Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uyanış ve İsyan Denkleminde Arap Kimliğinin Serencâmı
Tarihçi, yazar ve diplomat George Habib Antonius, bugünkü sınırlara göre bir Lübnanlı sayılıyor. Doğduğunda bir Osmanlı vatandaşı iken hem Osmanlı’nın yıkılışına hem de Suriye’nin parçalara ayrılmasına bizzat şahitlik etmiş. Ortodoks Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak 1891’de doğmuş, ailesiyle Kudüs’e yerleşmiş, Kahire Victoria Koleji’nde ve sonrasında Cambridge’de eğitim almış. Filistin’in İngiliz yönetiminde olduğu dönemde, Kudüs’te memurluk yapmış. 1925’te, Suudi Arabistan’ın Irak, Ürdün ve Yemen ile olan sınır belirleme müzakerelerinde Birleşik Krallık adına görev yapan Gilbert Clayton’a hem danışmanlık hem de tercümanlık yapmış. İngilizlerin, Filistin’deki Araplar aleyhine uyguladığı politikalara tepki olarak 1930’da görevinden ayrılmış ve izleyen dönemde New York’daki “Institute of Current World Affairs” adlı düşünce kuruluşunda mesai harcamış. 1939’daki Londra Konferansı’nda Arap Delegasyonu genel sekreteri olarak bulunmuş.

1938’de ilk baskısını yapan Arap Uyanışı, niteliği itibariyle Arap milliyetçiliği üzerine ortaya konulmuş ilk akademik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. Yazar, Internet gibi ayrıcalıkların olmadığı dönemin şartlarında, eserle ilgili hem Arap kaynaklarına hem Batı kaynaklarına erişmek için oldukça fazla zaman ve emek harcamış. Bir Arap gözüyle bu konuyu akademik düzeyde ele alışı, çalışmaya ayrı bir değer katıyor.

Eser, Arap ulusal hareketinin nasıl filiz verdiğini anlatan “Arka Plan” ile başlıyor. Konuyu İslam öncesi dönemden itibaren özetleyerek yaşadığı çağa getiriyor: “İslam'ın yükselişinden yüzyıllar önce Arap kabileleri; ekonomik gereksinimlerinin aciliyetinin oldukça baskılayıcı olması sebebiyle, Suriye'ye ve Irak'a akın etmiş ya da nüfuz etmiş ve Hristiyanlık döneminden iki asır önce Humus' ta, Edessa'da ve Akdeniz kıyısını sınır olarak çevreleyen bölgede egemenlik kurmuşlardır..." (s.17)

Tarihi silsile içinde, Osmanlı’nın Arap dünyasında hakimiyet kurmasına da yer veriliyor: “1517'de 1. Selim tarafından Mısır'ın fethi, Osmanlı'nın Arap dünyası üzerindeki hakimiyetinin genişlemesinin belirgin bir aşamasına işaret etmektedir. Selim'in 1515 yılında İran Şahı ve bir sonraki yıl da Mısır Sultanı karşısındaki ezici zaferleri, onu Irak ve Suriye'nin efendisi konumuna getirmekle kalmadı; Mısır'a da girmesini ve birkaç aylık zaman dilimi içinde Mısır üzerindeki hakimiyetini tesis etmesini de sağladı." (s.20)

Vahhabilerin ortaya çıkışı, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ve oğlu İbrahim’in faaliyetleri, Batılı devletlerin tutumları ve Şerif Hüseyin’in ve oğlu Abdullah’ın ortaya çıkışı ile konu olgunlaştırılıyor. Antonius, Arap hareketinin başlangıcını, “1847'de Beyrut'ta Amerikan himayesinde mütevazı bir edebi çevrenin temellerinin atılmasıyla birlikte Suriye'de başlar.” şeklinde ifade ediyor. O sebeple de 1847-1868 arasını hareketin başlangıç devresi olarak ele alıyor. Bu süreçte Arap topraklarında sosyal ve ekonomik şartlar, misyonerlik faaliyetleri, Suriye’de Mısır hakimiyeti, Nâsîf el-Yazicî ve Butrus el-Bustânî gibi şahsiyetler, dönüm noktaları birer birer anlatılıyor.

Yazar, Arap hareketinin emekleme dönemi olarak kabul ettiği 2. Abdülhamid’in saltanat yıllarını ayrı bölümlerde işlemiş: “Bu dönemde, … fikri hareket belirleyici adımlar attı. Suriye'de kök salan Arap ulusal bilincinin tohumu, Arapça konuşulan komşu ülkelerde de sürgünler verdi ve nihayet, Sultan II. Abdülhamid' in tahttan indirilmesinden sonra, yaygın bir seyelana dönüştü." (s.56)

“Abdülhamid'in planının önemli bir özelliği, Türk olmayan unsurları, bilhassa Arapları etkileyebilmek için özel olarak tasarlanmasıydı. Esas olarak Anadolu köylülerinden oluşan Türk kitleleri, doğası gereği Padişah'a itaatkâr ve sadıktı. Araplar, köklerinden gelen bağımsızlık sevgisiyle, daha az uysaldı ve -daha ciddi olan husus- tomurcuklanan bir ulusal bilincin rahatsız edici belirtilerini gösteriyorlardı. Abdülhamid, onları kazanmak için özel çaba sarf etti." (s.62)

“Esasen, Abdülhamid'in saltanat dönemi, Arap ulusal bilinci açısından yavaş ve neredeyse algılanamaz bir gelişme dönemiydi. Emekleme safhasındaki hareket sadece iki kez başını kaldırdı: İlk kez, saltanatının başlangıcında, Beyrut'taki gizli cemiyetin kampanyasıyla ve bir kez de, onun son yıllarında, el-Kevakîbî'nin kışkırtma girdaplarını harekete geçirdiği zaman. Bu iki oluşum dışında, hareket uykudaymış gibi yatıyordu; Abdülhamid' in tiranlığı tarafından bastırıldı ve Sarayın Arap politikasının afyonlarıyla uyuşturuldu. Mısır o dönemde Arap hareketinden koptu ve kendi başına ayrı bir milliyetçi politika geliştirdi…" (s.84)

Jön Türkler ve Jön Araplar, 1. Dünya Savaşı, savaşta ilan edilen cihat çağrısına Arapların tutumları ve İngilizlerle sürdürdükleri pazarlıklar, 1916 isyanı, savaş sonrası Arap coğrafyasının şekillenmesi ilerleyen sayfalarda yer verilen diğer konular.

Kitabın akıcı bir dili var. Bu sebeple çevirmenlerin iyi bir iş çıkarttığını belirtmek gerekir. Yazarın, konu hakkında bizzat emek harcayarak ulaştığı kaynaklara ve belgelere yer vermesi dikkat çekici. Dönemin şartlarına göre gerçekten kapsamlı bir eser ortaya konulmuş. Arap hareketi hakkındaki böylesi temel bir eserin, 1938’de yazılmasına rağmen ancak 2021’de dilimize çevrilmesi, geç kalınmış bir adım olsa da önemli bir kazanım.

İyi Okumalar!
Yanıtla
5
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyatımızın ilk yerli romanı olması vesilesiyle okudum ve öğrencilerime de aldım. Birlikte değerlendirmesini yapacağız.

İlk roman olması sebebiyle teknik bakımdan kusurlar çok bariz göze batıyor. Yazar sürekli araya giriyor, olayları bir meddah tarzıyla anlatıyor. Kitabın birçok bölümünde "Ben olsaydım şurayı şöyle yazardım." dediğim çok oldu. Okurken içim acıdı. "Gaddarca" bir son olarak değerlendirdim. Romantizmin etkilerini eserde çok bariz şekilde görebiliyoruz.

Böyle bir eseri edebiyatımıza kazandırdığı için yazara teşekkürü borç bilirim. Büyük küçük herkese tavsiye ediyorum.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bizans ve Anadolu üzerine çalışan tarih araştırmacılarının başucu kitabı olmaya aday!
Bizans İmparatorluğu’nun toplum ve kültür tarihi üzerine çalışmalarıyla dikkat çeken Prof. Leonara Neville’nin, Bizans tarih yazımı üzerine yaptığı kıymetli çalışması olan bu eser, Bizans kaynakları ve kronikleri üzerinedir. 600 ila 1490’lı yıllar arasını kapsayan dönemde kaleme alınan 52 tarih metnini ve kronikleri tanıtan bu çalışma ile bu alanda çalışanlara toplu bir başvuru kitabı oluşturulmuş durumda.

15. yüzyılın sonlarına kadar gelen kaynakları inceleyerek, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Bizans-Selçuklu, Bizans-Çaka, Bizans-Osmanlı gibi önemli iletişim ve etkileşimlere de tanık olan yazarları ve eserleri hakkında bilgi vermesi bizim için önemlidir.

Bizans ve Anadolu üzerine çalışan tarih araştırmacılarına ve bu alanda ders verenlere katkı sunan bu çalışmayı dilimize kazandıran Selenge yayınevi’ne teşekkürler.

“Olayların yıl yıl kaydedildiği kronik yazım geleneği Latin Batı’da en yaygın tarih yazım şekli halini almıştır. O halde tarih yazımının Bizans formları nasıldı?” bunları merak edenler mutlaka okumalı.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
 'En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır' diyordu George Orwell. Arayış'ı okuduğum süre boyunca bu cümle hiç çıkmadı aklımdan. Hissettiklerimi, aradıklarımı, varamadığım yerleri, çarpık düşüncelerimi ve muhtaç olduklarımı buldum sessiz cümlelerin içinde.
Çığrışan düşünce kalabalığıma parmakla gösterdim Umay'ı, o da bizim gibi...
Ölümün soğuk gerçekliğini, yaşamın harabe bir ev gibi tasvir edilmesini, insanın azrailinin tartışmasız zaman olduğu gerçeğini yazan cümleler, insanı düşündürüyor ve hayat üzerine büyük cümleler kurmaya teşvik ediyor. Bütün bildiklerinizi yeniden sorgulatıyor, bir cümle bir sayfaya saatlerce bakmanıza sebebiyet veriyor. Yatağınıza uzandığınızda kendi Arayış romanınızı yazarken buluyorsunuz kendinizi ve sonra odanın tavanına baktığınızda portakal desenli üç uçurtma görüyorsunuz.
Ne mutlu insan ruhunu besleyen romanlara ve hayatın tanımını yeniden yapan cesur yazarlara.
Yanıtla
2
3
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın önsözde de belirttiği gibi esasında "Siyasi düşünceler tarihi nedir?" başlığıyla yayımlanmış olması gereken bir çalışma. İçindeki tartışmaların ve tariflerin neredeyse bütünü yazarın da uzmanı olduğu bu alandan verilmiş. Genellikle Cambridge ekolü mensupları olan Skinner, Pocock, Dunn ve Hont'un çalışmalarına değinilmiş. Fakat yine de alan hakkında genel bilgi sahibi olmak için okunulabilir. Özellikle entelektüel tarihçiliğin farklı ekollerini tanıtan birinci bölüm ve entelektüel tarihçiliğin mevcut durumundan bahseden son bölüm oldukça faydalı. Kitap genelinde verilen örnekler de konuyu somutlaştırmaya yardımcı oluyor. Bazı yerlerde terminolojinin tercümesinde hatalar olsa da dilin akışı bakımından çevirisi de gayet güzel.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İbn Fadlan'ın kaleme aldığı seyahatnamesinin tarihi önemi yüksektir. Özellikle de Türk tarihinin orta dönemleri hakkında verdiği bilgiler bakımından kıymetli bir eserdir. İslam dininin tanıtımını yapmak için bir devlet görevlisi olarak farklı coğrafyalara seyahat eden İbn Fadlan gittiği bölgelerde karşılaştığı Türk topluluklarının siyasi, dini ve sosyal yaşamları hakkında teferruatlı bilgiler aktarmaktadır. Selenge Yayınları tarafından yayınlanan bu çalışmanın Mehmet Şayir tarafından en güncel tahkikler dikkate alınarak Arapça aslından çevirilmesi piyasadaki diğer farkını ve kalitesini ortaya koymaktadır.
Yanıtla
2
4
Destekliyorum  12
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İran ve Irak’ta hüküm süren Büveyhîler'in tarihi Türk ve İslam tarihi için önemli bir konuma sahiptir. Özellikle de Abbasi halifeliği ve Selçuklular ile olan temasları Ortadoğu'yu siyasi, sosyal ve ekonomik olarak dönüştüren bir süreci başlatmıştır. Bilhassa günümüze uzanan mezhep farklılığının en önemli kırılma noktası Büveyhîler'in Şii akadi benimseyerek yürüttükleri siyasi ve dini faaliyetlerdir. Böylesine önemli bir devlet hakkında maalesef Türk tarih akademisinde yapılan nitelikli çalışmaların sayısı oldukça azdır. Dr. Cihan Gençtürk tarafından kaleme alınan bu eser alandaki bu boşluğu doldurma noktasına önemli bir işlevi yerine getirmektedir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşar Şimşek’in yayınladığı eser Türk Dili ve Edebiyatı alanında çalışan ve Türklerin ilk dönemde ürettikleri bu tür dini yazılı kaynakları inceleyen bir çalışma olarak bu alana önemli bir katkı sunmaktadır. Müellif edebiyat ihtisasına sahip bir kişi olarak ağırlıkla eserlerin dil ve biçim özellikleri üzerinde durarak eserini kaleme almıştır. Şüphesiz bu tür tarihi kaynakların hem tarihçi hem de ilahiyatçılar tarafından da ele alınarak farklı disiplinlerdeki yaklaşımlarla yorumlanması ciddi bir akademik zenginlik yaratacaktır. Yaşar Şimşek’in bir edebiyatçı olarak bu sahada incelediği satır arası Kur’an tercümeleri, tefsirler ve diğer dini eserlerin tarihçiler ve ilahiyatçılar tarafından da yorumlanması Türklerin İslam algılarını ve manevi yapılarını anlamak bakımından önemli olacaktır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser, XI. yüzyılda temelleri atılan ve XIV. yüzyıla kadar bölgede önemli bir siyasi teşekkül olarak varlık gösteren Birleşik Gürcü Krallığı’na dair önemli bir bakış sunmaktadır. Özellikle Gürcistan Krallığı’nın tarihî kökleri, devletleşme süreci, önemli kralları, sosyal, ekonomik ve dinî hayatına dair teferruatlı bilgiler vermektedir. Bir araştırma eser olarak önemli tarihî kaynaklardan hareketle hazırlanan bu eser, Gürcü Krallığı ve Gürcü halkı üzerine ileride yapılacak olan yeni çalışmalar için de önemli bir referans eser olma özelliği taşımaktadır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı Devleti Hizmetindeki Yabancılar
"Osmanlı Devleti Hizmetindeki Yabancılar" isimli eser alanında uzman akademisyenler ve araştırmacılar tarafından titizlikle ele alınmıştır. Editörlüğünü Murat Hanilçe ve Yunus Emre Tekinsoy'un yapmış olduğu eser, son derece anlaşılır ve geniş kitleye hitap etmesi hasebiyle oldukça büyük bir önem arz etmektedir.

Osmanlı tarihçiliğinin en çok ihmal edilen alanlarından olan Osmanlı siyasi düşünce, fikir ve entelektüel düşünce tarihi üzerine ele alınan eserde; imparatorluğun sadece siyasi, iktisadi ve askeri alanda değil, aynı zamanda sosyal alanda da imzaları olan gizli kahramanları gün yüzüne çıkarılmaktadır. Osmanlı Devletinin özellikle gerileme ve duraklama dönemi olarak atfedilen süreçlerinde kendi iç dinamiklerinin yetersizlikleri yeni aktörlere duyulan ihtiyacı artırmıştır. XVI. Yüzyılın son çeyreğinden Nizam-ı Cedid'e kadar geçen sürede imparatorluğun modernleşme çabaları geçici çözümlerin ötesine geçememiştir. Modernleşme hareketini sırtlanacak kalifiye eleman eksikliği bunun en büyük etkisi olmuştur. Söz konusu modernleşme ve yenileşme süreci ise yeni teknolojileri bilen ve bunları kullanıp üretebilen yabancıların Osmanlı Devleti tarafından hizmet altına alınarak devletin modern dünyaya uyumu sağlanmaya çalışılmıştır.

Eserde bahsi geçen süreçte, Osmanlı Devletinde hizmet etmiş az bilinen ve tarihin seyrini önemli ölçüde değiştiren ancak çok bilinmeyen isimler ve hizmetleri üzerinde durulmuştur. Elbette, devletin değişim ve dönüşüm sürecinde, eserde ele aldığı yabancı aktör isimler ile sınırlı değildir. Geniş Osmanlı tarihi külliyat bilgisine sahip kişilerin aşina olduğu isimler, alana ilgisi olan ve modernleşme alanında atılan adımları farklı bir perspektifle bakmak isteyen ve konuya ilgi duyanlar için son derece kıymetlidir. Osmanlılar ile Avrupa devletleri arasında kültürel etkileşimin ne derece önemli sonuçlar doğurduğu ve bunun yanı sıra yabancı uzmanların Fransız ve İngiliz uzmanlardan müteşekkil olmadığı; devletin yenileşme sürecinde İtalya, Avusturya, Prusya ve Macaristan gibi devletlerden gelen yabancıları da ele almaktadır. Osmanlı Devleti’nin kurumları ve kurumlara etkisi olan yabancıların katkıları ve bu yabancıların yaşam öyküleri ile beraber ele alınması zaman yolculuğuna çıkarmış hissi vermektedir.

Osmanlı Devleti’nin yıkılış nedenleri günümüzde halen tartışma meseleleri arasında yer almaktadır. Bu konu ile ilgili çalışmaları olan yazarlar, modernleşmeyi Osmanlı Devleti'nin yıkılışının en büyük sebebi olarak görüyorlardı. Modernleşme sürecinde geç kalındığı ve hatta Avrupa’da yaşanan gelişmelerin takip edilmediği hakkındaki fikirlerin etrafında birleşmektedirler. Eser, bu görüşün aksine tam da bu noktada ele alınan incelemeler neticesinde salt bir düşüncenin ürünü olan fikrinin doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Eserin birçok yerinde devletin, içinde bulunduğu müşkül durumun gerçekten farkında olduğu kanısının, arşiv vesikalarına yansımaları ve eser boyunca bunların üzerinde durulmasının, esere açıklayıcı ve kanıtlayıcı bir nitelik kazandırdığı aşikârdır. Bu vesile ile, eserin yayın ve yapım sürecinde emeği geçen herkese teşekkürlerle...
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir