Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yuva
"Neden ağlamayayım? İstediğim kadar üzülebilirim. Acıyı uzaklaştırmak için uğraşmaya mecbur değiliz. Uzaklaşması, yok olması gerekmiyor. Vermesi gereken acıyı vermeli; bundan böyle, sırf canımı yakıyor diye gerçeklerden saklanacak değilim."

Geç tanışıp çok sevdiğim Toni Morrison'la yakınlaşmayı sürdürüyorum, kendisinin küçük novellası Yuva, yazarın okuduğum üçüncü kitabı oldu. Bu kitabını, daha önce okuduğum Aşk ve Resitatif kadar sevemedim maalesef. Kötü değil ama onlara kıyasla epeyce daha zayıf.

Her zamanki gibi ırkçılık ekseninden kurmuş Morrison anlatısını, Kore Savaşı'na gidip dönen Frank'in üzerinden onun ve ailesinin, özellikle de kız kardeşi Cee'nin öyküsünü okuyoruz. Savaş, ekonomik buhran, yoksulluk, şiddet, çeşit çeşit adaletsizlik, zorbalık, ama en çok da Amerikan toplumunun her tarafına gömülü ırkçılık. Açıkçası bu kitap 120 değil 320 sayfa olsa sanki daha çok hakkını verirmiş gibi hissettim, biraz fazla sayıda başlığa fazla yüzeysel şekilde giriyor yazar, oysaki burada anlattığı konuların hepsi çok daha detaylı biçimde anlatılmayı hak ediyorlar, o zaman ortaya daha derinlikli ve çarpıcı bir roman çıkarmış bence.

Kitabın epey şaşırtıcı ve beklenmedik ters köşeleri var, hatta bu kadarcık bir roman için biraz fazla sayıda var bence. Apansız ateşlenen silahlar, diri diri gömülenler, insanlar üzerinde yapılan deneyler vs vs. Her biri ayrı bir roman konusu olabilecek kadar çok sayıda ve büyük olay var. Keşke bu malzemeyi tek kitaba boca etmeseymiş de o olayların her birinin içinde biraz kalmamıza izin verseymiş.

Kitapla ilgili bu temel derdim bir kenara, dilinin yine nefis olduğunu da belirteyim. Azıcık kelimeyle ne kadar vurucu ifade ediyorsun kendini sevgili Toni Morrison. Bunu becermeni çok seviyorum. Sayende Amerikan edebiyatıyla barışacağım resmen.

Evet efendim, bu da böyle. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
nasıl güzel kelimeler Allahım, nasıl güzel...
“Mutlu bir kadın büsbütün sudur.”

Alberto Ruy-Sanchez’in Mogador Beşlisi’nin üçüncü kitabı Suyun Dudaklarında’nın yayınlandığını duyduğum anda elimdeki her şeyi bir kenara bırakıp daldım kendisine - çünkü tekrar Mogador’a gitme şansını nasıl tepebilirdim ya? Çok, çok, çok seviyorum bu diziyi.

Ruy-Sanchez’in kelimeleri yine çok şiirli; Mogador ise bıraktığım gibi, ziyadesiyle sihirli, arzu ve tutku dolu. İlk kitap olan Dokuz Kere Şaşkınlık için şöyle yazmıştım vaktiyle: “Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’ini Carlos Fuentes ve Jorge Luis Borges eline almış; Fuentes bolca erotizm boca etmiş içine, Borges de ‘az daha hayal katalım biz buna’ demiş, ortaya Dokuz Kere Şaşkınlık çıkmış.” Üçüncü kitapta Fuentes ve Borgesvari esintiler daha güçlü, Mogador bu kez başrolde değil ama tüm kudretiyle orada bir yerde, kitabın sonunda kendisine varmamızı bekliyor.

Kökleri Mogador’a uzanan Meksikalı anlatıcımız, bir efsane gibi anlatılan Aziz’in izini sürüyor. Onun eksik el yazmalarında kendini buluyor, kendisinin “uyurgezerler” denen bir gruba ait olduğunu öğreniyor, sonsuz bir arzu geometrisinin bir parçası olduğunu, Fas’ın ünlü zellij taşları gibi bir matematiğin kaderini şekillendirdiğini, aslında başkalarının rüyalarında yaşadığını, başkalarının tutkularının onu sürüklediğini öğreniyor. (Herhalde Borges ve Fuentes benzetmem daha anlaşılır olmuştur bu kısa özetle.)

Rüyayla gerçek, tutkuyla irade, kesinlikle muğlaklık arasında gidip gelen, şiirle roman arası bir kitap bu. Tam tuttum derken insanın elinden kayıveren karakterler, tutkular, hazlar, kelimeler, yansımalar, yanılsamalar. Birbirleriyle belirsiz bağlarla bağlanmış, duyusal akrabalıklarla birleşen insanlar - ve tabii o belirsiz bağların bağladığı iki coğrafya: Orta Doğu ve Orta Amerika. İlk kitapta Mogador’la tanıştığımda her iki coğrafyanın da hissini vermesinin sırrını da bu kitapla çözmüş oldum.

Nasıl güzel kelimeler Allahım, nasıl güzel. Hazzı bu kadar haz verici sözcüklerle anlatabilmek, ne büyük yetenek.

Şöyle bitsin: “Hepimiz başkalarında yaşarız. Hepimiz başkalarında hayatta kalırız. Hepimiz birbirimizin cehennemlerini ve cennetlerini doldururuz.”

Çok seviyorum ya. Aşırı seviyorum. Canım Mogador.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çok etkileyici bir roman...
“Mayalı hamur kokusunu bastıran gündelik şiddet kokusunu duya duya büyüdük biz. Evet, şiddetin de bir kokusu var ki hanenin üzerinde yirmi dört saat asılı durur. Hiçbir koku bu kokuyu bastıramaz. Evin içini güllerle donatsanız da o ekşimtırak, biraz dumanlı biraz da küflü kokuyu alt edemezsiniz. Annemin ve diğer komşu kadınların buldukları her köşe kuytuya naftalin sokuşturmasının bir sebebi güvelerden kurtulmaktan çok belki de budur ama nafile.”

Sibel K. Türker’in, Duygu Asena Roman Ödülü’nün ardından Attilâ İlhan Roman Ödülü’nü de kucaklayan Cennette Gibiyim sahiden usta işi bir roman. Yazarın “kadın cinayetlerinin kurbanlarına, kız kardeşlere ve teyze kızlarına” ithaf ettiği; henüz 14 yaşındayken, annesinin babası tarafından bıçaklanarak öldürülmesine şahit olmuş bir kadının, Temenni’nin iç sesini / bilinç akışını dinlediğimiz roman bana bir sürü, bir sürü soru sordurdu.

Kadın cinayetlerinden geriye kalan kız çocuklarını ne kadar az düşündüğümü utanarak fark ettim öncelikle. Annesi öldürülen bir kız çocuğunun kendi büyüme ve kadın olma yolculuğunda nasıl bir korkuyla yaşayabileceğini, “sevilmenin” doğal sonucunun öldürülmek olabileceği gibi bir yanlış ezberle tüm hayatını kendi ölümünü bekleyerek geçireceğini, sırf bu yüzden hayatı boyunca gerçekten sevilmekten sürekli kaçabileceğini... Bunları hiç düşünmemişim ve Sibel Türker, teyzesinin evinde sığıntı gibi yaşayan Temenni’nin hayatını, evliliğini ve sonrasını anlatırken tokat gibi çarpıyor insanın suratına tüm bu ihtimalleri.

Bir de yine beni durdurup uzun uzun düşündüren bir ifadesi vardı ki onu da hiç unutmayacağım: “duygu tanığı.” Bir başka kadın cinayetine maruz kalan Temenni’nin, görmediği cinayete dair söylediği bir şey bu: “Görmesem de biliyordum oysa ben. Duygu tanığıydım.” Ah. Ne kadar yerli yerinde, ne kadar güçlü bir ifade bu. Bu şiddeti bir kez yaşadıktan sonra aynı şiddet her yinelendiğinde onunla kurulan duygu tanıklığının o ağır yükü.

Çok etkileyici bir roman Cennette Gibiyim. Ve bence her şeye rağmen de ümitvar: çünkü hayatta Pamuk Prensesler doğuran isyankar teyze kızları ve kızkardeşler de var. İyi ki varlar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bir veda müziği gibi bir roman...
“Mahler, öylece yatıp onu seyretti. Gecenin mavi ışığı Alma’nın yüzüne vurmuştu. Ben onun şansı mıyım, bilmiyorum. Ama o benim için şans. Onu hak ediyor muyum, onu da bilmiyorum. Aşk hak edilmez. Baksana ona. Omuzları, karlarla kaplı bir dağ adeta.”

Avusturyalı yazar Robert Seethaler’in çok sevilen Bütün Bir Ömür kitabını okumuş, sevmiş ama umduğum kadar etkilenmemiştim fakat kendisiyle yolculuğuma devam etmeye niyetliydim, ettim de. Minik novellası Son Senfoni, ünlü besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler’in hayatının son günlerinde yaptığı bir gemi yolculuğuna ve bu yolculuk sırasında geri dönüp hayatının türlü anlarına bakışına odaklanıyor.

Tıpkı Bütün Bir Ömür’deki gibi, burada da her cümleye sinmiş bir hüzün var. Seethaler’in incelikli, yalın, sakin, dokunaklı kelimelerini okumak çok iyi geldi. Bu kadar ihtişamlı bir hayat da olsa mevzubahis olan, insanın son anlarında kendiyle, yaptıkları ve yapamadıklarıyla yüzleşmesinde çok dokunaklı bir yan var şüphesiz. Yorgun Mahler’in hesaplaşması da bundan azade değil.

Bu kitapla ilgili en sevdiğim şey, beni Alma Mahler’le tanıştırması oldu - ne kadın ama! 20. yüzyılın en ünlü ilham perilerinden ve (bu lafı hiç sevmiyorum ama) “femme fatale” figürlerinden biri olarak anılan biri kendisi. Gustav Mahler’in ölümünün ardından Walter Gropius ve Franz Werfel ile evlenmiş. 17 yaşında ilk öpüşmesini Gustav Klimt ile yaşamış, ilk sevgilisi kompozisyon öğretmeni Alexander Zemlinsky imiş ve ressam Oskar Kokoschka ile uzun bir ilişkisi olmuş, Kokoschka’nın ünlü Rüzgarın Gelini tablosundaki kadın oymuş! Çalkantılı ve yaratıcılığın tavan yaptığı bir dönemin en ilham verici, en özgür ruhlu, en cesur kadınlarından biriymiş o. Ve aslında kendisi de bir müzisyenmiş ancak Mahler tipik bir erkek olarak onu müzikten uzaklaştırmış, bir eve bir yaratıcı deha yeter demiş herhalde. Kitapta bu kısımlar biraz muğlak anlatılıyor ama Mahler’in pişmanlığı ve kendine öfkesini seziyorsunuz satırların arasında.

Son Senfoni, bir veda müziği gibi bir roman. Nazik, hüzünlü, dokunaklı. Mahler’in senfonilerini açın, koca bir kahve yapın, birkaç saatliğine dönem Viyana’sına uzanın ve bir oturuşta bitirin. Ben öyle yaptım, çok iyi geldi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikâye (öykü) türünde aynı zamanda klasik, felsefi ve düşündürücü edebiyat özellikliği taşıyan harika bir kitapla daha Yorumum: İnsanın gerçek mutluluğunu ve yaşamın anlamını sorgulayan etkileyici bir hikâye. Sevgi, merhamet ve paylaşmanın insan hayatındaki önemi anlatılıyor.Fakir bir kunduracı olan Simon’un karşısına çıkan gizemli bir adam üzerinden insanların aslında yalnızca para ve maddiyatla değil, sevgi ve iyilikle yaşayabildiği gösteriliyor. Tolstoy’un dili çok sade olmasına rağmen anlattığı düşünceler oldukça etkileyici. Kitabı okurken özellikle insanların aslında neyle ayakta kaldığı sorusu sürekli aklımda kaldı: para mı, güç mü, sevgi mi, yoksa merhamet mi? Özellikle insanların geleceği kontrol edemeyeceğini ama birbirlerine iyi davranmayı seçebileceğini anlatan fikir beni etkiledi. Günümüzde insanların daha çok maddiyat ve çıkar peşinde koştuğu düşünülürse, kitabın mesajı hâlâ çok güncel geliyor.kitap hem düşündürücü hem de öğretici bir eser olarak bende iz bıraktı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Novella türünde psikolojik kurgu ve dramatik aşk konulu kitapla Yorumum: Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, zamanın insanları sessizce değiştirmesi oldu ve insanın geçmişe gerçekte dönemeyeceğini anlatması. Zweig, bu kitabında yıllar sonra tekrar karşılaşan iki insan üzerinden sadece bir aşk hikâyesini anlatmıyor; özlem, pişmanlık ve kaçırılmış hayat ihtimallerini de gösteriyor. Bence kitabın en güçlü yanı, duyguları abartmadan ama çok yoğun hissettirmesi. Karakterler birbirlerini hâlâ seviyor gibi görünse de artık aynı insanlar değiller. Bu bize şunu düşündürüyor: İnsan bazen bir kişiyi değil, o kişiyle yaşadığı dönemi özlüyor. Anlatım dili sade ama psikolojik çözümlemeleri çok derin. Özellikle geçmişin zihinde olduğundan daha güzel kalması fikri kitap boyunca hissediliyor. Bazı duygular yıllarca sürse bile hayat aynı yerde beklemiyor. Kitap bana aşkın zamana karşı ne kadar kırılgan olduğunu ve geçmişe duyulan özlemin bazen gerçeğin önüne geçtiğini çok etkili şekilde anlattı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Terapi hikâyeleri okumayı çok severim, Mustafa Bey’in hayata ve olaylara bakışı da benim hayata bakışımla çok benzer. Kitapta Risale-i Nur’dan satırlar görmek ve psikolojiyi bu satırlarla ele alması ya da daha doğru bir ifadeyle travma ve acılarımızı hikmete odaklanarak ele almasını çok beğeniyorum. Çünkü inançlı insanları en kalıcı ve sağlam bir şekilde dinginleştiren ve güçlendiren şey bu. Kitabı bitirdiğimde nitelikli bir psikiyatristte en az sekiz seans terapi almış gibi yumuşacık oldum. Yaşadığım sıkıntılar, acılar, haksızlıklara gerçekten Sonsuz Yaratıcı’nın şahit olduğunu ve herbirinin birer hikmeti olduğunu bu satırlar aklımı da gönlümü de ikna ederek tekrardan hatırlattı. Hafifletti, huzur verdi. Mustafa Bey çok iyi bir psikiyatrist ve çok iyi bir yazar. Maddi anlamda müsait olmadığı için terapi alamayan herkese öneririm. Eşsiz bir bibliyoterapi deneyimiydi benim için bu kitap. Diğer kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı fikirlerine çok güvendiğim ve yaşantısına imrendiğim bir dostumun tavsiyesiyle aldım. Bir öğretmen olarak Ömer Bey’in çocuk kitaplarını çok beğenerek okudum lakin yetişkin kitaplarında da çok başarılı ve özenli bir dil çıktı karşıma. Yazarın konuyu derinlemesine ve özenle ele aldığını hissediyorsunuz. Kitapseverler bu hissi yakinen bilir :) Evet, gıybet kötü bir şey, bunda herkes hemfikir ama neden kötü, hayatımızı ve bizi hangi yönlerden karartıyor ve gıybet etmemek bize neler kazandırır; tüm bu sorulara çok tatminkâr cevaplar buldum. İçinde bir de poster geliyor, onu da evime astım, çok iyi düşünülmüş. Cennete yaklaştıran kitap kategorim var, onun ilk sırasına yerleşti :) Çünkü Yaratıcı sadece kul hakkını affetmiyor. Her sene okumayı düşünüyorum, çünkü iki dünyada da başarıyı yakalıyor dilini tutan. Ömer Bey Allah sizden ebeden razı olsun. Son zamanlarda beni olumlu anlamda en çok sarsan kitap oldu. Artık yetişkin kitaplarınızı da tıpkı çocuk kitaplarınız gibi takip edeceğim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap ikili sarmal halinde bir Benedictus Spinoza, bir Alfred Rosenberg hayatını işliyor. Bir tarafta aydınlanma filozofu var, diğer tarafta ondan 300 yıl sonra gelen Yahudi düşmanı, ırkçı bir Nazi. İrwin Yalom işin içine psikoanalizi de katmış. Ne tam gerçek, ne tam kurgu, ama tabi ciddi bir araştırmayaya dayalı bir felsefi roman. Diyaloglar genelde gerçek. Bol bol sorgulama var. "imanım elden gider" kırılganlığı olanlara tavsiye etmem. Ben 9 yıl önce Spinoza'nın Tractacus'unu okumuştum ve çarpılmıştım. Alfred Rosenberg de Hitler'a yakınlığıyla tarihin meşhur "kötülerinden. Bu iki güçlü figürden biri seçilmişlik mitine itiraz ederken, diğeri sonuna kadar seçilmişliği savunmuş.Yazar, iki adama, zıt görüşleri ve zamansal farklılıklarına rağmen ilginç bir kesişim sağlamış. Çok sevdim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lev Nikolayeviç Gumilev'in Hunlar tarihi ile ilgili çok güzel bir kitabı. Bu kitapta hunlar bahsettip onların tarihi boyunca Türklerin savaştığı çinlileri de anlatıyor. Ayrıca bu kitapta diğer boyları veya kavimleri de anlatıyor. Bunlardan bazıları şunları sayabiliriz Ti'ler(Tankutlar), Wu-sunlar, Chiang'lar(Tibetliler), Wu-huan, Tabgaçlar, Eftalitler ve Siyenpi'ler gibi kavimler ve hunların parçalanması ve batı hunlar ilgili güzel bilgiler veriyor. Gerçekten bozkır kavimleri Türk boyları yada oluşturduğu devletler ilgili çok güzel bilgiler veriyor. Tarih boyunca bir çok görüş yada devletin dediği gibi bozkır devleti medeniyet yapamaz tezini bu kitap yanlış olduğunu gösteriyor. Çünkü bozkırda olmak medeniyet yapmaya engel değildir. Çünkü bozkır kavimlerinin bir çok medeniyete katkıları var. Bu güzel eseri tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  13
Bildir