Doğal Roman
Doğal Roman

Kitapyurdu Fiyatı: 194,94TL

Ürüne Git
25Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Doğal Roman
Biçimlenmemiş hafızadan pek bir şey akın etmese de fotoğrafların yardımıyla görüntüler çıkarılır, bebeklik yaratılır, çocukluk, gençlik belirir ve müthiş düşünmüş insanların sınırlarını çizdiği yaşam pratikleri anılarak parçalarından kurulan yaşamda tek bir nokta boş bırakılmaya çalışılır. Adamımız metnini yazarken tek bir amaca yönelir; biten evliliğini anlatmak. Ama yok, bu anlatmaya gelecek bir şey değildir, gerçeği olduğu gibi anlatmak kurmacaya ister istemez girecektir. Anlatmanın doğası. Sözcüklerin ağırlığından dile getirilemeyene, dile getirme çabalarından bambaşka noktalara çıkışlara kadar pek çok şey kendine yer bulacaktır ve roman doğallaşacaktır çünkü her şey her şeyin içindedir, tek bir şeyin anlatımı sadece tek bir şeyden ibarettir ve bu hiç doğal değildir, yavan kurmacadır, tatsızdır. Algılanan gerçeklik de tatsızdır, tekillikten ibarettir. İmgelemi bu noktada devreye sokmak gerekir; anlatıları otobiyografik olmaktan çıkaran etken. Bernhard'ın düşlemeyi gerçekten daha gerçek olarak görmesini düşünüyorum, imgelem için de bunu söyleyebilirsek metin daha da kendisi/yazarı haline geliyor. Burada işin içinden çıkamıyorum. Çok derinlerde bir yerde, yaşanmış her şeyle yaşanabilecek her şey, her sözcük, her film karesi, her ne varsa birbirine karışıyor, ayırt edemiyorum. Bu ayırtsızlığın metnidir Doğal Roman, tek bir olgu etrafına kurulan yaşam. Bölüm başlıklarının altında epigrafik kısımlar var, iyi. Altta yazılanlara giriş, bazen kapsamı genişletici bir düş, savunma mekanizması olan duyguların savundukları. İlk bölümde ayrılığın ilk anları var, bir de uçuk bir tesadüf. Paylaşılacak plaklar bir bir fırlatılıyor. Camı kırması gereken ilki, Ema'nın attığı. Kırılmayan cam hemen Galeano'yu hatırlatıyor; kitapların ağır ve yerlerinde durduğu, şarkılarınsa uçtuğuna, hafifliğine dair sözü. Geçtim, adamımızın attığı plak güvercinin boynunu kesiyor ve gırtlak kemiğinin dişlediği plaktan bir anlığına müzik sesi geliyor. İnanılmaz bir düşlem bu. Mevzu rüyada geçiyor bu arada, adamımız rüya görüyor. Rüyasını Ema'ya anlatmıyor. Kırgınlığı çok daha gerilere ait, Ema'yla başlamış bir şey yok. Her şeyin romanı bu, her şeye yer var. 1997 kışında alınan sallanan sandalye bir örnek. Kapı kırık, her şey çalınmış ama bu sandalye duruyor. Ema polisi arıyor ama pek kimsenin ilgilendiği yok. Adam hemen bir öykü uyduruyor, televizyondaki dizisini izlemek uğruna eve giren iki hırsızın kendisine tecavüz etmesine izin veren bir kadınla ilgili. Toplum eleştirileri gırla, bu bir örnek. Adamın bilişsel savunma mekanizmasını da belirtmiş oldum; travmatik durumlarda uydurulan öyküler gerçekliği değiştirip görmezden gelme gücü veriyor. "Bastırma" yancısı. Bastırılanlar bir yerden patlayacak, patlayana kadar uydurulacak çok öykü var. Coupland'ın sözünü hatırladım bu kez: Hayatlarımız öykülere dönüşecek veya onlardan asla kurtulamayacağız. Aralarda çeşitli bölümler anlatıyı sanki yeterince parçalı değilmiş, fragmanlar halinde değilmiş gibi daha da parçalıyor. Öykünün öyküsü buna bir örnek. Editör anlatıyor, bir gün eline bir defter geçiyor. Eskice bir defter, seksen sayfa. Yazılmış en güzel metinlerden biri. Sahibi uzun süre ortaya çıkmıyor, editör çalıştığı gazetede öyküyü parça parça basıyor. Bir gün genç bir kadın geliyor, öyküde özel hayatının anlatıldığını söyleyerek şikayet ediyor. Ema bu. Adamımızın son durumu hakkında bilgi de veriyor; evsiz ve sandalyeyli bir adam. Sokaklarda görülebilir. Boşanmadan sonra kafayı yemiş, başarısız evliliğini anlatan bir roman yazmanın olanaksızlığı üzerine bir roman yazması klişe bir konu gibi gözükse de türe bir nebze soluk getiriyor olabilir, fragmantasyonu sineklerin onlarca farklı bakış açısına sahip olmasına benzetiyor ileride. Sineklerin ağzından yazılacak anlatıyı merak ettiğini de söylüyor. Sivrisinek Şehirde'yi önerirdim kendisine. Her neyse, editör adamımızı buluyor ve adını soruyor. Georgi Gospodinov. Editörün adı da aynı. Aynı adlı ve soyadlı yedi kişi var, yazarı önemsiz kılıyor bu. Editörün adamımızı bir daha bulamamasıyla kitap sözleşmesine kendi imzasını atmasını da. Metnin sahibi önemsizleşiyor bir anda. The Words'ü izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum bu noktada, benzer konular. "Doğal roman" mevzusu, adamımızın biricik hayali. Atomlar boşlukta yüzüyor, Demokritos'un dediği bu. Boşlukta yüzen sözcükler bir araya gelerek daha büyük bir yapıyı oluşturuyor ama inşa edilen şey, temelde bir hiç. Flaubert diyor adam, hiçlik hakkında bir kitap yazmayı düşünmüş. Hiçbir şey hakkında. Hemen bir denemeye girişiyor adam, sadece roman girişlerinden/atomlarından oluşan bir roman. Pastişinin sonucunda romanın bütün dünyayı birleştirdiğini söylüyor, farklı girişlerin bir araya gelememesi için anlamsal bir sebep olmadığını, dünyanın ve romanın buna olanak sağladığını söylüyor. Boşanma hakkında bir romanda daha fazla dağılabilen bir konuya dönüşler yapılıyor, ara ara. Bir dönüşte, düğüne çağrılan davetlilerin duruşmaya da çağrılması gerektiğini düşünüyor adam. Burası biraz güldürdü, kısa zaman sonra boşanacak biri olarak, hakimin -veya boşayacak olan her kimse- emin olup olmadığımı sorduğu zaman sanki evleniyormuşum gibi, heyecanla, "Evet!" diye bağırmak istiyorum, mümkün olursa. Adamın karısı başkasından hamile bu arada. Tuvaletin tarihini, dışkının sözcüklere ve metinlere benzetilmesini üretim aşamasına, yaşamın üretimine bağlamak gerekiyor. Fiillerden oluşan bir romanın düşlenmesini gerileme aşamalarına ve fiillerin sıralanışının kronolojiden kaçamamaya yol açmasının sıkıntılarına bağlamak gerekiyor, her şeyi birbirine bağlamak gerekiyor. Ayrı bölümler halinde incelenen 60'ların ve 70'lerin dünyasında büyüyen çocuklar, yaşadıkları ülkenin sıkıntılı havasından ve baskıcı sosyal ilişkilerden bozuk duygular türetiyorlar. İlk aşk bu bozuklukta yitip gidiyor ve daha en başta kaybın ne olduğu öğreniliyor. Büyük, yıkıcı bir birikim. Ema'yla başlamadı ama Ema'yla bitti. Adam çocuk istemediği için Ema da bir başkasından yaptı çocuğu, basit. Adamımız da kayışı yaktı ve kurmacayla kurmacasız dünya, derinlerde bir yerlerde birleştiğini söylediğim o kaos yüzeye çıktı, gözlerin görebileceği bir noktaya sabitlendi. Sandalyesinde otururken bunları düşündü adam, en sonunda tamamen yok oldu. Yaşamın anlığına geri dönebildiğini sanmam, o kadar kurmuştu. Kendi hayatını anlatamayan adamı anlayabiliyorum, hayat anlatılamaz. Hayat herhangi bir şeye sığdırılamaz. Notalar, sözcükler, düşünceler, hiçbir şey yetmez. O yüzden roman doğal. Yetmediğinden.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
06.05.2026
Bu kitapta herkes başka bir şey bulacaktır...
"Bugün Ema ile boşanmamızın ilk yıldönümü. Ondan bazı rüyalarımı ve birkaç ıvır zıvırımı hala alamadım. Rüyalar kedi gibidir. Eski evini en son onlar unutur." Şimdi başlarım, bundan sonra başlarım, ha şimdi, ha yarın derken Bulgar yazar Georgi Gospodinov ile tanışmamı erteledim durdum, ben ertelerken kendisi son kitabı Zaman Sığınağı ile Booker ödülü bile aldı. Neyse, sonunda Doğal Roman ile kendisinin edebiyatıyla ilk buluşmamı gerçekleştirmeyi başardım. Gururluyum. Nasıl anlatayım bu kitabı bilmiyorum, müthiş tuhaf çünkü kendisi. Bir tür antiroman ama bildiğimiz antiromanlardan da değil, onun alıştığımız bir biçimi oluyor, bu kitap bildiğimiz romanların hayli dışında. Gerçi kategorize etmeye çok da gerek var mı bilmiyorum, adam kendi kategorisini yaratmış, adını da koymuş işte: doğal roman! Ki Zaten en baştan soruyor: "Trajiğin ne olduğunu artık bilmediğimiz bu ortamda roman nasıl mümkün olabilir ki? Ulvi olan yok olmuşsa, tüm öngörülebilirliği ve daha da kötüsü, yıkıcı tesadüflerinin cılız gizemiyle hayatımızda sadece gündelik olan kalmışsa, romanın düşüncesi bile nasıl mümkün olabilir ki?" Çatı hikâye anlatıcımızın eşiyle ayrılık süreci olsa da (işte trajik olan!), bunu hiç konvansiyonel olmayan bir biçimde aktarıyor yazar. Zamanda ileri-geri gidip gelmeler, anlatıcının yazdığı öykülerden fragmanlar, o öykülerin akıbetleri, birden anlatıcının zihnine girip onun bilinç akışıyla sürüklendiğimiz bölümler... Bu sürüklendiğimiz bölümlerde bol bol tuvalet meselesine giriyoruz, kapakta kullanılan resim de bu yüzden seçilmiş. Tuvaletler, bok ve sinekler üzerine uzun uzun kafa yoruyor yazar ve fakat bunlar metnin içinde zorlama ya da sakil durmuyor, genelde böyle kısımların metne çok eklenti gibi kaldığına şahit oluruz, Gospodinov bu kısımları çok büyük bir doğallıkla kotarmış. Okurken acayip tuhaf bulduğum ve fakat bir yandan da "ne kadar güzel ya" diye düşündüğüm bir kitap oldu Doğal Roman. Güzel çünkü - bildiğimiz anlamıyla güzel. Bu kitapta herkes başka bir şey bulacaktır, ben güzellik buldum. Doğal olanın güzelliği olsa gerek bu. Ben seninle daha yakınlaşırım Gospodinov. Bakalım neler yaşayacağız beraber.
nemeçekgregor
Kaşif
13.03.2026
o kadar gerçek ki tam bir doğal roman bu yazara bayılıyorum
miglate84
01.02.2026
Alışılmışın dışında bir roman. Bulgarlar bize yakın olduğu için herhalde kendimden de çok şey buldum. Yazar bu aralar Türk okuyucular arasında çok popüler.
Oya ÖZCEÇELİK
Kaşif
18.12.2025
Doğan Roman gerçekten doğal bir roman. Yaşamda doğal olan ne varsa bahsetmiş, gayet doğal haliyle. Hiç şaşırmıyorsun okurken ve aslında pis olarak düşündüğümüz, görmezden geldiğimiz, gözümüzü kaçırdığımız her şeyin hayatın bir parçası olduğunu çok güzel ortaya koymuş. Sanırım yaşamı çok güzel ve doğru gözlemleyen bir yazar, çok da güzel kaleme almış doğrusu, oldukları gibi doğal halleriyle. Bir de boşanmak üzere olan evli bir çiftin kurgusu mevcut kitapta, bir çiftin boşanması da doğal tabii, onların hikayesi de enteresan bir dinamik katmış kitaba. Sanki sohbet eder gibi bir doğallıkla yazılmış, akıcı bir roman. Booker ödüllü Bulgar bir yazar, okumaya değer.
sezen sağlam
Üstat
31.07.2025
Kitabında kapağından da anlaşılacağı gibi konu tuvalet. Çatı hikaye bir çiftin boşanma aşamasını anlatsa da sinekler bile metne dahil oluyor. Keyifle okuduğum anlatımını, bakış açısını sevdiğim bir yazar.
ekin IBRAHIMOĞLU
14.02.2025
yazarın kafasındaki binlerce kapının olduğu bir labirentte dolaşmak gibidir bu kitabı okumak.
badragut
Kitapkurdu
30.04.2024
Çağdaş yazarlar içinde özgün deneyleriyle ön plana çıkmasının hakkını veren bir kitap daha.
fulyaardic
Kaşif
18.12.2023
Çok etkilendim, tuvaletten hikaye mi çıkar, hem de nasıl çıkar. Deha işi bir kurgu.
Onur Biçer
Kitapkurdu
11.08.2023
Özellikle Booker Ödülü'nü aldıktan sonra yazara olan ilgi arttı. Elimde Hüznün Fiziği vardı ama bu kitabı daha önce okuyacağım.
kitaparasibirdünya
Bilge
12.06.2023
Hiç sevemedim. Yeni tür ve denemelere açık olduğum halde kitap beni hiç çekmedi. Bu kitabı okumanın ne gibi bir faydası var diye düşünmekten bitiremedim.
personalı
Kitapkurdu
14.04.2022
Bu kitap, romanların çoğunda ayrıntı olarak bile rastlamadığımız şeyleri konu ediniyor. Örneğin sinekler ve tuvalet.
ipek karatosun
Üstat
28.07.2021
beklentimi cok karsilamadi kitap. ne iyi ne kotu diyebilirim. ilginc bir konusu var ama daginik anlatilmis arada kopukluk hissi olusuyor.
Mr@l
24.12.2020
Değişik bir yazar. farklı yerlerden göstermeye çalışmış.Fena değildi
aybukeeycl
15.12.2020
İlginç bir tarzı olan yazar...
Levent1436
Kitapkurdu
06.11.2020
Kurgusu ve anlatımı çok güzel ve değişik bir roman. Sanırım Gospodinov'un diğer eserlerini de okuyacağım.
Ahborges
Üstat
20.07.2020
Bulgar edebiyatıyla tanışmak için muhteşem bir roman
nafaac
02.04.2020
çok büyük heyecanla aldım, okunmayı bekliyor.
nagtagalan
06.12.2019
Cık. Olmamış. Kitabın adına ve özetin kanıp almıştım
sezerantepli
20.10.2019
Yazarın ilk okuduğum romanıydı farklı konu ve anlatımı vardı. Eh işte diyebilirim
1 2