Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harika!Sayfa kalitesi,basımı ve puntosundan yazı karakterine kadar en önemlisi de tanım, önerme ile kanıtlardaki şekillerin berrak ve apaçık çizimini sunmalarıyla hulasa her haliyle mükemmel bir çalışma olmuş.Anlatımdaki yalınlık sadece Euclides'in tarzından gelen asalet ve zarafetten değil,aynı zamanda Ali Sinan hocanın da duru tercümesinden kaynaklanıyor belli ki.Ciltli,evladiyelik lüks basımının en uygun fiyatla bulunabileceği tek site Kitapyurdu.Türkçedeki ilk ve tek tam çevirinin bu şekliyle ve kalitesiyle kaçırılmadan edinilmesini tavsiye ediyorum.Kanıtlardaki her satır daha öncesinde kanıtlanmış kural veya önden kabullenilmiş aksiyomlara isnat edilmiş.Matematikteki güzellik anlayışının,ispatların sade estetiğinin bence en zariflerinden.Pek anlatamadım doğrusu,içini açıp ilk beş aksiyomdan başlayarak kendi kendinize ispatlamaya çalışırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.Bu tekellüm edilebilecek bir güzellik anlayışı değildir zira.Bahsettiğimiz,geometrinin büyüsüdür.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Teselli Yüklü Kitap
Dervişin Teselli Koleksiyonu, Kitapyurdu’nda ve diğer kitap satış mecralarında yüksek satış rakamlarına ulaşmış dikkat çeken eserlerden biri. İlk baskısını 2019’da yapmıştı. “İyileşme” teması üzerine tesellilerden oluşan 2. kitap ise 2022 Temmuz’unda okurla buluştu.

Yazar M. Ömür Öztürk, seyir, ihtiyaç, inkişaf, sonsuzluk, rıza, arayış gibi başlıklardan oluşan 99 teselli altında kompozisyonunu oluşturmuş. Doğu ve Batı dünyasında tanınmış İslam alimlerine, filozoflara ve yazarlara ait sözler, fikirler, bu kitabın sayfalarında okuyucuya eşlik ediyor. Şeyh Edebali, Sümbül Efendi, Abdulkadir Geylani, Mevlâna, Yunus Emre, Camus, Kant, Sartre, Cemil Meriç, Oğuz Atay, Tolstoy, Geothe, Dickens, Rilke bu isimlerden bir kısmı.

Eserde, her insanın hayatında karşılaşabileceği çeşitli zorluklara, sıkıntılara karşı teselliler hazırlanmış. Mesela, “Kanaat Tesellisi” kapsamında, esasen başarısız insanın olmadığından, çok başarılı veya az başarılı insanın olduğundan bahsediliyor. “Herkes, az veya çok mutludur. Kişi kendini çok mutlu insanlarla kıyaslayınca mutsuz, kendinden daha az mutlu insanlarla mukayese ederse mutludur. Bu kadar basittir. Aslında mutsuzluk, yalnızca bir kelimedir, bir yorumdur. İnsanın icâd ettiği izafi bir kavramdır… Kişi kelime manasıyla olsun mutsuz olduğunu düşünüyor, elindeki o az mutluluğu hafife alıp kalbiyle çok mutluluk peşinde koşuyorsa mevcut mutluluğunu da hissedememekle elindekini fark edebileceği, hissedebileceği, onun için şükredebileceği zamana kadar ondan mahrum kalma cezası görür. Mutluluğunun artmasını isteyen, verilen kadarına razı ve memnun olmalı, ona kanaat etmeli, var olanla yetinmeyi bilmelidir. Elindeki mutlulukla yetinmeyip onu israf edenler, onu önemsemediğini ve kıymetini bilmediğini göstermiş olurlar ki o da bereketi ortadan kaldırır. Nimete saygının en önemli göstergesi, onu severek ve dikkatli kullanmaktır…” (s. 323 vd.)

“Müddet Tesellisi” başlığı altında şu ifadelere yer verilmiş: “Az mı çok mu yaşadığımız, yılların sayısına göre değil, yaşamdan ne kadar etkilendiğimize göre değişir. Güzelim kelebekler bize göre az yaşıyorlar, birkaç gün hatta birkaç saat. Bu güzellik için acınası bir hal. Esasında hayatın uzunluğu, süresinde değil hissedilişindedir. Uzun süre yaşamak, çok yaşamış olmak anlamına gelmez… Zaman, izafidir. Mutluluk zamanları uzun sürse de kısaymış gibi algılanır. Buna karşın musibet zamanları, kısa bile olsa uzun hissedilir. Musibet içerisinde bir gün, bazen yıllar gibi yaşanır… Gecenin aniden sabaha, kışın birden bahara dönmemesi gösteriyor ki yaşadığımız kederler de aniden değil, safha safha hayatımızı terk edecekler. Mevlâna hazretlerinin bu konudaki önerileri şöyledir: Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir çatıya bile basamak basamak merdivenle çıkılır. Tencereyi dahi ocakta yavaş yavaş kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerede pişen yemekten hayır gelmez. Cenab-ı Allah’ın bu kâinatı, bir kerede ol demekle yaratmaya gücü yetmez mi?” (s. 213 vd)

Bir konu hakkında yazılan eserleri veya fikir sahiplerini aramak, eserlerinde aradığını bulmak, her insanın ciddi bir mesai harcamasını gerektiriyor. Bu konuda maalesef çok geniş bir zamana sahip değiliz. Ömür süresi, kısıtlı ve belirsiz. Üstelik okuyabileceğimiz kitap sayısı da kendi kapasitemizle sınırlı. Bunu çok yüzeysel bir hesaplamayla -sayfa sayısı gibi değişkenleri göz ardı ederek- ifade edelim: 50 yıl boyunca her ay 1 kitap okuyabilen bir insan, toplamda 600 kitap okuyabiliyor. Diyelim ki daha iyi bir okursunuz, her hafta 1 kitap okuyorsunuz, bu takdirde kitap sayısı ancak 2400 olacak. İnsanın günlük işleri, mesleki, ailevi ve şahsi sorumlulukları gibi zaman sermayesini tüketen diğer konular, bu denklemde yok. Dervişin Teselli Koleksiyonu türünde eserlerin önemi burada ortaya çıkıyor. Alanında okumalar yapmış, belirli konu başlıklarına göre bunları tasniflemiş ve esere dönüştürmüş yazarların eserleri, okurlar için zaman kazandıran bir görev ifa ediyor. Başka bir yönüyle düşünülürse vakti olup daha fazla okuma yapmak ve derinleşmek isteyenler için de bir rehber ya da bir kaynakça niteliği taşıyor.

Yazarın eserle ilgili Youtube kayıtlarını izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3yfPDiF

İyi Okumalar!
Yanıtla
33
4
Destekliyorum  7
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalanları Çürütmek
Her millet tarihini yazarken kimi zaman kasıtlı kimi zaman ise bilinçsizce gerçeğin sınırlarının dışına çıkar. Bu yüzden tarihi bilginin sorgulanması zaruret arz eder. Üstelik sunulan malumat hakkında ortaya serilen materyaller çoğu zaman diğer kaynaklar vasıtasıyla denetlendiği zaman gerçekten uzak mesnetsiz oldukları görülür. Tarihin havuzuna konuyla uzman olsun olmasın herkes bir şeyler ekleyebilir. Ama gerçekler alanın mütehassıslarının tahlil ve tenkitleri sonrası zuhur eder. Tabii yanlış bilgiyi çürütmek öne sürülen tezi sağlam dayanaklarla kanıtlamak maharet ister.

İspata giden yolun zorluklarından en büyüğü şartlanmış okurun ön yargılarını parçalamaktan ve tabularını yıkmaktan geçer. Bunu yaparken de ön yargılardan sıyrılmış ve tabuların gölgesinde kalmamış olmak şarttır. Ancak genellikle çapraz okumanın yapılmadığı tek kutuplu bilgilerin aleminde oluşan fikirler zamanla kemikleşir, kökü olmayan kanıtlanamayan yalanlara ve yanlışlara rağbet edilir. Bilim dünyamızda gerçeği arayan ilim adamı çok olmakla beraber yalanı çürütmeye namzet olanların sayısı azdır.

Rahmetli Ahsen Batur 30 yılını tarih ilmine vakfetmiş, binlerce sayfa eseri Türkçeye kazandırmış, tek başına bir enstitü cesametiyle çalışmış bir alimdir. Onu büyük kılan özelliklerinden birisi ise tarihi yalanlara karşı yapmış olduğu mücadeledir. Orta Çağ’da kaleme alınmış ve günümüzdeki tarih anlatısının bel kemiğini oluşturan birçok eserin Batur tarafından dilimize çevrilmesi, onun otorite pozisyonuna yükselmesine neden olmuştur. Bu yüzden Batur’un engin bilgi birikimi dayanaksız ve gerçekten uzak söylemlere karşı deyim yerindeyse bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür.

Günümüzde tarihi bilgideki bozulmaların büyük kısmı, siyasi hesaplarla meydana getirilen tarih yazımının realiteden uzaklaşmasıdır. Hamasetin seline kapılan bazı tarihçiler veya konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan meraklılar geçmişi yeniden tasarlayarak kitleleri yanlış yönlendirebilmektedirler. Batur, burada devreye girerek otuz bir bölüm halinde terkip ettiği eserinde sunulan mesnetsiz iddiaları bir bir çökertir.

Batur, fikirlerini serdederken yıllarca dirsek çürüttüğü kaynaklardaki bilgileri sunmaktan çekinmez. Yalan olarak nitelendirdiği malumatı çürütene kadar kaleminin mürekkebini akıtmaktan geri durmaz. Burada dikkat çeken husus, müellif sadece yalanı silmekle kalmaz okuruna resmin tamamını gösterir. Bu yüzden eserin tahmin edilenden daha da öğretici olduğu savunulabilir. Zira polemiği önceleyen bazı yazarlar sadece muarızlarının dediklerine odaklanıp “yalandır” deyip çekip giderlerken, Batur eserinde birden fazla kaynakla yalanın altını defalarca çizer.

Eserde, özellikle Kürdoloji ilminin köklerinden, bu konuda uğraşan bilim adamlarının faaliyetlerinden, onların vagonuna eklemlenerek ülkemizde yeni bir tarih oluşturmaya çalışanlardan bahsedilir. Tarihi bilgiyi çarpıtarak gerçeği bulmaktan ziyade yalanla gizli amaçlarını tahakkuk etmeye çalışanların saklı emelleri su yüzüne çıkarılır. Bu sayede eserin gerçek amacının cehaletin kara tonlarının oluşturduğu puslu havanın dağıtılması sayesinde görüş açısını netleştirmek olduğu düşünülebilir.

Her ne kadar her bir bölüm kendi içerisinde bağımsız bir biçimde tasarlanmış ise, metodolojik olarak Batur aynı ilmi yöntemle ele alınan yanlış bilgiyi tahlil eder. Kimi zaman Kürt olarak söylenen bir tarihi şahsiyet hakkındaki bilgiler sunulur. Eldeki materyal karşı tarafın yaptığı gibi yalanı beslemek için değil gerçeğin havuzuna su taşımak için kullanılır. Misal Selahattin Eyyubi’nin Kürt olduğu fikrini savunanlara karşı aynı metotla Eyyubi’nin Türk olduğu düşüncesi öne sürülmez. Döneminde yazılmış birinci elden kaynakların ışığında bir tarih anlatısı oluşturulur, son söz okura bırakılır. Bu nedenle yazarın eserde ismi geçen bazı Kürdoloji müellifleri gibi peşin hükümlü olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yine yazarın hissiyatının suyuna kapılıp sel gibi önüne gelen her gerçeği yıktığını savunmak güçtür. Çünkü tarih duygu gömleği çıkarılarak yazıldığı zaman gerçekleri okuruna verir. Kendi içinde tutarlı ve mantık dairesine giren yorumların yapılması için bu şarttır. Misal mantık dairesinin dışına çıkan, sırf aksine dair bilgi bulunmadığı için akla hayale sığmaz bilgiler bu yüzden Batur tarafından satirik bir üslupla taşlanır. Tabii bu üslubun belirli bir seviyeyi içerdiğini de belirtmek gerekir.

Eserde çürütülen tezlerin ve mesnetsiz iddiaların ortak noktasına dikkat edilecek olursa yeni bilgiyle oluşan tablonun daha bulanık bir hale geldiği görülür. Batur, sadece görüntüyü netleştirir. Ortaya çıkan yeni duruma karşıt görüşteki yazarın yeni bir söylemle karşı çıkması ise neredeyse mümkün değildir. Çünkü; bazen karşıt görüşlü yazarların sunduğu düşünceler o kadar gevşek zemine oturur ki Batur’un sunduğu yorumsuz saf bilgi bile karşıt fikrin yıkılmasına neden olur.

Yine eserde benzer eserlerde görülmeyecek bazı kısımların varlığı söz konusudur. Misal Kürtlerdeki kafa karışıklığını yansıtmak için günümüzdeki bazı Kürt İnternet sitelerindeki yazışmalar kullanılmaktadır. Bu tartışmalarda ortaya çıkan durum Batur’un öne sürdüğü bazı fikirlerin ne denli doğru olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ayrıca Batur tarafından savunulan fikirleri desteklemek için bazı resimlerin kuşe kâğıda renkleri canlı bir şekilde sunulduğu dikkat çekmektedir. Özellikle koç başlı mezar taşları ve kilim motiflerinin olduğu sayfalar adeta gerçeğin renkli resimli halidir.

Tarih, bir yerden anlaşılmaz olandan, anlaşılır olanın çıkarılması işidir. Kürdoloji bulanık suda balık avlamayı meslek haline getirdiğinden içinden çıkılmaz problemlerin sayısı artmaktadır. Batur, üslubuyla anlaşılmaz çetrefilli konuların avamın anlayabileceği seviyeye indirmektedir. Özellikle etnik sorunların günümüzden geçmişe gidildikçe daha da çetrefilleştiği bilinen bir gerçektir. Ama ehil bir elle olay bağlamından fazla çıkarılmadan konunun özü verilirse geçmişin karmaşasının yerine gerçeğin berrak duruşu gelebilir. Esasında Batur tüm eser boyunca bunu yapmaktadır.

Sonuçta, Batur’un deyimiyle “belgesiz tarihçilik kendi kendini aldatmanın en kestirme yoludur”. Herkesin kendi gerçeğini bina ederek kendi doğrularının yordamıyla kitleleri peşinden sürüklemeye çalıştığı bir dönemde yalanlarla mücadele etmek her ilim adamının problemi değildir. Batur, kalemini siyasi bir silah olarak kullanmaya niyetlenmiş ilimden uzak eşhasa cevabını layıkıyla vermiştir. Yazdığı eserini bilinçsiz Kürtlerin ve Türklerin gerçeği görmesi için kaleme almıştır. Gerçek arayan için uzakta değildir. Yazarın ruhu şad olsun.
Yanıtla
16
2
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarih Bilinci Ve Yansımaları...
Bir toplumda ve onu tamamlayan, şekillendiren bireylerde; tarih bilinci oluşmadan, mevcut şartların değerlendirilmesi, geçmiş ile kıyaslama yapılması, geleceğin öngörülmesi noksan ve aldatıcı olacaktır.

Elbette ki, tarih bilincinin de beslenip bir kıvama gelmesi için; bilim, mantık, hukuk, sosyoloji, psikoloji, davranış bilimleri, arkeoloji, antropoloji, sanat, edebiyat gibi alanlardan da bilgi ve deneyim birikimine sahip olmak gerekir.

İlber Ortaylı hocamız; işte bize bu alandaki ihtiyaçlarımızı tedarik edecek, yazılı içerikler sunmaya devam ediyor. 339 sayfalık eserde, 50 başlık altında; yakın tarihte gerçekleşen olayların, arka planını, gerekçelerini, sonuçlarını, topluma yansımalarını, herkesin anlayabileceği bir dil ve metodolojiyle yazılı anlatıma çevirmiş durumda.

Hep şu örnek verilir; daha dün meydana gelen trafik kazasının on görgü tanığı da kazanın oluş şeklini farklı anlatabiliyorsa, yıllar önce yaşanmış ve anbean görüntü kaydı yapılmamış tarihi olayların yazılı aktarımının doğru olduğuna nasıl ve neden güveneceğiz? Üstelik insanlar inanç, ideoloji, etnik kimlik, sosyal misyon olarak tayfalara ayrıldığı bir dünya düzeninde, kimin, hangi tarihi gözlem ve değerlendirmesine güveneceğiz?

Elbette bu endişe, çekince, soru ve sorgular yerindedir. Tarihi olayları; bir laboratuvara alıp “doğru mu, yanlış mı” diye test edemeyiz. Matematiksel verilerle tartamayız. Fakat unutmamak gerekir ki; Sosyal bilimler de belirli literatür, terminoloji ve metodolojisi, kurallarına göre yürütülürse, bilimsel bir disiplin olarak kabul edilir.

Bir yurttaş, okur ve bilim sevdalısı olana düşen ise; aynı olayı, farklı kaynaklardan gözlemleyip; kendi kanaatini de katarak bir çıkarımda bulunmaktır. Her bilimsel disiplinin kendine has yorum şekilleri vardır. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi birikimi olmayanın; sav, savunma ve hüküm kurması noksan olacağı gibi, Tarih felsefesinden yoksun bir tarihsel yorum da bağımlı/yanlı ve yanıltıcı olacaktır.

Aynı tarihi olayları, farklı ve benzer anlatanlarla da karşılaştık. İlber Ortaylı Hocamızın anlatımları; politik bir tatmin, ısmarlama bir yorum, magazinsel bir tartışma yaratacak içerik barındırmıyor. Bilimsel, edebi ve diplomatik bir üslupla yazılmış. Tatmin olmayanlar, başka eserlerle de karşılaştırabilir.

Bir alanın hakkını vermek; önce kendini bilmek, yetiştirmek ve haddini bilmekten geçer. “Aman yanlış anlaşılır” diye tarihi bir olayı gizlemek/çarpıtmak bizleri yanıltacağı gibi, “politika ve inanç eksenli ısmarlama tarihi yorumlar” da bizi geçmişimizden ve gerçeklerden koparır.

Tarihi anlatımlara ilgi duymayabiliriz. Okurken sıkılabiliriz. Ama tedavi için bize verilen acı ilacı içmemiz gerektiği gibi, tarihi geçmişe ilgisiz kalamayız. Bunun cezasını ve acısını; yaş ilerledikçe hissediyor insan.

Bilim, felsefe, tarih, sanat, edebiyat, hukuk ve sosyoloji alanlarından; bir akademisyen yoğunluğunda olmasa da her yurttaşın; yerel ve evrensel bütünlüğün bir parçası olabilmesi için istifade etmesi önerilir. Verimli okumalar dilerim.
Yanıtla
10
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikâye, mini anılardan oluşan bölümlerle lineer şekilde ilerliyor. Yazarın tercih ettiği bu yapı okuma işini çok kolaylaştırmış. Basquiat resimlerinin arka planı, hangi olaylardan sonra yapıldığı, ressamın içsel motivasyonları anlatılmış. Ben internetten resimlere baka baka okudum, çok keyifli oldu. Mallouk ile Basquiat'nın toksik ama besleyen, ilham veren, gelgitli ilişkileri ana tema olsa da, 80'lerin Amerikan sanat dünyasındaki siyah-beyaz ayrımları; Andy Warhol, Madonna gibi tanıdık simalar, graffiti akımına/felsefesine küçük de olsa bir bakış kitaba ayrı bir keyif katmış. Ben çok sevdim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın üç ciltten oluşan seri romanlarının üçüncü ve son cildi Dura Mater.

Bu cildini okumadan önce ilk iki cildi okumanız gerekiyor.
Yazar ayrıca kurgusunu gerçek olaylar üzerine kurguladığını belirtiyor.

İlk ciltte, duyuların insan algısı üzerindeki etkilerine yer vererek bu etkilerin yaşam sürecimizi etkileme biçimi ele alınmıştı.

Serinin ikinci kitabında da; Serüven kaldığı yerden devam etmiş,
Olaylar daha da büyümüş pek çok kişiye etkiler hale gelmişti.

Üçüncü ve son kitapta ise işlenen konu, eksikliği duyulan varlıkların ve duyguların beyin tarafından üretilebilmesi.
Bu şekilde, beyin tarafından üretilen kişilikler ise, o kişiyi çok farklı şeyler yapmaya yönlendirebiliyor.

Sonunda ise çok gerçekçi ve ürkütücü bir son bekliyor okuyucuyu.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  25
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Saklı Dünya Hikayelerinin ikinci kitabı Kaptan Mavi Kanca okuyucusuyla buluştu. Elimize yine çok kıymetli, nadide bir hikaye tutuşturuldu. Hayal kuran, bir hayalin peşini kovalayan, yeni bir fikir ateşleyen, merak edip, öğrenme iştahı ile yanıp tutuşan çocuklar Toiza olarak isimlendirilirken bunların nasıl toplumdan tecrit edilip tek tipleştirmeye çalışıldıkları yolunda atılan adımları yine bu Toizalar bozuyor. Çünkü bu çocuklar çok soru sorarak, merak ederek hayal kurarak toplum tarafından uslu çocuk olamıyorlar. Yine çok anlamlı Saklı Dünya Hikayesi. Topluma, eğitime, yetişkinlere, ebeveyn ve öğretmenlere yönderlik edecek, ufuk açacak, durup düşündürtecek bir kitap. Okumayan kalmasa ne güzel olur. Okuduktan sonra yeni bir Saklı Dünya Hikayesini okumayı iple çeker olacaksınız çünkü.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İspanya iç savaşı,bir gemi ile Şili'ye sığınmacı olarak gidiş,sonrasında Şili de bir diktatörün zulmünde toplama kampında geçen acı dolu günler...Kitaptaki kahramanlardan bahsetmeyeceğim.İnsanlığın her dönemi aslında savaşla kıtlıkla hastalıklarla kısacası acı ile dolu.Pandemide bizden önceki insanlar savaşlar gördüler bizim payımıza da bu düştü diye düşünmüştüm hep. Dünyanın her yerindeki insanlar aynı acıyı hissediyorlar dedim ve şu cümle çok doğru geldi bana "Acı duymak kaçınılmaz birşeydir ama acıyı çekmek tercihtir"
Kitabın sonunda İsabel Allende teşekkür yazısında "Bu bir roman, ama tarihi olaylar ve kişiler gerçek.Roman kahramanları kurgusal,onları tanıdığım insanlardan esinlenerek yarattım.Çok azını hayal etme gereğini duydum.Bu kitap, sanki biri bana dikte ediyormuş gibi kendi kendine yazıldı." diyor.Yazarın Ruhlar Evi'nden sonra okuduğum ikinci kitabıydı.
Okursanız eğer farklı bir coğrafyanın acı çeken insanlarının hikayesini okuyacaksınız.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cennet'in sekiz rahmet kapısıyla ilintili olarak sekiz peygamberin hayatının anıldığı kitapta sırasıyla Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa peygamber yer almaktadır. Bulmak üzere yitirilen Cennetin anlatımıyla başlayıp son Peygamber ya da bulunmuş Cennet ile sona ermektedir. Öğrenmeye yönelik olmaktan çok bilineni anmaya, hatırlamaya, sindirmeye, özümsemeye yönelik bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eğer kitapta hayatlarından kesitlere yer verilen peygamberlerimizin hayatlarına dair bilginiz yok, az veya yetersizse ben bu kitaba başlamadan önce ufak da olsa bir okuma yapmanızı öneririm. Kitabın dili ağır değil kanımca. Bir çırpıda okunabilir. Rengi de görseldekinden farklı ve daha güzel, çok tatlı bir mavi. Muhtemelen yeni basım olduğu içindir. Keyifli okumalar dilerim..
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kıyamet denince akla ilk gelen senaryolar genellikle bir doğal afet, uzaylı istilası ya da yapay zekanın üstünlüğü ele geçirmesi gibi olaylar oluyor. Bu kitapta ise senaryo, çok daha farklı bir sonu işliyor, nükleer savaş sonrası radyasyonla gelen bir son, yani gerçekten de 'sessiz bir kıyamet'.
Genel olarak bayağı bir durgun bir kitap, ama aslında olayı da bu, her sayfada, bir kaç ay içinde radyasyondan öleceğini bilen insanların, normal hayatlarına devam etmesini, yani çaresizliğini okuyoruz.
Fazlasıyla gerçekçi bir kitap. Kitabın sonunda ne olacağını bildiğim halde, yine de merakla ve heyecanla okudum. Sanırım şimdiye kadar okuduğum en hüzünlü kitaptı.
Gerçekçiliği seven, alışılagelmiş kıyamet senaryolarından farklı bir fikir arayan kitapseverlere tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir