Yazarı bir röportajında şunları söylemişti kitapla ilgili;
"İlk eserleri her yazar için otobiyografik çizgiler taşır; bunda da durum böyle. Çok sevdiğim ve yaşadığım Samsun’dan kopmam mümkün olmadı. Zaten bence böylesi bir sevda hikâyesi İstanbul’da değil olsa olsa taşrada yaşanabilirdi. Temrin Dergisinde Hatice Eğilmez Kaya’nın çok güzel tespit ettiği gibi, “Yaşanan her duygu gibi aşk da oluştuğu şehrin özelliklerini yapısına nakşeder.” Bu nedenle bence bu hikâye -illa da Samsun’da- geçen bir sevda hikâyesidir. 1999 yazının Samsun’unu geziyoruz aslında Yavuz ve Tuğçe ile birlikte. Bir de Samsun’un Türk edebiyatında Akın Üner’in Çalı Harmanı ile Zerrin Koç’un Islak Kentin İnsanları kitapları dışında çok fazla yer bulamamış olması da etkiliydi tabii bu yer seçiminde. Okurların ‘bildiğimiz mekânlar’ tepkileri de gayet güzeldi. Hakikaten de bildiğimiz mekânlar; Atakum Eğitim Fakültesi, Gençlik Parkı, Meydan, Mecidiye, Çiftlik, eski otogar, Doğu Park, Bulvar… Bir de şunu ilave edeyim; Samsun benim memleketim. Şehirlerin gelenekleri, ruhları vardır ve içinde yaşayanları derinden etkiler. Benim karakterimi, hayat görüşümü şekillendiren unsurlardan birisi de Samsunluluğumdur. Bu anlamda şehrime karşı bir borcum olduğuna inandım hep..."