Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu bir çocuk kitabı ancak büyükler de okuyabilir; içinde 2 adet öykü var. Birinci öykü teleskop. İkinci öykü gümüş anahtar. Her iki öykü de minik bir çocuğa verilecek anlamlı ve unutulmaz bir hediye niteliğinde. Yazar bu kitap için şöyle söylüyor: Şayet bu kitabı bir çocuğa hediye ederseniz, o çocuğun gözleri parlayabilir. Kitabı okuduktan sonra ise size hayatının sonuna kadar dua edebilir. Gerçekten de haklı. Çocuklara verilecek muhteşem bir hediye niteliğinde. Ufuk açıcı anlamlı bir kitap. Bence en güzel çocuk kitabı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihimize Sahip Çıkalım...
Fransız Sinolog ve Çin üzerine önemli çalışmalar yapan bilim insanı Edouard Chavannes, 1889-1893 yılları arasında Çin'de geziler yapmış, yurduna dönmüş, arkeoloji çalışmaları yapmak için yeniden Çin'e gitmiş (1907) ve Çin kaynaklarını tarayarak Türklerle ilgili bilgiler toplamıştır. Böylece yanlış bilinen 'On İki Hayvanlı Türk Takvimi'nin kime ait olduğu konusuna açıklık getirmiştir.

Çin topraklarından bu takvimin kullanımı ile ilgili örnekler veren Chavannes, Moğolların yılları tarihlendirmek için on iki hayvanlı takvimi kullandığını, Kazakistan’daki Semiretchie yöresinde meskûn Nesturilerin ise Selevkoslar sonrası dönemde mezar taşlarına Türk yılını gösteren işaretleri eklediğini belirtmiştir. Tibetlilerin 11. yüzyıldan beri bu takvimi bildiği ve kullandığını belirten yazar, Türkler ve Kırgızların ise bu takvimi iyi bildiğini ve takvimle ilgili en eski kaynakların Türklere ait olan Orhon yazıtları olduğunu ifade etmektedir.

Elbette, bu kitap bir inceleme ve araştırma eseridir. Dipnotlar fazla yer tutmakta ve pek çok okuyucunun sıkılmasına neden olmaktadır. Ancak, bir Türk olarak okunmasının gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Chavannes'in dediği gibi, 'daha fazla veri elde edilinceye kadar, bu icadın Türklere atfedilmesinin uygun olacağına inanıyorum', kısmına özellikle sahip çıkalım.
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlber Hocanın Gözünden Yakın Tarih
İlber hocanın Topkapı Sarayı'ndaki görevine devam ettiği dönemde, 2012 yılında ilk baskısı yapılan bu eser, iki ana başlıktan oluşuyor: Biri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yakın Tarihimiz, diğeri ise Osmanlı’dan Günümüze Orta Doğu. Konu, geniş bir coğrafyaya yayılı Osmanlı toprakları olunca kitapta çok sayıda alt başlık var. Eserde, son iki asırda geçen ve hala tartışılan, detaylarını merak ettiğimiz birçok konuya yer verilmiş.

İlk bölüme milliyetçilik konusuyla başlıyor İlber hoca: “Hiç kuşkusuz, Türk milliyetçiliği en geç safhada ortaya çıkmıştır. Bunun siyasî doğuşu imparatorluğun ana unsurunun siyasî sorumluluğu dolayısıyla gecikmiştir. Namık Kemal’in “vatan”ı, bugünkü vatan olmaktan çok, bir Osmanlı-İslam vatanıdır. Millet de öyledir.” Ağırlıklı olarak da Osmanlı’nın Balkan topraklarında yaşanan milliyetçi akımları inceliyor: “Balkan milliyetçilikleri, milliyetçiliğin kendisi kadar eskidir; içlerinde tarih bilincine geç ulaşma dolayısıyla, yanlış oluşan kimliği tashih eden kavimler vardır. Ama Balkan milliyetçilikleri (Türkler ve Arnavutlar hariç) Balkan milletlerinin kendi içlerinde oluştuğu kadar dışarıda da geliştirilip desteklenmişlerdir.”

“Arap Baharı” ve sonrasında gündemimizde sıkça yer alan Libya’nın, Roma, Osmanlı ve İtalya tarihindeki öneminden bahsediliyor. Atatürk’ün de içinde olduğu subayların, İtalya’ya karşı yapılan yerel direnişi örgütlemesinden sonra, direnişin 20 yıl daha sürdüğü ve Mussolini’nin kanlı şekilde bunu bastırdığı bilgisini veriliyor.

Osmanlının çöküşü hakkındaki tartışmalara böylesi bir kitapta değinmemek olmazdı: “Önceki çağlarda Türk Devleti geleneğini ve o devletin gelirleri orduya ve dar bürokrasiye yeterliydi. Ama 19. asrın Türk devleti öyle değil. Yani eğitimle uğraşacak, sağlıkla uğraşacak, daimî bir ordu besleyecek ve dahası bu artık modern tekniğe dayalı bir ordu. Bunun için gerekli geniş bir bürokrat kadroya sahip olmak zorunda olduğu şüphesiz. Bunları nasıl karşılayacak? Kendi kaynakları yetmiyor, üstelik bunları kontrol edip modern bir şekilde kayıt altına da alamıyor. Dolayısıyla 18. ve 19. asrın ilmi dâhilinde bütçe yapan, varidat ve mesarifatı önceden öngören ve ona göre harcama yapıp vergi toplayan devlet tekniğini ve mali tekniklerini alamamışlar.”

Cumhuriyetin ilanıyla başlayan tarihi gelişmelere de genişçe yer veriliyor. “1923 meclisi, güya muhalefetin az olduğu daha dikensiz bir gül bahçesi gibidir. 286 üyesi vardır. 286 üyeden sadece 158’i uzun tartışmalardan sonra cumhuriyet rejimine onay vermiştir. Bu sayı yarının biraz üstüdür. Peki diğerleri hayır mı demişti? Onlar sadece müstenkif, çekimser kaldılar. Onay artı sükût biçiminde yeni rejim genelde kabul görmüştü. Başkası artık düşünülemezdi.”

Kitapta ülkemizin anayasal gelişme tarihi, hukuk eğitimi hakkında önemli tespitler mevcut: “Dünyadaki nadir örneklerden olan özgün hukuk devrimini yaptık ama hukuk eğitimine aynı önem ve titizlikle yanaşamadık. Sorunumuz, hukukçu kadroların yetişmesinde niteliğin temin edilememesidir. Yargı hayatımızda bunu acı tecrübelerle gördük. Nitekim birçok hukuk fakültesi açılmasına rağmen az sayıda başarılı öğrenciye nitelikli eğitim verme işinde Galatasaray ve Bilkent gibi kurumlar öncülük ettiler. Bugün bunlara benzer hukuk fakültelerinin sayıları artıyor, artması da gerek. 5 Kasım 1925’in hukuk eğitimimizde önemli bir tarih olarak benimseneceğini ümit edelim.”

Konu demokrasi olunca seçimler, çok partili hayata geçiş, Demokrat Parti, 1960 ve sonrası unutulmamış.

İkinci ana başlık olan “Osmanlı’dan Günümüze Orta Doğu” ise Filistin, Lübnan ve Arap milliyetçiliği gibi konuları işliyor. “Ortadoğu, tarifi yapılamayan bir coğrafya... Çünkü coğrafyacıların aklı dahi bölgenin fiziğinden, hatta ırkların yapısından evvel dinine takılıyor. Bu gayet saptırıcı bir yaklaşım... Çünkü dinlerin hepsi Ortadoğu’nun ürünü... Vahye inanan insanlar için Allah peygamberleri sadece Ortadoğu’ya göndermiş demek lazım. Niçin bu koca kıtanın fiziğine göre tarif yapılamıyor? Tabii ki araştırma tam tamına yapılamadığı için...”

Sohbet kıvamında, akademik düzeyde ağırlığa kaçmayan bir üslupla hazırlanmış, zevkle okunabilecek bir kitap.

Kitap hakkında İlber hocayla yapılan söyleşiyi izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3dFMgKT

İyi Okumalar!
Yanıtla
7
2
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cadının Yüreği...
Roman, özel güçleri nedeniyle Tanrı Odin tarafından 3 kez yakılarak öldürülmeye çalışılan ama her seferinde kurtulan cadının, üçüncü yakılışından sonra ıssız bir ormana kaçmasıyla başlıyor. Cadının son yakılışında bırakmak zorunda kaldığı kalbini, Tanrı Odin'in kan kardeşi Loki alıp cadıya geri getirir ve aralarındaki ilişki bu şekilde başlar.

Romanda Loki ve Cadı arasındaki ilişkinin gelişimi, aralarındaki duygusal bağın ilerlemesi anlatılırken, bu konuların yanında İskandinav mitoloijisinde adı geçen kişiler ve bu kişilerin aralarında geçen mitolojik olaylar anlatılıyor.

Kitapta, İskandinav mitolojisi ile ilgili çok fazla kişi ve olay olduğu için, kitaba başlamadan önce bu konularla ilgili en azından biraz bilgi sahibi olmakta fayda var.

Yazar akademik kariyerini tarih alanında yapmış olduğundan olsa gerek, romanda bu konuları oldukça detaylı anlatmış; fakat bazı bölümlerde anlatılmak istenen asıl konu arada boğulmuş. Romanın son bölümlerindeki anlatım akıcı olsa da genel olarak çok durağan bir tarz var.

Mitolojiye genel anlamda çok hakim olmadığım için emin değilim; fakat araştırdığım kadarıyla yazar, romanda bazı mitoloijk olayları ve kişileri literatürde geçenden daha farklı olarak yorumlamış.

Genel olarak değerlendirdiğimde yazarın anlatım dilini çok iyi bulmadım. Belki de yazarın ilk romanı olduğundan edebi bir tarzdan çok masalımsı tarih tarzı bir anlatım olmuş. İskandinav mitoloijisine ilgi duyanların sevebileceği; fakat bu konulara uzak olanların çok ilgisini çekmeyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

"Ancak Loki'den rahatsız edici kişiliğini alırsanız geriye hiçbir şey kalmazdı." (s. 35)

"Can sıkıntısı ve yalnızlığın yolları sık sık kesişir." (s. 55)

"Suçluluk ağır bir yüktür, Yaşlı Cadı, dedi. Hayatına devam etmek istiyorsan arkanda bırakmak en iyisi." (s. 229)

Yanıtla
2
3
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Duru'nun hikayesi bir hayalin ve yeni, gıcır gıcır sayfalara yazılmış öyle iki cümlenin ötesinde bir şey aslında Duru'nun hikayesi gerçek bir hayat. Duru'nun dünyasında geçen iki mekanda anlatılanlara bakıldığında çocuklarınızın hayal gücünü geliştirecek, incelikle ve samimiyetle işlenmiş küçük detaylar var. Bir büyük olarak bu tatlı çocuk kitabını okursanız fark edeceksiniz ki çocuklar için yeni bir dünya oluşturmaktansa gerçekte tüm romantizmiyle var olan duygulu dünya çocuklara seslenir biçimde kaleme alınmış. Peki benim en çok etkilendiğim kısım neydi? Küçük detaylar. İnsanın hayatında yaşarken değerini anlayamayıp daha sonra tatlı tatlı hatırladığı detaylar. İşte bu kitabın en büyük katkısı mısır ekmeğinin hikayesinin ötesinde çocuğunuza öğreteceği bu ders. Hayattaki küçük detaylara olan bağlılığın getirdiği mutluluk.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  4
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tüm hayatını İslami çalışmalara adayan Aliya İzzetbegoviç’in haksız mahkumiyetine gerekçe gösterilen kitabında İslam’ın müslümanlardan istediği yaşam tarzı, ahlakı ve Müslümanca gelişime yol gösteren bir rehber olmaktan ötesi yok. (Kitabın sonunda yer alan, Yugoslavya mahkemesine sunduğu tarihi savunma uğradığı haksızlığa karşı bir manifesto niteliğinde.)
İnançsız bilimin ateizme, bilimsiz inancın ise gericiliğe yol açtığını ileri süren ‘Bilge Kral’ deklarasyonunda müslümanların geri kalmışlığının, yoksulluğunun, birleşememesinin gerekçeleri olarak da İslami yaşantının müslüman coğrafyasında tam anlamıyla yaşanmamasını; eğitimsiz kalmamızı (hem dini eğitim hem pozitif bilimler), zengin-fakir ayrımının çok uç olmasını (lüks ve yoksulluğun bir arada olmasını), manadan çok ritüele indirgenen ibadetleri, faiz gibi İslamın katiyetle yasakladığı bir mefhumun yaygınlığı, zekatın hassasiyetle verilmemesi gibi konuları ele alıyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın geneline hakim olan mistik masalsı anlatım yer yer bilimsel girdiler ve İstanbul gerçekleriyle harmanlanmış. Bir bakıma masalların gerçek tehlikeler hakkındaki uyarı niteliğindeki görevini yerine getirmiş.

Karakterle ilginç ve düşüncelerine oldukça fazla yer veriliyor.Dolayisiyla motivasyonlari ve eylemleri mantıklı hale geliyor.

Müsilajin geçen sene hayatımızdaki o iğrenç yer edişini düşününce kitaptaki konularla duygusal bağ kurmamak zor olur.

Kitap ayrıca bilindik basma kalıp bir sonla bitmiyor ve insani sonuna kadar takipte tutuyor.

Bunun dışında bence kitapta herkesin( Hele ki İstanbulluların) kendi çıkarılmasını bulunabilecekleri bir alt metni var.

Okunmaya değer bir kitap.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dokuz yaşında olan ve Stargardt hastalığı yüzünden altı ay içinde gözlerini (görme yetisini) kaybedecek olan Mafalda'nın hikayesi... O da tabii ki tüm çocuklar gibi karanlıkta kalmaktan korkuyor. Her gün okula giderken okulun yanında olan ve çok sevdiği kiraz ağacı ile arasında olan mesafeyi sayıyor. O mesafe onun karanlıkta kalacağı zamanı temsil ediyor. Dil ve anlatım olarak sade ve anlaşılır.. Farklılıkları görmek ve empati kurmak için her çocuğun okuması gereken farkındalık kitaplarından. Unuttuğumuz ve unuttuğunuz çocuk dünyasını anlamak için şans verilmesi gereken eserlerden.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Deniz Kıyısında Kesişen Hayatlar: Balıkçı ve Oğlu
Livaneli’yi takip eden bir okur için deniz kokulu bir eser yazması hiç sürpriz olmamıştır. Kendi adıma bunun zamanını kestiremiyordum sadece. Çünkü Sevdalım Hayat’ta ve kendi hayat hikayesine atıf yaptığı birçok röportajında, denize olan tutkusunu çok net bir şekilde vurguluyor. Bu noktada Hemingway, O’nun için ayrı bir önem taşıyor:

“Hemingway'in bütün kitaplarını ezbere bilirdim ama İhtiyar Adam ve Deniz'in yeri başkaydı. Talihsizlikten de beter bir salao'ya yakalanmış olan ihtiyarı tanıyormuş gibiydim. Karayip Denizi'nin tuzunu cildimde duyuyordum. Ringa balığının ekşi lezzeti dilimi buruyordu. 44 yaşında Karayip Denizi'ni ilk kez gördüğümde tanıyormuş gibiydim. Sanki çocukluğumun denizlerinden biriydi (…) Bir arkadaşımdan, Eskihisar ve Darıca diye iki kıyı kasabasının övgüsünü dinlemiştim. Oralarda denizin tuzuyla yıkanan yaşam beni çok çekiyordu. Özellikle İhtiyar Adam ve Deniz'den sonra, balıktan, denizden ve maceradan başka bir şey düşünemez olmuştum. Aklını kitaplarla bozup yollara düşen Mancha'lı ihtiyar gibiydim.” (Sevdalım Hayat, s. 50, 54)

Livaneli, romanlarına, güncel olsun ya da olmasın, yaşadığı toplumda duyarlılık gösterilen ve kendisinin de dert edindiği bir konuyu harmanlamayı üslup edinen bir yazar, tıpkı Serenad’da ya da Huzursuzluk’ta olduğu gibi. Bu eserinde ise deniz kokulu hayatlara, ülkemizde yaşanan göçmen meselesini dahil ediyor. Eserin kahramanları Balıkçı Mustafa’nın ve eşi Mesude’nin kaderlerini bir şekilde göçmenlerle kesiştiriyor.

Eserin sonuna eklenen röportajda, Balıkçı ve Oğlu hakkında şu ifadeler geçiyor: “İlk gençliğimden beri bir deniz romanı yazma hayalim vardı. Belki de ortaokul lise yıllarıma damga vuran Hemingway tutkusunun bir sonucudur bu.” (s. 129)

Yayınevinin Youtube kanalında paylaşılan, bu eser hakkında yazarla yapılmış söyleşiyi izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3DZGE95

İyi Okumalar!
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şener hoca, ölçme değerlendirme ve eğitim istatistiği alanının en büyük hocalarından birisidir. Keza kendi hocam olmasının da verdiği ayrı bir gurur ile beraber şunu kesinlikle söyleyebilirim ki genel olarak lisans öğrencileri test istatistiğini yorumlamada oldukça zorluk yaşıyorlar. Bu eserin en önemli kısmı burada ortaya çıkıyor. Anlamlı farkların nasıl yorumlanması gerektiğini oldukça basit bir şekilde anlatıyor. Özellikle lisansüstü programlardaki bilimsel araştırma yöntemleri ve test istatistiği derslerinde çok faydalı bir eser.

Akademi alanında ilerlemek isteyenlerin de tanıdığım bütün akademisyenlerin de uzun yıllar boyunca kullandığı bir eser. Değeri bilinmeli. Veri analizinin öneminin anlatmalı ve bu araştırmacı ruhlu kişileri bu kitaba yönlendirmeliyiz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir