman. Keyifli okumalar.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir