Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Asıl adı Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî'dir, nam-ı diğer "Nizamü'l-Mülk" (Devletin düzeni, düzenleyicisi). Selçuklu Devletinde Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah dönemlerinde yaklaşık otuz yıl vezirlik yapmıştır. Sosyal, kültürel ve daha birçok alanda devlette yenilikler ve değişiklikler meydana getirmiş ayrıca Nizamiye medreselerinin de kurucusudur. Sultan Melikşah'ın isteği üzerine "Siyasetname" adlı eseri kaleme almıştır günümüze kadar ulaşan bu kıymetli eser devlet yöneticileri için gerekli bilgileri içinde barındıran bir kılavuz niteliğindedir. İçeriğinde saltanatın koşulları, kuralları ve ideal devlet örgütünün nasıl olması gerektiğini Kur’ân'dan ayetler, hadisler ve hikâyelerle destekleyip öğüt ve nasihat verici altın değerinde bir eserdir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaş…
Su geçirmez bir gerçektir ki dünya üzerinde görmek isteyeceğimiz en son şeylerin başında gelir.
Peki savaştan kimler etkilenir? Sadece askerler ya da devletler mi? Aileler ve küçük çocuklara ne olacak peki?

2. Dünya Savaşı zamanında hiçbir şeyden haberi olmayan, 9 yaşında küçük bir çocuk olduğunuzu hayal edin. Babanızın askerlik mesleği yüzünden oradan oraya savrulan bir hayata tutunmaya çalışırken, tek arkadaşınızın hiç mi hiç anlaşamadığınız ablanızın olduğunu da işin içine katın lütfen. Ve bir gün Out-With’de,tel örgünün karşı tarafındaki karşılaşacağınız polonyalı arkadaşınız ise hayatınızın dönüm noktası olduğunu da….
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Dâhilik ile delilik arasında ince bir çizgi vardır." sözü doğru sanırım! Bu inceleme sadece bir sözlüğün değil, birbirini tanımayan iki insanın ortak tutkusunun hikâyesi. Ancak aynı zamanda acı bir hikâye! Kitabı yayımlamaya karar verenlere teşekkürler. Akıcı bir Türkçe ile çevirene de teşekkürler. Yazar çok emek vermiş bu araştırmaya. Kaynaklarından belli. Sonucu çok iyi olmuş. Dr. Minor ve Dr. Murray ile tanışın derim. Merakla okudum. Sözlük yazmak, iğne ile kuyu kazmak gibi... Biraz "deli" cesareti ve sabrı gerekiyor galiba. Merakla okudum...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Melankolik Öyküler: Üç Damla Kan
Geçmişte Sâdık Hidâyet’in 'Kör Baykuş' adlı kitabına defalarca başlayıp, bir türlü bitirememiş bir okur olarak Üç Damla Kan’a temkinli yaklaştığımı itiraf etmeliyim. Bitirdikten sonra ise “Üç Damla Kan” Sâdık Hidâyet ile tanışmak için güzel bir başlangıç kitabı olabilir diye düşündüm. Çünkü bu sade anlatıma sahip öyküleri okumak insanı pek yormuyor. Yalnızca öykülere konu olan detaylar biraz can sıkıcı fakat ne yazık ki günümüzde bile geçerliliğini yitirememiş nahoşluklar bunlar. Hâlâ hayatın üzücü gerçekleri yani. Maalesef. Sâdık Hidâyet’in yaşadığı dönem her ne kadar günümüze uzak olsa da, insanın ve coğrafyanın tanıdık kesitlerini gördükçe okuruna buruk bir his verdiği doğru. Pek etkileyici öyküler bunlar.

Bu kitapta Fars edebiyatını ve İran kültürünü daha iyi tanıyabileceğiniz 11 öykü bulunuyor. Öyküler genellikle kasvetli ve melankolik olmakla birlikte varoluşu sorgulayan felsefi yönlere de sahip. Bu bakımdan insan davranışlarını ve duygularını anlamaya yönelik bir pencere açıyor denebilir.

Çeviri özenli. Yazarın kalemi hassas ve bir o kadar da sade. Öykülerde yaşam, ölüm, aşk, büyü, intihar gibi konular var. Özünde herkesin yaşamak için bir anlam aradığı, derinlikli öyküler var Üç Damla Kan’da.

En çok sevdiğim öyküler şunlar oldu: Maskeler, Af Talebi, Girdap, Üç Damla Kan. Öykü sevenlerin şans vermesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
önce basit bir şekilde o konu hakkında bilgi sahibi olacağınızı düşünüp sonra fizik kimya ile karşılaşıp aklın almadığı öte alemle ilgili bilgilere ulaşıp beyin evrimi geçirip düşüncelere beyin zorlamalarına geçip tamamen farklı bir boyuta geçip öğrendiklerini nasıl hayatına sirayet ettiririm düşüncesi oluştuktan sonra bir bakmışım ki araştıracağım birçok konu birikmiş, önce kafada soru işaretleri oluşuyor bazı konularda ve sayfalar ilerledikçe hepsine olmasa da birçoğuna cevaplar bulunuyor ve sayfaların sonlarına doğru iyice yavaşlıyorsun okuma hızında, çünkü ilgi katlanmış ve daha iyi anlamak istiyorsun, okunması gerektiğini düşünüyorum, çünkü bence faydalı bilgiler içeriyor. İnandırıcı gelmiyor meraktan başlıyorsun lakin yazarın kaynakları bizzat deneyimlerini duyunca ezoterizme inisiye öğretilere parapsikolojik metapsişik olaylara ilgi duyuyorsun, sen kitabı bitirmiyorsun kitap seni sona ulaştırıyor.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oblomov'un; Tembellik, uyuşukluk, bitkinlik, atalet üzerine yazılan çok ilginç bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabı okurken kahramanın miskinliğinden içim daraldı resmen. Bu sıkıntıdan kurtulmak için kitabı bir an önce bitirmek istedim, fakat ancak 2,5 ayda bitirebildim. Yanlış anlaşılmasın kitap kesinlikle sıkıcı değil, son derece yalın ve akıcı. Baş karakter sevimli, dürüst, kibar, temiz kalpli ve iyi niyetli fakat çok tembel. Düşünüyor, planlıyor fakat bir türlü harekete geçemiyor, hayatı ve pek çok fırsatı kaçırıyor. Sevenleri ve yakın dostlarının destekleri olmasa hali nice olurdu bilemedim. Ama herkesin de hayatını kolaylaştıran bir Ştolts’u, Olga’sı ve Agafya’sı yok işte. Anlatmak istediğim yazarın ve kitabın verilmek istenen mesajı ne kadar ustalıkla ortaya koyduğu.
Yanıtla
11
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kim Stone ve ekibi iki ayrı olayın peşinden gidiyor bu kez. Şeytani planları olan bir psikiyatristin hastalarını manipüle ederek onlara korkunç suçlar işletmesini ve iki küçük kız kardeşe aile içinde yapılan pedofili suçunu ispat etmeye çalışması. Dünya korkunç bir yer gerçekten. İnsanların ne kadar kötü olabileceklerini okudukça hayrete düşmemek elde değil. Şeytani Oyunlar, Kim Stone serisinin 2. kitabı. Tek tekte okunabilir ama Dedektif ve ekibinin özel hayatlarını bilmek okurken daha iyi anlamanıza yardımcı olur. Tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın Adı Keşke ‘Mahcubiyet Müzesi’ Olsaydı
Yazarın diğer kitaplarından ilgiyle okumuştum. Çok da tür tercihlerim arasında olmasa da “nasıl bir aşk serüveniymiş ki bu?” merakıyla bu kitabı da okuma listeme aldım.

Romanın bitimindeki “aşk ve müze” başlıklı sonsöz yazısında; kitaba yapılan eleştiriler üzerine, sayın yazar şu önemli hatırlatma notunu düşmüştür: “Aşkı hepimiz kendi sınıfımız, cinsimiz, kültürümüz, ülkemiz, hatta dinimize göre yaşarız. Romandaki aşk, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, İstanbullu yukarı sınıf bir beyefendinin aşkıdır. Okurun aşk hakkındaki düşüncesinin de Kemal'inkinden daha zengin ve derin olacağını da romanı yazarken tahmin ediyordum. Roman yayımlandıktan sonra bazı okurlar Kemal'in bencilliğinden şikâyet ettiler, onun hiç de “romantik” ya da “duygusal” olmadığını dile getirdiler. Başka okurlar ise hikâye ilerledikçe çektiği acılar sayesinde Kemal'i affettiler, hatta onu "romantik" buldular. Ben bu iki duyguyu da yerinde buluyorum.”

Sayın yazarın bu açık sözlü, tutarlı ve dürüst yaklaşımı övgüye değer. Okurların da tüm önyargılardan sıyrılabilmesi için, kitabı okumadan önce, bu hatırlatma notunu dikkate almalarını öneririm.

Bu noktadan sonraki yapacağımız eleştiri, öneri ve gözlemlerin muhatabı yazar değil, çoğunlukla romanın kahramanları olacaktır. Çünkü yaşam tarzlarıyla rol model olarak, tercihlerimizi etkilemek isteyen özne onlardır. Romancı ise gördüğünü, gözlemlediğini, yaşadığını edebi dille bize aktaran, yorumlayan kalem ehlidir. Belki de bu tespitlerimiz, başka bir roman kurgusuna ilham kaynağı olacaktır.

Öncelikle kitap okurunun birikimi, beklentisi, donanımı, profili, toplumsal aidiyeti, coğrafi konumu; her alanda olduğu gibi, kitap tercihlerine de etki etmekte ve yansımaktadır. Okurluk ve yazarlık süreci boyunca; yalnızca roman, öykü, anı ve masallara odaklananlar olduğu gibi, sosyal ve fen bilimleri ile bu çeşitliliği çoğaltanlar da vardır.

Benim medeniyet anlayışım, anlam arayışım ve kültürel tercihime göre; özellikle aşk romanlarıyla ömür tüketmek, hem bireyi hem de toplumu, mutluluk ve huzur açısından yanılgıya/hüsrana sevk edecektir. Maksat yalnızca kurgu/roman okumak ise; Toprak Uyanırsa, İnsan Neyle Yaşar?, Beyaz Zambaklar Ülkesi, Don Kişot, Sofie’nin Dünyası, Simyacı, Körlük, Mutluköy, Adalet Sevdam Benim vb. eserlere mesafeli durmak da; bir yanımızı kör/topal/sağır yapabiliyor. Buradan hareketle, romanın başkahramanı Kemal Bey’in yaşam tarzı, anlam arayışı, beklenti ve tercihlerini, davranışlarını ben de itici bulanlar arasındayım. Fakat yaşadığımız yerkürede “bu tür insanlar da varmış” gözlemini yapabilmek için okumak zorundaydım. 2014 yılında aramızdan ayrılan bir fizik profesörü olan Uğur Büget’in “Rum Kızı Aliki” adlı 120 sayfalık aşk romanını daha içten, duygusal ve iz bırakıcı buldum açıkçası.

Roman kurgusu içerisinde; Kemal’in tercih ve davranışlarına karşı çıkan, onu eleştiren bir karakterin olmaması; tüm olumsuz yaşam tarzının rol modele dönüşme riskini taşımakta, her karar ve uygulamasını makul, etik ve meşru kabul edilme algısı oluşturmaktadır. Sonuçta kitabın okurları arasında bu ayrımı yapamayacak ergen bir kitlenin olduğu da göz ardı edilmemeliydi. Daha realist, objektif ve toplumcu bir kaygıyla, böyle bir sorgulayan/denetleyen bir roman karakterinin olmamasını eksiklik olarak görüyorum. Bu eksikliği bir okur gözlemiyle ne kadar tanımlayabilirim/tamamlayabilirim bilemiyorum fakat kurguyu bir psikolog, bir sosyolog, davranış bilimci tahlil etseydi, umarım daha akademik düzeyde çıkarımlar keşfederdi.

Elbette her bireyin yaşadığı, tattığı, özlediği, gözlediği aşk türleri çeşitlilik arz eder. Gözlem ve bilgi olmadan; bilinç, yorum ve bilgeliğin kapısı aralanmaz. Aşk deyince ilk etapta zihnimizde; ilahi, insani, cismani, nefsani, platonik, romantik, tutkusal, mantıksal, idealist vb. türleri canlanacaktır.

Mademki konumuz, karşı cinsten birine olan sevgimizin aşka dönmüş halidir. Kültür, sanat, bilim ve müzikten beslenen bir okur/yazar olarak, türkü ve şarkılardan yaptığım alıntılarla, aşkı zihnimde ve gönlümde canlandırmak istiyorum:
“Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban”; “Sana olan duyguları bir bilebilsen Anlatabilsem, belki severdin. Ah le yar yar”; “Nasıl metheyleyim sevdiğim seni, İstanbul Bursa’yı değer gözlerin”; “Tanrı’dan diledim bu kadar dilek. O yârin yüzünü bir daha görek”;
“Sanki billûr bir pınar, kahverengi gözlerin”; “Haticem saçlarını dalga dalga taratmış. Tanrı bizi topraktan, onu nurdan yaratmış”; “Güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi”; “Muhabbet bağına girdim bu gece”; “Yeşil gözlerinden muhabbet kaptım”; “Ada sahillerinde bekliyorum”;
“Gülünce gözlerinin içi gülüyor, kendimi senden alamıyorum”; “Silemezler gönlümden, ne aşkımı, ne seni”; “Dargın ayrılmayalım, diye koştum sana dün”; “Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz”; “Gitmesin gözlerinden, pırıl pırıl arzular”; “Kara gözlüm efkârlanma gül gayrı, ibibikler öter ötmez ordayım”; “Mehtaplı gecelerde, hep seni andım”; “Seninle cehennem ödüldür bana, sensiz cennet bile sürgün sayılır”; “Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde”; “Bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç”; “Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Geceleri rüyamda ismini sayıkladım”;
“Gizli aşk bu söyleyemem, derdimi hiç kimseye”; “Duydum ki unutmuşsun, sözlerimin rengini”; “Gözlerin bir içim su, içim yandı doğrusu”; “Seni görmem imkânsız, rüyalarım olmasa”...

Evet, bu ve buna benzer müzik eserlerinde işlenen temalar da aşkı betimliyor, roman kurgusundaki de. Elbette buralardan beslenenlere, romandaki aşk serüveni; yavan ve yetersiz gelecektir. Mademki sıradan bir aşk hikayesi kurgulanmış; yazarın kendi tercihidir, fakat kitabın adı keşke ‘Mahcubiyet Müzesi’ olsaydı. Belki o zaman daha yüce bir aşk, kutsal bir atmosfer olduğunu keşfeder ve okurlar bu durakta takılıp kalmazdı.

“Dudak, döşek, kadeh” üçgeninde dolaşan cinsel haz eksenli, cismani, yüzeysel aşk betimlemeleri; hiçbir kutsal duyguyu tutuşturmuyor, saman alevi gibi sönüp gidiyor. Kemal’in nişanlandıktan sonra, ayrıca yeni reşit olmuş bir sevgili edinmesi; her uğradığı limanda, yeni bir metres edinen doyumsuz/hovarda bir kaptan izlenimi uyandırıyor. Elbette ahlak zabıtası gibi bir görev, yetki ve fonksiyonumuz yoktur. Fakat zihinsel, bireysel ve ekonomik bağımsızlığını kazanamamış şahsiyetlerin, geçici aşk maceraları ile oyalanması, kendileri için hüsran, toplum için tahripkâr sonuçları olacaktır.

Elbette insanın monoton yaşamdan sıyrılıp, sıra dışı, aykırı eylem/tercih ve yönelimleri olmalıdır. Tutarlılık, kabul edilebilirlikle buluşabilen; kültür, sanat, estetik, etik, doğal yaşam kriterleriyle tartılabilen bir tercih olması arzu edilir. “Vur patlasın, çal oynasın” formunda, hiçbir sınır tanımayan bir yaşam tarzı, Lale Devri’ne bile rahmet okutan bir yaşam tarzı, aile bağlarını zayıflatacak ve toplumda çok farklı alanlarda olumsuz etkiler/tepkiler oluşacaktır.

Okuduğum bir eser bana; ruh coşkusu, sevgi atmosferi, aşk ahlakı, bilgi birikimi, bilinç enerjisi, özgüven, moral-motivasyon, yaşam sevinci, yaşatma arzusu, toplumsal dayanışma, umut, cesaret aşılıyor mu, hangi yarama nasıl bir merhem sunuyor? Bu soru ve sorgularıma cevap veremeyen bir eser; içeriği ve üreticisi kim olursa olsun, eleştiri ve önerilerimi, etik, estetik ve yasal kurallara uymak kaydı ile iletmek zorundaydım. Okurlardan dileğim, bu çekincelerimi dikkate alarak kitaptan istifade etmeleridir. Yazardan beklentimiz ise; elbette sûfi bir Kemal’in aşk maceralarını beklemiyoruz. Fakat mantık, ahlak, felsefe, bilim, dayanışma, birlikte yaşam, adalet arayışı ekseninde bir aşk romanı da kurgulayabilirse iki roman birbirini dengeler/ tamamlar diye düşünüyorum.

İyi okumalar.





Yanıtla
44
12
Destekliyorum  15
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanların, kuluçka merkezlerinde ana - baba gibi ailenin temellerinin olmadan bir şekilde! üretildiği, daha bebekken aşılama aşamasında sınıflandırıldığı, bebeklik dönemlerinde eğitimin sadece uykuda telkin yöntemiyle (sadece istenilenlerin) verildiği, hırs, sevgi, nefret, korku gibi duyguların olmadığı şekilde, hepsinden soyut bir hayat geçirdiği, en önemli amacı haz olduğu, mutsuzluğun hiç bir zaman sizi rahatsız etmediği, etmeye kalkışsa bile hemen bir doz “soma” alınarak o istenilen duruma gelindiği, “herkes herkes içindir” anlayışı ve dayatmasıyladır ki tek eşliliğin istenmediği, doğurganlığın olmayıp kısır bir hayat, ömrün olduğu, huzur ve refahın tüm insanlık için standart hale getirildiği, bilimin bir anlamının olmadığı bir yaşam. Nasıl mı olur? Okuyun…
Yanıtla
8
2
Destekliyorum  16
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitap benim gönlümde çok ayrı yere sahip bir eser. Pandemi boyunca (1.5 yıllık üniversitenin uzaktan yürütüldüğü dönem) 150 küsür kitap bitirdim. Yani kitap okumayı çok severim. Bu kitap beni o kadar kendisine hayran bıraktırdı ki, hayatımda ilk kez bir kitabın konusunu ve bana hissettirdiklerini arkadaşlarıma-çevreme aktarma isteğini, onlarla kitabı tartışma isteğini duydum. Ancak çevremde pek edebiyat sever olmadığı, olsa da bu kitabı okumalarının çok çok düşük bir ihtimal olacağı için (geçmişte veya gelecekte) bir süre kitaplara küstüm. Uzak durdum. Özetle çok özel bir kitap, muhteşem bir eser!
Yanıtla
51
2
Destekliyorum  9
Bildir