Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geniş Bir Perspektiften: "Başkası ve Şiddet"
Başkası ve Şiddet, Fol Kitap’ın “Filozofların Gözünden” dizisine ait bir felsefi sorgulamalar toplamı. Anladığım kadarıyla, bu dizinin özelliği çeşitli filozofların fikirlerini belirli bir tema odağında toplayıp okuruyla buluşturması. Bu bakımdan dikkat çekici ve etkileyici olduğunu söyleyebilirim.

Kitap ile ilgili söylemek istediğim ilk konu şu: Şiddete; sosyoloji, felsefe, kuramlar ve pek çok alt konu eşliğinde değinen bu kitabı yeterince sade ve anlaşılır buldum. Yani içinde yer alan filozoflarla tanışmak için de, onların fikirlerinde derinleşmek için de uygun bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca bu filozofların, şiddeti ele alışlarını; kendi fikirleriyle ve diğer kaynaklarla harmanlayıp besleyici makaleleriyle bizlere aktaran değerli akademisyenlerle de bu vesileyle tanışmış oluyoruz.

Kaynakçası bile okuruna yeni bilgilerin kapısını aralayacak bu kitap, 6 bölümden oluşuyor. Başkası ve Şiddet adlı bu ufuk açıcı toplamda; Carl Schmitt, Walter Benjamin, Hannah Arendt, Emmanuel Levinas, Paul Ricoeur ve Jacques Derrida karşımıza çıkıyor. Bu filozofların başkasını ve şiddeti nasıl ele aldıklarını görüyoruz. Toplum-iktidar-devlet, varoluş-birey-iletişim, benlik-kimlik-eylem ekseninde, modern insanın şiddeti olarak; kuramlarla ve farklı kaynaklarla desteklenen, akademiyi biraz daha anlaşılabilir kılmaya çabalayan müstesna bir çalışma olduğu söylenebilir.

Kapak tasarımını çok hoş buldum. Kitabın baskısı genel olarak kaliteli. İçeriğinde ise okuma deneyimini zedeleyecek hiçbir pürüze rastlamadım. Yalnızca yeni baskılarda değerlendirilmesini umarak şunu eklemek istiyorum: Kitabın sonuna not alabilmek için bir iki tane boş sayfa eklenmesi harika olur bence.

Toparlamak gerekirse, bu özenli çalışmayı şiddet konusuyla yakından ilgilenen ya da yalnızca konuyla alakalı fikir sahibi olmak ve dünyaya bakışını dönüştürmek isteyen herkese öneriyorum. Bu kitabı okur ile buluşturan herkese teşekkür etmek ve çalışmalarının devamını dilemek bir borç bana kalırsa. Başkası ve Şiddet’in hak ettiği ilgiyi görmesi dileğiyle.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yabancılar Dairesi içinde birbirinden güzel yirmi altı öykünün yer aldığı bir kitap. Yazarın ilk kitabı olduğuna bakmayın. Demini almamış çay gibi kekremsi bir tat bırakmıyor damakta. Her şey gayet kıvamında. Kendisinin de küçük yaşlarda gurbet tadını tatmış olmasından mülhem öykülerinde gurbette olma temasını sık sık işlemiş Fatma Türk. Türk edebiyatında aşina olduğumuz bir konu olmaması ve de genellikle bir çocuğun bakış açısıyla aktarılması sebebiyle fazlasıyla ilgimi çektiler. Ne kadar anlamaya, empati yapmaya çalışsam da daha ne bilmediğim nice hayat ve de duygu olduğunu bir kez daha hatırlamama vesile oldu. Ama sadece bu kadar değil tabii ki. Cinlerden sıradışı aynalara fantastik pek çok kurguda da işin ehli olduğunu yine gösteriyor yazar. Daha nice kitabını okumak temennisiyle...

  ..
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üzerine düşünmeye değer pek çok soru sorduran bir kitap ...
Otomatik Portakal, okurken rahatsız etmeyi başaracak kadar canlı bir anlatım sağlayan birinin kaleminden çıkmış. Hikâyenin yarısını karakter gelişimine harcamış ki bu ikinci yarıda ele alınan konu için elzem. Anti kahraman yarattığını düşünürsek aslında riskli bir seçim. Yazıldığı dönemin atmosferini yansıttığı halde o zamanın okurunu dahi dehşete düşürmüş. Özellikle, bir kitabın değerine ilk birkaç sayfada karar verme gafletine düşenlerin kitabın besleyici kısmına ulaşamamaları mümkün. Eğer olur da çeşitli sebeplerden kitabı yarıya varmadan bırakmayı düşünürseniz, bir şans verip ilerlemenizi tavsiye ederim. Mükemmel bir perspektifle ele alınmış ve detaylarda derin anlamlandıran bir kitap. Müthiş bir son yazıldığını söyleyemem, sonda tatmin edici bir veda olmuyor bu kitaba. Üstelik ikinci kısımda çok fazla boşluk var. Başta inşa ettiği o etkiyi ikinci kısımda kaybediyor. Birden her şey hızlanıyor ve nedense oldu bittiye geliyor kitap. Yine de bu haliyle bile size ve okuma tecrübenize çok şey katacağını düşünüyorum.

Kitap argo bir dille yazılmış ve çevirmen de bunun hakkını vermiş. Birkaç noktada daha iyi tercihler olabilirdi diye düşünüyorsunuz ama genelinde atmosferin içine giriyor, karaktere inanıyorsunuz. Kitabın detaylı olarak suç sahneleri işlediğini göz önünde bulundurmanızda da fayda var. Size uygun olmayabileceğini veya benzer travmalardan dolayı ruhsal sağlığınızı tehdit edebileceğini düşünüyorsanız grupla okuma tavsiye edebilirim. Bir okuma grubuyla bölüm bölüm okuyup üzerine tartışarak ilerlemek tatsız duygulara çekilmenize engel olabilir.

Buradan sonrasında sürpriz bozan detaylar verebilirim.

Kitabın adıyla başlayalım. Tavsiyem adını unutup öyle okumanız olur. Çünkü bu konuda pek tatmin olamayacağınızı söyleyebilirim. Çeviriden dolayı mı bilmiyorum ama adıyla kitap bütünleşmiyor pek. Orijinalinde o anlamı daha çok yakalıyorsunuz ama yine de metin içinde çok da etkili kullanıldığını düşünmüyorum. Tokat gibi çarpması gerekiyordu son bölümlere doğru. Yine de üzerine düşününce bir yere bağlanıyor elbette. Kitabın arka kapak yazısında da okuyacağınız gibi argo bir deyişten geliyor adı. Yazar çok beğeniyor ve bir kitap adı olarak kullanmak istiyor. Başkaları tarafından yönlendirilen tuhaf bir tip anlatılır bu ifadeyle. Clockwork kelimesi saat mekanizmasıdır ve bildiğiniz gibi saatler kuran kişinin zamanını gösterir. Orange yani portakal kelimesinin seçilmesinin de yine arka kapak yazısında bir açıklaması var. Ancak ben bunu bir saat mekanizmasıyla can bulmuş bir portakal gibi yorumlamak istiyorum. Doğasından uzaklaşmış ve bir portakal olmanın gereksinimlerini yerine getirme konusunda mekanik bir sistemin boyunduruğuna girmiş oluyor. Bilin bakalım, kim gibi? Evet, Alex.

Alex, 15 yaşında bir ergen gibi değerlendirilebilir ilk okumada. Yani henüz kendini bulamamış ve fırtınalı bir arayış içinde kaybolmuş biri gibi görünebilir. "Ah, çevresi kötü olmasa iyi çocuktur aslında." gibi düşünebilirsiniz. Ancak kitabı okudukça kendini aslında tanıyan ve kötülüğü bir seçim sonucu elde etmiş olduğunu anlıyorsunuz. Çizgileri olan, neyi sevip sevmediğini gayet iyi bilen, özüyle ilgili iç sorgulamalarla boğuşmayan biri. Göreceksiniz ki vicdan azabı, pişmanlık duymuyor. Sabahlarının resmedilişi de melankolik değil. Yani Alex'i bir çocuk olarak göremeyiz artık.

Kitabın içindeki sorgulanan düşünceyi az çok biliyorsunuzdur. Papazın da üzerine basa basa söylediği gibi, birinin elinden karar verme hakkını alırsak o kişi kötülük yapmadığında iyi biri kabul edilebilir mi? Hepsinden öte bu kişiyi insan olarak görebilir miyiz? Yaptıklarına bakınca zaten insanlığını sorguluyor olacaksınız ama Pavlov'un klasik koşullanmasını da temel aldığını düşününce burada daha derin bir sorgulamanın bulunduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Peki insan olmaması durumunda dönüşülen şey ne? Şu anda bile özgürce aldığımızı düşündüğümüz kararlarda dahi ne çok şeyin etkisi altında olduğumuzun farkında değiliz. Mesele insan olup olmadığı sorusu değil aslında. Burada toplumsal huzuru sağlayabilmek adına suç işleyen kişinin kazanılmasının mümkün olup olmadığı sorusu. Bu çok ilginç. Klasik koşullanmanın bir yöntem olarak seçilmesi kesinlikle kitabı çekici kılan bir detay. Sonucunu görmek istiyorsunuz. Peki, suça iten nedenler çözümlenmeden bu koşullandırma içsel bir hapishane yaratmıyor mu? Kitabı o sona bağlayan asıl sebep de bu aslında.

Tedavi için kullanılan teknikte Alex'in bilinçaltını görüyoruz. Başta bunların seçilmiş gerçek görüntüler olduğunu düşündüm ama ya bilinçaltının bir yansıması ya da Alex oradaki kişiyle öyle özdeşleştiriyor ki kendini orada olanlardan bağımsız bir halüsinasyon tecrübe ediyor. Olaylar paralel gidiyor gerçek hayatıyla ama nedense daha vahşi yansıyor. Bu da demek oluyor ki Alex kötü biri olmayı seçmiş ve hatta derinde daha vahşileşme isteği var. Ancak bir şekilde bazı yaptırımlar onu frenliyor, şaşırtıcıdır ki. Yalnız bir detay var ki okurken çok dikkatim dağıldı. Okumaya devam etsem de zihnim orada kaldı. Bu görüntülerin içinde Nazi Almanyası'ndaki işkenceler de vardı. Ancak eğer gözden kaçırmadıysam Alex'le ilgili böyle bir detay verilmiyor. Alex'in zihninde neden böyle bir görüntü var ? Alex'in kötü olmayı seçmesindeki neden bu detayda gizli olabilir mi?

Detaylarda çok fazla lezzet var ve her biri okuma sürecini verimli hale getiriyor. Metni kanırta kanırta okumakta fayda var. Dönem ve yazar okuması yaptıktan sonra yeniden okumak iyi olabilir. Müziğin dramatik yapının bir parçası haline gelmesi, tedavi amaçlı uygulanan teknikle ilgili detaylar, papaz ve bakanın iki farklı görüşü temsil etmesi ve din ve devletin bireyin menfaati için yaklaşımına bir bakış açısı sunması, ihtiyaç duyulan şeyin iyiliğin var olmasını mı, yoksa tercih edilmesi mi sorusu, iğnenin etkisiyle görüntülerin izletilmesinin Alex'te zihinsel bir değişime sebep olmaması ve beyinle beden arasında uyum problemi yaratması, bununla birlikte toplumu koruma adına Alex'i dış tehlikelere karşı savunmasız bırakması sorunu ve Alex'in aslında yine topluma kazandırılamamış olması gibi üzerine düşünülecek çok şey var. Okumanın güzelliği asıl burada yatıyor işte. Tüm bu sorular cevap bulmasa bile sadece sorulması dahi düz bir okumadan daha çok şey kazandırıyor. Bu kitap da kendinize ve topluma dair derin düşüncelere itecek ve çok daha geniş bir açıdan bakmaya başladığınızı fark edeceksiniz.
Yanıtla
29
5
Destekliyorum  13
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İster istemez Kağıt Ev ile karşılaştırılıyor roman. Fakat tamamen iki ayrı dünya olduklarını düşünüyorum. Aynı zamanda genel kanının aksine Kağıt Ev'i çok abartılmış bulmuştum zamanında ve bu kitabı oradan kalan bir önyargıyla öteleyip neden bu kadar geç okudum diye kendime kızdım bitirirken. Olay örgüsü ve geçişleri epey zorlayıcı. Metaforlarıyla, iç hesaplaşmalarıyla, aile ilişkileri ve intihara meyilli bir bireyin resmini çok iyi gözlemlerle yansıtmasıyla 130 sayfaya çok iyi bir anlatım sığdırmış yazar. Sonuç odaklı bir okuyucusuysanız size pek hitap etmeyecektir ama olayın içinde kaybolmak isteyenler, kitap bittiğinde de sorgulamayı sevenler için müthiş bir roman. Keyifli okumalar.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uyanış ve İsyan Denkleminde Arap Kimliğinin Serencâmı
Tarihçi, yazar ve diplomat George Habib Antonius, bugünkü sınırlara göre bir Lübnanlı sayılıyor. Doğduğunda bir Osmanlı vatandaşı iken hem Osmanlı’nın yıkılışına hem de Suriye’nin parçalara ayrılmasına bizzat şahitlik etmiş. Ortodoks Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak 1891’de doğmuş, ailesiyle Kudüs’e yerleşmiş, Kahire Victoria Koleji’nde ve sonrasında Cambridge’de eğitim almış. Filistin’in İngiliz yönetiminde olduğu dönemde, Kudüs’te memurluk yapmış. 1925’te, Suudi Arabistan’ın Irak, Ürdün ve Yemen ile olan sınır belirleme müzakerelerinde Birleşik Krallık adına görev yapan Gilbert Clayton’a hem danışmanlık hem de tercümanlık yapmış. İngilizlerin, Filistin’deki Araplar aleyhine uyguladığı politikalara tepki olarak 1930’da görevinden ayrılmış ve izleyen dönemde New York’daki “Institute of Current World Affairs” adlı düşünce kuruluşunda mesai harcamış. 1939’daki Londra Konferansı’nda Arap Delegasyonu genel sekreteri olarak bulunmuş.

1938’de ilk baskısını yapan Arap Uyanışı, niteliği itibariyle Arap milliyetçiliği üzerine ortaya konulmuş ilk akademik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. Yazar, Internet gibi ayrıcalıkların olmadığı dönemin şartlarında, eserle ilgili hem Arap kaynaklarına hem Batı kaynaklarına erişmek için oldukça fazla zaman ve emek harcamış. Bir Arap gözüyle bu konuyu akademik düzeyde ele alışı, çalışmaya ayrı bir değer katıyor.

Eser, Arap ulusal hareketinin nasıl filiz verdiğini anlatan “Arka Plan” ile başlıyor. Konuyu İslam öncesi dönemden itibaren özetleyerek yaşadığı çağa getiriyor: “İslam'ın yükselişinden yüzyıllar önce Arap kabileleri; ekonomik gereksinimlerinin aciliyetinin oldukça baskılayıcı olması sebebiyle, Suriye'ye ve Irak'a akın etmiş ya da nüfuz etmiş ve Hristiyanlık döneminden iki asır önce Humus' ta, Edessa'da ve Akdeniz kıyısını sınır olarak çevreleyen bölgede egemenlik kurmuşlardır..." (s.17)

Tarihi silsile içinde, Osmanlı’nın Arap dünyasında hakimiyet kurmasına da yer veriliyor: “1517'de 1. Selim tarafından Mısır'ın fethi, Osmanlı'nın Arap dünyası üzerindeki hakimiyetinin genişlemesinin belirgin bir aşamasına işaret etmektedir. Selim'in 1515 yılında İran Şahı ve bir sonraki yıl da Mısır Sultanı karşısındaki ezici zaferleri, onu Irak ve Suriye'nin efendisi konumuna getirmekle kalmadı; Mısır'a da girmesini ve birkaç aylık zaman dilimi içinde Mısır üzerindeki hakimiyetini tesis etmesini de sağladı." (s.20)

Vahhabilerin ortaya çıkışı, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ve oğlu İbrahim’in faaliyetleri, Batılı devletlerin tutumları ve Şerif Hüseyin’in ve oğlu Abdullah’ın ortaya çıkışı ile konu olgunlaştırılıyor. Antonius, Arap hareketinin başlangıcını, “1847'de Beyrut'ta Amerikan himayesinde mütevazı bir edebi çevrenin temellerinin atılmasıyla birlikte Suriye'de başlar.” şeklinde ifade ediyor. O sebeple de 1847-1868 arasını hareketin başlangıç devresi olarak ele alıyor. Bu süreçte Arap topraklarında sosyal ve ekonomik şartlar, misyonerlik faaliyetleri, Suriye’de Mısır hakimiyeti, Nâsîf el-Yazicî ve Butrus el-Bustânî gibi şahsiyetler, dönüm noktaları birer birer anlatılıyor.

