Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Perec Kullanım Kılavuzu
Mitos Yayınları, 38 a. 38 Yaşam Kullanma Kılavuzu olsa bunu da zeyl olarak görebiliriz ki metnin alt başlığında zeylliği belirtilmiş zaten. Bu bir ektir veya Batur'un bilincinden çekip çıkardığı, mevzu bahis metni öncelleyen -bir önsöz olarak düşünülmüş bu metin, önsözünü oluşturacağı metin düşünüldüğünde önsözlükten ve yoldan çıkması beklenirdi, beklenen olmuş- bir müjdedir. Yaşam Kullanma Kılavuzu'nun kıyısından köşesinden geçmiş ne varsa bu metinde bulunabilir. Bir süre Perec'le aynı mahallede yaşayan Enis Batur da bulunabileceklerden biri. Queneau'ya adres çiziktiren Enis Batur'a da rastlanabilir, Perec'in parçası olduğu her uzam ve nesne -bozyapboz- Batur'un bakışıyla görülecektir, görülmüştür. Doksan dokuza yakın bölümden oluşan işbu metin, Perec'in oyunculluğunu başarıyla taşır, oyunun kendisini de taşır, oyun üzerine düşünmüştür Batur, oyunun işlevlerine kendi üslubunca şöyle bir değinir. Homo Ludens'teki işlevleri birkaç bölüme tıkışmış halde bulabiliriz ama hepsini değil, Perec'in düşündürebildiklerini. Örneğin Batur'un biyografisine bakalım: "Enis Batur 1952'de doğdu. 1981'de okuduğu 'Hayat Kullanım Kılavuzu' üzerine 1993 Ekim'inde 'Perec Kullanım Kılavuzu'nu yazdı." (s. 1) Bu kadardır, yaşamı okunan ve hakkında yazılan bir metinle sınırlamak, bunların gerçekleşmesi için gereken bir doğum, tamam. Aslında bu her metin için yazılamaz mı, diyelim ki bir anlatıyla boğuştuk ve metni çattık nihayet. Metnin oluşma süresince yaşarız, metnin kaynaklarının okunması süresince de yaşarız. Böyle bir iz sürüşün geçeceği yollarda okullar okunmuştur, işler bitirilmiştir, metinler yazılmıştır, kısacası bildiğimiz türde bir biyografiyi metinlerden geçirerek, metinlere uğratarak oluştururuz. Bu güzel bir oyun ama burada başka bir oyun var, doksan dokuz bölüm boyunca göreceğimiz gibi.
Başkalaşımlar XVI. Necip Fazıl'dan bir epigraf: "Her fikir içimde bir çift kelepçe". "Prolog" bölümünde Batur'un niyeti: Buzdağının görünmeyen kısmını ortaya çıkarmak, yer yer kurmak, bir başlangıç veya son üzerine düşünmek. "Perec'in romanının ötesine ve berisine ışık düşürme çabasında bir metin kurmaktı amacım, yazarken hedefimden uzaklaşmadım. Dolayısıyla kitabın içinden çok dışına uzanarak açtım parantezlerimi — onları kapanmış saymıyorum." (s. 7) Altı bölümün her birini bir parantez olarak düşünelim, arka arkaya sıralanmışlar, birbirinin aynı. Son bölümde kaynakça, tarihçe, günce gibi bitişe yaklaştıran parçalar var ama eğer Yaşam Kullanma Kılavuzu'nu okuyacaksak bu metnin ardından, o zaman bunları bir başlangıç olarak görebiliriz. Doksan dokuz parçanın ilkinde "yapının üstüne kurulan yapının üstüne kurulan yapı" olarak görüyor metnini, zira Perec'in metnini yazmadan önce oluşturduğu labirentler, altmış dört kare üzerinde aynı kareye iki kez denk gelmeyecek şekilde hareket ettirilen at, bir binanın ve sokağın orada olmayışı, sokağın nerede olduğunu Parislilere soran bir muhabir, Perec'ten öncesi ve sonrası, her şey bu yapıya dahil edilebiliyor ve bu çıldırtıcı gelmiyor, yaşam olduğu gibi sürüyor. Bu korkunç bir şey. Batur'un çabasını bu yüzden sevdim, dehşete düşmeyip kendi yapısını da esas olana müthiş bir şekilde ekleyebildiği için.

Kaynak metinlerden bahsederken İbsen'den Perec'e ulaşan bir çizgiyi takip ediyoruz. Yapı Ustası Solness, de Man için "çok dar bir temel üzerine çok yüksek bir yapı". Solness sendromu diye uyduruyor Batur, çökecek korkusuyla kurulan yapının korkusu. Benzer korkulara yol açan metinler de anıldıktan sonra asıl soru geliyor: "Yapı temelle en azından birebir aynı ölçekte mi olmalı?" (s. 13) Bir başyapıt söz konusuysa belki. Perec'in başyapıtı hakkında yazılanlara bir ek: Perec bunun başyapıtı olduğuna inanmış mıydı? Kırk altı yaşında öldüğü zaman üzerinde çalıştığı metin yarıda kaldı, eğer tamamlansaydı Perec bunun başyapıtı olduğuna inanır mıydı? Yapıtın başlığa ulaşmasını sağlayan nedir? Oynanan onca oyunun temelle aynı ölçeğe sahip olması mı, yoksa yazarın bunu kabul etmesi mi? Perec'in başyapıtı -bana kalırsa- henüz yazılmamıştı, o zamana kadar yazdıkları arasından bir başyapıt seçmiş olabilir ama bunun üzerinde durmamış olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor, yapabileceklerinin sınırlarını zorlamak isteyen bir yazar için başyapıt diye bir şeyin olmadığını düşünmek de hoşuma gidiyor bir yandan, herhangi bir hiyerarşi yaratmadan sadece yazmak ve oynamak. Batur'un düşündüğü: "Herşey altın oranda kaynaştırılmıştır. Biraraya, başka hiçbir kitabında, böylesine kılpayı dozlarla gelmemişlerdir." (s. 17) Teknik işler başyapıtlık için yeterliyse katılıyorum ama daha fazlasının, bir metinle ilgili sadece yazarının duyabileceği şeylerin varlığını düşününce, eh, başka metinlerde daha fazlasını arayıp bulmak mümkün diyeceğim ama bu sefer de Uyuyan Adam'ı buluyorum bir odada, belki de en fazlası bundadır ve yapıt başına birkaç kez ortaya çıkan ve evlerden birinde mukim bu adamın varlığı metinden fırlıyor dışarı, sanmayın onu uçarı, düşünüldüğünde düçarı, bir başadam gibi gözükecektir ve başyapıtın ötesini gösterecektir: yaşamı. Enis Batur'un birkaç bölümde oynadığı oyunlara benzer içeriğe sahip bir cümle okudunuz az önce.

Claude Simon, Arno Schmidt, Julien Gracq, Yourcenar, Dagerman, Pinget, von Salomon -o hayvani metnini iki kez okumaya kalkıp yarıda bıraktım, kişisel yenilgilerimin en büyüğü bu, bir evliliği sürdürememek değil, bir şehre gidememek değil, bir metni bitirememek büyük bir utanç olarak duruyor tepemde, yakında, bir gün bitecek- gibi yazarların yanında Oğuz Atay da var, Batur'a göre Perec'i bunlarla anmalıyız, nesnel bir karşılığı var bu konumlandırmanın, şemalarla ve satrançla yazılan bu metnin yargılardan öteye bir yere ulaşması gerekiyor, zirvelerde bir yere ki ait olduğu yerde dursun. Batur'a göre. Araya bir katık: Bisküvinin köşesini yiyen kız çocuğunun hangi köşeyi yediği birkaç parçada karşımıza çıkacak. Belki bu köşe, yirminci bölüm. Belki de bu köşe, kırk sekizinci bölüm. Gibi. Oulipo anlatılacak, haliyle Jarry anılacak, Binbir Gece ile ölçüşülen boy görülecek, Perec'in doksan dokuz parçasını göreceğiz toplamda. Yüzüncüsü başyapıtı, kızın yediği bisküvinin köşesi.

Mevzuyu bilenler okumuştur veya mutlaka okuyacaktır, kaçmasın.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yeni Hayat
Çok sevdiğim bir hocam, dersinde, "Orhan Pamuk'u romancı olarak çok beğenirim, fakat Yeni Hayat'ı, bitirmeye tahammül edemediğim tek romanıdır. Kötü bir romandır Yeni Hayat," dedi üç hafta önce falan. Orhan Pamuk pek okumamıştım açıkçası, Kar'ı okumuştum bir tek. Mekan kusursuzdu, karakterler de ilgi çekiciydi. Yani hoşuma gitmişti. Güzeldi işte. Sessiz Ev'i almıştım, kütüphanede aylar boyunca o bana baktı, ben ona baktım. O bana baktı, ben ona baktım. O bana baktı, ben ona baktım. Yeni Hayat da onun yanında duruyordu. O bana baktı, ben ona baktım. O bana baktı, ben ona baktım. O bana baktı, ben ona baktım. Hocam öyle deyince aldım bunu, okudum. Çok da eleştiriliyordu, ne biçim kitap bu diye. Bitiremeyenler, bitirmeye çalışıp acı çekenler. Allah Allah dedim. Altı üstü kitap. Bunu diyenler Sevim Burak'a, Vüs'at O. Bener'e ne derler, çok merak ediyorum. Yok bitmezmiş bu kitap, yok …. Sen böyle ağlarsan bitmez tabii. Neyse, Allah sizi inandırsın, yolda okuya okuya 24 saat içinde bitirdim kitabı. Yolda okuya okuya diyorum bak. Bir sardı, böyle bir sarma yok. Şimdi bunun nesini beğenmediniz diye sorsam öyle kalırsınız. Kitap gayet içine alıyor insanı.

Yol kitabı arkadaşlar bu. Yani kitaptan yol geçiyor. Otobüse binip gitmelik yol. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." Kalite kokan giriş. Ondan sonra bir üniversite öğrencisi, aşık olduğu bir kız, onun arkadaşı gibi biri ve ortada bir kitap. Gerisi yolculuk. Anadolu'ya yolculuk. Kasabalara yolculuk. Da şimdi konuyla bitmez, üslup da var. Orhan Pamuk'un ara ara aforizmalı, naif üslubunu pek severim. Eh, bu da süper o zaman. Şey bir de, Kar'ın müjdeleyicisidir bu kitap. Kar'daki karakterlerin bir iki prototipi var burada. O açıdan ilgi çekici, samimice. Hoş kitap.

Yanıtla
42
16
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anadolu'nun Sesi
Balıkçı'nın bu kitabı fena saran, çok pis saran bir eser. Anadolu'nun tarihi var bu kitapta. Genel olarak Batı'ya giderli bir kitap. Neden giderli? Çünkü o Sparta, Atina falan bulamaç haline getirilip hoop, Batı'nın temeli olarak sunuluyor araştırmacılarca. Eh, böyle bilmedik mi biz de? Ben öyle biliyordum, Balıkçı'nın dediğine göre öyle değil. Derin farklılıklar var, katakulliler var aralarda. Varmış yani. Bir ikincisi de "Hellenistan"ın Anadolu'daki arkadaşlardan, Miletos'tan ilim irfan çorlaması. Tıp, Anadolu kökenliymiş, oradan oralara göçürülmüş. Sonra bunların üstüne oturup Karagozis olayındaki gibi sahiplenmişler.
Böyle bir sürü olay anlatılıyor, güzel kitap.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mızıkalı Yürüyüş
Mızıkalı Yürüyüş bir anı kitabıdır ama değildir. Yine bir kara anlatı kitabıdır. İçki, askerlik. Lan anlatamıyorum ya, çok değişik oğlum. Yani böyle bir hayat nasıl yaşanabilir, yaşanmasını geçtim, nasıl tekrar tekrar anlatılabilir, böyle güzel anlatılabilir, aklım almıyor. Siyah-Beyaz da öyle kardeşim. Gerçekten, burada kendimi paralamayacağım, alın, okuyun. Bu kadar. Bunu da hiç yazmamam gerekirdi, oldu bir kere. Ya neyse, biraz daha anlatmaya çalışalım.
Vüs'at O. Bener, asker bir yazar. Yani askermiş zamanında. Eh, zamanın askerliğinde böyle bir adamın yaşadıkları şaşırtıcı gelmiyor. Kadınlarla arasındaki ilişki mesela. Ondan önce bir trajedi: Eşini sekiz aylık hamileyken kaybedişi. Kardeşiyle, babasıyla ilişkileri, hastaneler...
Heh, bu kadar.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pısırıklar Çağı
Frederik Pohl, doksanını devirmiş bir yazar. Gladiator-At-Law/Hukuk Gladyatörü var, Metis Bilimkurgu'dan çıktı, Cyril M. Kornbluth'la yazmışlardı. Çok güzeldi o da. Bu da süper roman. Aha:
Adam Forrester diye bir adamımız var, bu adam 1960'larda itfaiyeci. Bir yangında ölüyor, sonra sosyal sigorta şeyi sayesinde donduruyorlar bunu. 2527 gibi bir tarihte diriltiyorlar, çünkü bunun bankada bir birikimi var ve diriltmeye kadar olan süreçteki masrafları karşılayacak kadar çoğalıyor. Uyandırıyorlar bunu, yeni dünyaya alışmaya çalışıyor. O arada Siriuslu biraderler var, Dünya'yla savaş halindeler. Olaylar gelişir.
Mizahi, süper bilimkurgu. Biraz kısa gibi ama zaten o zamanlar öyleymiş sanırım. Format o. Bu kadar.
Ev kitabı olarak Carl Sagan'dan Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı'nı okuyorum, yol kitabı da Bir Tereddüdün romanı. Görüşesi.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mahşer
Mahşer, Peyami Safa'nın yozlaşmış toplum romanlarından biri. İki bölümden oluşuyor.
1.
Nihad namlı bir gencimiz var, bu adam cepheye gitmeden önce öğretmen. Çanakkale'de vuruluyor, gönderiliyor. Gemiyle İstanbul'a dönerken bir hislenmesi var, nefis. Sonra iş arıyor, bulamıyor. Çünkü İttihat ve Terakki ortalığın içine gümletmiş. Her yerde adam kayırma, bilmem ne. Seniha Hanım'dı galiba, buna acıyor ve evindeki yazma-çizme işlerini buna veriyor. Bu bölümdeki konuları inceleyelim: Çocuk eğitimi, karısını devlet adamlarına peşkeş çeken bir adam, yolsuzluk. Halk açlıktan kırılırken bazı kesimler paraya para demiyor, öyle bir sistem var. Yusuf Ziya Ortaç'ın Bizim Yokuş'unda dönemin gazetecilerinin, sanatçılarının çektiği sıkıntılarla birebir. Kuru üzümle çay içmeler, daha bir sürü şey. İlk bölüm böyle. Bizim Nihad, bu Seniha Hanım'ın ailesi tarafından dolandırılan fakat onlarla yaşamaya devam eden Muazzez'le kaçıyor. İkinci bölüme geçiyoruz burada.
2.
Bu bölüm evlere şenlik Nihad'ın saz arkadaşları, ne kadar şebeklik varsa hepsini yapıyorlar. Ya Peyami Safa'nın romanlarının bazı bölümleri böyle. Ahmet Midhat Efendi çizgisinde biraz. Neyse, sonra geçim sıkıntısı başlıyor. Araları bozuluyor, intihara kalkışıyor Nihad. Beceremiyor, Muazzez'le barışıyorlar sonra. Yine bir mutlu sonla bitiyor roman.
Sağdan soldan toparlanmış o kadar çok düşünce var ki curcuna gibi. Pat diye bir karakter giriyor romana, felsefe parçalayıp kayboluyor. Genel olarak İttihat ve Terakki eleştirisi ama. Yani sen o kadar vaatle gel başa, sonra eskiyi mumla arat. Fena. Kitapta Namık Kemal, Ziya Paşa, Shakespeare, yanılmıyorsam Lord Byron gibi adamlara göndermeler var. Bir Tereddüdün Romanı'nda da Oscar Wilde vardı bol bol. Sevdiği sanatçılara bol bol yer veriyor romanlarında, süper.

On numara roman yani, dönem hakkında fikir sahibi olmak için süper.
Yanıtla
4
8
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sözde Kızlar
İttihat ve Terakki bu kitapta da var. Ne var burada, Manisa'dan gelip babasını arayan bir kız var. Şişli'deki bir eve geliyor bu. Babasının arkadaşının eniştesinin dayısının süt kardeşi gibi bir şey bu evin sahibi hanım. Olumlu olumsuz bir çok şey yaşanıyor.

Güzel ayrıntı; Yunan ordusu o sıralarda Bursa'ya doğru ilerliyor ve yenilgiye uğratılıyor. Bu savaş ortamının ailede zerrece sallanmaması. Zengin insanlar bunlar. Milliyetçilik, bağımsızlık gibi duygular zayıf bu ailede her toplumda böyleleri olduğu gibi. Peyami Safa romanlarında bu tür çelişkileri kendi bakış açısından değerlendiriyor. İlgilenenler için okunabilir. Öyle.

Yanıtla
8
35
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırmızı Hapı Yutmak
The Matrix’i biliriz. Sonraki iki filmden bahsetmeyeceğim, sadece bu. Çünkü kafalara çtonnk diye inmişti. Ben küçüktüm ilk izlediğimde, efektlere, "Vaoov," tepkisi veren bir çocuktum. Bir şey anlamamıştım yani. İkiyle üçü izledim, yine süper film ama yine düşünmemiştim hiç. Sonra lisede The Animatrix'i izledim de ne olduğunu anladım biraz. Biraz ama. Geçende oturdum, üçlemeyi izledim yine. Taşlar daha bir yerine oturdu derken bir ikinci elcinin karton kutulara istiflediği kitaplara yumulmuşken bu kitabı buldum, aldım. Arkadaş, ben bir şey izlememişim meğersem.
Kitapta birçok makale var, şimdi kaç tane olduğuna bakamam, kitabı kütüphaneye koydum ve içeri gitmeye üşendim. İlk film hakkında ama hepsi. İkinciyle üçüncü çıkmamış daha adamlar onları yazarken. Neyse, TM'de din gibi, geleceğin niye bize ihtiyaç duymayacağı gibi, gerçeklik algısının Berkeley, Kant ve Baudrillard üstünden nasıl incelendiği hep bu kitapta var. Filmde göndermeler de varmış, izlemesem bilemezdim. Pek de araştırmamıştım açıkçası. Mesela filmin başında Neo'nun açtığı kitap, Simulacres et Simulation, bir Baudrillard kitabı ve konuyla direkt alakalı. Çok ince ayrıntı da vermek istemiyorum ama patronu Neo'yu kalaylarken cam silenlerden başka birçok minik detaya kadar çoğu şeyin filmin anlatmak istediğiyle bir alakası var. Wachowski Biraderler'in konuyla alakalı görüşleri var kitapta, bu görüşlerle ilgili eleştiriler de var. Al oku arkadaş, ufuk açıcı.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sonuncu Sonbahar
Bir Cinayet Romanı'nı biliyoruz, Emin Köklü isimli matematik profesörü göbekli adamla Akın Hanım biraz emrivaki bir şekilde evleniyorlardı dava bittikten sonra. Bu kitap üç yıl sonrasından başlıyor.
Yine cinayet zaten. Haydar Bilir var, Emin var, Akın var. Bu ikisinin evliliği bir acayip. Ayrı yataklarda yatıyorlar, ayrı evleri falan var. Acayip bir ilişki. Emin Hoca bir roman yazmak istiyor, Akın buna yardım etmiyor ve o da bir roman yazmak istediğini belirtip tatile gidiyor. Gitmeden de Emin'e çözülecek bir cinayet veriyor. İnce noktalar var romanda, bu da onlardan biri. Akın dönüyor sonra, şamata başlıyor. Cinayet araştırmalarıyla hocanın hayatı bir arada veriliyor romanda, çünkü öyle. Okuyun da anlayın neden öyle.
Çok spoiler vermeyeyim de, Stranger Than Fiction tadında. Bir de cinayeti araştırırlarken bazı bilgiler ortaya çıkıyor, Haydar Bilir isimli zehir hafiyemizin bu bilgiler arasındaki bağlantıları düşünememesi önce bir öeeh çektiriyor insana. Nasıl olur lan böyle bir şey, yazar hatası diyorsun. Sonradan ters köşeye yatıyorsun.
Bir de Yarın Yarın'da uyuz olduğum kevaşe Aysel Alsan var burada, Haluk'un adı geçiyor falan. O çevrenin olayı yani, aa dersen şaşırma. Ulan Selim'e amma üzülmüştüm. Neyse.
Güzel roman, fiks polisiye. İşte. Okunur.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gölgesizler
Bilincimiz derin uykulardan uyku beğendiğinde, yahut dükkanı kapatıp bilmediğimiz bir yere gittiğinde orada olmadığını sezdiğimiz, büyük bir özgüvenin fiştiklediği biçimde orada olmadığını bildiğimizi iddia ettiğimiz insanların, evlerin, sokakların var olmadığını bize kim, nasıl ispat edebilir? Kendimize bunu nasıl ispat edebiliriz, daha da önemlisi; neden ispat etmeliyiz? Bir şeylerin varlığından emin olmamak, o şeylerin gerçekliğinden de emin olmamak mı demektir?
"Yerli Yüzyıllık Yalnızlık, biraz diyaloglusu" diye düşünmüştüm en başta. Çırak-Godot uyandı bir an mesela. Yıllarca bir şeyleri arayan insanlar. Büyülü gerçekçilik. İnceden inceye bir devlet eleştirisi, Perecvari alt-hikâyeler. Çok daha fazlası. Şu roman, Türk edebiyatı için büyük bir kazanç. Bak çok büyük konuştum ama karakterlerden köye kadar yeni kokuyor.
Neden "Gölgesizler"? İki sebebi olabilir, ilki durgunluk. Zamansız bir dünyanın bıraktığı izleri okuyoruz. İki; varoluşa bir gönderme. Gölge düşürmeyecek kadar yok bu insanlar, ancak gölge kavramını akla getirecek kadar da oradalar. Kelime oyunu yapayım; akıllara gölge düşürecek kadar varlar, görülmeyecek kadar yoklar. Boktan oldu, evet.
Filmini izlemedim, izlemem herhalde. Aklımda kaldığı şekliyle dursun, ara ara açıp okuyayım. Oralarda bir yerlerde bir şeylerin olmadığını bilmek güzel.
Yanıtla
7
5
Destekliyorum  1
Bildir