Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harari’nin Homo Sapiens Tarihi
Homo Sapiens, ülkemizde ve dünyada çok satan kitaplardan biri. İbranice olarak 2011’de çıkan kitap, daha sonra İngilizce ve Türkçe olarak basıldı (2015). Yazar Yuval Noah Harari’nin "Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi", "21. Yüzyıl İçin 21 Ders", "Sapiens: Grafik Tarih" isimli eserleri de çok ilgi görüyor. Değindiği konuların içinde tartışmalı yönlerin ve teorilerin olması, bu eserlere ilgiyi arttıran en önemli gerekçe olsa gerek. Harari, tek yönlü okuma yapmayan ve bir konuyu farklı boyutlarıyla araştırmayı sevenler için görmezden gelinemeyecek bir konumda.

“Homo Sapiens” nedir? sorusuna “Homo (insan) cinsinin sapiens (zeki) türü.” diye cevap veren yazar, şöyle devam ediyor:

“Sevelim ya da sevmeyelim, büyük maymunlar adı verilen gürültücü ve büyük bir grubun üyesiyiz. Yaşayan en yakın akrabalarımız arasında şempanzeler, goriller ve orangutanlar var, ve şempanzeler bunların en yakını. Yalnızca 6 milyon yıl önce, tek bir dişi maymunun iki kızı oldu. Bunlardan biri tüm şempanzelerin atası olurken, diğeri de bizim büyükannemiz oldu… aslında insan kelimesi gerçekte ‘Homo cinsine mensup bir hayvan’ anlamına gelir ve eskiden bu cinste Homo sapiens dışında pek çok tür mevcuttur.” (s. 19) Sonrasında uzmanı olmayanların pek de aşina olmadığı Homo neandertalensis, Homo eractus, Homo solensis, Homo floresiensis gibi isimleri, bunlar arasındaki var olma mücadelesini ve yeryüzünde nasıl dağıldıklarını anlatıyor.

“Çoğu Sapiens gıda ararken bir yerden başka bir yere göçer ve yolda yaşardı. Hareketleri, değişen mevsimlerden, hayvanların yıllık göçlerinden ve bitkilerin büyüme döngülerinden etkilenirdi. Genellikle ev kabul ettikleri ve büyüklüğü birkaç yüz kilometrekareye varan arazilerde ileri geri hareket ederlerdi… Bir avcı toplayıcı grubu, her kırk yılda bir ikiye bölünse ve bölünen grup yüz kilometre doğuya doğru gitse, Doğu Afrika'yla Çin arasındaki mesafe 10 bin yılda katedilebilirdi. Bazı istisnai durumlarda, örneğin belli bir bölgede yiyecek çok bolsa, gruplar mevsimlik hatta bazen kalıcı yerleşimler oluştururlardı.”

Kitapta, Nuh Tufanı gibi insanlığın yok oluşlarından da bahsediliyor: “Türlerin yok oluşu buradan doğuya, güneye ve kuzeye, Pasifik Okyanusu'nun kalbine doğru yöneldi. Yol üzerinde Samoa ve Tonga'nın faunasını MÖ 1200'de, Marquis Adası'nınkini MS 1 yılında, Paskalya Adası, Cook Adaları ve Hawaii'ninkileri MS 500'de ve son olarak Yeni Zelanda'nınkini de 1200 yılı civarında ortadan kaldırdı. Benzer çevre felaketleri Atlantik, Hint, Arktik okyanuslarıyla Akdeniz'deki binlerce adanın neredeyse tümünde meydana geldi.”

Bir başka başlık, Tarım Devrimi üzerine: “Tarıma geçiş MÖ 9500-8500 yıllarında güneydoğu Türkiye, batı İran ve Levant bölgesinin tepelik arazisinde, düşük bir hızda ve sınırlı bir coğrafi alanda başladı. Buğday ve keçiler yaklaşık MÖ 9000'de, bezelye ve mercimek 8000, zeytin ağaçları MÖ 5000, atlar 4000 ve üzüm 3500 yıllarında evcilleştirildi. Deve ve kaju fıstığı gibi bazı hayvanlar ve bitkiler daha da geç evcilleştirildi, zaten MÖ 3500 civarında asıl evcilleştirme dalgası bitmişti. Tüm ileri teknolojimize rağmen, bugün bile kalorimizin yüzde 90'ından fazlasını atalarımızın MÖ 9500'le 3500 arasında evcilleştirdiği bir avuç bitkiden elde ediyoruz. Bunlar buğday, mısır, patates, darı ve arpadır. Son iki bin yılda kayda değer herhangi bir havyan ya da bitki evcilleştirilmedi.”

Harari, eserini, Bilişsel Devrim, Tarım Devrimi, İnsanoğlunun Birleşmesi, Bilimsel Devrim alt başlıklarıyla kurgulamış. Bunların her birinin içinde ise oldukça fazla detay içeren onlarca konu başlığı sıralamış: Tarım, hayvancılık, kültür, otorite, imparatorluk, inançlar, cinsiyet, ekonomi, cehalet, bilim, keşifler, sanayi bunlardan bir kısmı olarak sayılabilir.

“… insanların yapabildikleri olağanüstü şeylere rağmen hedeflerimiz konusunda emin değiliz ve her zamanki kadar memnuniyetsiziz. Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz gibiler. Uymamız gereken yegâne yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz. Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?” (s. 407)

Yazarın dilinden kitabını izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3rTVoia

İyi Okumalar!
Yanıtla
14
12
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kale her daim ilgimi çeken bir mekan olmuştur. Zihnimde savaşı, tarihi çağrıştırır hep... Kalesiz bir kaç memleket gezdikten sonra Ankara'ya varmak. Ulus'tan heybetine kapılarak koşar adım çıkmak o merdivenler ve en yüksek noktadan Ankara'ya bakmak... Kaleyle geçen kalede geçen yıllar... Her Ankara ziyaretçisini elinden tutup kaleye koşturmak... Kendi kale deneyimin zihnimde yarattığı terennümü bırakıp eseri konuşmak gerekirse... Bu kitapta güzel bir Ankara tarihi anlatımı ve kalenin dünden bugüne evrimine şahitlik var. Bir de kalenin yazarlarda yarattığı muhteşem havayı hissederek, kalenin bende uyandırdığı hislere bir tercüman bulmuş oldum. Yazarlara şükranlarımı sunarım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jamie Drake'nin babası astronot ve varsa başka akıllı yaşam formlarına ulaşabilecek çok küçük cihazları uzaydaki platformdan gönderecek kişi o. Bu zorlu görev birçok risk barındırıyor, üstelik tam da Jamie'nin doğum gününe denk geliyor. Bilim kurgu türünde sürükleyici, merak uyandıran ve ufuk açan güzel bir çocuk edebiyatı eseri. Özellikle altıncı ve yedinci sınıflara tavsiye ederim çünkü onların fen derslerinde gördükleri konularla bağlantı kurarak okumaları imkanı bulunduğu için daha anlaşılır olacaktır. Bununla birlikte alana ilgisi olan dördüncü sınıf ve üzeri her çocuğun seveceğini düşünüyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kurtuluş Savaşı başlangıcında Osmanlı’nın dağıtılmayan tek ordusunun komutanı Kazım Karabekir’in hatıraları Millî Mücadele’nin anlaşılması bakımından hayati önem arz etmektedir. Tüm hatıralar gibi Kazım Karabekir’in hatıralarının da öznel değerlendirmeler içerdiğini gözardı etmeksizin okumak Millî Mücadele’nin cereyan şekli hakkında önemli kazanımlar sağlayacaktır. Eserin belki de üçte ikiye yakınının yazışmalardan oluşması eserin öznelliğini azalttığı gibi belgelere dayalı olarak konulara daha geniş bir perspektiften bakılmasını sağlamaktadır. Millî Mücadele’deki öncü konumu nedeniyle resmî verilerde bahsedilenin kat ve kat fazlasını hak eden Kazım Karabekir esasında Millî Mücadele sonrası siyasete girmesi nedeniyle hakkı yenmiş, yokluğa mahkûm edilmiş ve hatta İsmet Paşa’nın müdahalesi ile hayatını zorla kurtaran bir şahsiyettir. Okuması yorucu da olsa eseri hakikat avcılarını şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mükemmel bir anlatım. Gezi Coğrafya Mitoloji Öykü ne ararsan var. Kitap okumaya başlarken bir taraftan da gezilen yerler Google haritalar dan işaretlenerek bakılırsa daha zevkli okunur. Gezilen yerleri Azra Erhat ve diğerleri ile beraber gezdikçe örn:didim apollon tapınağı. YouTube Wikipedia vb. Araştırmaya itiyor. Sanki o teknede bende varmışım havası katıyor. Daha önce Sabahattin Alinin hayatını anlatan Yeşil Mürekkep kitabında adını ilk defa duymuştum mavi yolculuğun şimdi ise kendini... Mitoloji Gezi Severler için mükemmel bir başyapıt. Dediğim gibi okurken bir taraftan araştırarak takip edin. Favorim balıkçı paluko
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsviçreli yazar Germano Zullo'nun bir çok ödül almış, şiirsel bir dille yazdığı, adeta bir sessiz kitap. Sessiz ve büyüleyici.
Başarılı çizer Albertine yine harika bir iş çıkarmış, her sayfa sessiz bir sanat filminin en etkileyici sekansıymış gibi cezbediyor insanı. Yer yer rastladığımız kısa ve şiirsel cümleler de etkiyi oldukça artırıyor. Böyle anlatınca yetişkin kitabı gibi o yüzden çocuk kitaplarına sadece çocuk kitabı denmemeli zira pek çoğu yaşsız ve yediden yetmişe hitap edecek düzeyde.
Yazar ve çizerin asıl amacı neydi net ve tek bir şey söylemek zor, metnin ucu oldukça açık. Bu yönüyle kitaptan bir çok konu, bir çok mesaj çıkarılabilir, üzerine saatlerce konuşulabilir. Sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, fark etmek, paylaşmak, yardım etmek, hayal etmek ve umut etmek vs. benim de ilk aklıma gelen şeyler.
​"Çünkü küçük ayrıntılar fark edilmek için değildir. Ayrıntılar keşfedilmek içindir."
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyanın En Tehlikeli Kitabı & Roma İmparatorluğu’ndan Nazi Almanyası’na Tacitus’un Germania’sı
Naçizane yorumumu paylaşmadan önce birkaç konu hakkında hatırlatma yapmak niyetindeyim. Öncelikle eserin Yunan-Roma tarihi ile Klasik Filoloji alanında çalışan önemli bir bilim insanı tarafından hazırlandığını söyleyebilirim. Dolayısıyla okuyacağınız satırlar fikir özgürlüğü kapsamında yazılmamıştır. Öte yandan belirtmem gereken bir diğer husus ise, kitabın yalnızca kendi ilgi alanıma giren kısımlarını yorumlamanın hem okuyucuyu çok yormayacağını hem de kitap hakkında fikir sahibi edebileceği kanaatindeyim. Zira kitap yaklaşık olarak 250 sayfadan müteşekkil rafine bir çalışmadır. Bu nedenle bilgi birikimimin fazlasıyla yetersiz olabileceği bölümlerde yorum yapmayı (daha önceki incelemelerimde de belirtmiş olduğum üzere) sağlıklı bulmuyorum. Umarım faydalı olur!

Kısaca yazarı tanıyacak olursak: Stanford Üniversitesi, Klasik Filoloji bölümünde görev yapan akademisyenin başlıca araştırma alanları, Yunan ve Roma Tarihyazımı, Latin Sözlükbilimi, Antik Dönem Kültürel ve Entelektüel Tarihi olarak sıralanabilir. Berlin, Kiel ve Oxford’da Klasik Filoloji ve Felsefe eğitimi almıştır. 2004’te Harvard'a yardımcı doçent olarak atanmadan önce Oxford Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi. Harvard'daki görevinin yanında 2007'de Paris'te École Normale Supérieure'de misafir öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2008/09'da Münih'teki Thesaurus Linguae Latinae sözlüğünün APA üyesiydi. 2009'da Harvard Üniversitesi Klasik Filoloji bölümüne, sonrasında da 2012'de Stanford Üniversitesi’nde yine aynı bölüme doçent olarak atandı. Şu anda da hâlen Stanford Üniversitesi’ndeki görevine ve çalışmalarına devam etmektedir (çalışmaları ile alakalı daha kapsamlı bilgi için kitapyurdu’nun yazar için oluşturmuş olduğu kısa biyografiye bakılabilir ki bu kısa özet oradan alınmıştır).

Kitap sekiz ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler ve daha fazlasına “İç Sayfalara Gözat” sekmesi aracılığıyla ulaşılabilir. Kitap Tacitus’un elyazmaları ve bu elyazmalarının peşine düşen meşhur SS ileri geleni Himmler ile başlıyor. Akabinde elyazmasının ve edisyon sürecinin kısa bir tarihçesine değiniliyor. Yazarın klasik filoloji temeli bu bölümleri oldukça faydalı bir hale getirmiş olacak ki heyecanlı bir biçimde bu serüveni okumak mümkün oluyor. Öte yandan kitabın asıl gündemi olan Tacitus’un Germania’sı ile muhtevasına, Nazilerin bu kitap ile ilgilenmelerinin altında yatan fikirlere kitabın ilerleyen sayfalarında rastlamak mümkün oluyor. Yazar Tacitus’un eserini Latince kaleme aldığı dönemlerde “Germanen” kavramı ile günümüzdeki “Germenleri/Almanları” kastetmediğini, bu kavramın (muhtemelen) “Caesar’ın izinden giden Romalılar için kuzeydeki halkları” (s.14) çağrıştırdığını ifade etmektedir. Yazarın da ifade etmiş olduğu üzere Germenleri (belki de Antik Çağ’ın tüm halklarını aynı şekilde değerlendirmek gerekebilir) homojenize etmek mümkün değildir. Dolayısıyla modern bir kullanım olan Germen/Alman milliyet kavramlarını Caesar’ın yahut Tacitus’un bahsettiği Germanen’ler ile eşitlemek teknik olarak mümkün değildir. Benzer bir kavramsallaştırma sorunu “Hunlar” içinde vardır. Zira edebiyatın bize çoğu zaman “Hun” genellemesi altında sunduğu etnonimlerin her zaman Hunlara isabet etmediği görülür. (Asya Hunları – Avrupa Hunları meselesine de bu bağlamda değinilebilirdi ancak konuyu uzatmamak adına es geçiyorum. Yalnızca Hunlardan kastımın yanlış bir tanımlama olmasına karşın “Avrupa Hunları” olduğunu hatırlatmalıyım.) Her ne kadar Hunların yayıldığı coğrafya bulanık bir yapı arz etse de, kabataslak bir biçimde Borusthenēs‘den (Dinyeper) Gallia’ya kadar ki geniş bir coğrafyada Romalılar tarafından Hun adı altında anılan birilerinin olduğu bir gerçekliktir. Ancak bölgede Gotlar, Alanlar ve diğerleri de vardır. Şayet bu topluluklar buharlaşmadıysa Hun adı altında yer yer anılmışlardır ki, Hun şemsiyesi üstlerinden kalkıktan sonra bile yer yer bu kavram (Hun) ile anılmaya devam etmişlerdir. Krebs’in bahsettiği şeyde tam olarak budur. Peki, “Germanen” kavramı ile anılanların ne kadarı bugünkü Almanların atasıdır? Her ne kadar ilgili kavram, bugün aşağı yukarı aynı sembollerle yahut kavramlarla ifade ediliyor olsa da (German), yüklenen anlamlar değişebilmekte ve sapkın ideolojiler tarafından manipüle edilebilmektedir.

Yukarıdaki kavramsallaştırma sorunu ilk kez Krebs tarafından ortaya atılmış bir konu da değildir. H. Wolfram (History of the Goths), W. Liebeschuetz (East and West in Late Antiquity: Invasion, Settlement, Ethnogenesis and Conflicts of Religion) ve W. Pohl’un (Migration, Ethnic Groups and State Bulding) ilgili kitaplarında ve çalışmalarında birkaç on yıl öncesinde de rastlamak mümkündür. Ancak tüm bu yazarlar, ilgili kavramsallaştırma sorununa değinmekle yani tespit etmekle beraber herhangi bir öneride bulunmamışlardır. Bu tespitlerin neredeyse tamamı sezgisel bir biçimde yapılmış olup, herhangi bir metodolojiye de tabi değildir.

Sonuç olarak, her ne kadar batıda çok yeni bir tartışma konusu olmamasına karşın Türkçede benzerine rastlamadığım bir konuyu ele alması bakımından oldukça mühim bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yukarıda da kısaca değinmiş olduğum üzere yanlış kavramsallaştırmaların modern bilim çevrelerinde hâlâ daha yer aldığını ifade edelim. Belki de bu tip çalışmaların dil çalışmaları ile (semiotic vb. gibi) harmanlanması ilgili konularda çeşitli kazanımlar sağlayabilir. Kitabın kapağını, mizanpajını ve cildini oldukça beğendim. Böylesine faydalı bir kitabı dilimize kazandırdıkları için Runik Kitap’a, çevirmen Bağış Alper Kovan’a ve bizi bu harika kitap ile buluşturan kitapyurdu’na çok teşekkür ederiz.

Herkese bol kitaplı, sağlıklı günler!

Yanıtla
6
3
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kısa öykü içinde 3 adet uzun öykü, hatta bir yazarla ilgili olan son öyküde, yazar karakterinin yazdığı öykülerle bir katman daha oluşturulmuş. 2000'ler başı Ölümsüz Öyküler Kulübü "Xasiork" döneminde çıkardığı Kızıl Vaiz'deki gibi öyküleri tek öykü bağlantılı toplu sunulan bir bilim-kurgu romanı Orkun Uçar'ın. William Gibson'un Blade Runner filminden esinlenip Neuromancer kült romanını yazmasına esinle edebiyat sinema çift yönlü etkileşimini bol bol oluşturmuş. Yine "Neuromancer" başta olmak üzere "Altered Carbon", "Expanse", "Matrix" yapımları ile "1984" yapıtının izlerine ithaf ve ilham anlamında karşılaşıyoruz. İtlaf anlamında değil kesinlikle. Hatta romanın içerisinde karakterler bile "Alacakaranlık Kuşağı" dizisi gibi yapımlara değiniyor. "Simülasyon evren ve alt evrenler" teması içeren romanda maksimum sürükleyicilik için ileri senaryo teknikleri kullanılmış, okurken mısır cipsi alacaktım.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakub Haşimi Hocaefendi, bütün ömrü boyunca Cenâb-ı Hakk'ın (cc) rızası, Peygamber Efendimiz'in (as) hoşnutluğu ve evliyaullah hazeratının memnuniyeti için gayret etmiş; Allah'ı insanlara, insanları Allah'a sevdirmek için bütün hayatını bu uğurda vakfetmiş bir zat-ı muhterem. Hocaefendi'nin sohbetlerinden derlenen bu kitapta genel olarak Cenab-ı Hakk'ın insanla, kuluyla ilişkisi merkeze alınmaktadır. Cenab-ı Hakk'ın insanla ilişkisi yaratılışından daha önce, Hakk'ın insanı kendi öz iradesiyle dilemesi, murâd etmesiyle başlıyor. Tabiri caizse insan daha varlığa gelmeden Cenab-ı Hakk'ın gündemine giriyor, O'nun tarafından zikrediliyor. Hakk'ın insanla olan bu organik ve saf ilişkisi merkezinde İslam, iman, ihsan, ahlak, tasavvuf, ubudiyyet gibi dinin temel rükunleri hakkında kişiyi tefekküre sevk edecek, asli meselelerini düşündürtecek özün özü sohbetlerden oluşan bu kitapta kaybettiğimizi sandığımız şeyin ne olduğunun farkına varıyoruz. İstifadesi bol olsun inşaallah. Selam ve dua ile..
Yanıtla
7
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hafızanın ve Mekanın İç İçe Geçtiği Bir Anlatı
Ketebe’nin Pasaj serisinin dördüncü kitabı olan "Tren Rayları" kısa ama etkileyici bir anlatı. Geçmiş ve şimdi, girift belleklerin duygularında açığa çıkıyor. Bu metin bence ne tam bir söyleşi olabilir ne de bir gezi yazısı. Fotoğraflı ve şiirsel bir deneme denebilir belki. Kesin olan bir şey var ama. Okuruna, anılarla ve anımsamalarla örülmüş kesitli bir yolculuk vadediyor. Bu yolculuğun bol diyaloglu ve fotoğraflı olacağını belirtmekte fayda var.

Tren raylarından ormanlara, tarihten mimariye, geçmişten belleğe uzanan şiirsel bir dokunuş bu. Kings Cross garının etrafında örülmüş, kısa anlatıların birbirini kimi zaman tamamladığı, kimi zaman edebi bir yama işine döndüğü hüzünlü bir sohbet belki de.

O bölge ve yazarların deneyimleri belki de kültürlerini hiç tanımadığımdan başta benim için bir anlam ifade etmiyordu. Fakat bittiğinde tanıştığıma memnun olduğum duygu yüklü bir çalışma bence. O civarda anısı olan, oraları tanıyan insanlar için çok daha fazla şey ifade edecektir diye düşünüyorum.

Sade fakat etkileyici bir çevirisi var. Dilimize İrem Uzunhasanoğlu tarafından henüz kazandırılmış olsa da Tren Rayları dünyada ilk olarak 2011 yılında yayımlanmış. John Berger’in ölümünden tam altı yıl önce. Bu yolculukta Berger’e eşlik eden Kanadalı şair Anne Michaels ise şair olmanın verdiği avantajla metine şiirsel atmosferi dozunda ve tüm doğallığında yayıyor. Kitapta yer alan fotoğraflar ise Tereza Stehlíková’nın kadrajından.

Bu eserin ortaya çıkış hikâyesi de enteresan. Elimizdeki metin 2005 yılında hazırlanan “John Berger: İşte Buluştuğumuz Yer” adlı projenin bir ön çalışmasıymış. Kings Cross garının civarında çıkılan yürüyüşlerden doğan bu metin “Vanishing Points” adıyla sahnelenmiş. Berger ve Michaels bizzat sahne almış.

Son olarak; kitaptan tadımlık bir alıntı:
“Hafızalarında trenleri yaşatan son jenerasyon biz olabiliriz.”

Mekan ve hafıza konularına deneysel bir yaklaşım getiren bu metni; trenleri, fotoğrafları ve samimi anlatıları seven herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir