Varlık vergisinin farklı sonuçları bir ailenin anıları ile etkileyici bir şekilde anlatılıyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti imzaladığı ticaret anlaşmasına istinaden Almanya'ya silah üretimi için hammadde satmakta idi.Ülkede yoksulluk,kıtlık başlamış ve ekmek karneye bağlanmıştı.Varlık vergisi uygulanmaya başlamışdı.(12.11.1942 yılında TBMM de kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.) Belirlenen rakamı ödeyemeyen azınlık işadamları Erzurum'un Aşkale kasabasına zorunlu çalışmaya gönderiliyorlardı.Aynı dönemde azınlık vatandaşların bir bölümü demir yolu ve havaalanı inşaatlarında çalışırken bir bölümüde yol yapımı ve taş kırma işlerinde çalıştırılmak üzere Nafıa (Bayındırlık işleri bakanlığı ) emrinde çalıştırılıyordu.
Romanın baş kahramanı Baret üçbuçuk yıl aradan sonra evine döner,ancak artık hiç bir şey eskisi gibi değildir.Aile yuvasının perişanlığını görür,kendiside artık eski Baret değildir.Evin babası Aşkale'ye gitmemek için Varlık Vergisini son kuruşuna kadar ödemiştir ve artık hiçbir birikimleri kalmamıştır.Yiyecek ekmeğe muhtaç hale düşmüşlerdir.Ev halkı bu güç koşulları babanın yüzüne vurmakta her şeyden onu sorumlu tutmaktadır.Akrabaları tarafından yardım edilmek yerine dışlanmaktadır.Baret'te eski kimliğinde değildir.Topluma yabancılaşmış,herkese kin duymakta hatta bir kötülük timsali haline gelmiştir.Babasının ölümünden sonra evi terkeder.Pera'da çeşitli işlere girer çıkar,çok zor şartlar altında pansiyonlarda yaşar.Sonradan zengin olma akrabaları kendi değer yagılarına uymadığı için,onların yanında çalışmayı rededer.
Kitabın son sayfasını çevirdiğinizde şunu düşünüyorsunuz;babanız vergiyi ödemeyip Aşkale'ye gitsede,vergiyi ödeyip Aşkale'ye gitmesede aileniz parçalanmış oluyor.
(Bir de başka yeni bir sınıf ortaya çıkıyor )Her bunalımlı dönemde olduğu gibi para ortadan yok olmuyor sadece el değiştiriyor.
Kitapta özellikle ruhsal tahliller çok başarılı.
Oldukça düşündürücü bir eser.
Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.