Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekim ayının ilk kitabı ve yorumu ile merhaba sevgili okur,
Normal bir gün TV ekranlarında film tadında bir kurgu, öyle bir kurgu ki neden, niçin, nasıl, nerede 5N1K devreye giriyor. Gizem, korku, kaygı bir arada.. gıda, tarım, tohumlar, giyim, ilaç sektörü vs. Birçok konunun ele alındığı bir senaryo.... okudukça bilgilendiğiniz bilgilendikçe artık hiç bir şeyin eskisi olmayacağı düşünceleri.. öğrendiklerimi keşke bilmeseydim diyor insan. cehalet mutluluk sonuçta. ne yediklerimiz tat veriyor ne soluduğumuz hava.. Karamsarlığa düşsem de gerçeklerle karşı karşıya kalmak korkutuyor... o zaman hiç duymadığınız şeyleri öğrenmeye hazır mısınız ?? kaygıyla baş başa bırakan yazarı tebrik ederim. belirtilen kaynakçalar ve yapılan araştırmalar Dünyada ve ülkemiz üzerinde dönen oyunları bilme açısından insanın farkındalığını artırıyor. akabinde tarımının nasıl bitirildiği, küresel şirketlere nasıl peşkeş çekildiği ve küresek şirketlerin pis yapılanmasından bahsettiği muhteşem eser.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlber Hoca'nın Gözünden “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”
İlber Hoca'nın genç okurları düşünerek hazırlattığı kitaplarından biri: “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”. Bunu, önsözde, “Özellikle genç okuyucularımla böyle bir sohbeti gerekli gördüm” diyerek ifade ediyor. Bizzat kaleme aldığı bir kitap değil. Kitap kapsamında kendisiyle Yenal Bilgici tarafından yapılmış söyleşilerin derlenip belli konulara göre tasniflenmesiyle ortaya çıkarılmış bir eser.

Eser sekiz bölümden oluşuyor. "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?", aynı zamanda ilk bölümün de başlığı. “Hayatımız temel olarak dörde ayrılır: 12-25 yaşları arası, 25-40 arası, 40-55 arası ve nihayet şimdi benim de bir süredir yaşadığım dönem, yani 55 sonrası.” Sonra da tek tek bu yaş dönemlerinde yapılması gerekenleri genişçe sıralıyor, tanınmış birçok kişiden ve kendisinden örnekler veriyor.

“Kimden, Ne Öğrenilir?” başlığı altında temel olarak “Farklı insanları arayıp bulun, dünyanız değişsin.” vurgusunu yapıyor. Öğretim hayatının başından itibaren eğitim aldığı ya da bir şekilde yollarının kesiştiği, Mübin Beken, Rudolf Karlburger, Belkıs Söylemezoğlu, Sevil Yurdakul, Halil İnalcık, Nermin Abadan-Unat, Şerif Mardin, Behice Boran, Yaşar Kemal, Can Yücel gibi isimlerle yaşadıklarını anlatıyor.

“İnsan Kendi Kendini Nasıl Yetiştirir?” başlığı altında, “Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. Örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. Bu iş öteden beri böyledir. Kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel… Kendinizi geliştirmek, yetiştirmek istiyorsanız, işinizle gücünüzle ilgili olmayan konularla da ilgileneceksiniz. Mühendis de olsanız örneğin, coğrafyayla tarihle uğraşacaksınız, müzikten anlayacaksınız, dans edeceksiniz. Milletin hâlini dert edineceksiniz.” diye söze devam ediyor.

Nasıl çalışmalı, nasıl seyahat etmeli, eğitimde tercihler nasıl olmalı, neler izlenmeli-dinlenilmeli-okunmalı ve yaşanılan şehirden nasıl yararlanmalı soruları da diğer bölümlerde cevaplarını buluyor.

İlber Hoca, aralarda çokça öğütler veriyor:

“Becerilerinize gerçekten uyan mesleği seçiniz. Kendi kapasitenizin altında çalışmayın; kendinize bol ya da dar gelen bir gömleği giymekten kaçının.”
“Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır. İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir. İfadeniz bomboşsa da hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir. Bundan kaçının, monotonluktan uzaklaşın. Yüzünüz ifadesiz kalmasın.”
“Dil, dünyanızı rahatlıkla değiştirir; sizi farklı, belki hayal bile etmediğiniz yerlere taşıyabilir. Demek ki içinde bulunduğunuz çevreyi, öğrendiğiniz dil sayesinde yırtacaksınız. Ama unutmayın, tek bir dil öğrenmek asla yetmez. En az iki-üç dil bilmelisiniz.”
“Kabiliyetleri tespit eden, çocukları ona göre yetiştiren bir sistem kurmamız gerekiyor. Hiçbir toplum yetenekli çocuklarını harcayacak lükse sahip değildir.”
“Ezber ve tekrar öğretimin temelidir. Lisan da matematik de coğrafya da ezberleyerek öğrenilir. Gençlere tavsiyem, bunlara kanıp ezberi bırakmamalarıdır.”
“Çocukların yokluğu, zorluğu, mahrumiyeti bilmesi lazım. Bunu ona siz göstereceksiniz. Eğitimin tümünü okul veremez; eğitim satın alınacak, herkese aynı şekilde hitap eden bir ürün değildir.”

Kitabın sonunda söyleşide bazı ismi geçenlerin kimler olduğuna dair kısa kısa bilgiler de hazırlanmış.

Rehber niteliğindeki bu eserde, tecrübeler, birikimler dolu dolu aktarılmış. Hızlıca okunuyor, dili oldukça sade ve akıcı. Kitapla ilgili fikir edinmek için bir program izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3E3YOqc

İlber Hoca'nın sözleriyle yazıyı bitirelim:
“Herkes kendi talihinin mimarıdır; ‘faber est suae quisque fortunae.’ Bu yapı ve uyumu hayatınızın canlı renklerinde ve faydalı yaşamaya çalıştığınız için bunun neticesinin yarattığı olgunluğu yüz hatlarınızda taşır ve etrafa verirsiniz. Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır.”

İyi Okumalar!
Yanıtla
19
0
Destekliyorum  18
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Limon Kütüphanesi
Hayatının öznesini kaybetmiş bir baba ve henüz beş yaşındayken annesini kanserden kaybetmiş 10 yaşında bir kız çocuğu...

Calypso, annesini kaybettikten sonra fiziksel olarak olmasa da ruhsal olarak babasını da kaybetmiş bir çocuktur. Aynı çatı altında iki kişilik bir aile olmaya çalışır hatta bir yandan okuluna devam ederken bir yandan da küçük yaşına rağmen babasının ve ev işlerinin bakımını da üstlenir. Ancak bir süre sonra küçük omuzlarına bunca yük ağır gelir. Bedenen ve ruhen yorulmuştur.
Kendini kitapların dünyasında gerçeklerden kaçarak rahatlatmaya çalışmaktadır. Kitaplar ve evindeki annesinden kalan kütüphane odası onun sığınılacak bir limanıdır. Babası ise yıllardır limon üzerine araştırmalar yaparak kitap çıkarmayı hedefleyen biridir. Bir anlamda gerçeklerden kaçış yoludur. Aynı kaçış yolunu kızına da yansıtmaktadır. Ağlamak ve güvendiği birilerine sarılmak babası tarafından engellenmiş, bunun güçsüzlük göstergesi olduğu telkin edilmiştir.

Calypso’nun etrafı duvarlarla örülmüş dünyası, okuluna yeni gelen bir kız olan Mae ile değişir. Kendisi gibi kelimeleri ve kitapları seven biridir. Mae ve ailesi, özellikle de Mae’nin annesi sayesinde Calypso ve babasının asosyal yaşamı değişmeye ve dönüşmeye başlar.

Kızımın en sevdiği kitaplardan biri olduğu için özellikle okuduğum, sürükleyici ve duyguları seçilen kelimelerle bire bir hissettirebilen, gerçekten etkileyici bir kitap.

Kitabın bir başka güzel yanı ise içine klasikler arasına girmiş birçok güzel kitap adının da çok ustaca yerleştirilmiş ve özellikle bunları okuma isteği uyandıracak bir şekilde verilmiş olmasıdır. Bunu, kendi kızımda da gözlemlemiş oldum. Bu anlamda okudukça okutan bir kitap diyebilirim.

Her ne kadar çocuk ve gençlere yönelik olsa da her yaştan okuyucuya hitap edebildiğini rahatlıkla ifade edebilirim.

Yanıtla
16
0
Destekliyorum  3
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kapak Kızı...
“Kapak Kızı”, Ayfer Tunç’un okuduğum ilk romanı oldu. Aynı zamanda yazarın “Kapak Kızı – Yeşil Peri Gecesi – Osman” üçlemesinin de ilk kitabı.

Yazar her ne kadar sözcük ekonomisti olmadığını söylese de laf kalabalığı yok; kitapta her sözcük, her cümle olması gerektiği kadar ve olması gerektiği için yer almış. Ayrıca anlatımında hiç acelesi yokmuş gibi bir üslup seziliyor. Fakat bu, romanın sürükleyiciliğine, akıcılığına, kendini okutan yapısına engel teşkil etmiyor.

Yazar, kar yağışı altında beyaza durmuş Ankara’dan İstanbul’a giden bir trenin yemekli vagonunu, orada çalışanları tasvirle başlıyor. Roman da bu yemekli vagonda “Ayın Kızı Şebnem”in hırçın, cesur karakteri ve bir o kadar da dramatik hikâyesi etrafında birbirleriyle daha önceden tanışmamış ancak Şebnem’i bir şekilde kendi hayatlarında konumlandırmış kahramanların bir araya gelmesiyle kurgulanıyor.

Yazar bir garson, bir banka müfettişi ve bir radyo programcısının dilinden ve iç dünyalarından geriye dönüş tekniğiyle kendi hayatlarında “Ayın Kızı Şebnem”in onları derinden etkileyen yönlerini bazen yadırgayarak bazen eleştirerek bazen de beğeni ve takdirle karşılayarak irdeliyor. Bir nevi romanın asıl kahramanının gıyabında bu üç kahramanının yaşamlarında onun yerini aktarıyor.

Gelin biraz da kitaptan alıntılar üzerinden romana mercek tutalım:

***“İşini iyi yapan, iyi yaparken çok sıkılan ama yine de belirlenmiş hedeflere ulaşmadan hayatını değiştirmeyi düşünmeyen insan.”

Banka müfettişi Ersin”in zihnini meşgul eden sorunlardan biridir bu düşünce. Yazar, “Şebnem” bağlamında bir araya getirdiği kahramanlarına hayatı sorgulatıyor. Yaşamdan beklentileriyle yaşamakta olduklarının aynı yönde ilerlemediğini fark ettiriyor onlara. Bu iç hesaplaşmalarda okuyucuyu olarak farkında olmadan siz de olaya dâhil oluyorsunuz. Zaman zaman hepimiz için geçerli olan bu sorgulamalar, bizi olduğumuz yerde saydığımız hissini yaşatır ya hani... Yazar; trenin yolda kalması, kar nedeniyle ilerleyememesi ile bir anlamda bunun altını çiziyor.

***“Hayatın tek doğrusu yoktu, hayatın sayısız doğrusu, sayısız yanlışı vardı, her hayat tekti, benzersizdi.”

Romanda hem radyo programcısı Selda’nın hem Ersin’in hem de garson Bünyamin’in hayatlarındaki doğru ve yanlışlarla mücadelesi de aktarılıyor. Aileyle, akrabalarla, eş ve dostla ilişkiler... Bu ilişkilerdeki bencilliklerin bir diğerine yaşattıkları; sevginin ve saygının yokluğu, azlığı veya aşırılığı; bu duyguların ikinci, üçüncü kişilerdeki karşılığı; şüphenin insanın içini kemiren sinsiliği... İnsan ruhunda derin yaralar açan duyguları ve bu duyguların zaman içerisinde doldurulamayan boşluklara dönüşümü, kurgunun satır aralarına ustaca yerleştirilmiş.

***“Korkaklığın kendisini ulaştırdığı nokta işte burasıydı, ortalama biri olup çıkmıştı sonunda.”
***“Oysa güvenli bir hayat istemek, ortalama olmak demekti.”

Bazılarımız hayatta emin adımlarla ilerlemek için herhangi bir sıkıntı olduğunda en az zararla atlatmanın yoluna bakarak hatta bir sorun gördüğünde mümkünse kenarından dolaşıp hiç bulaşmadan sıyrılmaya çalışarak devam ediyor yolculuğuna. Bazılarımız ise gözü kapalı atılıyor maceraya. Yaşayacaklarının sonunu bilemese de en azından özgürce kendi istekleri doğrultusunda şekillendiriyor hayatlarını. Güvenli, temkinli ama ortalama bir hayat mı? Yoksa mücadeleci, belirsiz, çetin ama ne istediğini bildiğin, sıra dışı bir hayat mı? İnsanın tekâmülü, olgunlaşması için ve en azından geriye dönüp de “keşkeler” biriktirmemesi için mücadeleyi göze alması gerekiyor. Beklentilerimizin gerçekleşme olasılığı, onlar için mücadele etmemiz ve gayrette olmamızla doğru orantılıdır aslında. Ayfer Tunç’un Ersin ve Selda üzerinden bize vermek istediği bir başka mesaj da bununla ilgilidir.

***“Başkalarının doğrularını bu kadar benimsemek, hayatını bir dersler silsilesi haline getirmişti sonunda.”

***“İyi aile çocuğu olunca, yanmadan öğreniyorsunuz ateşten uzak durmayı. Ama hiç değilse bir kere yanmak lazım.”

Yazar; Selda karakteri üzerinden kötülüklerden, deneyimden yalıtılmış, bir başka deyişle steril çocuklar yetiştirilmesine bir gönderme yapıyor bir anlamda. Çocuklarımızı sürekli bir koruma içgüdüsüyle yetiştiriyoruz. Onların sorunlarla mücadele etmesine imkân vermiyoruz. Bizim doğrularımızı ve bizim yanlışlarımızı sorgulamasını yaptırmadan onlara monte ediyoruz. Her biri kendi kimliğini oluştururken aslında anne babalarının birer kopyası haline geldiklerinin farkına varamıyorlar. Ne zaman ki evden, yuvadan kopuyorlar; işte o zaman uçmak için kanatlarının olmadığını ya da varsa da uçabilecek kadar güçlü olmadığını görüyorlar. Bazen o zamana kadar edindikleri birikimin gerçek hayatta karşılığını bulamıyorlar. Sorumluluk verilmemiş, ufku dar bireyler; güvenli bildiği yoldan ayrılmadan başkalarının doğrularının arkasından ilerlediği için kendini gerçekleştirme noktasında hüsrana uğruyor, hayatlarının bir döneminde mutlaka bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu durum, özellikle Selda’nın ve Ersin’in yaşadığı büyük boşluğun sebebi olarak karşımıza çıkıyor.

*** “Hani vardır ya böyle korkular... Hakkımda ne düşünürler korkusu...”

*** “Hiçbir şeyi takmadan hayatına biçim vermiş bir kadın vardı bu fotoğraflarda.”

Başkaları benim hakkımda ne düşünür korkusu, çoğumuzun kâbusudur aslında. Hayatının yönü hakkında karar verecek olan da seçtiği yolda ilerleyecek olan da bu yolda gerektiğinde zorluklarla mücadele edecek olan da bireyin kendisidir. Başkaları ancak seyreder, o da bir süreliğine... Bir süre sonra unutup gidecektir. Başkalarını dikkate almak yerine “Ben ne istiyorum, ben ne düşünüyorum?” demeyi öğrendiğimiz zaman ancak kendi benliğimize yolculuğumuz başlayacak ve kendimizi gerçekleştirmeye başlayacağız. Ancak yazar bu olguyu Şebnem karakteri üzerinden anlatırken, kahramanın hayata ve insanlara meydan okuduğunun altını çiziyor. Ersin ve Selda açısından bakıldığında Şebnem, varlığını kanıtlamak için kendini yok ediyor. Onlara göre Şebnem’in gözlerindeki “Ben varım, başkaları umurumda değil!” edası, yanlış bir mecrada yer alıyor.

*** “Kabullenmeyi, razı olmayı kolay kılacak bir yol, kendini kandırmak.”
Bünyamin’in karısı Cennet’le olan anlaşmazlıkları, ondan şüphe duyarak çıkmazlarda bocalaması, arada Şebnem’in fotoğrafını hatırlayarak zihnini rahatlatması ve son noktada her şeyi kabullenmeyi seçmesi; Ersin ve Selda’nın dışında yemekli vagonda takip ettiğimiz bir diğer hayat parçası olarak karşımıza çıkıyor.

*** “Bir cümle olabilir miydi bir hayatı değerli kılan? Yoksa tek cümleye sığdırılmış hayat çok mu boştu? Hayatın nesi doğruydu, nesi yanlış? Ya da bu türden soruları sormak doğru muydu?”
Velhasıl yemekli bir vagonda, ortak noktaları Şebnem olan ama bundan habersiz Ersin ve Selda’nın geçmişlerine, iç hesaplaşmalarına, Şebnem’le ilgili anılarına gidip geliyor; dergi kapağında Şebnem’in resmini görerek ondan çok etkilenen Bünyamin’in eşiyle ilgili sorunlarına değiniyor; arada da vagona girip çıkan müşteriler ve orada çalışanlara şöyle bir uğruyoruz.

Roman boyunca yazar, okuyucuda büyük bir “Şebnem” merakı oluşturuyor: “Gıyabında o kadar konuşulan, düşünülen Şebnem; ne durumda ve neler hissediyor? Böyle güzel, etkileyici ve zeki bir kız, neden bir dergide çıplak pozlar verir?” Ayfer Tunç, aklınızdaki soru işaretleriyle sizi bir sonraki kitaba yönlendiriyor. Merakınızı giderebilmek için “Yeşil Peri Gecesi”ni okuyun, diyor sanki. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de merakımı giderebilme hissine karşı koyamıyorum.

Serinin ikinci kitabını okumak niyeti ve isteğiyle iyi okumalar dilerim.
Yanıtla
23
2
Destekliyorum  24
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu bir çocuk kitabı ancak büyükler de okuyabilir; içinde 2 adet öykü var. Birinci öykü teleskop. İkinci öykü gümüş anahtar. Her iki öykü de minik bir çocuğa verilecek anlamlı ve unutulmaz bir hediye niteliğinde. Yazar bu kitap için şöyle söylüyor: Şayet bu kitabı bir çocuğa hediye ederseniz, o çocuğun gözleri parlayabilir. Kitabı okuduktan sonra ise size hayatının sonuna kadar dua edebilir. Gerçekten de haklı. Çocuklara verilecek muhteşem bir hediye niteliğinde. Ufuk açıcı anlamlı bir kitap. Bence en güzel çocuk kitabı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihimize Sahip Çıkalım...
Fransız Sinolog ve Çin üzerine önemli çalışmalar yapan bilim insanı Edouard Chavannes, 1889-1893 yılları arasında Çin'de geziler yapmış, yurduna dönmüş, arkeoloji çalışmaları yapmak için yeniden Çin'e gitmiş (1907) ve Çin kaynaklarını tarayarak Türklerle ilgili bilgiler toplamıştır. Böylece yanlış bilinen 'On İki Hayvanlı Türk Takvimi'nin kime ait olduğu konusuna açıklık getirmiştir.

Çin topraklarından bu takvimin kullanımı ile ilgili örnekler veren Chavannes, Moğolların yılları tarihlendirmek için on iki hayvanlı takvimi kullandığını, Kazakistan’daki Semiretchie yöresinde meskûn Nesturilerin ise Selevkoslar sonrası dönemde mezar taşlarına Türk yılını gösteren işaretleri eklediğini belirtmiştir. Tibetlilerin 11. yüzyıldan beri bu takvimi bildiği ve kullandığını belirten yazar, Türkler ve Kırgızların ise bu takvimi iyi bildiğini ve takvimle ilgili en eski kaynakların Türklere ait olan Orhon yazıtları olduğunu ifade etmektedir.

Elbette, bu kitap bir inceleme ve araştırma eseridir. Dipnotlar fazla yer tutmakta ve pek çok okuyucunun sıkılmasına neden olmaktadır. Ancak, bir Türk olarak okunmasının gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Chavannes'in dediği gibi, 'daha fazla veri elde edilinceye kadar, bu icadın Türklere atfedilmesinin uygun olacağına inanıyorum', kısmına özellikle sahip çıkalım.
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlber Hocanın Gözünden Yakın Tarih
İlber hocanın Topkapı Sarayı'ndaki görevine devam ettiği dönemde, 2012 yılında ilk baskısı yapılan bu eser, iki ana başlıktan oluşuyor: Biri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yakın Tarihimiz, diğeri ise Osmanlı’dan Günümüze Orta Doğu. Konu, geniş bir coğrafyaya yayılı Osmanlı toprakları olunca kitapta çok sayıda alt başlık var. Eserde, son iki asırda geçen ve hala tartışılan, detaylarını merak ettiğimiz birçok konuya yer verilmiş.

İlk bölüme milliyetçilik konusuyla başlıyor İlber hoca: “Hiç kuşkusuz, Türk milliyetçiliği en geç safhada ortaya çıkmıştır. Bunun siyasî doğuşu imparatorluğun ana unsurunun siyasî sorumluluğu dolayısıyla gecikmiştir. Namık Kemal’in “vatan”ı, bugünkü vatan olmaktan çok, bir Osmanlı-İslam vatanıdır. Millet de öyledir.” Ağırlıklı olarak da Osmanlı’nın Balkan topraklarında yaşanan milliyetçi akımları inceliyor: “Balkan milliyetçilikleri, milliyetçiliğin kendisi kadar eskidir; içlerinde tarih bilincine geç ulaşma dolayısıyla, yanlış oluşan kimliği tashih eden kavimler vardır. Ama Balkan milliyetçilikleri (Türkler ve Arnavutlar hariç) Balkan milletlerinin kendi içlerinde oluştuğu kadar dışarıda da geliştirilip desteklenmişlerdir.”

“Arap Baharı” ve sonrasında gündemimizde sıkça yer alan Libya’nın, Roma, Osmanlı ve İtalya tarihindeki öneminden bahsediliyor. Atatürk’ün de içinde olduğu subayların, İtalya’ya karşı yapılan yerel direnişi örgütlemesinden sonra, direnişin 20 yıl daha sürdüğü ve Mussolini’nin kanlı şekilde bunu bastırdığı bilgisini veriliyor.

Osmanlının çöküşü hakkındaki tartışmalara böylesi bir kitapta değinmemek olmazdı: “Önceki çağlarda Türk Devleti geleneğini ve o devletin gelirleri orduya ve dar bürokrasiye yeterliydi. Ama 19. asrın Türk devleti öyle değil. Yani eğitimle uğraşacak, sağlıkla uğraşacak, daimî bir ordu besleyecek ve dahası bu artık modern tekniğe dayalı bir ordu. Bunun için gerekli geniş bir bürokrat kadroya sahip olmak zorunda olduğu şüphesiz. Bunları nasıl karşılayacak? Kendi kaynakları yetmiyor, üstelik bunları kontrol edip modern bir şekilde kayıt altına da alamıyor. Dolayısıyla 18. ve 19. asrın ilmi dâhilinde bütçe yapan, varidat ve mesarifatı önceden öngören ve ona göre harcama yapıp vergi toplayan devlet tekniğini ve mali tekniklerini alamamışlar.”

Cumhuriyetin ilanıyla başlayan tarihi gelişmelere de genişçe yer veriliyor. “1923 meclisi, güya muhalefetin az olduğu daha dikensiz bir gül bahçesi gibidir. 286 üyesi vardır. 286 üyeden sadece 158’i uzun tartışmalardan sonra cumhuriyet rejimine onay vermiştir. Bu sayı yarının biraz üstüdür. Peki diğerleri hayır mı demişti? Onlar sadece müstenkif, çekimser kaldılar. Onay artı sükût biçiminde yeni rejim genelde kabul görmüştü. Başkası artık düşünülemezdi.”

Kitapta ülkemizin anayasal gelişme tarihi, hukuk eğitimi hakkında önemli tespitler mevcut: “Dünyadaki nadir örneklerden olan özgün hukuk devrimini yaptık ama hukuk eğitimine aynı önem ve titizlikle yanaşamadık. Sorunumuz, hukukçu kadroların yetişmesinde niteliğin temin edilememesidir. Yargı hayatımızda bunu acı tecrübelerle gördük. Nitekim birçok hukuk fakültesi açılmasına rağmen az sayıda başarılı öğrenciye nitelikli eğitim verme işinde Galatasaray ve Bilkent gibi kurumlar öncülük ettiler. Bugün bunlara benzer hukuk fakültelerinin sayıları artıyor, artması da gerek. 5 Kasım 1925’in hukuk eğitimimizde önemli bir tarih olarak benimseneceğini ümit edelim.”

Konu demokrasi olunca seçimler, çok partili hayata geçiş, Demokrat Parti, 1960 ve sonrası unutulmamış.

İkinci ana başlık olan “Osmanlı’dan Günümüze Orta Doğu” ise Filistin, Lübnan ve Arap milliyetçiliği gibi konuları işliyor. “Ortadoğu, tarifi yapılamayan bir coğrafya... Çünkü coğrafyacıların aklı dahi bölgenin fiziğinden, hatta ırkların yapısından evvel dinine takılıyor. Bu gayet saptırıcı bir yaklaşım... Çünkü dinlerin hepsi Ortadoğu’nun ürünü... Vahye inanan insanlar için Allah peygamberleri sadece Ortadoğu’ya göndermiş demek lazım. Niçin bu koca kıtanın fiziğine göre tarif yapılamıyor? Tabii ki araştırma tam tamına yapılamadığı için...”

Sohbet kıvamında, akademik düzeyde ağırlığa kaçmayan bir üslupla hazırlanmış, zevkle okunabilecek bir kitap.

Kitap hakkında İlber hocayla yapılan söyleşiyi izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3dFMgKT

İyi Okumalar!
Yanıtla
7
2
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cadının Yüreği...
Roman, özel güçleri nedeniyle Tanrı Odin tarafından 3 kez yakılarak öldürülmeye çalışılan ama her seferinde kurtulan cadının, üçüncü yakılışından sonra ıssız bir ormana kaçmasıyla başlıyor. Cadının son yakılışında bırakmak zorunda kaldığı kalbini, Tanrı Odin'in kan kardeşi Loki alıp cadıya geri getirir ve aralarındaki ilişki bu şekilde başlar.

Romanda Loki ve Cadı arasındaki ilişkinin gelişimi, aralarındaki duygusal bağın ilerlemesi anlatılırken, bu konuların yanında İskandinav mitoloijisinde adı geçen kişiler ve bu kişilerin aralarında geçen mitolojik olaylar anlatılıyor.

Kitapta, İskandinav mitolojisi ile ilgili çok fazla kişi ve olay olduğu için, kitaba başlamadan önce bu konularla ilgili en azından biraz bilgi sahibi olmakta fayda var.

Yazar akademik kariyerini tarih alanında yapmış olduğundan olsa gerek, romanda bu konuları oldukça detaylı anlatmış; fakat bazı bölümlerde anlatılmak istenen asıl konu arada boğulmuş. Romanın son bölümlerindeki anlatım akıcı olsa da genel olarak çok durağan bir tarz var.

Mitolojiye genel anlamda çok hakim olmadığım için emin değilim; fakat araştırdığım kadarıyla yazar, romanda bazı mitoloijk olayları ve kişileri literatürde geçenden daha farklı olarak yorumlamış.

Genel olarak değerlendirdiğimde yazarın anlatım dilini çok iyi bulmadım. Belki de yazarın ilk romanı olduğundan edebi bir tarzdan çok masalımsı tarih tarzı bir anlatım olmuş. İskandinav mitoloijisine ilgi duyanların sevebileceği; fakat bu konulara uzak olanların çok ilgisini çekmeyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

"Ancak Loki'den rahatsız edici kişiliğini alırsanız geriye hiçbir şey kalmazdı." (s. 35)

"Can sıkıntısı ve yalnızlığın yolları sık sık kesişir." (s. 55)

"Suçluluk ağır bir yüktür, Yaşlı Cadı, dedi. Hayatına devam etmek istiyorsan arkanda bırakmak en iyisi." (s. 229)

Yanıtla
4
3
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Duru'nun hikayesi bir hayalin ve yeni, gıcır gıcır sayfalara yazılmış öyle iki cümlenin ötesinde bir şey aslında Duru'nun hikayesi gerçek bir hayat. Duru'nun dünyasında geçen iki mekanda anlatılanlara bakıldığında çocuklarınızın hayal gücünü geliştirecek, incelikle ve samimiyetle işlenmiş küçük detaylar var. Bir büyük olarak bu tatlı çocuk kitabını okursanız fark edeceksiniz ki çocuklar için yeni bir dünya oluşturmaktansa gerçekte tüm romantizmiyle var olan duygulu dünya çocuklara seslenir biçimde kaleme alınmış. Peki benim en çok etkilendiğim kısım neydi? Küçük detaylar. İnsanın hayatında yaşarken değerini anlayamayıp daha sonra tatlı tatlı hatırladığı detaylar. İşte bu kitabın en büyük katkısı mısır ekmeğinin hikayesinin ötesinde çocuğunuza öğreteceği bu ders. Hayattaki küçük detaylara olan bağlılığın getirdiği mutluluk.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  4
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tüm hayatını İslami çalışmalara adayan Aliya İzzetbegoviç’in haksız mahkumiyetine gerekçe gösterilen kitabında İslam’ın müslümanlardan istediği yaşam tarzı, ahlakı ve Müslümanca gelişime yol gösteren bir rehber olmaktan ötesi yok. (Kitabın sonunda yer alan, Yugoslavya mahkemesine sunduğu tarihi savunma uğradığı haksızlığa karşı bir manifesto niteliğinde.)
İnançsız bilimin ateizme, bilimsiz inancın ise gericiliğe yol açtığını ileri süren ‘Bilge Kral’ deklarasyonunda müslümanların geri kalmışlığının, yoksulluğunun, birleşememesinin gerekçeleri olarak da İslami yaşantının müslüman coğrafyasında tam anlamıyla yaşanmamasını; eğitimsiz kalmamızı (hem dini eğitim hem pozitif bilimler), zengin-fakir ayrımının çok uç olmasını (lüks ve yoksulluğun bir arada olmasını), manadan çok ritüele indirgenen ibadetleri, faiz gibi İslamın katiyetle yasakladığı bir mefhumun yaygınlığı, zekatın hassasiyetle verilmemesi gibi konuları ele alıyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir