Bedenin ölümü takip eden dakikalarda çöküşü ve ruh kavramı üzerinde düşünmeye sevk etti beni. Ruhun tüm beden hücrelerini bir arada tutuşu ve ölümü takip eden anlarda bu kontrolün kaybolmasını takiben bir anda bedende bir anarşi ve bozulma başlaması ilginç bir olgu. Ayrıca ölen bedenlere gösterilen saygı (organ donörü olsa bile azami saygı gösterilmeli) ve ölüye ne yapılacağı açısından Türklerin ve diğer müslüman milletlerin daha akılcı olduğunu görebiliyorsunuz. İnsan bedenini yakarak toz haline getirmek, sonra dişlerden çıkan cıva buharının zararlarını düşünmek, insan bedenini gübre yapmak için yöntemler geliştirmek vb hususlar bana "Neden Avrupalılar insanı yıkayıp temizledikten sonra bir beze sarıp toprağa gömmeme konusunda bu kadar inatçılar?" diye düşündürdü. Herhalde dedim, müslümanların hıristiyanlara benzememe konusunda eski devirlerde gösterdiği hassasiyet ve taasuba benzer bir davranışı bugün hıristiyanlar ne olursa olsun müslümanlara benzememe konusunda taassup derecesinde bir inatla gösteriyorlar. İnsan bedeninin tüm insanlığa hizmet maksadıyla tıbbi veya diğer ilmi araştırmalar için kullanılması, suistimal edilmediği sürece tabiiki olmalı. Mizahi yönü bir yana insanı bir çok alanda düşünmeye sevk ediyor. Okunmayı fazlasıyla hak eden bir kitap.