Farklı Bir Yerden Bakmak : Suyun Üzerindeki Tarih
Dünyanın XVI. yüzyılı sadece denizlerin keşfiyle değil, aynı zamanda düşünce alanında da çalkantılı bir yeniden yapılanmanın yüzyılıdır. Edward Wilson-Lee'nin bu eseri de bu dönemin merkezinde yer alan Damiao de Gois ve Luis de Camoes karakterleri üzerinden düşünmeye davet ediyor. Bu davet, okuyucuyu erken modern dönemin epistemolojik ve politik sınırlarını yeniden değerlendirmeye sevk ediyor. Bu eser, biyografi ile dünya tarihi, arşivle anlatı, şiirle siyaset arasında kurduğu geçişken yapı sayesinde yalnızca bir anlatı değil, metodolojik bir öneri de sunuyor.
Wilson-Lee, karakterleri yalnızca yaşamlarıyla değil, temsil ettikleri dünya görüşleriyle de mukayese eder. Bilhassa, Damiao de Gois'un izlerini ararken, farklı halkların anlatılarına da yer verilmesi, onun tarihçiliğinin çok sesli bir karakter taşıdığını gösteriyor. Bu çokseslilik, Batı dışı kültürleri nesneleştirmeyen bir bilgi yapısına işaret eder. Eserde;
"...başka yerlerdeki insanların tanrıları, kahramanları, yaşamları ve düşünceleri hakkında bir bilgi selinin de önünü açtı; bir anlığına tüm dünya birbirine akacakmış gibi olmuştur belki de." (s.15)
Eserin başında, de Gois'in 1574'teki şüpheli ölümünün detaylarına yer veriliyor. Wilson-Lee, bu olayı "tarihi gizem" olarak değerlendiriyor. Bu giriş, okuyucuya iki farklı tarihsel tutumun -çoğulculuk ve milliyetçilik- yaşam sonuçlarını gösterirken; de Gois'in özgürlük tutkusu ölümle sonuçlanırken, Camoes'i de olağanüstü bir şöhrete kavuşturdu.
Wilson-Lee, eserinde yalnızca tarihsel bir biyografi değil, aynı zamanda Rönesans zamanının bilgi üretimi, kimlik inşası ve iktidar ilişkilerine dair derin bir sorgulamadı. Damiao de Gois ile Luis de Camoes'in kesişen yaşam öykülerini merkeze alarak, Avrupa'nın keşifler çağını bir "keşfedemeyiş" hikayesine dönüştürür. Yazar, de Gois'un engizisyon karşısındaki trajik çöküşünü ve Camoes'in Lusiadlar destanıyla şekillenen ulusal kimlik anlatımını paralel bir şekilde işliyor. Bu ikili yapı, Rönesans'ın yalnızca sanatsal bir uyanış değil, aynı zamanda düşüncenin disipline edildiği bir dönem olduğunu gösterir. Gois'un serbest düşünce arayışı, Avrupa'nın hoşgörülü mitiyle çelişirken; Camoes'in destanı, bu çelişkinin edebi biçime bürünmüş halidir.
Wilson-Lee, arşiv belgeleri, seyahat kayıtları ve çağın entelektüel ağlarını titizlikle inceleyerek, Rönesans'ın "merkez"inden "çevre"ye yönelen bir tarih anlatısı kurar. Bu anlatıda su metaforu, hem sürekliliği hem de unutuluşu temsil eder. Tarih, su gibi akışkandır; kim ne anlatıyorsa onun ellerinde yeniden biçimlenir. Yazar bu nedenle "keşif"i coğrafi bir hadiseden çok, epistemolojik bir süreç olarak ele alır. Eserin en çarpıcı katkısı, "keşif çağı"nı Avrupa-merkezci tarih anlatısının dışına taşırmasıdır. Wilson-Lee, Portekiz örneği üzerinden Batı'nın kendi dışındaki dünyaları anlamakta nasıl başarısız olduğunu gösterir. Bu açıdan Suyun Üzerindeki Tarih, tarih yazımı, kültürel bellek ve entelektüel özgürlük konularını kesiştiren disiplinlerarası bir çalışma örneğidir.
Netice olarak, Wilson-Lee'nin eseri tarihsel biyografi ile düşünce tarihini birleştiren özgün bir eserdir. Rönesans'ı yeniden yorumlarken, geçmişin bugünkü bilgi rejimleriyle olan ilişkisini de tartışmaya açar. Böylece bu eser, sadece tarihçiler için değil, edebiyat, felsefe ve kültürel çalışmalarla ilgilenenler için de zengin bir referans kaynağı olma özelliğini taşır. İncelemeyi bahane ile, bu değerli eseri dilimize kazandırarak bu başarılı aktarıma katkı sağlayan Kadir Annak'a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na diyerek daha nice kaliteli yayınlar diliyorum...