Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son zamanlarda ülkemizde felsefe dünyadan uzak sadece belirli bir kesimin gündelik hayattan kopuk uğraşı gibi algılanmaktadır. Oysa felsefe hayatın tam içinde insan olmanın her meselesiyle uğraşmaktadır. Felsefenin bir sahibi yoktur. Okuyucusu olmak ya da ona sığınmak için istenen bir seviye sınav başarı belgesi yoktur. İşte sayın Aytemir'in kitabı bu inancımın en güzel örneklerinden biri. İçinden geçtiğimiz buhranlı zamanları hem çok güzel tasvir etmiş hem de felsefenin dönemler üstülüğünü insana dairliğini bizlere bir kez daha kanıtlamış. Okur yalnız covid-19'a değil kişisel pek çok meseleye çeşitli düşünürlerin açılarından yaklaşabilmekte bu eserle. Ayrıca yeni başlayanlar için önemli düşünürleri tanıtan hap bilgi bir başlangıç kitabı niteliğindeki bu eseri dünya ile derdi olan herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rus Tarihi Hakkında Bir Başyapıt
Son yıllarda Suriye’de yaşananlar, ardından Ukrayna ve Rusya arasında devam etmekte olan savaş, Avrupa ülkeleriyle Rusya arasındaki enerji krizi, ülkemizde Rusya’yı sürekli olarak gündemde tutan en önemli nedenler olsa gerek. Tarih derslerinde yeri geldikçe tekrar edilen “Rusların sıcak denizlere inme” şeklinde ifade edilen malum hedefi de aklımızın bir köşesinde her daim duruyor. Rusya, bir komşu devlet ve millet olarak bizim açımızdan geçmişiyle de bilinmesi gereken öneme sahip. Bugünkü Rusya’yı ve izlediği politikaları doğru tahlil edebilmenin, geleceğe dair yol haritası çıkarabilmenin önemli bir yolu, Rus tarihini çok farklı kaynaklardan tahlil edip doğru analizler yapmaktan geçiyor.

Alanında temel eserlerden biri olarak gösterilen Vernadsky’nin Rusya Tarihi, Selenge Yayınları tarafından ülkemizdeki okurlara sunulmuş değerli bir eser. Yazar George Vernadsky, ömrü farklı ülkelerde geçmiş ilginç hayat hikayesiyle bilinen bir bilim insanı. Ukrayna Bilimler Akademisi’nin kurucusu olan babası Vladimir Vernadsky gibi akademisyen olmayı tercih etmiş. Akademik kariyerine Moskova, Freiburg, Berlin, St. Petersburg, Kırım ve en nihayetinde Connecticut gibi farklı yerlerde devam etmiş. Bolşeviklerin 1920’de Kırım’ı işgaliyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan 130 bin devrim muhalifinden biri olarak yazarın yolu, bir süreliğine İstanbul’a düşmüş, buradan da Atina yoluyla Prag’a devam etmiş. 1926’da gittiği ABD’de, Yale kadrosuna dahil olmuş. Bu üniversitede 1927-1946 arasında araştırmacı olarak (research associate), 1946-1956 arasında ise tam zamanlı profesör olarak görev yapmış. Muhalifi olduğu Sovyet rejiminin yıkılışını göremeden, doğduğu topraklardan çok uzakta vefat etmiş (1973). Tarih alanındaki çalışmaları içinde ikisi ön plana çıkıyor: “Rusya Tarihi”, “Moğollar ve Ruslar”.

Rusya Tarihi kitabının ülkemize kazandırılmasının temelinde, editör (merhum) D. Ahsen Batur’un takdiminden anlaşılacağı üzere, Türkiye’de tarihçiliğin, Osmanlı Tarihi, Kurtuluş Savaşı, İttihat ve Terakki sınırları dışına çıkamamasının oluşturduğu bir boşluğu doldurma kaygısı yatmaktadır: “bu eser, tarihimiz boyunca on beş defa savaşıp on üçünde ellerinden yenilginin acısını tattığımız Rusların hiç bilmediğimiz yönlerini sizlere aktaracaktır.” Eser, aslında Vernadsky’nin beş ciltlik kapsamlı Rusya Tarihi eserinin, yine bizzat yazar tarafından kaleme alınmış özetinden ibarettir.

Kitabın giriş kısmında Rus halkının kökeninden, kültürel gelişiminden ve yayıldığı coğrafi alanlardan bahsedilmektedir. Yazar, Rus tarihini, temelde beş bölümle izah etmektedir: Rurik Hanedanından Knaz Svyatoslav’ın 972’de öldürülmesine ve imparatorluğun parçalanmasına kadar olan dönem, 972-1237 arasına tekabül eden orman-bozkır arası mücadeleyle geçen dönem, 1237-1452 arası Moğol istilasıyla başlayan dönem, 1452-1696 arası Büyük Petro’nun Azak Kalesi’ni almasıyla biten dönem, 1696-1917 arasında Avrasya’daki doğal sınırlara ulaşılan dönem. Yazar, Rus Tarihi’ni nihai olarak, 1945’te dünya savaşının sona erdiği döneme kadar anlatmış ve nükleer savaş hakkında (1967’ye kadar gelen) bir değerlendirme yaparak eseri tamamlamıştır.

Eserde, Türklerin Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini yaşadıkları bin yıllık dönemde Rusların ne aşamalardan geçtiğini okuyacaksınız. Kiyef Rusyasından Moğol yönetiminde geçen döneme, oradan çarlığa ve imparatorluğa giden on asırlık süreç 550 sayfada özetle anlatılıyor.

Selenge’nin bilinçli seçimiyle ülke arşivine önemli bir katkısı olduğunu düşündüğümüz bu eser, anlaşılır bir dille çevrilmiş. Bu nedenle çevirmenler de övgüyü hak ediyor. Kitabın baskı boyutu, taşıma açısından kolaylık sağlıyor.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı yeğenlerim için aldım, kitapta yer alan kelimeler belli ki özenle seçilmiş, hikayelerin eş anlamlı kelimelerin kullanıldığı iki ayrı versiyonu var, böylece ezber yapmadan cümle içinde kullanarak çocuklara kelimelerin öğretilmesi amaçlanmış, ayrıca hikayelerin son derece keyifli olması yanında çizimler de çok başarılı. İlkokul ve anaokullarında çocukları olan her ailenin edinmesi gereken bir eser. İlkokullar da kullanımı da çok yararlı olur. Artık ezberci eğitime son verilip çocuklar için öğrenmenin keyifli hale getirilmesi gerektiğini düşünenler de var, umut verici.
Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dervişin Teselli Koleksiyonu üzerine...
Kitabımızda ayet ve hadislerden destek alınarak doğudan ve batıdan birçok şeyin tesellisi verilmiş. Yazar, islam büyüklerinin görüşlerine yer vermekle beraber yabancı düşünürlere de yer ayırmış. Kitabın âlimlerden, filozoflardan ve yazarlardan alıntılarla dolu bir çalışma olduğunu belirtmek isterim. Bu kadar ismin hayatından kesitlere ve sözlere yer vermek için iyi bir çalışma yapmak gerekir. Ustalarla, teselliye muhtaç gönülleri birleştiren kitabın önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Konusuna gelecek olursak yazar, acının, hastalığın ve musibetlerin insanlığın ortak paydası olduğuna vurgu yaparak bakış açınızı değiştirmeye yarayacak örneklerle donatmıştır kitabı. “Her insanın hayatı, onu kendisine götüren bir yoldur.” der Hermann Hesse. Yazar da, çözümün insanın kendi içinde yattığını, dermanın bazen musibetlerde saklı kaldığını sufilerin dilinden bizlere göstermiş. Aslında başa gelen musibetlerin insanın özüne değil, vasıflarına geldiğini, hayatı vasıflar üzerinden algılayanın da yıkımının ona göre olduğuna vurgu yapar. Umudu anlatan çok sevdiğim ‘Çıkış Tesellisi’ bölümündeki Sezai Karakoç’un sözüne değinmek istiyorum. “Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün.” Dervişin Teselli Koleksiyonu, her güne böyle bir teselli ile tefekkür etmenize vesile olacaktır.

Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
69
2
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın dili tasavvufi alt yapısı olmayanlar için biraz ağır olacaktır. Ancak alt yapısı olanlar için, özellikle de tasavvufi halleri tecrübe etmiş şanslı Zat’lar için çok verimli olacaktır. Kitap özellikle hallere yoğunlaşmış. Günümüzde “üzülmek, sevinmek, strese girmek” vb üç beş tane halle sınırlı olan anlam dünyamız, tasavvuf dünyasındaki bu zengin hal yelpazesinin yanında içler acısı bir fakirlik içerisinde. Kitapta bahsedilen bu haller sayesinde bu gerçekle de yüzleşmiş oluyoruz. Ancak tekrar belirtmek istiyorum ki, bu haller kesinlikle yaşamayana oldukça sıkıcı ve anlaşılmaz gelecektir. “Aşık olmak” halini hiç yaşamamış birisine ne kadar anlatabilirseniz, kitaptaki halleri de müellif bizlere ancak o kadar anlatabilir.
Yine buradaki hal zenginliği eşliğinde ufkumuzu genişletecek ve biraz daha bizlerin seviyesine hitap edecek 2 kitabı da burada zikretmek gerekir:
- Dokuz yüz katlı insan
- Nefs psikolojisi
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İbn’ül Arabi Hazretleri’nin dünyasını, terminolojisini pek çok kitaptan okudum. Fakat bu kitapta bahsedilen alanları bu kadar net anlayabildiğim başka bir kitap olmadı. Çok güzel, muhabbetli, sade bir dili var. Özellikle Seferlerin anlatıldığı bölüm mükemmeldi. Kitabın sayfa sayısı aslında yazılanın yarısı kadar. Diğer yarısında metinler çeviri yapılmadan önceki orijinal haliyle verilmiş. Orijinal sözcüklerle de okumak isteyenler için güzel bir hizmet olmuş. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genel olarak hayat ve eğitim hayatı üzerine epeyce güzel anlatımlar bulabileceğimiz kitap; örgün ve zorunlu eğitim meselesiyle başlıyor. Bu bilgileri talep etmeyen öğrencilerde okulun, kronik bir agresiflik yarattığını ve öğrencinin ruhunda sebep olduğu kasırgayı açıklıyor. Ayrıca öğrencilerin yeni ve yaratıcı fikirler ortaya koyma becerilerinin, okul süreci sonunda yüzde 98’den yüzde 2’ye düştüğünü de aktarıyor. Mesela etkili kitap okumada okullarda kullandığımız sayfa veya kitap sayısını temel alan, ödüle dayalı sistemin okuma eyleminin kaliteli olmasının köküne kibrit suyu dökmesi gibi birçok konuya değinen kitap, sağlıklı toplum oluşumu için özlü bir kılavuz niteliğinde. Bir de kitabın son sözünde yer alan “Okumak ve yazmak kişiyi âtıl bırakıp fiilden uzaklaştırırsa salt bir entelektüel keyif malzemesi olmaktan öteye geçemez.” ifadesi de beni hayran bırakan bir tespitin söylemi idi. Tavsiye ederim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İtalya’daki seçim sonucunun öngörü temelli arka plan çalışması…
İtalya’da yakın zamanda (Eylül 2022) gerçekleşen seçimlerde alınan sonuçlar bir anda Avrupa kıtasında Rusya- Ukrayna Savaşı, enerji ve gıda krizi tartışmaları arasında bir anda gündeme oturdu. Seçim sonuçları Giorgia Meloni liderliğinde aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri (FdI) ve parçası olduğu sağ ittifakın kazandığını gösteriyordu. Siyasete neo-faşist hareketlerde başlayan Giorgia Meloni tarafından 2012’de kurulan parti kendisini ulusal muhafazakar olarak tanımlıyor, ancak karşıtları partinin neo-faşist unsurlar içerdiğini belirtiyor. Seçimi kazanan İtalya’nın Kardeşleri partisi lideri Giorgia Meloni ülkenin ilk kadın ve faşist diktatör Benito Mussolini’den sonra, seçim sonrası süreç tamamlanınca ilk aşırı sağcı başbakanı olacak. 1992'de 15 yaşındayken ulusal muhafazakar İtalyan Sosyal Hareketi'nin (MSI) gençlik kanadı olan Gençlik Cephesi'ne katıldı. Bu yıllarda, bakan Rosa Russo Iervolino'nun teşvik ettiği halk eğitimi reformuna karşı protestoda yer alan öğrenci koordinasyonu Gli Antenati'yi (Atalar) kurdu. 1996 yılında, MSI'nin sağcı varisi olan National Alliance'ın öğrenci hareketi Student Action'ın ulusal lideri oldu ve bu hareketi İtalyan Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan Öğrenci Dernekleri Forumu'nda temsil etti. Aynı yıl Amerigo Vespucci Enstitüsü'nde diploma aldı. Daha önce Forza İtalia partisinde Berlusconi'nin bakanlarından biri olan Meloni, 2012 yılında İtalya'nın Kardeşleri (FDI) adlı partisini kurdu.

Bu girişi yapmamızın nedeni Runik Kitap tarafından Türkçemize kazandırılan ve Ağustos 2022’de raflarda yerini alan “İtalyan Faşizmi” başlıklı ‘Bilgi Serisi’nin 75nci kitabı. Zamanlama olarak İtalya’daki seçim dönemine ve sonuçlarına denk gelmesi dikkat çekici. Söz konusu kitap İtalya siyasi tarihinin önemli bölümüne kalıcı etkileri olmuş bir hareketin oluşum ve gelişim sürecini gözler önüne sererken günümüze de bir öngörü sunmuş.

“Faşizmin bütünüyle Avrupai bir hareket olduğunu düşünenler, faşizmin doğum yerinin İtalya olduğunu kabul ederler. Nasyonal sosyalizm de dahil olmak üzere, tüm faşist hareketler oluşumları esnasında yönlerini İtalyan faşizmine göre tayin etmişlerdir.” (s.7) saptamasıyla konuya giriş yapar kitabın yazarı Wolfgang Schieder. Modern tarih profesörüdür; faşizm tarihi ve nasyonal sosyalizm üzerine çalışmalarıyla tanınır. Kitapta size derli toplu sistematik bir anlatım ve konuyla ilgili ciddi bir kaynakça sunar. İtalyan toplumunun yapısı ve siyasal zeminin şekillenişi, farklı grupların arasındaki çekişme ve iletişim, ünlü “Roma’ya Yürüyüş”, nihayetinde Mussolini’nin “Duçe”liğe evrilmesi, iç ve dış ilişkilerde, savaş ortamındaki ilginç varyasyonlar detaylı, ancak bütüncül, konudan kopmadan okuyucuya sunuluyor. Faşizmin İtalyanların ortak hafızasındaki yansımaları ve entelektüel zeminde süren değerlendirme ve tartışmalara da yer veriliyor.

Kısacası güncel olan İtalyan seçimlerinin sonuçları ile örtüşen bu önemli çalışmayı öneririm.

Yanıtla
4
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
George Dobson- Türkistan'ın Kalbine Örülen Ağlar (St. Petersburg'dan Semerkant'a Trenle Seyahat Notları)
Eser, bir tür seyahat notlarından vücuda getirilmiştir. İngiliz Gazeteci George Dobson'un St. Petersburg'dan Semerkant'a kadar yaptığı yolculuk boyunca, Times gazetesine yazdığı mektupların derlenmesiyle oluşmuştur. Aslında bu eser, trenle yapılan bir seyahat olmasından ötürü bir demiryolu betimlemesidir. Seyahat boyunca uğramış olduğu bölgeler hakkında da siyasi, dini, sosyal ve ekonomik alanlarda bilgiler verilmiştir. Bu noktada, hemen hemen tarihin tüm zamanlarında en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Semerkant ile ilgili dini ve tarihi yapılarla ilgili konulara ayrıca yer verilmiştir.

Günümüzde, ne kadar sıradan geliyorsa da tren ve demiryolu hattı, dünya tarihinde bir dönem önemli bir güç gösterisi olarak kullanılıyordu. Demiryolu hattı devletler açısından öncelikle ulaşım, sonrasında ticari ve askeri olarak önemli bir yer edinmekteydi. Kullanımı konusunda uzun yıllar boyunca takip eden gelişim evresi, ekonomik ve siyasi tutumun yanında artık turistik ve kültürel taşınma serüveninin de bir taşıyıcısı oldu. Ele almış olduğumuz kitabın yazarı George Dobson da bu fantastik amaca hizmet etmiş oldu. Yazarını da kısaca tanıtmakta fayda görüyorum:

George Dobson hakkında kısıtlı bilgiye sahibiz. Kitabın tanıtım kısmında ifade edildiği gibi, 1854 Londra doğumludur ve muhabirlik ile başladığı iş hayatı, sekreterlik ve ardından Londra’daki Rusya Birleşik Basın Ajansı’nda, sonrasında konsolos yardımcılığı gibi çeşitli üst düzey görevlerde bulunmakla devam etmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere aile kökleri tam olarak bilinmemekle birlikte saygın bir çevrede yetiştiği düşünülüyor (iç kapak arkası tanıtım yazısı). Kitabı incelerken Dobson’un bizim literatürde 93 Harbi olarak adlandırdığımız, Osmanlı-Rus Savaşı’nda (1877-78) görev aldığı bilgisi ile karşılaştım. Bu savaşta görev almasını, Dobson’un kariyerinin dönüm noktası olarak görmeme neden oldu. Zira bu süreçte ele almış olduğu kısa notlar, bu muhteşem kitaba dönüşümüne olanak sağladı.

Demiryolu faaliyetleri denildiğinde, dünya üzerinde tarihin bildiği zamandan beri en geniş topraklara sahip olan Rusya akla gelmektedir. Rusya denildiğinde de tarihin hangi zamanı olursa olsun siyasi politikaları söz konusu edilir. Bu kitabın zuhur edilmesi meselesi de, tam olarak Rusya’nın 1880’de yapımına başladıkları Hazar Ötesi Demiryolunun 1888 yılında Semerkant’taki açılışı odak noktasıdır. Kitabın yazarı Dobson da St. Petersburg’dan yola çıkarak, Moskova- Kafkaslar- Hazar Denizi- Uzun Ada- Göktepe- Merv- Semerkant- Buhara- Merv güzergahı üzerindeki önemli durak noktaları, şehir ve kasabalar ile ilgili tasvirler yer almaktadır. Buna güzel bir örnek olarak; “Demiryolu, harabe evler ve ibadethaneler, çökmüş toprak kaleler, yıkılmaya yüz tutmuş kervansaraylar ve her türlü yapının oluşturduğu çarpıcı bir keşmekeşliğin arasında yol almaktadır. Ufalanan tuğla ve çamur yapıların oluşturduğu yığınlar ve bu yapı harabeleri ovayı millerce kare boyunca sıkı sıkıya kaplamıştır. Bu devasa harabe alanı bazen Merv olarak adlandırılıyorsa da burada en az dört şehrin kalıntıları vardır.” (s. 99.)

Yazarın anlatım dili de oldukça akıcı olduğundan; ayrıca çevirmenin maharetine de değinmek, okuma esnasında su gibi akan başarılı bir çeviri olduğundan bahsetmek elzemdir. Yazarın eserinde Semerkant bölümündeki gözlemlerine bakıldığında da, “Avrupa Rusya’sındaki birçok demiryolunun uygunsuz yapısı, sıklıkla bu hatların diktatör Nikolas tarafından başlangıçta benimsediği kalem ve silgi inşaat prensibi ile izah olunmaktadır.” (s. 112.) Bu ifade hangi açıdan bakıldığına göre farklı açılardan yorumlanabilir görünüyor. Bir nevi eleştiri de olabilir. Gezisi sırasında sadece bölgelerle ilgili bilgilerin haricinde, Rusya’nın demiryolu güzergahını takip ederken siyasi ve askeri durumu ile ilgili de ifadeleri de bulunuyor. Buna örnek olarak; “Hazar Ötesi’nde daimi olarak konuşlandırılmış Rus askerlerinin sayısı sıklıkla bir yandan çok küçümsendiği, bazen de olduğundan hayli fazla gösterildiği için, burada Afgan sınırı, Semerkant ve Taşkent de dahil olmak üzere demiryolu boyunca bütün noktalarda konuşlanmış askerlere dair doğru bilgileri vermek faydalı olacaktır. … Rusların Hazar Ötesi, Buhara ve Semerkant’taki toplam asker sayısı 16.000’dir.” (s. 124.)

Mesela bazı noktalarda Londra ile Rusya’yı mukayese ettiği söylemleri ile karşılaşıyoruz. Sayfa 125’te; “Buralarda suyun kesilmesi, suyun ücretinin ödenmemesi nedeniyle Londra’da suyun kesilmesinden çok daha ciddi bir felakettir.” der. Eser boyunca ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Dobson, oldukça bilinçli bir seyahat kaydediyor ve Rusları gerçekten iyi tanıdığını da satırlarında okuyuculara belli ediyor. Kitabın kapağı açılır açılmaz, sonuna kadar Dobson ve onun çoğu satırda ilginç ifadeleriyle harikulade bir seyahate çıkmış oluyorsunuz. Bölgelere aşina olanlar için de farklı bir deneyim olacaktır. Okurlar tarafından tercih edildiğinde baştan sona kadar keyifle okunacağının teminatını vermekte beis görmüyorum.

İnceleme vesilesi ile, bu nefis çalışmanın çevirisini titizlikle üstlenen Dr. Resul Şahsi’ye teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na. Tarihte önemi yadsınamaz olan Rusları ve onların Orta Asya’da öncelikle ulaşım, askeri ve siyasi olarak nüfuzunu, ayrıca seyahat edilen dönemin toplumsal ve yerleşim kültürlerini de ortaya koyan şahane bir kaynak eser olduğunu ifade etmek mümkündür.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Afrikalı Leo'dan Empedokles'in Dostlarına
"... ben diyorum ki cehalet öldürür, ilerleme kurtarır. Tanrı'yı ilerlemenin düşmanı ve cehaletin müttefiki olarak göstermek isteyenler, benim gözümde dinsizdir." (s.193)

Atlas okyanusunda bir ada Antioche ve bu adaya insanlardan ve medeniyetten kaçarak gelip yerleşen bir adam, Alec. Lakin yalnız değildir bu adada Alec, insanlardan kaçan bir tek kendisi değildir, yakaladığı başarı sonrası her şeyi geride bırakan yazar Eve'de bu adadadır.

İşte, her şey bu ada da başlayacaktır, esrarengiz bir şekilde telefonların, elektriğin, internetin ve her türlü dijital iletişimin kesildiği bir gün karşılaşacaktır iki ada sakini. İnsanlık bir nükleer felaketin eşiğindedir bu sırada. Herkes bunu konuşmaktadır. Amerika küresel bir terör saldırısına maruz kalmıştır. Dünyada tam bir kaos hakimdir. Tamda bu sırada nereden geldikleri belli olmayan, (yazar ilerleyen sayfalarda nedense zorlama bir şekilde denizden geldikleri yönünde bir bilgi veriyor. Belki de Atlantis uygarlığına göndermedir.) farklı bir bilime ve teknolojiye sahip olan ve yıllardır normal insanlar gibi yaşayan, kendilerine
Empedokles'in Dostları diyen bir grup insan, bu kaosa son vermek için ortaya çıkacaktır. Hiç bir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.

Kitap için bir distopya diyemediğim gibi, klasik bir bilim kurgu kitabı da diyemeyeceğim ama benim için, adına medeniyet dediğimiz bu varoluşun çıkmazlarını alegorik bir şekilde vurgulamaya çalışan bir roman.

Kitap beni tatmin etti mi dersem çok ettiğini söyleyemem. Belki de benim beklentim, güçlü bir tarihsel bir kurgu ile klasik bir Amin Maalouf eseridir. Birde kitapta alt metinlerde vurgulanan dünyayı kurtaran başkan ve Amerika vurgusu, sanırım bende bir antipati oluşturdu.

Kitap kahramanlarının Antik Yunan isimleriyle ve hatta hikayenin geçtiği adanın isminin de bu şekilde kurgulanması, belki de bir Ezoterik bir hikaye oluşturma çabalarıdır; lakin şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitap Amin Maalouf'un diğer eserlerinin yanında oldukça sönük kalıyor. Ancak bu tür ve kurguyu seven okurlar için uygun bir tercih olabilir.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir