Öğretmenliğin nasıl yapılması gerektiğini ukalaca ve ütopik söylemlerle anlatan kitaplara oldum olası sinir olurum.Bu kitabı da elime aldığımda bu düşünceler vardı kafamda,açıkçası önyargılıydım..Ancak çoğunlukla öyle olmadığını gördüm.Bunda yazarın samimiyeti etkili oldu.Anlattıklarında,verdiği örneklerde,önerilerinde bilmişlik değil,dostça bir paylaşım vardı.
Kitapta söylenenler genellikle ilköğretim birinci kademe öğretmenlerince uygulanabilir özellik taşıyor.Mesela,öğrencilerinizi yeterince tanıyor musunuz? başlığında 'annesini yıllar önce kaybetmiş bir çocuğa,anneler gününde sen,annene ne hediye aldın diye soran bir öğretmenin eğitici gücünden söz edilemez.' deniliyor.Haftada iki ders beraber olduğun ve 400'ün üzerinde öğrenciyle beraber olduğun bir okulda,hangi öğrenciyi ne kadar tanımamız beklenebilir ki,oysa bir sınıf öğretmeni 30-40 öğrenciyle 5 yıl boyunca beraber oluyor haftanın her günü.Dolayısıyla ondan böyle bir şeyi beklemek az değildir.
Yazar,eğitimde sevginin önemi,derslere zamanında girme,dersleri ilgi çekici hale getirme,çocuklara adlarıyla hitap etme,grup çalışması yapma,görsel öğelere yer verme,sosyal faaliyetleri önemseme,velilerle iş birliği,öğretmenin kendini sürekli yenilemesi gibi konuları akıcı bir şekilde işlemiştir bu kitabında.Anlattıklarını yaşanmış küçük olaylarla,veciz sözlerle ve karikatürlerle zenginleştirmiştir.
Söylenilenler yaptıklarımızdan,yapmaya çalıştıklarımızdan farklı şeyler değil. Neticede hep bildiğimiz,önemsediğimiz şeyler; yine de insana heyecan veriyor. Kitabı okurken bir ara pazartesi olsa bir an önce de okula gitsem,arkadaşlarımı, öğrencilerimi görsem,şu çalışmayı hemen yapsam diye içimden geçti.Motive ediciydi,okuduğuma değdi.