Kitabın yarıdan fazlasını kapsayan ilk bölümünde İhvan-ı Müslim'in kuruluş (1928) aşaması ile birlikte hem Mısır'ın hem de yakın coğrafyanın siyasi ve toplumsal yapısı analiz edilerek, Hasan El Benna'nın nasıl bir hareket yöntemi izlediği ele alınıyor. Zaten Hasan El Benna, şehit edilinceye (1949) kadar da İhvan üzerinde tek söz sahibi ve otoritedir. Dikkat çektiği nokta, Hasan El Benna'nın anasayal ve parlementer sisteme karşı çıkmamasının yanı sıra çok partili sistemi de tasvip etmemesidir. Sonuç itibariyle, yazar, İslam ile demokrasi arasında benzerlikler ve uyuşan yönlerin olduğunu söyleyerek aslında İslam'ın kesin bir dille herhangi bir yöntemi şart koşmadığını ispatlamaya çalışıyor. Diğer yandan, evrensel bir hilafet makamının ve tüm ümmeti kapsayacak üst düzey bir siyaset ve sisteminin mümkünün dışında olduğunu sözlerine ekliyor. Peygamber Aleshisselam'ın tebliğiyle birlikte oluşan, -ki bu yönüyle aslında var olan ve ilk dört halifenin seçiminde kendini gösteren metodolojinin geliştirilemediğini beyan eden müellif, bir Müslüman olarak demokrasiyi içselleştirdiğini açıkça söylüyor. Kitabın ikinci bölümü farklı konulardaki makalelerden oluşuyor ve yine katkı sağlayıcı. Yazarın bakış açısını gerekenden fazla Batı merkezli modernist bulduğumu söyleyebilirim. Buna rağmen epey faydalandığımı da da eklemek isterim. Kitabın ismi içeriğini ortaya koyan küçük bir özet. Kısacası okunası değerli eserlerden...