Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı benim için çok değerli kılan 3 etken söz konusu:
1-Mukayeseli anlatımı sayesinde okuyucuya Yunan ve Roma mitlerinin benzerliklerini, farklılıklarını ve ikisi arasındaki o geçiş aşamasını gözlemleme fırsatı sunuyor.
2-İşleyişinin hem kişi hem de mekan temelli olması konuyu en az iki perspektiften görerek pekiştirmenizi sağlıyor.
3- Her başlığın sonunda konuya dair verdiği literatür ve okuma tavsiyeleri özellikle de kitabın sonunda verilen kaynakça adeta bir hazine.
Mutlaka okunmalı.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öykücü olarak bildiğimiz Abdullah Harmancı'nın kalemimden bu sefer çocuklar için yazılmış bir eser okumak çok güzel. Evliya'nın Sırları kitabı bizleri Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde seyahate çıkarıyor. Üstelik bu seyahatte bizler ve çocuklar yalnız olmuyoruz. Bizzat Evliya Çelebi bizlere yoldaşlık ediyorlar. Çocuklar için yazmak, büyükler için yazmaktan çok daha zor ama Abdullah Harmancı bu zorluğu aşmış ve çocuklara; onların diliyle, onların kelimeleriyle ulaşmayı başarıyor. Çocukların ve en az onlar kadar büyüklerin de zevkle okuyacağı keyifli, bilgilendirici bir eser.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İflah olmaz bir komünist ve Marksist olmakla birlikte, gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerden addedilen Hobsbawm'ın entelektüel hayatı hakkında doyurucu bilgiler, yerinde tespit ve değerlendirmeler içeren yetkin bir biyografi. Ayrıca Hobsbawm'ın 95 yıllık hayatıyla ilişkili olduğu ölçüde, Hobsbawm özelinde bir dünya tarihi okuması da yapıyorsunuz diyebilirim. Çeviri itibariyle de gayet memnun kaldığımı, kitabın üslûbunu anlaşılır ve akıcı bulduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Emeği geçenleri canı gönülden kutlarım. Dilerim ki yazarın Nazi Almanyası'na dair üç ciltlik kallavi anlatısı ile 1815-1914 yılları arası Avrupa tarihine odaklandığı çalışması da dilimize kazandırılır.
Yanıtla
11
3
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırım Tatarlarının Tarihi
Yazar Alan W. Hoover, Michigan State Üniversitesi tarih profesörlerinden. Osmanlı Tarihi, Türk halkları ve özellikle Kırım Tatarları, akademik çalışmalarının odağında olmuş.

Kırım Tatarları (The Crimean Tatars), uluslararası alanda bilinirliğe sahip bir eser. Stanford Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Hoover Enstitüsü tarafından, SSCB milletleri hakkındaki çalışmalar üzerine oluşturulan serinin ilk kitabı olarak basılmış. Yazar, eseri hazırlarken konuyla ilgili kaynak arayışında, İstanbul’daki Başbakanlık Arşivi’nden de yararlanmış. Kitapta SSCB sonrası döneme yer verilmediğini baştan not düşelim.

Alan W. Hoover, eserin yazılmasında iki amaca vurgu yapmakta: Birincisi, Kırım Tatarları hakkında yazılı bir belgenin olmayışı; İkincisi, Kırım Tatarlarının en önemli problemi olan Rusların ve birçok Batılı gözlemcinin Türk dünyasında Kırım Tatarları Birliği’nin mevcudiyetini inkâr etmesidir. Kitap, konuyu, temel olarak üç dönemde ele alıyor: Kırım Tatar Hanlığı dönemi, Çarlık dönemi ve son olarak SSCB dönemi.

“Kırım’a ilk defa on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda gelen Kırım Tatarları kısa zamanda mevcut politik ve kültürel müesseselerin yerine kendilerininkini koymuşlar; on beşinci yüzyılın ortasında ilk devletlerini kurmuşlardır. Bu tarihten 1783 yılında yarımadanın Ruslar tarafından ilhakına kadar Kırım Tatarları, Giray hanedanlarının hâkimiyetinde Kırım Hanlığı denen devletlerinde yaşamışlardır.”

Kırım Hanlığı’nın Osmanlı ile ilişkileri, Osmanlıların 1475’te Kırım sahillerini fethedip Kefe Sancağı’nı oluşturmalarıyla başlayan süreç, Kırım’daki yönetimin diğer komşu ülkelerle ilişkileri, bölgedeki sosyal ve kültürel gelişmeler, ilk bölümün temel başlıkları olarak gösterilebilir.

Karlofça Anlaşması sonrası Osmanlıların bölgede zayıflaması ve Rusların güçlenmesi ile değişen dengeler, Çarlık Dönemine ayrılan ikinci bölümün başlangıcını oluşturuyor.

“Osmanlı kayıtları, 18. yüzyıl başlarında Tatar hanlarıyla olan münasebetleri anlatırken, Azak’ın düşüşünden sonra hanlıktaki şartların değiştiğinden açık bir şekilde söz etmektedir. 18. Yüzyılın ilk 35 yılında Kırım tahtına içte ve dışta tesirli bir liderlik yapamayan 11 han çıktı. Osmanlılar, eskisinden daha sık olmak üzere ve çoğu kez de kabile reislerinden birinin isteği üzerine Kırım hanlarını azletmeye başladılar. Buna karşılık hanlar Osmanlıların isteği üzerine Kafkasya’ya, İran’a ve Balkanlar’a birçok Tatar ordusu yolladılar; fakat bu seferlerden çoğu kez büyük asker ve at kayıplarıyla elleri boş olarak geri döndüler…”

18. yüzyıl ikinci yarısında, özellikle Küçük Kaynarca Anlaşması sonrasında yaşananlar, Rus istilaları ve ilhakın ardından tesis edilen idarî yapı, Tatarların bu topraklardan göç etmesi ve Rus iskanlarının artması, Kırım Tatarlarının milli uyanışı oldukça detaylı izah edilmiş.
“Tatar halkına yapılan en büyük baskı, hükümetin teşvik ettiği gitgide artan Slav iskanı yüzünden meydana geldi. Hiç şüphe yoktur ki, tâ II. Katerina’nın devrinden beri idarî makamlar Kırım’ı hem potansiyeli çok büyük ekonomik kaynak hem de yaşanacak büyüleyici bir yer olarak görmüşlerdir. Katerina, yarımada topraklarının onda birinden fazlasını gözdelerine ve sair memurlara bağışlamıştı. Bu bağışlar 500 ilâ 2000 hektarlık parseller halindeydi. En büyük bağış 20.000 hektardan büyüktü. Hükümetin Rus idaresinin ilk on yıllarında bağışladığı bu topraklar, 1783’den sonra göç etmiş olan Tatar sahiplerinden ve Han’ın özel mülkünden müsadere edilmişti…

”Üçüncü bölüm, Kırım Tatarları için çilelerin daha da katlandığı SSCB dönemine ayrılmış. İlk dünya savaşında Almanların da bölgede etkin rol oynaması, Rus iç savaşı sonrası Bolşeviklerin yönetimi yeniden ele alması, Kırım’ın Sovyetleştirilmesi konuları dikkat çekici detaylar içeriyor. Satır aralarında İkinci Dünya Savaşı ile Almanların bölgeyi işgal etmesinin ardındaki ilginç sebeplere de yer verilmiş:

“16 Temmuz 1914’deki bir siyasi toplantıda Hitler, ‘Kırım’ın bütün yabancıların sürüleceği veya tahliye edileceği saf bir Alman kolonisi olacağına’ karar verdi. Yabancıların arasına Kırım Tatarlarını da dâhil ediyordu. Hitler, Kırım’ı geleceğin Karadeniz’indeki Alman Cebel-i Tarık’ı olarak görüyordu… Almanların Kırım’a karşı ilgisine sebep olan başka düşünceler de vardı. Evvela Alman komutanlığı Türk hükümetini Mihver devletlerinin safında savaşa sokmak için yeterli baskı yapabileceğine inanıyordu. Nihayetinde Türkler uzun zamandan beri Almanların dostuydular…”

Almanların yenilmesiyle Kırım’a dönen Sovyetlerin, Tatarlar üzerinde uyguladığı baskı ve şiddet, hemen ardından başlatılan tehcir ve rehabilitasyon, sürgünde yaşananlar, dönüş hakkı için sarf edilen çabalar, eserin son kısımlarında yer verilen önemli konulardan bazıları.

Kırım Tatarları, meraklısı için değerli bilgiler sunan ve emek verilerek hazırlanmış akademik bir eser.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son zamanlarda ülkemizde felsefe dünyadan uzak sadece belirli bir kesimin gündelik hayattan kopuk uğraşı gibi algılanmaktadır. Oysa felsefe hayatın tam içinde insan olmanın her meselesiyle uğraşmaktadır. Felsefenin bir sahibi yoktur. Okuyucusu olmak ya da ona sığınmak için istenen bir seviye sınav başarı belgesi yoktur. İşte sayın Aytemir'in kitabı bu inancımın en güzel örneklerinden biri. İçinden geçtiğimiz buhranlı zamanları hem çok güzel tasvir etmiş hem de felsefenin dönemler üstülüğünü insana dairliğini bizlere bir kez daha kanıtlamış. Okur yalnız covid-19'a değil kişisel pek çok meseleye çeşitli düşünürlerin açılarından yaklaşabilmekte bu eserle. Ayrıca yeni başlayanlar için önemli düşünürleri tanıtan hap bilgi bir başlangıç kitabı niteliğindeki bu eseri dünya ile derdi olan herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rus Tarihi Hakkında Bir Başyapıt
Son yıllarda Suriye’de yaşananlar, ardından Ukrayna ve Rusya arasında devam etmekte olan savaş, Avrupa ülkeleriyle Rusya arasındaki enerji krizi, ülkemizde Rusya’yı sürekli olarak gündemde tutan en önemli nedenler olsa gerek. Tarih derslerinde yeri geldikçe tekrar edilen “Rusların sıcak denizlere inme” şeklinde ifade edilen malum hedefi de aklımızın bir köşesinde her daim duruyor. Rusya, bir komşu devlet ve millet olarak bizim açımızdan geçmişiyle de bilinmesi gereken öneme sahip. Bugünkü Rusya’yı ve izlediği politikaları doğru tahlil edebilmenin, geleceğe dair yol haritası çıkarabilmenin önemli bir yolu, Rus tarihini çok farklı kaynaklardan tahlil edip doğru analizler yapmaktan geçiyor.

Alanında temel eserlerden biri olarak gösterilen Vernadsky’nin Rusya Tarihi, Selenge Yayınları tarafından ülkemizdeki okurlara sunulmuş değerli bir eser. Yazar George Vernadsky, ömrü farklı ülkelerde geçmiş ilginç hayat hikayesiyle bilinen bir bilim insanı. Ukrayna Bilimler Akademisi’nin kurucusu olan babası Vladimir Vernadsky gibi akademisyen olmayı tercih etmiş. Akademik kariyerine Moskova, Freiburg, Berlin, St. Petersburg, Kırım ve en nihayetinde Connecticut gibi farklı yerlerde devam etmiş. Bolşeviklerin 1920’de Kırım’ı işgaliyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan 130 bin devrim muhalifinden biri olarak yazarın yolu, bir süreliğine İstanbul’a düşmüş, buradan da Atina yoluyla Prag’a devam etmiş. 1926’da gittiği ABD’de, Yale kadrosuna dahil olmuş. Bu üniversitede 1927-1946 arasında araştırmacı olarak (research associate), 1946-1956 arasında ise tam zamanlı profesör olarak görev yapmış. Muhalifi olduğu Sovyet rejiminin yıkılışını göremeden, doğduğu topraklardan çok uzakta vefat etmiş (1973). Tarih alanındaki çalışmaları içinde ikisi ön plana çıkıyor: “Rusya Tarihi”, “Moğollar ve Ruslar”.

Rusya Tarihi kitabının ülkemize kazandırılmasının temelinde, editör (merhum) D. Ahsen Batur’un takdiminden anlaşılacağı üzere, Türkiye’de tarihçiliğin, Osmanlı Tarihi, Kurtuluş Savaşı, İttihat ve Terakki sınırları dışına çıkamamasının oluşturduğu bir boşluğu doldurma kaygısı yatmaktadır: “bu eser, tarihimiz boyunca on beş defa savaşıp on üçünde ellerinden yenilginin acısını tattığımız Rusların hiç bilmediğimiz yönlerini sizlere aktaracaktır.” Eser, aslında Vernadsky’nin beş ciltlik kapsamlı Rusya Tarihi eserinin, yine bizzat yazar tarafından kaleme alınmış özetinden ibarettir.

Kitabın giriş kısmında Rus halkının kökeninden, kültürel gelişiminden ve yayıldığı coğrafi alanlardan bahsedilmektedir. Yazar, Rus tarihini, temelde beş bölümle izah etmektedir: Rurik Hanedanından Knaz Svyatoslav’ın 972’de öldürülmesine ve imparatorluğun parçalanmasına kadar olan dönem, 972-1237 arasına tekabül eden orman-bozkır arası mücadeleyle geçen dönem, 1237-1452 arası Moğol istilasıyla başlayan dönem, 1452-1696 arası Büyük Petro’nun Azak Kalesi’ni almasıyla biten dönem, 1696-1917 arasında Avrasya’daki doğal sınırlara ulaşılan dönem. Yazar, Rus Tarihi’ni nihai olarak, 1945’te dünya savaşının sona erdiği döneme kadar anlatmış ve nükleer savaş hakkında (1967’ye kadar gelen) bir değerlendirme yaparak eseri tamamlamıştır.

Eserde, Türklerin Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini yaşadıkları bin yıllık dönemde Rusların ne aşamalardan geçtiğini okuyacaksınız. Kiyef Rusyasından Moğol yönetiminde geçen döneme, oradan çarlığa ve imparatorluğa giden on asırlık süreç 550 sayfada özetle anlatılıyor.

Selenge’nin bilinçli seçimiyle ülke arşivine önemli bir katkısı olduğunu düşündüğümüz bu eser, anlaşılır bir dille çevrilmiş. Bu nedenle çevirmenler de övgüyü hak ediyor. Kitabın baskı boyutu, taşıma açısından kolaylık sağlıyor.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı yeğenlerim için aldım, kitapta yer alan kelimeler belli ki özenle seçilmiş, hikayelerin eş anlamlı kelimelerin kullanıldığı iki ayrı versiyonu var, böylece ezber yapmadan cümle içinde kullanarak çocuklara kelimelerin öğretilmesi amaçlanmış, ayrıca hikayelerin son derece keyifli olması yanında çizimler de çok başarılı. İlkokul ve anaokullarında çocukları olan her ailenin edinmesi gereken bir eser. İlkokullar da kullanımı da çok yararlı olur. Artık ezberci eğitime son verilip çocuklar için öğrenmenin keyifli hale getirilmesi gerektiğini düşünenler de var, umut verici.
Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dervişin Teselli Koleksiyonu üzerine...
Kitabımızda ayet ve hadislerden destek alınarak doğudan ve batıdan birçok şeyin tesellisi verilmiş. Yazar, islam büyüklerinin görüşlerine yer vermekle beraber yabancı düşünürlere de yer ayırmış. Kitabın âlimlerden, filozoflardan ve yazarlardan alıntılarla dolu bir çalışma olduğunu belirtmek isterim. Bu kadar ismin hayatından kesitlere ve sözlere yer vermek için iyi bir çalışma yapmak gerekir. Ustalarla, teselliye muhtaç gönülleri birleştiren kitabın önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Konusuna gelecek olursak yazar, acının, hastalığın ve musibetlerin insanlığın ortak paydası olduğuna vurgu yaparak bakış açınızı değiştirmeye yarayacak örneklerle donatmıştır kitabı. “Her insanın hayatı, onu kendisine götüren bir yoldur.” der Hermann Hesse. Yazar da, çözümün insanın kendi içinde yattığını, dermanın bazen musibetlerde saklı kaldığını sufilerin dilinden bizlere göstermiş. Aslında başa gelen musibetlerin insanın özüne değil, vasıflarına geldiğini, hayatı vasıflar üzerinden algılayanın da yıkımının ona göre olduğuna vurgu yapar. Umudu anlatan çok sevdiğim ‘Çıkış Tesellisi’ bölümündeki Sezai Karakoç’un sözüne değinmek istiyorum. “Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün.” Dervişin Teselli Koleksiyonu, her güne böyle bir teselli ile tefekkür etmenize vesile olacaktır.

Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
70
2
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın dili tasavvufi alt yapısı olmayanlar için biraz ağır olacaktır. Ancak alt yapısı olanlar için, özellikle de tasavvufi halleri tecrübe etmiş şanslı Zat’lar için çok verimli olacaktır. Kitap özellikle hallere yoğunlaşmış. Günümüzde “üzülmek, sevinmek, strese girmek” vb üç beş tane halle sınırlı olan anlam dünyamız, tasavvuf dünyasındaki bu zengin hal yelpazesinin yanında içler acısı bir fakirlik içerisinde. Kitapta bahsedilen bu haller sayesinde bu gerçekle de yüzleşmiş oluyoruz. Ancak tekrar belirtmek istiyorum ki, bu haller kesinlikle yaşamayana oldukça sıkıcı ve anlaşılmaz gelecektir. “Aşık olmak” halini hiç yaşamamış birisine ne kadar anlatabilirseniz, kitaptaki halleri de müellif bizlere ancak o kadar anlatabilir.
Yine buradaki hal zenginliği eşliğinde ufkumuzu genişletecek ve biraz daha bizlerin seviyesine hitap edecek 2 kitabı da burada zikretmek gerekir:
- Dokuz yüz katlı insan
- Nefs psikolojisi
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İbn’ül Arabi Hazretleri’nin dünyasını, terminolojisini pek çok kitaptan okudum. Fakat bu kitapta bahsedilen alanları bu kadar net anlayabildiğim başka bir kitap olmadı. Çok güzel, muhabbetli, sade bir dili var. Özellikle Seferlerin anlatıldığı bölüm mükemmeldi. Kitabın sayfa sayısı aslında yazılanın yarısı kadar. Diğer yarısında metinler çeviri yapılmadan önceki orijinal haliyle verilmiş. Orijinal sözcüklerle de okumak isteyenler için güzel bir hizmet olmuş. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir