Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşk ile yandım, aşka battımda aşktan doğan bir nur oldum. Büyük bir aşk hikayesi ama bildiğimiz aşklardan değil Yunus'un aşkı, Yunusca aşk. Yunus Emre'nin hayatını, büyük aşka adayışı ve arayışı. Yunus, bütün dünyadan vazgeçtim, ahiret gözümde kalmadı diyor, gerçek aşk ateşiyle yanarken.

Kolaylıkla okunabilecek anlatımı sade ve akıcı bir kitap. Yunus Emre'nin hayatını okuduğum diğer kitaplardan en belirgin farkı tasavvufi yönü daha fazla. Kitap Yunus'un Taptuk Emre'nin dergahına gelip kabul edilmesi, dergahtaki hizmetleri , dört kapı ve kırk makam ile gerçek aşka ulaşmasını konu ediyor. Kitapta aşka, sevgiye, hayata dair tasavvufi çok güzel mesajlar var. Eğer tasavvufi kitaplara ilginiz varsa okunabilecek kitaplar arasında çoktan yerini aldı. İyi okumalar, kitapla kalın.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rubaiyat ile Kesişen Hayatlar...
Amin Maalouf, 1949 Lübnan doğumlu, uzun bir kariyer yolculuğu sırasında hayatının bir kısmını kitap yazmaya ayırmış bir kişiliğe sahiptir. Benim ele alacak olduğum Semerkant romanının, ilk olarak 1988'de yayımlanmasının ardından 1993 yılında dilimize kazandırıldığı bilinmektedir. Benim edinmiş olduğum kitap 101. baskısı olmakla birlikte, aslında epey tercih edilen popüler bir kitap olduğunu da gösteriyor.

"Ve şimdi gezdir gözlerini Semerkant'ın üzerinde!
Değil mi ki o yeryüzüne ecesi?
Alıp tüm diğer kentlerin yazgı iplerini ellerine,
Çıkmamış mı hepsinin üstüne o mağrur?" (E. Allan Poe, s.9)

İki bölümden oluşan roman, 1072 yılında, Ömer Hayyam'ın Semerkant'a geleli pek uzun zaman olmadığı bir vakitte başlıyor. Hayyam o zamanlar 24 yaşındaydı. Genç yaşlarda olmasına rağmen bilginliği ile dillere destan olmuştu. Buradan sonra Hayyam'ı ve Hayyam'ın dünyasını tanımaya başlıyorsunuz. İlk sayfalarda dahi, dilinin akıcılığı dolayısıyla elinizden düşürmeden okuyabileceğinizi gösteriyor. Hayyam'ın en ünlü eseri, Rubaiyat yazmasının da bu olayın neticesinde ortaya çıkacağı önbilgisi de veriliyor. Böyle yüksek heyecanla başlayan roman, Kadı Ebu Tahir ile tanıştıktan sonra genişleyerek devam ediyor. Bu tanışmanın ardından Kadı, Hayyam'a üzerinde tavus kuyruğu biçiminde oymalar bulunan, sert deriden imal edilen defteri hediye etti. Bu defter yalnızca iki yüz elli altı boş sayfadan oluşuyordu ve Kadı, Hayyam'ın mısralarını bu deftere kendisin de düşünerek yazmasını istedi. Hayyam da zaman zaman o defterin sayfalarını rubaileriyle doldurmaya başlamıştır. İşte Hayyam'ın dünyanın en özgün eserlerinden birini kaleme almaya teşvik edilişinin hikayesi...

Ebu Tahir ile Hayyam, Semerkant'a gelen hükümdar Nasır Han'ın huzuruna çıkmışlardı. Tam da o sırada, Hayyam'ın aklı orada tanıştığı kadın şair Cihan ile meşguldü ve romanın akışı Hayyam'ın duygularıyla da doldurularak devam ediyordu. Bu süreçte Selçukluların ismi duyuluyordu. Hatta, "Selçuklular böyledir işte, dedi Hayyam, kâh dinsiz imansız çapulcular, kâh aydınlık hükümdarlar olurlar, ellerinden hem her türlü alçaklık gelir hem de her türlü soylu davranış" (s.51) cümleleriyle de onları tanıtıyordu. Bu cümlelerden Selçukluları sevmedikleri yargısı da çıkarılabilir. Devamında Sultan Alparslan'ın ölüm haberi geldi.

"Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleri ile övünmeye.
Tam işleri dilediği gibi düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye." (s.61)

Bunun üzerine Nâsır Han, taziyelerini bildirmek amacıyla Ebu Tahir'e bir grupla birlikte yola çıkmasını talep etti. Ömer de bu grubun içinde yer alarak onlarla yola çıkmıştır. Oraya ulaştıklarında vezir Nizamülmülk ile tanışırlar. Nizam, Hayyam'ı Isfahan’a davet etti. Bu davetin ardından Hayyam'ın sosyal ağı daha da genişlemişti ve Hasan Sabbah ile de bu yolda tanıştı. Hayyam, Isfahan’a varıp Nizam’ın huzuruna çıktığında, kendisinden sahib-i haber olması talep edilmişti. Hayyam, kendisinin bir ilim insanı olduğunu ve bu işi yapamayacağını belirterek talebi reddetmiştir. Kendisi yerine Hasan Sabbah’ı bu iş için tavsiye etmişti. Ancak Hasan Sabbah bu görevini kötüye kullanması ve Nizam ile Melikşah arasına nifak tohumları ekmek için kullanıyordu. Görevini kötüye kullandığı anlaşıldığında, Melikşah Sabbah'ı idam ile cezaladırmak istese de, Hayyam'ın Sultan'a ricası neticesinde sürgün ile bölgeden uzaklaştırıldığı ifade edilir. Hasan Sabbah Selçukluların elinden kurtulur kurtulmaz intikamını alacaktı... İnsanlık o güne dek böylesini ne işitmiş ne de görmüştü: Haşşaşiyun/Assassins Tarikatı. (s.116)

Sabbah, Alamut Kalesi'ni satın alarak burayı kendisine üs yapmıştı. Bu sırada Nizam ile saray arasında da çatışmalar yaşanıyordu. Hasan Sabbah bu tarikat ile Nizam ve Melikşah'tan intikam almayı amaçlıyordu. Nitekim intikam ağacı meyvesini verdi de. Bu karışıklık içerisinde Hayyam, Merv'e doğru yola koyulmuştu. Bu süreçte Rubaiyat'ı da yazmaya devam ediyordu. Sonrasında Hasan Sabbah, ona Alamut'ta her türlü ilmi desteği vereceğini vaat ederek ona ebedi davet haberi göndermişti. Hayyam bu daveti cevapsız bıraksa da, Hayyam'ın el yazması bir süre sonra Sabbah'ın adamları tarafından kaçırılmıştı. "Yazman senden önce Alamut'un yolunu tuttu bile." (s.160)

Sabbah, bu yazmayı uzun yıllar boyunca kalede iyi bir şekilde muhafaza etmişti. Ta ki biri merakla onun peşine düşene değin... Kitabın ikinci bölümünde ise, Ömer Hayyam'a hayranlık duyan Benjamin O. Lesage eserin akıbetini merak ederek onu bulmak için işe koyulmuştur. Benjamin yazmaya ulaşmak maksadıyla İran'a vardığında Hayyam'ın yazmasının Şirin'de olduğu bilgisini alır. Sonunda hayallerindeki o yazmayı elde etmişti ve bu kısımda ise tıpkı Hayyam ile Cihan arasında bulunan aşk hikayesi gibi Benjamin ile Şirin'in hikayesine yer verilmiştir. Benjamin’in trajik hikayesi de Hayyam’ın hikayesi ile bağlanmış, çerçevelenmiş oluyordu…

Roman, akıcı olması dolayısıyla okurken gerçekten keyif verdi. Sizi iki farklı dünyada benzer hisler için yolculuğa çıkarıyor. Tarihi gerçeklikler konusunda yüksek beklentileri olan okurlara gelindiğinde, bunun bir tarih kitabı olmadığını hatırlatmak isterim. Yayın sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerle...
Yanıtla
17
9
Destekliyorum  40
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hüzünlü Bir Yolculuk: Miss Sarajevo
Saltokur’dan yine harika bir kitap. Saltokur’un kurgu dışı kitaplarının yanı sıra bir de Balkan edebiyatı kitapları var ki gerçekten de okunmaya değer. Miss Sarajevo da bunlardan biri.

Miss Sarajevo, Fransa’nın Rouen kentinden başlayıp Saraybosna’ya uzanan bir yolculuk. Açılışında, Susan Sontag’dan bir epigrafla karşılıyor bizi. Daha ilk sayfasından özellikle fotoğraf sanatıyla ilgilenenleri mest edeceği kesin görünüyor.

Joaquim’in kendisine kalan bir miras nedeniyle çıktığı yolculuğa tanıklık ediyoruz. Ayrıca yıllardır üstü örtülü olan bir geçmişe. Savaşın yıkıcı etkileri, bunalımlar, kıyımlar ve parçalanan aileler gibi konulara değinerek varoluşçuluğun kıyısında gezdiriyor okurunu.

Anlatım tarzını Milan Kundera’nın “Yaşam Başka Yerde”sine çok benzettiğim bir kitap oldu Miss Sarajevo. Postmodern detaylar sezilmekte. Karakterlerinden (Jaromil - Joaquim) tutun da savaşın götürdüklerine kadar birçok konuda bu iki kitap arasında yakınlık kurabileceğiniz bir okuma vadediyor.

Ayrıca bu 140 sayfalık kurgu, genel olarak şimdiki zamanda ilerliyor. Çevirisi akıcı, redaksiyonu özenli. Kitapta beklentimi karşılamayan tek detay, anlatılanların ara ara kopması oldu. Kesitlerle ve zaman zaman belki de bilinçli bir biçimde kesilerek ilerleyen bu romanı okurken kendimi hikâyede tutmak için özel çaba sarf ettiğim birkaç sefer olsa da bu durum, hikayenin özünden pek bir şey götürmüyor.

Miss Sarajevo’nun fotoğraflara, ölüme, yasa, travmalara, yıkımlara, yaşamaya ve varoluşa bakışınızı tümden değiştirecek bir hikâyesi var. Her ne kadar bir roman olsa da anlatılan her bir detay bir anı gerçekçiliğinde. Özetle, bu hüzünlü yolculuğa tanıklık etmek güzeldi.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok etkileyici, canlı ve nefes alan öykülerden oluşan bir kitaptı. Öykülerin konuları oldukça ilginçti, eseri okurken sanki bir sokakta dolaşıyormuş veya bir sabah gazetedeki haberleri okuyormuş gibi hissettim diyebilirim. Yazarın anlatım tarzındaki sadelik ve betimlemelerini çok sevdim. Seçmem oldukça zor olsa da kitapta en beğendiğim öyküler "O Akşam Söyleyecektim", "On İki Mehmet" ve "Bir Sürgün Anısı" oldu. Özellikle "O Akşam Söyleyecektim" öyküsünde yazarın yaptığı ihanet tanımı da çok çarpıcıydı, kısacası okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Kitaptan bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "İnsanlar birbirlerine kötülük yaparak yaşıyor. Ancak böyle olursa hayatta kalabiliyor artık."

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hüzünlü ama insan kadar gerçek bir öykünün anlatıldığı çok dokunaklı bir eserdi. Ana karakterimiz Aziz Bey'in bir aşk uğruna evini, ailesini terk etmesi ve yaşlandıkça o kızdığı babasına dönüştüğünü anlaması oldukça çarpıcı bir biçimde anlatılıyordu. Ayfer Tunç'un yazımı, anlattığı duyguların ve insanların canlılığı çok etkileyiciydi. Bunun dışında Vuslat Hanım karakteri de oldukça çarpıcıydı, bir kadının boşa harcadığı ve hiç sevilmeden son bulan hayatı ancak bu kadar gerçekçi anlatılabilirdi. Kısaca çok etkileyici, gerçekçi, insansı bir öyküydü. Kitabı okuyan herkesin çok etkileneceğini düşünüyorum, o nedenle mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan güzel bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır baba."
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Masal tadında bir konusu ve anlatımı olan Michael Ende'nin bu güzel eseri, daha çok gençlere hitap eden bir kitap olmasına rağmen bence kesinlikle yetişkinlerin de okurken çok keyif alacağı ve çocukluğuna döneceği bir kitap. Zaman kavramı ve bu kavramın önemi üzerinde duran bu eserde Momo, Hora Usta ve Kassiopeia gibi birbirinden tatlı karakterlerle tanışmak da okuma sürecini çok keyifli hale getiriyor. Bu nedenle bu masalsı romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca kitabı okuyup konuyu ve yazarın anlatım tarzını beğenen kişilere yazarın Özgürlük Hapishanesi kitabını da öneririm.

Kitaptan güzel bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "Müzik sesi çok, çok uzaktan geldiği halde, sanki taa içimde duydum onu. Zaman da böyle bir şey olmalı."

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  25
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Güzel!
Değerli Hocamız bağnazlıklara gerçek İslami açıklamalarıyla değinmiş. Aydınlatıcı çok özel noktalara değinilmiş.
Dünya ve ahiretin dengede olması gerektiğini vurgulaması çok güzel.
Güzel hatırlatmaları ve açıklamalarıyla bizi uyandırmaya çalışıyor diyebilirim.
Değerli hocamız anlatımlarında toplumda yapılan bazı acı gerçekleri de dile getirmiş.
Sayfa 100, Çocukları Allah’tan korkutarak yetiştirmenin; davranış psikolojimizi değiştirdiğinden ve zordan anlar hale gelişimizden bahsetmesi ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Davranış biliminin incelemesi gereken bir konu)(
İslam'ı yaşamada ve uygulamadaki hatalarımızı açıklamış.
Klasik ilahiyatçılardan farklı olarak hayatı ve yapmamız gerekenleri açıklamış.
Kitabı okurken, hocamızın ne kadar çok yönlü olduğunu gördüm ve bir konuda neticeye varırken bütün bu fikirlerden faydalanarak Kuran süzgecinden geçirdikten sonra bizi doğru sonuca getirmeye çalışıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Müdahaleye Açık Olma ve Sömürü Düzeni: Yönetemezsen Yönetirler
Yüzyıllardır yan yana iki komşu ülke olmamıza rağmen İran’ı genel olarak pek bildiğimiz söylenemez. Eser bu anlamda önemli bir boşluğu doldurarak İran’ın siyasi tarihini önemli bir kısmını (1700-1925) ele almaktadır. Eserde; başlangıçtan 1700’e kadar İran tarihi özet bir şekilde ele alındıktan sonra konuya girilerek sırasıyla Safevi Devleti’nin yıkılışı, İran’daki Afgan hâkimiyeti, Afşar hâkimiyeti ve bu dönemdeki Nadir Şah’ın siyasi faaliyetleri, Zend ve ardından Kaçar hâkimiyeti ve son olarak Kaçar hâkimiyetinin sona ermesi ve askerî diktatörlüğün kurulması ele alınmıştır. İran tarihi incelenen dönemde İran’ın İngiltere ve Rusya ile ilişkileri ağırlıklıdır. İran’ın Osmanlı Devleti ile ilişkileri de eserde ele alınmaktaysa da bu ilişkilerin niteliği ve niceliği İran’ın İngiltere ve Rusya ile ilişkilerine nazaran cılız kalmaktadır. Kaldı ki İran ve Osmanlı ilişkilerinde de İngiltere ve Rusya’nın müdahaleleri ve etkisi fazladır. Osmanlı’nın Batı’daki fetih hareketlerinde İran’ın Osmanlı’yı arkadan vurduğu klişesi, sadece İran için geçerli değildir. Osmanlı da bazı zamanlarda aynı davranışı sergilemiştir.

Eser, İran’ın siyasi tarihi üzerine geniş bir kaynak yelpazesine dayanılarak hazırlanmıştır. Bununla birlikte özgün çıkarsamaların olmasının gerekliliği kendini hissettirmektedir. Ağırlıklı olarak siyasi olaylar tarihsel olarak aktarılmıştır. Örneğin Rıza Pehlevi’nin İngiltere tarafından iktidara getirilmesinde Zerdüştlük konusuna değinilmekle birlikte İran kültüründe Zerdüştlük ele alınarak konu daha çarpıcı bir şekilde ortaya konulabilir. Modern tarih anlayışı olayların tarihi olarak aktarılmasından ziyade sosyal ve kültürel verilerle daha zengin bir tarihin ortaya konmasını hedeflemektedir. Esasında siyasi tarih bakımından da siyasi olayların ağırlığı sadece tarihin hâkimiyet mücadelesi olarak algılanmasına ve insan unsurunun ihmaline sebebiyet vermektedir. Konunun siyasi yönü bile daha renkli, örneğin haritalar kullanılarak anlatılabilir. Bu nedenle eserde maalesef doktora tezlerindeki sıkıcılık zaman zaman hissedilmekte. Kanımca eserin boyutunu genişletme pahasına İran’ın sosyal ve kültürel yapısına değinilerek daha zengin ve akıcı bir İran tarihi ortaya konulabilir.

Eserde “Sonuç/Değerlendirme” kısmının olmaması bir başka dikkat çeken bir konu. Sonraki baskılarda bunun giderilmesi önemli. Bunlara ilaveten Türkiye’de bilindiği adıyla Cemaleddin Afgani’nin ele alınması önemli bir katkı olmakla birlikte, mezkûr şahsın Türkiye’de maruf ismi yerine İran’da bilinen ismi olan “Cemaleddin Esedabadi” isminin yaygın olarak kullanılması gözden geçirilmeli.

Ele alınan dönem, sömürgeciliğin dünyada yerleştiği dönem olduğundan sömürgeciliği İran tarihi üzerinden okumak çok önemli bir katkıdır. Başta petrol olmak üzere doğal kaynaklar üzerinden kızışan siyasi rekabet, İran’ı siyasal güçlerin mücadele alanı hâline getirmiştir. Kifayetsiz yöneticiler, yönetimin keyfiliği ve zulmü, cehalet, tefrika, yoksulluk ve israf Doğu toplumlarının çoğunda olduğu gibi İran’da da karşılaşılan sorunlardır. Yüzyıllar geçse de sorunlar ve bu sorunları Batılı güçlerin kendi menfaatleri çerçevesinde rahat bir şekilde kullanması değişmeyen olgulardır. Eser bu açıdan sömürü düzeni ve İran üzerinde çevrilen oyunları açık bir şekilde ortaya koyduğundan okunmayı hak etmektedir.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ayşe Kulin'in Sevdalinka(Sevda şarkıları) kitabını okurken İlber Ortaylı'nın daha önce okuduğum İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı kitabındaki bazı bilgileri hatırlamam daha etkili ilişkilendirme yapmamı sağladı.İki kitabın birçok noktada örtüşmesi ise bir dönem hakkında gerçek ya da gerçeğe yakın bilgi sahibi olma hissini yaşattı.Sevdalinka didaktik yönü de olan okunmaya değer bir kitap.İzzetbegoviç'in tek bir seçeneği kalmıştı:Bosna'yı haritadan sildirmemek için,ülke sınırları içinde mümkün olduğunca çok insan tutmak,Boşnaklar'ın ülkeden kaçışını önlemek.Ve sonrasında ateş hattında,savaşın tam ortasında kalan ve her türlü mahrumiyeti yaşayan Boşnaklar'ın hikayesi çok hüzünlüydü.Üşümemek için caddelerdeki ağaçların kesilip yakılmasından tutun çocukların et ihtiyacını karşılamak için kuşların vurulup yedirilmesine kadar birçok konu Ayşe Kulin tarafından romanın içine etkileyici biçimde yerleştirilmiş.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bugün bitirdim kitabı. Nazi Almanyasının vahşetini anlatan bir kitap. Zaman zaman dehşete kapıldım, zaman zaman umutlandım zaman zaman da kurbanların psikolojisini anlamaya çalıştım. O döneme ilişkin okuduğum her kitapta bu olaylar yaşanırken dünyanın geri kalanı nasıl olur da görmez duymaz diye sorguladım. O dönemle ilgili okumayı seviyorsanız mutlaka okumalısınız. Orijinali öyleydi ya da çevirisi öyleydi bilemiyorum her ne kadar yarım sayfalık cümleleri , tamlamaları tekrar tekrar okumam gerekse de çok akıcı, okuması keyifli bir kitap. Okunmasını tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir