3182Yorum
Başlarda biraz zorlandım, yalan yok. Karakterler, olaylar, anlatım tarzı ve sürükleyiciliği beklentimin altında kalmıştı. Hatta bir süre “neden bu kadar fazla detay var?” diye bile düşündüm. Ama sonlara doğru her şey birbiriyle bağlandı, tempo yükseldi ve kitap bambaşka bir hal aldı. Bittiğinde "bir dakika ya şimdi o zaman Bünyamin??" Şeklinde bir takım ifade ve düşüncelerle kalakaldım. (Spoiler vermek istemiyorum daha fazla) Farklı, tam anlamıyla özgün ve kendine has bir dünya kurmuş yazar. Kolay bir okuma değil ama merak edip sabredince fazlasıyla karşılığını veriyor.
Kitaplığımın en üst rafında en sevdiğim kitaplar grubundaki yerini aldı.
Yazarın okuduğum ilk kitabi idi ve gerçek anlamda çok beğendim. Olayların geçişlerinin bağlamdan kopmaması,karakter betimlemeleri,her bölümde merak derecesini üst seviyede tutmayı başarabilmesi takdire şayandı. Kitabın sonuna gelene dek merkezde olacağını düşündüğüm her karakter bir sonraki bölümde beni hayal kırıklığına uğrattı.Arap İhsan'dan sonra Alibaz dediğim kahraman konusunda en son Bünyamin' de karar kılmıştım ama bambaşka biri çıktı. Kubelik'in yaptığı bir sayfalık çeviri karalamasının Galata'dan İspanya'ya uzanan bir asırlık yolculuğunun İngiltere'ye kadar devam edip,bir yazara kadar gelmesi ve bu yazarla birlikte tekrar Galata'ya gelmesi ve karalamanin yapıldığı meyhanenin yerinde uzanan devasa binanın önünde kendisini koltuğunun altında bir kitapla bekleyen çekik gözlü uzun adamın sırrı neydi,o kitap neyin nesi idi ve nasıl bir sonuca ulaştılar sorusuna bir cevap bulamadım.Belki de benim kaçırdığım bir şeyler vardır. Naçizane tavsiyem okunması yönünde olacak.
Tüm yorumum sığmadığı için iki parça olarak onaya sunuyorum. Kitabın sonunda beni derinden etkileyen bir babanın özlem, pişmanlık ve sevgi dolu duygusal bir kapanış konuşması yapanın aslında Uzun İhsan Efendi değil de yazarımızın ta kendisi olduğu düşüncesinden bir türlü çıkamıyorum; "Senin için gerçek bir baba olmayı, saçlarını okşamayı, seni õpmeyi çok isterdim. Ama düşlere dokunmak mümkůn olabilir mi? Sana bu yüzden hem çok yakın, hem de çok uzağım. Veda etmek benim icin son derece zor. O yüzden, her ne kadar uzakta olsam da seni, o eski yakışıklı yüzünle, Aglaya'yla birlikte hep düşlemek istiyorum. Hoșçakal oğlum. Hosçakal sevgili, biricik düşüm."
ilginc ve surukleyici tarihi bir roman.
Cok guzel bir eser olmus. Zevkle sıkılmadan okuduğum bir kitap
Osmanlı dönemini konu alan bir roman. Karakter hakkında kısa hikayelerden oluşup bir konu bütünlüğü oluşmakta. Kitap kulübümüzün haziran ayı kitabıydı keyifli bir okuma oldu.
karma karışık bir kitap niye okuduğumuzu hala anlayamadım
Kitabı anlamak kolay değil. Okurdan ciddi bir birikim istiyor. Okunmadan önce iyice araştırılmalı. Olay içinde olay var. Felsefi bir roman. Postmodern bir roman. Lise seviyesi için çok ağır.
Uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Kitaba yapacağım her güzel yorum eksik kalacakmış gibi geliyor. Kitabı bir çırpıda bitirdim ve bitirdikten sonra ben ne okudum böyle dedim harikaydı...
Fazla söze gerek yok: Muhteşem!
Heyecandan elimden neredeyse bırakmadan okudum . Aşırı abartı bölümler olmakla birlikte yazarın hayal gücüne hayran kaldım. Tavsiye ederim
kesinlikle okunmaya değerdi
Puslu Kıtalar Atlası okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Osmanlı Döneminde yaşanan olaylar etkileyici bir biçimde anlatılmış kitapta.Rüyalara dalan kahramanın ve oğlunun yaşamıyla başlayan olayların giderek genişlediği bir olay örtüsü var kitapta. Sonunda hangisi rüya hangisi gerçek diye sorgularken bulacaksınız kendinizi.
Kesinlikle okunmalı, 2014 yılında okumuştum hala etkisindeyim, kitaplığımdan çıkarmaya kıyamadıklarımdan kendisi
üst seviye bir kitap okurken önce bişey anlamadım... yazarın dili zekayı zorluyor...
Padişahların ihtişâmlı öykülerinin anlatıldığı kitaplara benzemeyen ve hârikulâde bir eser olan “Puslu Kıtalar Atlası”, bizleri farklı bir yolculuğa davet ediyor. Fantastik tarihî kurgu türünde yazılan Puslu Kıtalar Atlası, 17. yüzyıl İstanbul’unda sıradan insanların başlarından geçen olağanüstü maceraları anlatıyor. Uzun İhsan Efendi ile oğlu Bünyamin’in alelâde hayatları nasıl değişecek? Bitmek bilmeyen heyecan dolu maceralar, mizâhî bir üslûp barındırıyor. Kitaptaki karakterlerin iç dünyalarının derinliklerini başarılı bir şekilde irdeleyen yazar, okuyucuyu günümüz dünyasından koparmayı başarıyor. Kitabın sayfalarında ilerledikçe felsefî sorgulamalar da karşılıyor okuyucuyu. Bütün olayların tek bir noktaya ustalıkla bağlanma şekli, eserin neden başucu kitabı olması gerektiğini açıklıyor. Anlatımdaki sürükleyicilik ise zamanın nasıl aktığını unutturuyor. Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde gezinen Bünyamin’e eşlik ederken hem gülmeye hem de hayatı sorgulamaya hazır mısınız?
İhsan Oktay Anar'ın bu romanını, ilginçtir ki ilk defa İlban Ertem'in çizgi romanlaştırdığı formatıyla okudum.. Açıkçası, romanı geçen hafta okuduğumdaki zevki vermemişti bana. İlban Ertem'in nefis çizgilerini tabii ki küçümsemiyorum; gençliğimden beri sevgiyle takip ederim kendisini. Ama, Puslu Kıtalar Atlası'nı önce roman olarak okumak gerekiyormuş; anladım.. Romanı okuduktan sonra, İlban Ertem'in çizgi romanlaştırdığı hâlini daha bir zevkle okudum tekrar, onu da belirteyim..
yıllar önce okuyup kaybettiğim için tekrar aldım. o kadar güzel ki , yıllar geçse de bende bıraktığı tadı unutmadım.
Okudukça derinleşen, derinleştikçe güzelleşen bir kitaptı.