Yazar, Arap hareketinin emekleme dönemi olarak kabul ettiği 2. Abdülhamid’in saltanat yıllarını ayrı bölümlerde işlemiş: “Bu dönemde, … fikri hareket belirleyici adımlar attı. Suriye'de kök salan Arap ulusal bilincinin tohumu, Arapça konuşulan komşu ülkelerde de sürgünler verdi ve nihayet, Sultan II. Abdülhamid' in tahttan indirilmesinden sonra, yaygın bir seyelana dönüştü." (s.56)

“Abdülhamid'in planının önemli bir özelliği, Türk olmayan unsurları, bilhassa Arapları etkileyebilmek için özel olarak tasarlanmasıydı. Esas olarak Anadolu köylülerinden oluşan Türk kitleleri, doğası gereği Padişah'a itaatkâr ve sadıktı. Araplar, köklerinden gelen bağımsızlık sevgisiyle, daha az uysaldı ve -daha ciddi olan husus- tomurcuklanan bir ulusal bilincin rahatsız edici belirtilerini gösteriyorlardı. Abdülhamid, onları kazanmak için özel çaba sarf etti." (s.62)

“Esasen, Abdülhamid'in saltanat dönemi, Arap ulusal bilinci açısından yavaş ve neredeyse algılanamaz bir gelişme dönemiydi. Emekleme safhasındaki hareket sadece iki kez başını kaldırdı: İlk kez, saltanatının başlangıcında, Beyrut'taki gizli cemiyetin kampanyasıyla ve bir kez de, onun son yıllarında, el-Kevakîbî'nin kışkırtma girdaplarını harekete geçirdiği zaman. Bu iki oluşum dışında, hareket uykudaymış gibi yatıyordu; Abdülhamid' in tiranlığı tarafından bastırıldı ve Sarayın Arap politikasının afyonlarıyla uyuşturuldu. Mısır o dönemde Arap hareketinden koptu ve kendi başına ayrı bir milliyetçi politika geliştirdi…" (s.84)

Jön Türkler ve Jön Araplar, 1. Dünya Savaşı, savaşta ilan edilen cihat çağrısına Arapların tutumları ve İngilizlerle sürdürdükleri pazarlıklar, 1916 isyanı, savaş sonrası Arap coğrafyasının şekillenmesi ilerleyen sayfalarda yer verilen diğer konular.

Kitabın akıcı bir dili var. Bu sebeple çevirmenlerin iyi bir iş çıkarttığını belirtmek gerekir. Yazarın, konu hakkında bizzat emek harcayarak ulaştığı kaynaklara ve belgelere yer vermesi dikkat çekici. Dönemin şartlarına göre gerçekten kapsamlı bir eser ortaya konulmuş. Arap hareketi hakkındaki böylesi temel bir eserin, 1938’de yazılmasına rağmen ancak 2021’de dilimize çevrilmesi, geç kalınmış bir adım olsa da önemli bir kazanım.

İyi Okumalar!
Yanıtla
5
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyatımızın ilk yerli romanı olması vesilesiyle okudum ve öğrencilerime de aldım. Birlikte değerlendirmesini yapacağız.

İlk roman olması sebebiyle teknik bakımdan kusurlar çok bariz göze batıyor. Yazar sürekli araya giriyor, olayları bir meddah tarzıyla anlatıyor. Kitabın birçok bölümünde "Ben olsaydım şurayı şöyle yazardım." dediğim çok oldu. Okurken içim acıdı. "Gaddarca" bir son olarak değerlendirdim. Romantizmin etkilerini eserde çok bariz şekilde görebiliyoruz.

Böyle bir eseri edebiyatımıza kazandırdığı için yazara teşekkürü borç bilirim. Büyük küçük herkese tavsiye ediyorum.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bizans ve Anadolu üzerine çalışan tarih araştırmacılarının başucu kitabı olmaya aday!
Bizans İmparatorluğu’nun toplum ve kültür tarihi üzerine çalışmalarıyla dikkat çeken Prof. Leonara Neville’nin, Bizans tarih yazımı üzerine yaptığı kıymetli çalışması olan bu eser, Bizans kaynakları ve kronikleri üzerinedir. 600 ila 1490’lı yıllar arasını kapsayan dönemde kaleme alınan 52 tarih metnini ve kronikleri tanıtan bu çalışma ile bu alanda çalışanlara toplu bir başvuru kitabı oluşturulmuş durumda.

15. yüzyılın sonlarına kadar gelen kaynakları inceleyerek, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Bizans-Selçuklu, Bizans-Çaka, Bizans-Osmanlı gibi önemli iletişim ve etkileşimlere de tanık olan yazarları ve eserleri hakkında bilgi vermesi bizim için önemlidir.

Bizans ve Anadolu üzerine çalışan tarih araştırmacılarına ve bu alanda ders verenlere katkı sunan bu çalışmayı dilimize kazandıran Selenge yayınevi’ne teşekkürler.

“Olayların yıl yıl kaydedildiği kronik yazım geleneği Latin Batı’da en yaygın tarih yazım şekli halini almıştır. O halde tarih yazımının Bizans formları nasıldı?” bunları merak edenler mutlaka okumalı.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
 'En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır' diyordu George Orwell. Arayış'ı okuduğum süre boyunca bu cümle hiç çıkmadı aklımdan. Hissettiklerimi, aradıklarımı, varamadığım yerleri, çarpık düşüncelerimi ve muhtaç olduklarımı buldum sessiz cümlelerin içinde.
Çığrışan düşünce kalabalığıma parmakla gösterdim Umay'ı, o da bizim gibi...
Ölümün soğuk gerçekliğini, yaşamın harabe bir ev gibi tasvir edilmesini, insanın azrailinin tartışmasız zaman olduğu gerçeğini yazan cümleler, insanı düşündürüyor ve hayat üzerine büyük cümleler kurmaya teşvik ediyor. Bütün bildiklerinizi yeniden sorgulatıyor, bir cümle bir sayfaya saatlerce bakmanıza sebebiyet veriyor. Yatağınıza uzandığınızda kendi Arayış romanınızı yazarken buluyorsunuz kendinizi ve sonra odanın tavanına baktığınızda portakal desenli üç uçurtma görüyorsunuz.
Ne mutlu insan ruhunu besleyen romanlara ve hayatın tanımını yeniden yapan cesur yazarlara.
Yanıtla
2
3
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın önsözde de belirttiği gibi esasında "Siyasi düşünceler tarihi nedir?" başlığıyla yayımlanmış olması gereken bir çalışma. İçindeki tartışmaların ve tariflerin neredeyse bütünü yazarın da uzmanı olduğu bu alandan verilmiş. Genellikle Cambridge ekolü mensupları olan Skinner, Pocock, Dunn ve Hont'un çalışmalarına değinilmiş. Fakat yine de alan hakkında genel bilgi sahibi olmak için okunulabilir. Özellikle entelektüel tarihçiliğin farklı ekollerini tanıtan birinci bölüm ve entelektüel tarihçiliğin mevcut durumundan bahseden son bölüm oldukça faydalı. Kitap genelinde verilen örnekler de konuyu somutlaştırmaya yardımcı oluyor. Bazı yerlerde terminolojinin tercümesinde hatalar olsa da dilin akışı bakımından çevirisi de gayet güzel.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İbn Fadlan'ın kaleme aldığı seyahatnamesinin tarihi önemi yüksektir. Özellikle de Türk tarihinin orta dönemleri hakkında verdiği bilgiler bakımından kıymetli bir eserdir. İslam dininin tanıtımını yapmak için bir devlet görevlisi olarak farklı coğrafyalara seyahat eden İbn Fadlan gittiği bölgelerde karşılaştığı Türk topluluklarının siyasi, dini ve sosyal yaşamları hakkında teferruatlı bilgiler aktarmaktadır. Selenge Yayınları tarafından yayınlanan bu çalışmanın Mehmet Şayir tarafından en güncel tahkikler dikkate alınarak Arapça aslından çevirilmesi piyasadaki diğer farkını ve kalitesini ortaya koymaktadır.
Yanıtla
2
4
Destekliyorum  12
Bildir