Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Nasıl bir geleceği arzuluyor, nasıl hazırlanıyor ve neler yapıyoruz?
Tarih bilinci, hukuk terazisi, mantık terazisi, bilimsel öngörü; bilgi/bilinç/karar ve eylemlerimizi şekillendirecek ana unsurlardandır. Bunların yanında, toplumsal gelişmeleri gereğince ve yeterince gözlemleyebilmek için; sosyolojik bakış da göz ardı edilemez.

Tüm bu tespit ve gerçeklerden hareketle, sosyoloji profesörü olan sayın yazar eserinde, global ölçekte ve bilim zemininde, detaylı bilgiler vermiş ve yorumlamıştır. Kitabın sonlarına doğru da, yerel planda ülkemizdeki sosyolojik hareketleri ve sonuçları irdeleyerek, bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini anlatmıştır.

173 sayfa olan eser; iki kısım ve 13 ana başlıktan oluşmaktadır. Toplumların oluşumu, etken, eğilim ve gelişmelerin, gelecekte toplumları nasıl etkileyeceği konusunda tahmin ve varsayımlar geliştirilmiştir.

Bilgi, birikim, keşif, hakikat, adalet, niyet, düşünce, plan, üretim, denetim, gelişim, organize, değişim, dönüşüm süreçleri; hayatımıza anlam, coşku, umut, sevinç ve süreklilik katar. Diğer canlı/cansız alemlerden farklı olduğumuzu açığa çıkarır. Yankı odasında yalnızca kendi sesini duyarak doyuma ulaşmak, dev aynasında yapay heybetli cüssesini görmekle tatmin olanlar; kendine/topluma ve çevresine ne katabilir ki?...

"Modern Toplum"un geleceği nasıl şekillenecek, bize düşen ödev ve sorumluluklar nelerdir?

Bu soru; her daim gündemimizde, güncelliğini koruması gerekmektedir. Bu yolculukta ise, bu kitap da okumamız gereken eserler arasında olmalıdır.

Kitaptaki anlatımlardan iki de alıntı yaparak sözlerimizi tamamlayalım:

5. Kısım (Tanrılaşan insan ve Geleceğin toplumu) bölümünde, 90. Sayfada; “Özneler arası gerçeklik, pek çok insanın inandığı ve hissettiği şeylerden oluşmaktadır. Bu noktada yazar (Harari) tarihte ve toplumda pek çok şeyin özneler arası olduğunu iddia eder. Eğer bir paranın, ortak bir alışveriş aracı olduğuna inanmasak, onun hiçbir değeri olmayacaktır, nitekim kâğıt parayı ne yiyebiliriz, ne de içebiliriz.”

“Sonuçlar” bölümünün, 160. Sayfasında ise: “Fukuyama, liberalizmin zaferini ilan etse de bir konuda bu sistemin başarılı olamadığını itiraf etmektedir. O da farklılıkların ve çeşitliliğin ‘tanınması problemi’dir. Liberalizmin bu noktadaki sorunlarına başka düşünürler de değinmişlerdir. Sözgelimi Will Kymlicka' ya göre liberal demokrasilerin ‘eşit ve evrensel yurttaşlık' ilkesi, etnik azınlıkların eşit düzeyde toplumsal katılımını sağlamada yeterli olamamıştır. Liberaller 'insan hakları' meselesiyle bu sorunun çözüleceğini ummuşlardır. Ama bu sorunlar ileri düzeye varmış insan haklarına rağmen devam etmektedir. Çözüm, ona göre şudur: Etnik gruplara "Azınlık hakları" tanınmalıdır. Azınlık hakları iki ilkeyle formüle edilmiştir: 1) Genel kurallardan muafiyet ve 2) Kültürel hakların devlet tarafından desteklenmesi ve geliştirilmesi. Fukuyama, soruna işaret etmekte, ancak bunun nasıl çözüleceğine dair somut bir öneride bulunmamaktadır.”

Sonuç olarak şu yorumu yapabiliriz: Bireysel iradeyi, insan onur ve erdemini, dayanışma ruhunu körelten hiçbir sistem; insani kodlar içermeyecek ve sürdürülebilir/kabul edilebilir olamayacaktır.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Bir başkası yüzünden hayatını kaybeden insanlar…” kitabın bana göre özeti gibiydi. Savaşın acımasız yüzünü insanların hayatlarını nasıl parçaladığını sonlandırdığını farklı yazarlardan farklı hikayelerle tek bir kalemden çıkmış gibi okuyacağınız bir eser her bir yazar farklı hikayelerde bir karakter etrafında olayı savaşın etkilerini başarılı ve sürükleyici bir şekilde anlatmış (burjuva, rahip, hayat kadını, alt sınıf, asker vs) ilk defa savaşın etkisini çok çeşitli anlatan bir kitap okudum hikaye her çeşit insanın hayatına dokunuyor herkese tavsiye ediyorum keyifli okumalar
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ders için almıştım, alırken mecburiyetten aldım ama iyi ki de böyle bir kitapla tanışmışım, tespitleriyle, çok farklı kaynaklardan eğitimle ilgili farklı fikirlerin derlenmesiyle şahane bir bakış kazandırdı eğitimle ilgili … 300 sayfalık kitabın 30 sayfalık kaynakça kısmı var, yani kitap içeriğinde referans aldığı çok farklı kaynaklar var onun İçin de dolu dolu bir kitap, ne diyeyim Adem İnce’nin kalemine sağlık… Son zamanlarda bulunduğum çoğu ortamda bu kitabı överken, anlatırken buluyorum kendimi … Evet içinde biraz terimler var, zaman zaman sıkılanlar olabilir ama içeriğe genel baktığınızda rahatsız edecek yada bağlamı anlamanıza engel derecede olmadığını göreceksiniz … Sadece eğitimin içinde olan kişiler değil, eğitim sistemine eleştirel açıdan bakmak için herkesin okumasını ısrarla öneririm.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Emir Timur (Tarih, Siyaset, Miras)...
Eser, on yıllık bir çalışmanın ürünü olarak A. Ahat Andican tarafından kaleme alınmış ve 2019 yılında ise rahmetli Ahsen Batur'un editörlüğünde Selenge Yayınevi'nden neşredilmiştir. 926 sayfadan müteşekkil bu eserde, "Timur Tarihinin Birincil Kaynakları" başlığı ile tanıtıma gidilerek şık bir üslup sergilenmiştir. Timur'dan bahsedilen asıl kısma gelene kadar epey büyük başlıklar ve uzun değerlendirmeler yer alıyor. Değerlendirmeye almadan eserin yazarını kısaca tanıtmakta fayda görüyorum;

A. Ahat Andican, aslen Özbekistan göçmeni bir aileye mensup olarak, 1951 Afganistan doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Türkiye’de, Akşehir’de tamamlamasının ardından, üniversite öğrenimine 1968 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde devam etmiştir. 1991 yılında Genel Cerrahi alanında Profesörlük unvanı alan Andican, sağlık kariyerine ilave olarak, İstanbul Üniversitesi (AUZEF) Tarih bölümü mezunudur. Ayrıca siyaset ile de ilgilidir.

Başlıklardan bazıları aslında makale olarak yayınlanabilir kıvamdayken kitap bölümü olarak ele alınması oldukça ilginç bir okuma deneyimi sunuyor. Arka kapak yazısında da belirtildiği gibi, "Timur tarihi yazımına -sıradışı bir bakış açısıyla- yeni bir soluk getirmektedir." Uzun çalışma mesaileri neticesinde vücuda getirilmiş bir eser olmasından dolayı yazara emeklerinden ötürü bir teşekkür sunmakta beis yoktur. İnceleme esnasında esere dair naçizane bir görüş olarak, kitabı tek bir ciltte ele almak yerine, başlık kapsamları mümkün olduğunca genişletilerek ayrı ayrı ciltlerde bir Timur külliyatı oluşturulabilmesi tarafında oldu. Bu eser, Timur ile ilgili yerleşik bir bilgi düzeyine erişildiğinde okunmalı, aksi takdirde ilk defa Timur ile tanışacak olan okurlar için daha temel çalışmalar tavsiye edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Buna örnek olarak, konuya giriş niteliğinde J. P. Roux- Timurlenk, özümsemek adına konunun duayen uzmanlarından Prof. Dr. İsmail Aka- Timurlular eseri ve değerlendirmeler ve dönemi anlamak adına J. Marozzi- Timurlenk gibi bir sıralama söz konusu olabilir. Bu eser de bu oluşumun ardından tamamlayıcı olarak gelebilir. İlave olarak yakın zamanlarda gerçekleşen Sultan Yıldırım Bayezid ve Emir Timur Uluslararası Sempozyumu’nda sunulan bildiriler de takip edilebilir.

Tüzükat-ı Timuri ile ilgili bahsettiklerinde oldukça haklı görünen yazarın atladığı bir mevzu var: Tarih kürsülerinden ders dinleyen her Tarihçi bilir ki, Tüzükât-ı Timuri zaten gerçek değildir. Bu konunun kaleme alınmış olması tarihçiler adına sevindirici, ancak kitapta abartıldığı kadar efsanevi bir bilgi değildir. Ayrıca tarihte Timur gibi konuları ele almak da tarihçilik açısından epey birikim gerektiren, çok uzun yıllar isteyen bir iş… Bu kitapta da neredeyse Timur'un kendisinden çok savaşları, çevresiyle olan ilişkileri ya da tarihçilerin gözünden Timur gibi başlıklar altında Timur'un çevresinde dolaşmaktan bir türlü Timur'a ulaşılamamış gibi hissettirdi. Konu genişliği çok büyük bir boyutta olmakla birlikte, -akademik camia haricinde- okuyucuyu çok uzun süre boyunca kendisine konsantrede tutacak akışta bir çalışma olmadığı kanaati oluşmaktadır. Okuyucu eserin tamamını okuduğunda kesinlikle Timur ile ilgili diğer meraklarını giderir, o yüzden ayrı bir yerdedir. Dipnotlara bakıldığında ise yazarın iyi bir şekilde kaynak tahlilinde bulunduğunu ifade etmek de mümkündür.

Ayrıca “Günümüz Türk Tarihçiliğinde Timur Üzerine Yaratılan Efsaneler ve Gerçekler” adlı başlığı, Timur ile ilgili çalışmaları olan hocaların yazdıklarına karşılık veren bir bölümdür. Ancak buradaki bakış açısı reddiyede bulunulan hocaların konuyu ele aldığı süreçteki sosyolojik ve metodolojik açıdan gelişimleri ile ayrı ayrı ele alınmış olsaydı daha farklı bir imaj uyandırabilirdi. Eleştiri yazısından çok taşlama gibi bir algı ortaya koyuyor. Timur kitaplığında bulunması gereken bir eser. Timur tarihi ile ilgili farklı bir pencere sunmak adına katkıda bulunan, bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na…
Yanıtla
8
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
AVRASYA NERESİ?
Günümüzde hâlâ tartışmalı olan “Avrasya” kavramını, bundan yıllar önce derinlemesine inceleyen Gumilev, söz konusu meseleyi farklı ve kendine özgü bakış açısıyla kaleme alırken bunu da inandırıcı bilgilerle ispatlamaktadır. Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusları arasında kalan koca kara parçasını “Avrasya” bölgesi şeklinde tarif eden yazar sınırlarını da aşağı yukarı tespit etme yoluna gidiyor. Buna göre, Çin Seddi’nden Doğu Avrupa’nın Don Havzası’na kadar olan alan ve Kuzey Afrika ile Akdeniz sahillerinin bir bölümü de Avrasya’yı oluşturmaktadır. Uzun yıllar boyunca başta Fransız ve Çinli bilim adamlarının bilerek ve ısrarlı bir şekilde bu alanı görmediğine vurgu yapan yazar, Avrasya’da bir belirip bir kaybolan halkların burayı oluşturmalarından ve diri tutmalarından dolayı haklarının verilmesi taraftarıdır. Elbette bu hak, onları, tarihin mazisinde önemli roller üstlenmiş halklar olarak günümüzde anlatılmasıdır. Bununla beraber Avrasya coğrafyasındaki halkların, ki bunlar Türkler, Moğollar ve Ruslar, Avrupa’nın Çinliler tarafından işgal edilmesinin önünü kestiğine de işaret eden yazara göre söz konusu bölge bir çeşit Avrupa’nın kurtarıcısı durumundadır.

“Avrasyadan Makaleler-I” kitabının kimi sayfalarında Milattan Önce yüzlerce yıl geriye giden kimi sayfalarında ise 18.yüzyıla kadar gelen yazar, 20.yüzyıldaki bölge tarihi hakkındaki bazı tespitlere de reddiyeler sunması dikkat çekiyor. Metinleri kaleme aldığı sıralar yazarın Sovyet Rusya vatandaşı olması, okurun aklına “oryantalist” düşünce sistemine göre hareket ettiği gelebilir. Ya da başka bir deyişle “Rus Bakışı” ifadelerle kaleme alındığı izlenimlerde, zihinlerde yer edinebilir. Gumilev’i tanıyanların saydığımız hislere kapılmayacağı muhakkaktır. Kitabı okumadan önce yazar hakkında azda olsa bilgi sahibi olmak zihinleri rahatlatacağını da ilave etmek gerekiyor.

Günümüzde hâlâ Moğolların istilasını, sebepsiz şekilde geldikleri gibi anlatılırken, yazar bunu tarafsızca tüm gerçekliğiyle izah etmeye girişmiştir. Yani Moğol tebaasının katledilmesi bölgede sonun başlangıcı gibidir. Bununla ilgili yazarın bir tespiti de, o dönem, dünyada öne çıkan neredeyse tüm feodal devletlerin Moğollardan aşağı kalır yanı olmadığıdır. Öte yandan Moğol istilası olmasa, başka bir topluluk yahut devlet buna benzer bir istilayı zaten gerçekleştirecektir.

Söz konusu kitapta, dikkat detaylardan biri de Çin’in izlediği siyaset ve dünyayı tehdit edişi. Elbette bunda ekonomik nedenler baştadır. Çin’den Tibet’e uzanan yazar, nüfusları azda olsa Tibetlilerin de bir şekilde hâkimiyet mücadelesine giriştiğine de yer vermektedir. Hazarya’nın neresi olduğunu sorgulayan yazar Hunların mücadelesini de unutmamış. İlk Türkçe konuşan halkları da tarif eden yazar bunların kendilerini “Türk” olarak tarif etmediklerine de dikkat çekmektedir. “Türk” kavramının da tarif edildiği eseri okumanın kesinlikle zaman kaybı olmayacağını, aksine ufuk açıcı bir kazanım olacağını da son olarak işaret etmek istiyoruz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Başladığınız gibi, elinizden bırakmadan bitirmek isteyeceğiniz kitaplardan. Kitap yazım tekniği, okurken görselleştirmenin önünü açıyor, görüntüler gözünüzün önünde oluşuyor. Hikaye örgüsü güçlü, bir Mezopotamya'dan İstanbul'a Balkanlar'a ve Londra'ya uzanan bir örgü var. Bu örgü içinde bazı bölümler daha uzun işlenebilirdi, ancak bu kitabın akıcılığını bozabilirdi. Kitap, roman türünün içinde bilgi temelli ve bunun yanında edebi yönü de yüksek kitap seviyesinde. Bu ikisini birleştirebilmesi de yazarın yetenek seviyesini ve kitaba harcanan emek seviyesini gösteriyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyada Türk tarihi üzerine önemli katkılar sunmuş araştırmacılardan biri olan Vasily V. Barthold’un bir eseri daha dilimize kazandırılmış.

Eşsiz bir Türkoloji uzmanı olan V. V. Barthold’un 1903 yılında yayımlanan “İran’ın Tarihî Coğrafyası” adlı eseri dilimize Ömer Alkaç tarafından çevrilmiştir. Genel Türk Tarihi ve Orta Çağ Tarihi çalışmalarında önemli bir yeri olan İran coğrafyasının araştırıldığı bu eser, çeviri eserleri ile Türk tarihine büyük katkıları olan Selenge Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

Ayrıca bu eser birden fazla dildeki baskıları karşılaştırılarak ve özverili bir süreçten geçerek dilimize kazandırılmış olmasıyla her türlü teşekkürü hak etmektedir.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Emre Kaymakçı’nın yüksek lisans tezinin genişletilmiş hâli olan çalışma, Bizans ve İtalyan şehir devletlerinin, özellikle X. yüzyıldan itibaren Ege’de üstünlük kurma mücadelelerini anlatmaktadır.
Ege Adaları’nın Orta Çağ’daki durumu hakkında bilgilerin verildiği, Venedik ve Ceneviz gibi devletlerin bu adaları kolonileştirme çabalarının işlendiği bir çalışma. Bizans, Beylikler ve Osmanlı döneminde Adalar Denizi’ndeki hâkimiyet mücadelesini okumak isteyenlere tavsiyemdir.
Orta Çağ Ege Adaları’ndaki ve diğer devletlerarasındaki ticarete de değinmektedir.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Orta Çağ’ın önemli ticaret havzaları olan Anadolu, Çin, Hindistan, İran ve Mısır’daki sosyal ekonomik durumu hakkında bir eser daha yayınlandı; Orta Çağ’da Ticaret.

Tolgahan Karaimamoğlu editörlüğünde ortaklaşa bir çalışma olan bu eserin, önemli kaynakları Türkçeye çevirmesiyle Türk akademisine katkılar sunan Ahsen Batur’a ithaf edilmesi ayrıca anlamlı olmuştur.

Türk tarihçilerinin araştırmalarından oluşan bu eserde Moğol, Memlûklu, Celayir, Delhi Türk Sultanlığı, Artuklular, Karahitay, İdil Bulgarları, İslam ve Anadolu Türk tarihi dönemlerini içeren çalışmalar yer almaktadır. Ayrıca coğrafî ve bilgi haritalarıyla çalışma zenginleştirilmiştir.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Saygın bir Eser: Semerkand’ın Altın Şeftalileri...
Edward Hetzel Schafer, sırasıyla UCLA, Havai, Harvard, Berkeley üniversitelerinde eğitim almış, Çin tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla otorite kabul edilen bir akademisyen. Berkeley kadrosunda öğretim üyeliği hayatına devam eden Schafer, bir düzineden fazla kitap ve yüzden fazla makale kaleme alarak üretkenliğini ortaya koymuş.

“Ben maddi kültür ile alakalı Orta Çağ Çin edebiyatı metinlerine hususi ilgi duyan bir filoloğum. Standartlarımı ve değerlerimi el-Biruni, Agricola ve hatta Chaucer gibi alimlerin öğrencisiymişim gibi belirledim. Esasen her şeye burnunu sokan bir ‘tarihçi’ ya da haddini bilmez bir ‘linguist’ olarak hatırlanmaktansa kabiliyetsiz bir filolog olmayı tercih ederdim. Ama gel gör ki, her iki şekilde de anıldım.”

Kitaba konu olan Tang hanedanı, 618-907 yılları arasında Çin’i yönetmiş, ülkeye çok parlak bir dönem yaşatmayı başarmıştır. Bu hanedan zamanında, ülke toprakları genişlemiş, Göktürklerin de içinde olduğu birçok komşu ülke, vergiye bağlanmıştır. İpek yolu sayesinde Çin, o dönemlerde büyük bir ekonomik merkez haline gelmiştir. Kitabın da temel odak konusunu, adına yansıdığı üzere bu dönemdeki uluslararası ticaretin detayları oluşturmaktadır. Türk okuru açısından ise satır aralarında anlatılan Türk kültürüne ve İslamiyet öncesi Türk tarihine dair dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır.

Eserin ilk bölümü, Tang hanedanı hakkında kısa bilgilerle başlıyor. O dönemde ecnebiler, ecnebi iskân yerleri, deniz ve kara üzerinden işleyen ticaret yolları ayrı başlıklarla işleniyor:

“Büyük İpek Yolu, Kuzeybatı Çin sınırından başlayıp Gobi Çölü hududunca uzanır, Semerkand, İran ve Suriye'de nihayet bulurdu. Yumen Geçidi ötesinde hiç de cazip olmayan başka yollar da vardı. Kervan yolları bazen insan ve yük hayvanlarının iskeletleri ile tespit edilirdi. Mesela Tun-huang'dan Turfan'a uzanan, Beyaz Ejder Kumtepeleri ile bir bölümünde kadim Lobnor Gölü tuz kabuklarının bulunduğu güzergâh pek korkunçtu…” (s. 39)

“Ch'ang-an yaklaşık iki milyon vergi mükellefiyle uzun ırmaklar ve kanallar ağının diğer ucunda bulunan Kanton'dan on kat daha kalabalıktı. Payitahtın ecnebi nüfusu nispeten yoğundu. Bu beynelmilel unsurlar güney limanlarından oldukça farklı bir yapı arz ediyordu. Söz konusu topluluğun esas kitlesi kuzeyliler ve batılılardan müteşekkildi: Türkler, Uygurlar, Toharlar ve Soğdlar; buna karşın Kanton'un sakinleri ise Champalar, Kmerler, Javalılar ve Seylanlılardan ibaretti. Bununla birlikte her iki şehirde de pek çok Arap, Fars ve Hindu bulunuyordu.” (s. 49)

“İki payitahtta da Türk ve Doğu İran kıyafet modasını takip etme eğilimi mevcuttu. Tang Hanedanı zamanında kadınlar ve erkekler dışarıya çıktıkları vakit, özellikle de at sırtında ‘barbar’ başlığı takarlardı. Aristokrat sınıfa mensup kadınlar VII. yüzyılın başlarında başlık ile peçeyi birlikte kullanmayı tercih ederler, bir nevi kaftana ise "mi-li" adını verirlerdi. Mağrur kadınların yüzleri ile bedenlerinin büyük kısmını kuşatan bu esvap gizemlerini korumaları ve gözleriyle kendilerini süzen magandaların bakışlarından sakınmaları hususunda onlara yardımcı olurdu...” (s. 61)

Sonraki bölümlerin tamamında ticarete konu olan tüm unsurlar hakkında çok kapsamlı bilgiler veriliyor. Bu kapsamda öncelikle insan, nâm-ı diğer eşref-i mahlukât konusu ele alınıyor: Tutsaklar, köleler, rehineler… Sonrasında at, deve, koyun gibi evcil hayvanlar ile fil, leopar, aslan gibi vahşî hayvanlar, kuşlar işleniyor.

“Kalabalık gasıp Çinlilerin yedi iklim dört bucaktaki barbar ordalarını temizledikleri VII. yüzyıl boyunca çok sayıda erkek zorla köle yapılıp savaş tutsağı olarak Çin'e gönderildi. Bunlar arasında en büyük zümreyi Türkler teşkil ediyordu zira Moğolistan bozkırları ile Doğu Türkistan çöllerinden binlerce esir alınmıştı. Ayrıca Mançurya ve Kore halkları da Çinlilerin eline düşmüş ve Göğün Oğlu ile dalkavukları için zahmetli işlerde çalıştırılmaya gönderilmişlerdi...” (s. 79)

“Kuzeydeki Türk boyları T'ang atlarının asıl membaı idi. Çok yönlü ve güzel atları çiftleştiren bu boylar, uzun yolculuklara dayanıklı, avlanmak için emsalsiz ve Hun bozkırlarının sabık ustaları tarafından uzun yıllar önce ehlileştirilmiş, kadim tarpana benzeyen bir hayvan elde etmişlerdi. Türk atları o kadar önemliydi ki mütekebbir Çinliler hararetle ihtiyaç duydukları bu hayvanları elde edebilmek için pek çok hususta mütevazı davranmaya icbar olmuşlardı…” (s. 115)

Kürk ve tüyler, dokumalar, kitaplar, besin maddeleri, bitkiler ve ağaçlar, ilaçlar, sınai maddeler, mücevherat, metaller bu kapsamda diğer başlıkları oluşturuyor.

Birçok dünya diline çevirisi yapılan “Semerkand’ın Altın Şeftalileri”, alanında, dünya çapında bilinen saygın bir eserdir. Bu başyapıtın Türkçe’ye kazandırılması, Selenge Yayınları’nın ülkemize önemli bir kültür hizmeti olarak nitelendirilebilir. Akademik titizlikle yapılan çevirisi ve not eklemeleri için Dr. Serkan Acar, ayrıca bir övgüyü hak ediyor.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
6
2
Destekliyorum  1
Bildir