Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın yazarı Avi Shlaim Bağdat doğumlu (1945) bir Yahudi. İngiltere'de tarih eğitimi alan insâf ehli bir revizyonist (yeni tarihçi).

Ciddi ve titiz bir emek mahsûlü olan bu hacimli kitap 1947-2006 arasında İsrail'in Araplara yönelik siyasetini anlatıyor. Devlet arşivinde yer alan belgeler ve dönemin önemli isimleriyle bizzat yapılan röportajlar, kitabın kaynaklarını oluşturuyor (Tek başına bu bile kitabın önemini ifade etmek için kâfi).

Kitabın, 60 yıllık bir zaman dilimine dâir panaromik bir anlatım sunması "sorun"un nereden geldiğini ve süreçte neye evrildiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra Mısır, Suriye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere Arap dünyasının, Türkiye, ABD, İngiltere ve Rusya üzerinden Arap olmayan dünyanın "mesele" karşısındaki "değişken" tutumları da kitapta resmediliyor. Ve benim açımdan en mühimi, İsrail'in tutarsız ve dengesiz iç siyasetinin aktörleri üzerinden detaylıca anlatılması ...
Yanıtla
10
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk düşünce dünyasının önemli kalemlerinden Rasim Özdenören'in dikkat çeken eserlerinden; "Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler" eserinin yorumuyla geldim. Yazar ve eserleri konusunda çok fazla bilgim yoktu. Lakin perspektif olarak değişim yaratıyorsa ayrıcalığı ortaya çıkıyor. O yüzden iyi ki okudum. Günümüz şartlarını düşününce toplum olarak birtakım konuları unutmuş veya ötelemiş olduğumuzun farkındalığına vardıran bir eser. Müslüman olarak nasıl düşünüp düşündüğümüzü nasıl yaşamamız gerektiği; akabinde fikir hayatımızda yaptığımız hataları oldukça güzel ortaya koyuyor ve kişinin İslam'ın gözünden çağa nasıl bakması gerektiğini, nasıl düşünmesi gerektiğini çok güzel örneklerle dile getiriyor. Okunmalı ve üzerinde uzunca bir süre tefekkür (düşünme) edilmeli. Çokça istifade edeceğimiz yer yer kavramların yer aldığı düşündüren ,sorgulatan, dili sade harikulade bir eserdi. Okuyalım
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Psikiyatri uzmanı ve podcast yayıncısı Cengiz Arca’nın ilk kitabı olmasına rağmen gayet başarılı bulduğumu ve beğendiğimi söyleyebilirim. Yalın ve akıcı bir dil kullanılmış olan bu kitabı alan dışından okurlar kolaylıkla anlayabilecekleri gibi alanın içinden olan okurlarsa depresyona evrimsel psikoloji ve sosyoloji perspektifiyle bakabilme imkanı bulabilirler. Yazar kitabını bir anlamlandırma pratiği olarak tanımlayabileceğini söylerken ben de bir okur olarak bu kitabı empatik bir yüzleştirme olarak tanımlayabilirim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Donanımlı Bir Eser: Orta Çağ Ekonomisi ve Müslüman Tüccarlar
İnsanlar belli coğrafyalarda nüfus kesafetini sağladıktan sonra birbirleriyle temas kurmaya başlarlar. Her coğrafya kendisine biçilen kaderi yaşarken bölgesindeki nimetlerden istifade eder. Fakat dünyanın misafirlerine verdiği lütuflar her yerde aynı değildir. Bu yüzden insanlar birbirleriyle ilk etkileşimlerinden sonra mutualist bir faydalanımı öncelerler. İlk olarak takas usulünü geliştirirler. Karşılıklı alışveriş, zamanla, ticaret denilen üst yapıya evrilir. Artık, insanın olduğu her yerde ticaretin az ya da çok hükmü vardır.

Tarih, geçmişteki insan ilişkilerini incelerken ticari münasebetlerin zengin malumatlarına ulaşır. Ama bazıları için ticaret basit bir değiş tokuş meselesidir, ticari yollar üzerinden yürütülen ve paranın hükmüyle şekillenen ekonomik bir parametredir. Fakat insanlar arasındaki iktisadi temas noktaları derinlemesine tahlil edilirse, ticaretin düşünülenden daha fazlasını içerdiği fark edilir. Ahmet N. Özdal, bahsedilen potansiyeli yüzeye çıkarmak amacıyla hareket ederek, Orta Çağ ekonomisini, altın devirlerini yaşayan Müslümanların üzerinden izah eder.

Aslında, ticaretin yüksek gizil gücü etki mekanizmasında yatmaktadır. Bundan dolayı ticaret kapsamlı olarak değerlendirilmeden önce, olgu sunumu yapılmalıdır. Özdal, buradan yola çıkarak giriş bölümünde ticaretin sosyal akislerine Müslüman ve gayrimüslim toplumların gözünden ses vermeye çalışır. Esasında yazarın aktarmaya çalıştığı, bir toplumsal yapının lokomotif gücünün kaynağını göstermektir. Bu kısımda okur, ticaretten ziyade ticaretin önemine kani olduktan sonra esas meselelere geçilir.

Eser kabaca dört bölümden oluşmakla birlikte, ilk bölümde Orta Çağ Müslüman coğrafyasının ticarete yatkınlığı incelenir. Bir tarihi olay ele alındığında, en önemli bileşen mekandır. Zira iktisadi yapıyı besleyen ortamın tahlil edilmesi; konuyu daha iyi netleştirir. Coğrafyadan yola çıkılarak toplumsal birimlerin üretim potansiyelleri, piyasa hacmine etki eden durumlar, iktisadi kırılma noktaları ve para ilişkileri bu bölümde detaylandırılır. Her ne kadar birinci bölümle ekonomik yapıya ışık tutulmak istense de fazlasının okura verildiği görülür. Coğrafya, insan ve tarih ilişkisinin kapsamlı tahlilinin ufuk açıcı olduğunu belirtmek gerekir.

Eserin ikinci bölümünde ise; yazar olgunun merkezine yoğunlaşarak ticareti ele alır. Bu bölüm vasıtasıyla yazarın konusuna ne kadar iyi odaklandığı ortaya çıkar. Zira ticari emtianın pazardaki hareketliliğinin tüm macerası satırlara yansıtılır. Ekonomik sistemin mikro işleyişine dair verilen örnekler konunun daha iyi anlaşılmasına sebep olur. Keza, üretilen bir malın son alıcıya kadar ulaşmasındaki bütün bileşenler kalem kalem masaya yatırılır. Hatta günümüzdekine benzer bir ticari yapının geçmişte de olduğu ortaya çıkar. Zamanımızda kapitalist sistemin dayattığı bazı ekonomik manevraların benzerlerinin geçmişte de yaşandığı ortaya çıkar ki bu bazılarına anakronik gelebilir. Fakat yazarın yaklaşımı ve kanıtları bu algıyı kırmaya yetecek kadar güçlüdür.

Üçüncü bölümde ise; ticari işlemlere değinilmiştir. Bu bölümde ticari mekanizma, bir motor serencamıyla ele alınmıştır. Geçmişte, böylesine disiplinel prosedürlerden oluşan ekonomik işleyişin olduğunu görmek şaşırtıcıdır. Hatta günümüz için yabancı gelmeyen banka, borsa, muhasebe vb. tabirlerin geçmişteki izdüşümü fazlasıyla dikkat çekicidir. Yine konuyu sağlam dayanaklarla sunmak için verilen ticari işletmelerin faaliyetleri bu bölümde ele alınmıştır. Örnek verilen işletmelerin devrimizi gölgede bırakan etkinliklerinin öyle her ekonomi ve tarihi buluşturan kitapta görülmesi mümkün değildir.

Son bölüm ise; ekonominin esas unsuru olan tüccarlara ayrılmıştır. Aslında bu bölüm ekonominin sosyal tarihle buluşması olarak değerlendirilecek olup, tüccarların sosyal yaşantılarının en girift noktalarına dair örnekler verilmiştir. Orta Çağ’da bir tüccarın ne yiyip içtiği, yaşamını nasıl sürdürdüğü, ilişkileri ele alınmıştır. Üstelik bu kısımda tüccar örgütlenmelerine dair kıymetli bilgiler verilmiştir.

Ticaret denildiği zaman akla kafa karıştırıcı birçok bilginin geldiği malumdur. Üstelik bazen ağır jargon ve terminoloji kullanımı ile neredeyse anlaşılmaz bir üslup zuhur eder. Ama Özdal’ın ifadeleri gayet açık ve nettir. İlgiyi canlı tutan örnekler sayesinde ekonominin anlaşılmaz bütün dalları yazar tarafından budanır. Hatta müellif bol örnekli anlatım yöntemi ile konuyu daha ilgi çekici bir hale getirir. Ayrıca yazar bilgi ve yorum görevini yerine getirdikten sonra da boş durmayarak okurun tahayyülünü canlandıracak çıkışlar yapar. Zira eserin kanıksanması, bazen tahayyülü aktif okurun girişimleriyle olur. Misal Özdal “Özenle şekil verilmiş bembeyaz sakallı bir tüccarı, elindeki bastonuyla iş yerine doğru yürürken tasavvur edebilirsiniz (s.397)” diyerek okurun muhayyilesini uyararak, Orta Çağ ticaretinin içine okuru çeker.

Özdal’ın kaynak kullanımına ayrıca değinmek gerekir. Çünkü her akademik çalışmada görülmeyen, örnek teşkil edecek bir metot söz konusudur. Kitabın girişinde sayfalarca kullanılan kaynaklara dair rafine bilgiler verilir. Üstelik, eserde neredeyse eksiksiz Orta Çağ’ın (X ve XIV. yüzyıllar arası) tüm kaynaklarında ticaretle ilgili bilgiler süzülüp, sunulur. Ayrıca kaynakların ilgi çekici alıntılarla sunulması; okurun bahsedilen eserlere olan ilgisini kamçılar. Hatta eserden yola çıkan bir okurun onlarca ilgi çekici başka esere ulaşacağını söylemek mümkündür.

Ayrıca Türkiye’de ticaret tarihiyle ilgili literatürün çok güçlü olduğu söylenemez. Eserlerde ticaret ayrı başlıklar altında sunulur ve diğer olaylarla doğrudan ya da dolaylı etkisinden bahsedilmez. Oysaki ticaretin kelebek etkisi sert sonuçlarla başka olaylarda kendisini gösterir. Bu yüzden ticarete dair basit değini boyutunda kalan yaklaşımlar anlaşılması zaruri tarihi vakaların birçoğunu muallakta bırakır. Fakat ele aldığımız eser, ticaretin tarihi olaylardaki etkisini net kanıtlarla ortaya koyar.

Eserde Batılı bazı tarihçilerin katılmakta güçlük çektiği yorumlar tez şeklinde sunulur. Örneğin, Avrupa’nın Orta Çağ’daki ticari silikliği dile getirilir (s.211). Ayrıca ticaretle en çok Yahudilerin uğraştığı fikrine ilişkin yanlışlar öne sürülür. Yine Orta Çağ’da Akdeniz’deki Venedik (ya da İtalyan) tahakkümünün abartıldığı beyan edilir (s.477). Bu tarz fikri çıkışların eser için artı değer olduğunu belirtmek gerekir. Zira tarihçinin ödevi etliye sütlüye karışmadan salt bilgiyi nakletmek değildir.

Tabii, her ilmi eserde destek unsurları; resim, şekil, tablo ve harita gibi yardımcılardan faydalanarak okura sunulur. Eserin bu konuda fazlasıyla zengin olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bazen karmaşık bir ilişkiler yumağına dönen ticari faaliyetler, grafiklerle açık seçik okura sunulur. Resimler ve haritalar sayesinde akılda soru işaretleri kalmaz. Hele bazen 25 sayfayı bulabilen bilgi yüklü tablolara her eserde rastlamak zordur. Yine eserin sonuna Orta Çağ’ın klasik eserlerinden derlenen tüccara tavsiye ve öneriler kısmı, esere ayrı bir çeşni katmaktadır.

Sonuçta; bu hacimli eserin akademimiz için büyük bir kazanım olduğu bir gerçektir. Binlerce sayfa kaynağın içinden süzülerek yazılmış bu çalışmaya benzer eserlerin kaleme alınması her tarih okurunun beklentisi dahilindedir. Şayet bir üniversitede tez yazılacaksa bu kriterlere sahip olmalıdır. Akademik bir kitap kaleme alınacaksa minimum bu tarz bir donanımla sunulmalıdır. İlmi gelişme ancak ve ancak bol çalışma ile kemale erebilir. Eserin nasıl güçlü bir çalışmanın ürünü olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın Rezonans Kanunu isimli kitabını okumuştum. İlk o kitap ile tanıdım kendisini. Daha sonra da bu kitabı alıp okumak istedim. Aslında doğru istemeyi bilirsek, isteğimize şüpheye yer vermeden inanır ve gerisini yaratıcıya bırakırsak gerçekten her şey oluyor. İnanın elbet bir gün oluyor. Her şey mümkün bizim için çünkü. Olay aslında hayata nasıl baktığımız ve hayatımızı nasıl anlamlandırdığımızla ilgili.

Ben, hayatımın dönüm noktası diyebileceğim bir zamanda karşılaştım yazar ile. Gerçekten kitaplarından çok etkilendim, çok faydalandım ve faydalanmaya da devam ediyorum. Hayatım için, kendi iyiliğim için değiştiğim ve bunun farkına vardığım bir dönemde yazarla ve yazarın kitaplarıyla karşılaşmam asla tesadüf değildi. Gerçekten evrende her şey benim iyiliğim için işliyor, bunu biliyor ve hissediyorum.
Yanıtla
14
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Natsume Souseki'nin kaleminden ilk olarak bu kitabı okumak istedim çünkü ana karakterimiz Küçükbey'in hayatının kendi hayatına oldukça benzediği söylenilmektedir. Kısacası Küçükbey'de Souseki'den parçalar görmek çok mümkün, özellikle ikisinin de inatçılığı düşünüldüğünde. Souseki bir Meiji Dönemi yazarı olduğundan kitabın içinde bu döneme dair oldukça ayrıntı görebiliyoruz. Çevirmenlerin notları sayesinde ise Japon kültürüne yeni girmiş birisinin dahi kolayca kitabı takip edebileceğini söyleyebilirim. Japon kültür ve tarihi açısından çok zengin bir hikâye. Souseki zaten Japon edebiyatının mihenk taşlarından biridir, bu sebeple ilgisi olan herkese okumalarını tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Nasıl bir geleceği arzuluyor, nasıl hazırlanıyor ve neler yapıyoruz?
Tarih bilinci, hukuk terazisi, mantık terazisi, bilimsel öngörü; bilgi/bilinç/karar ve eylemlerimizi şekillendirecek ana unsurlardandır. Bunların yanında, toplumsal gelişmeleri gereğince ve yeterince gözlemleyebilmek için; sosyolojik bakış da göz ardı edilemez.

Tüm bu tespit ve gerçeklerden hareketle, sosyoloji profesörü olan sayın yazar eserinde, global ölçekte ve bilim zemininde, detaylı bilgiler vermiş ve yorumlamıştır. Kitabın sonlarına doğru da, yerel planda ülkemizdeki sosyolojik hareketleri ve sonuçları irdeleyerek, bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini anlatmıştır.

173 sayfa olan eser; iki kısım ve 13 ana başlıktan oluşmaktadır. Toplumların oluşumu, etken, eğilim ve gelişmelerin, gelecekte toplumları nasıl etkileyeceği konusunda tahmin ve varsayımlar geliştirilmiştir.

Bilgi, birikim, keşif, hakikat, adalet, niyet, düşünce, plan, üretim, denetim, gelişim, organize, değişim, dönüşüm süreçleri; hayatımıza anlam, coşku, umut, sevinç ve süreklilik katar. Diğer canlı/cansız alemlerden farklı olduğumuzu açığa çıkarır. Yankı odasında yalnızca kendi sesini duyarak doyuma ulaşmak, dev aynasında yapay heybetli cüssesini görmekle tatmin olanlar; kendine/topluma ve çevresine ne katabilir ki?...

"Modern Toplum"un geleceği nasıl şekillenecek, bize düşen ödev ve sorumluluklar nelerdir?

Bu soru; her daim gündemimizde, güncelliğini koruması gerekmektedir. Bu yolculukta ise, bu kitap da okumamız gereken eserler arasında olmalıdır.

Kitaptaki anlatımlardan iki de alıntı yaparak sözlerimizi tamamlayalım:

5. Kısım (Tanrılaşan insan ve Geleceğin toplumu) bölümünde, 90. Sayfada; “Özneler arası gerçeklik, pek çok insanın inandığı ve hissettiği şeylerden oluşmaktadır. Bu noktada yazar (Harari) tarihte ve toplumda pek çok şeyin özneler arası olduğunu iddia eder. Eğer bir paranın, ortak bir alışveriş aracı olduğuna inanmasak, onun hiçbir değeri olmayacaktır, nitekim kâğıt parayı ne yiyebiliriz, ne de içebiliriz.”

“Sonuçlar” bölümünün, 160. Sayfasında ise: “Fukuyama, liberalizmin zaferini ilan etse de bir konuda bu sistemin başarılı olamadığını itiraf etmektedir. O da farklılıkların ve çeşitliliğin ‘tanınması problemi’dir. Liberalizmin bu noktadaki sorunlarına başka düşünürler de değinmişlerdir. Sözgelimi Will Kymlicka' ya göre liberal demokrasilerin ‘eşit ve evrensel yurttaşlık' ilkesi, etnik azınlıkların eşit düzeyde toplumsal katılımını sağlamada yeterli olamamıştır. Liberaller 'insan hakları' meselesiyle bu sorunun çözüleceğini ummuşlardır. Ama bu sorunlar ileri düzeye varmış insan haklarına rağmen devam etmektedir. Çözüm, ona göre şudur: Etnik gruplara "Azınlık hakları" tanınmalıdır. Azınlık hakları iki ilkeyle formüle edilmiştir: 1) Genel kurallardan muafiyet ve 2) Kültürel hakların devlet tarafından desteklenmesi ve geliştirilmesi. Fukuyama, soruna işaret etmekte, ancak bunun nasıl çözüleceğine dair somut bir öneride bulunmamaktadır.”

Sonuç olarak şu yorumu yapabiliriz: Bireysel iradeyi, insan onur ve erdemini, dayanışma ruhunu körelten hiçbir sistem; insani kodlar içermeyecek ve sürdürülebilir/kabul edilebilir olamayacaktır.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Bir başkası yüzünden hayatını kaybeden insanlar…” kitabın bana göre özeti gibiydi. Savaşın acımasız yüzünü insanların hayatlarını nasıl parçaladığını sonlandırdığını farklı yazarlardan farklı hikayelerle tek bir kalemden çıkmış gibi okuyacağınız bir eser her bir yazar farklı hikayelerde bir karakter etrafında olayı savaşın etkilerini başarılı ve sürükleyici bir şekilde anlatmış (burjuva, rahip, hayat kadını, alt sınıf, asker vs) ilk defa savaşın etkisini çok çeşitli anlatan bir kitap okudum hikaye her çeşit insanın hayatına dokunuyor herkese tavsiye ediyorum keyifli okumalar
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ders için almıştım, alırken mecburiyetten aldım ama iyi ki de böyle bir kitapla tanışmışım, tespitleriyle, çok farklı kaynaklardan eğitimle ilgili farklı fikirlerin derlenmesiyle şahane bir bakış kazandırdı eğitimle ilgili … 300 sayfalık kitabın 30 sayfalık kaynakça kısmı var, yani kitap içeriğinde referans aldığı çok farklı kaynaklar var onun İçin de dolu dolu bir kitap, ne diyeyim Adem İnce’nin kalemine sağlık… Son zamanlarda bulunduğum çoğu ortamda bu kitabı överken, anlatırken buluyorum kendimi … Evet içinde biraz terimler var, zaman zaman sıkılanlar olabilir ama içeriğe genel baktığınızda rahatsız edecek yada bağlamı anlamanıza engel derecede olmadığını göreceksiniz … Sadece eğitimin içinde olan kişiler değil, eğitim sistemine eleştirel açıdan bakmak için herkesin okumasını ısrarla öneririm.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Emir Timur (Tarih, Siyaset, Miras)...
Eser, on yıllık bir çalışmanın ürünü olarak A. Ahat Andican tarafından kaleme alınmış ve 2019 yılında ise rahmetli Ahsen Batur'un editörlüğünde Selenge Yayınevi'nden neşredilmiştir. 926 sayfadan müteşekkil bu eserde, "Timur Tarihinin Birincil Kaynakları" başlığı ile tanıtıma gidilerek şık bir üslup sergilenmiştir. Timur'dan bahsedilen asıl kısma gelene kadar epey büyük başlıklar ve uzun değerlendirmeler yer alıyor. Değerlendirmeye almadan eserin yazarını kısaca tanıtmakta fayda görüyorum;

A. Ahat Andican, aslen Özbekistan göçmeni bir aileye mensup olarak, 1951 Afganistan doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Türkiye’de, Akşehir’de tamamlamasının ardından, üniversite öğrenimine 1968 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde devam etmiştir. 1991 yılında Genel Cerrahi alanında Profesörlük unvanı alan Andican, sağlık kariyerine ilave olarak, İstanbul Üniversitesi (AUZEF) Tarih bölümü mezunudur. Ayrıca siyaset ile de ilgilidir.

Başlıklardan bazıları aslında makale olarak yayınlanabilir kıvamdayken kitap bölümü olarak ele alınması oldukça ilginç bir okuma deneyimi sunuyor. Arka kapak yazısında da belirtildiği gibi, "Timur tarihi yazımına -sıradışı bir bakış açısıyla- yeni bir soluk getirmektedir." Uzun çalışma mesaileri neticesinde vücuda getirilmiş bir eser olmasından dolayı yazara emeklerinden ötürü bir teşekkür sunmakta beis yoktur. İnceleme esnasında esere dair naçizane bir görüş olarak, kitabı tek bir ciltte ele almak yerine, başlık kapsamları mümkün olduğunca genişletilerek ayrı ayrı ciltlerde bir Timur külliyatı oluşturulabilmesi tarafında oldu. Bu eser, Timur ile ilgili yerleşik bir bilgi düzeyine erişildiğinde okunmalı, aksi takdirde ilk defa Timur ile tanışacak olan okurlar için daha temel çalışmalar tavsiye edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Buna örnek olarak, konuya giriş niteliğinde J. P. Roux- Timurlenk, özümsemek adına konunun duayen uzmanlarından Prof. Dr. İsmail Aka- Timurlular eseri ve değerlendirmeler ve dönemi anlamak adına J. Marozzi- Timurlenk gibi bir sıralama söz konusu olabilir. Bu eser de bu oluşumun ardından tamamlayıcı olarak gelebilir. İlave olarak yakın zamanlarda gerçekleşen Sultan Yıldırım Bayezid ve Emir Timur Uluslararası Sempozyumu’nda sunulan bildiriler de takip edilebilir.

Tüzükat-ı Timuri ile ilgili bahsettiklerinde oldukça haklı görünen yazarın atladığı bir mevzu var: Tarih kürsülerinden ders dinleyen her Tarihçi bilir ki, Tüzükât-ı Timuri zaten gerçek değildir. Bu konunun kaleme alınmış olması tarihçiler adına sevindirici, ancak kitapta abartıldığı kadar efsanevi bir bilgi değildir. Ayrıca tarihte Timur gibi konuları ele almak da tarihçilik açısından epey birikim gerektiren, çok uzun yıllar isteyen bir iş… Bu kitapta da neredeyse Timur'un kendisinden çok savaşları, çevresiyle olan ilişkileri ya da tarihçilerin gözünden Timur gibi başlıklar altında Timur'un çevresinde dolaşmaktan bir türlü Timur'a ulaşılamamış gibi hissettirdi. Konu genişliği çok büyük bir boyutta olmakla birlikte, -akademik camia haricinde- okuyucuyu çok uzun süre boyunca kendisine konsantrede tutacak akışta bir çalışma olmadığı kanaati oluşmaktadır. Okuyucu eserin tamamını okuduğunda kesinlikle Timur ile ilgili diğer meraklarını giderir, o yüzden ayrı bir yerdedir. Dipnotlara bakıldığında ise yazarın iyi bir şekilde kaynak tahlilinde bulunduğunu ifade etmek de mümkündür.

Ayrıca “Günümüz Türk Tarihçiliğinde Timur Üzerine Yaratılan Efsaneler ve Gerçekler” adlı başlığı, Timur ile ilgili çalışmaları olan hocaların yazdıklarına karşılık veren bir bölümdür. Ancak buradaki bakış açısı reddiyede bulunulan hocaların konuyu ele aldığı süreçteki sosyolojik ve metodolojik açıdan gelişimleri ile ayrı ayrı ele alınmış olsaydı daha farklı bir imaj uyandırabilirdi. Eleştiri yazısından çok taşlama gibi bir algı ortaya koyuyor. Timur kitaplığında bulunması gereken bir eser. Timur tarihi ile ilgili farklı bir pencere sunmak adına katkıda bulunan, bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na…
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  1
Bildir