Fahrenheit 451
Fahrenheit 451

Kitapyurdu Fiyatı: 187,50TL

Ürüne Git
5316Yorum
İzzet Eroğlu
Kaşif
15.03.2021
Kitap Özgürlüktür
1953’te yayımlanan ve distopya türünün önde gelenlerinden biri olan eser, kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin buldukları her kitabı yaktığı 2049 yılının Amerikan toplumunu anlatmaktadır. Kitabın adı da Fahrenheit ölçeğinde kitabın yanma derecesine işaret etmektedir. Soğuk Savaş sıralarında Amerika’da McCarthy akımının etkili olduğu bir dönemde yazılmıştır. Eser; o dönem Amerika’sında antikomünist kuşkuculuğun vardığı noktadan hareketle otoriter yönetimlere bir eleştiri şeklinde okunabileceği gibi, aynı zamanda kitle iletişim araçlarının insanı âdeta esir aldığı ve okuma devrinin bitip ekran çağının başladığı bir dönemin eleştirisi olarak da okunabilir. Kitapları yakmakla sorumlu itfaiye biriminde çalışan Guy Montag’ın hayatı, iş dönüşünde mahallesinde karşılaştığı ilginç bir genç kızla tanışmasıyla değişir, ardından yerleşik düzeni sorgular ve eyleme geçmek, mücadele etmek kararını alır. Otoriter düzene eleştiri bakımından tüm teknolojik araçlarla insanın ve insan düşüncesinin kuşatıldığı, farklı düşünceye müsaade edilmediği, sorgulamaya giden yolların tamamen kapatıldığı, kitapların yok edildiği bir dünya kurgulanmıştır. Bu anlamda eser otoriter düzenlere karşı önemli eleştiriler yöneltmekte ve insanın kuşatılmışlığını, acziyetini ortaya koymaktadır. Son yıllarda dünyayı da kasıp kavuran otoriterleşme eğilimleriyle birlikte okunduğunda eserin yönetime dair eleştirileri hayatta da karşılık bulmaktadır. İnsanın âdeta tüm hareketlerinin takip edilebildiği günümüz dünyasında kitaptaki öngörüler büyük ölçüde gerçekleşmiş durumdadır. Eserdeki şu ifadeler otoriterliğin boyutunu göstermesi açısından fevkalade dikkat çekicidir: “… Okulda yapmaya çalıştığın şeyin büyük bölümü ev ortamında bozulabilir. Anaokulu yaşını bu yüzden her sene azalttık; artık neredeyse beşikten alıyoruz onları.” (s. 81) Aşağıdaki alıntı da Nazi Almanya’sını yaşayan ilahiyatçı Martin Niemöller’in meşhur açıklamasını (“Önce Yahudiler için geldiler ve ben sesimi çıkarmadım çünkü ben Yahudi değildim. Sonra komünistler için geldiler ve ben sesimi çıkarmadım çünkü ben komünist değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve ben sendikacı olmadığım için yine sesimi çıkarmadım. Sonra benim için geldiler ve benim için ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”) andırmaktadır: “… ‘Suçluları’ kimsenin dinlemediği zamanlarda konuşup onları ifşa edebilecek masumlardan biriydim ama konuşmadım ve dolayısıyla ben de suçlu oldum. Kitapları itfaiyecileri kullanarak yakan sistemi sonunda kurduklarında da birkaç kez homurdandıktan sonra duruldum, çünkü artık benimle birlikte homurdanan veya bağıran kimse kalmamıştı. Şimdiyse çok geç.” (s. 104) Eser; ekran/görüntü çağı bakımından ise esasında hayata dair önemli tespitler içermektedir. Ekran araçları ile insanların düşünme yetileri âdeta iğdiş edilerek düşünmemeleri ve sorgulamamaları sağlanmaktadır. 1953 Amerika’sında odanın dört tarafı ekranla kuşatılmış bir hayat kurgulanmışken esasında 2049 gelmeden dünyamızda daha fazlası gerçekleşti. Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım.” mantığı günümüzde Tayfun Atay’ın deyişi ile “Görünüyorum, o hâlde varım.” şekline dönüşmüştür. Bireylerin kitle iletişim araçlarıyla oyalandığı, beyinlerinin dumura uğratıldığı ve farklı düşünmeye meşruiyet tanınmayan bir dönemde, her ne kadar ulusal ve uluslararası belgelerle insanın hak ve özgürlükleri kabul edilmiş ve koruması da teminat altına alınmışsa da gerçek anlamda bireyin özgür olduğundan bahsetmek son derece güç. Eserin dikkat çektiği iki durum birbirini tamamlar niteliktedir. Ekran çağının imkânlarıyla bireye zaten farklı düşünme olanağı sağlanmamaktadır. Bir şekilde aradan kaçanlar da otoriter düzenin teknolojik araçlarıyla ortadan kaldırılmaktadır. Eserin tercümesi, tercümenin daha iyi olması gerektiği izlenimini uyandırmaktadır. Modern dünya edebiyatının önde gelen yapıtlarından biri olan bu eserde azımsanmayacak ölçüde yazım yanlışı bulunmaktadır. Tırnak içindeki cümlelere büyük harfle başlanmaması ve ifadelerin sonunda nokta işaretinin kullanılmaması, bölümlerden sonraki ilk paragrafta satır başı yapılmaması, tırnak içerisindeki ifadelerden sonra virgül işaretinin kullanılması (s. 14, 26 vd.) ve üç noktadan sonra cümleye büyük harfle başlanmaması (s. 12, 15, 25 vd.) yaygın olarak görülmektedir. Mesela okuyucu Türkçeye tercüme edilen eserde “UCLA”nın ne olduğunu bilmek zorunda değildir. Tercümanın bunun Türkçesini belirtmesi gerekir. Bu kısaltmanın Los Angeles Kaliforniya Üniversitesini ifade ettiği çoğu okuyucunun aklına gelmeyeceği düşünülerek bunun Türkçe karşılığı verilmeliydi. İyi okumalar...
Ali Riza Malkoç
Kitapkurdu
29.04.2021
Görevimiz karanlıkta çıra yakmak olsun, aydınlığımız huzur ve güven versin
Distopik, bilim kurgu eserleri çok fazla ilgimi çekmese de; tasarım, gözlem, inovasyon ve muhakeme yeteneğimi geliştirmek için zaman zaman okuduğum oluyor. İçerisinde bulunduğumuz zaman diliminden memnun değilsek, özlem duyduğumuz geçmişe de dönemeyeceğimize göre, geriye geleceği planlamak kalıyor. Bu uğurda, zekânın sınırlarını zorlayan her yaklaşım, her eser dikkate almaya değerdir. Bu eser de bizi sıra dışı bir maceranın peşinden sürüklüyor. Duygu ve düşüncelerini doyurmak için zaten insan değişime ihtiyaç hisseder. Kurgunun konusu; kitap okumaya teşvik ve kitap düşmanlarına karşı kararlı bir tavır içinde olması dikkat çekici. Kurgunun vermek istediği mesajı, yalnızca buna indirgemek yanıltıcı olur elbette. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen de işit” türünde, tüm özgürlük, demokrasi ve insanlık dışı yaklaşımlara karşı bir tez oluşturulmuş. Kitabın adı Fahrenheit 451; kâğıdın kaç derecelik ısıda yandığı bilgisinden üretilmiş. Kitabı yakmaya yeltenenler, buna ihtiyaç hissedenler; topluma verebilecek bir mesajı olmayan, fikir üretemeyen, mantıksal bir yaşam algoritması olmayan kişiler olarak tanımlanabilir. Bunlar toplumda karşımıza; despot, bencil, cahil, kaba, kıskanç, doyumsuz, hazımsız, uyumsuz, kişiliksiz, istikrarsız, mantıksız tipler olarak çıkarlar. Kitaplardaki fikre tahammülü olmayıp yakabilenler, onu üreten bir beyni, yüreği de acımasızca yakabilirler. Hatta yaşadığı mekânı bile ateşe verebilirler. Şairlik, yazarlık ve sanatkârlık; olumsuz olaylardan esinlenerek, güzelliklerden beslenerek, kalıcı bir eser yaratmaktır. Yazar eserinde, bu yolun hakkını fazlasıyla vermiş görünüyor. İtfaiyenin görevi yangın söndürmek iken, despotik siyasi irade tarafından kitapları yakmakla görevlendirilmesi gibi hazin bir kurgu ile karşı karşıyayız. Evde emniyet ve güvenlik için bulundurduğumuz, yangın söndürme tüpünün, patlayarak yangın çıkarması gibi trajikomik bir durum bu. Bilim, kültür, sanat ve düşünceyi değil hayatın içine katmak, kâğıt üzerinde bile sessizce durmasına tahammülü olmayan bir zihniyetin, eylemsel kodları ifşa edilmiştir. Olumsuzlukları gözlemleyip, daha adil, etik, estetik, kabul edilebilir yaklaşımlara yönelmek için; eğitici ve öğretici bir kitap. Verimli okumalar dilerim.
m.türkoğlu
Kitapkurdu
11.11.2024
Bir bankanın çocuklar için çıkardığı ve ücretsiz dağıttığı ( ya da müşterilerine hediye ettiği) bir dergi vardı. Bankaya girer, memurlara dil dökerdik. Çoğu zaman elimiz boş çıksak da bazen dergiyi kapmayı başarırdık. Her satırına kadar yalayıp yutardık dergiyi. Yine aynı yıllarda haftalık yayımlanan iki farklı dergiyi ise üç beş arkadaş aramızda topladığımız para ile satın alırdık. Bir önceki bölümlerin devamını okumak için sabırsızlanırdık. Bütün bunlar ilkokul yıllarında gerçekleşti. Şimdilerde ise çocuklara kitap okutmakta oldukça zorlanıyoruz. Teknolojinin hayatımızdan neler götürdüğünü görmek üzücü... Fahrenheit 451'e bu gözle bakıyorum. Kitapta kitaplara düşman bir otoritenin vahşetine tanık oluyoruz. Günümüzde bu otoritenin yerini dijital cihazlar almış durumda. Cep telefonu, tablet, bilgisayar... Bunlara harcanan zamana bakınca kitaplar için ağlamamak mümkün değil. İnsan ister istemez soruyor: Bizleri kitapların olmayacağı bir dünya mı bekliyor? Mükemmel bir kitap...
Akın Algün
Kitapkurdu
21.02.2024
Okumak aydınlanmaktır. Her satır yeni bir kıvılcım biriktirir ve bu kıvılcımlar koca bir alev olur insan yüreğinde. Bu roman yüreklerdeki alevi yok etmek için satırları ateşe vermeyi tercih eden, baskıcı bir yönetimin halk üzerinde kurduğu etkiyi gözler önüne seriyor. İnsanların bu uğurda nasıl çabaladıklarını ve aslında çabaladıkça nasıl battıklarını gözler önüne seriyor. Unuttukları bir şey var ki ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, cehalet öne geçebilir ama asla kazanamaz. Bu kitapta tam olarak bunu yaşatıyor biz okurlara. Okunması gereken bir distopya…
Fahriye Gül Olur
09.02.2024
Fahrenheit 451'i çok eskiden okumuştum. Tekrar okumadan önce bile okurken ne kadar etkilendiğimi hatırlıyordum. Kitap sihrinden hiçbir şey kaybetmemiş, aksine etkileyiciliği katlanarak artıyor. Dünya günler geçtikçe daha da çok benziyor Montag'ın yaşadığı zamana. Kitap okumak, nitelikli kitap okumak azalıyor. Belki de bu yüzden kendimi Ray Bradbury'nin kurguladığı bu dünyanın içinde daha çok hissettim. Bütün bunlar bir yana, karakterler öyle güzel işlenmiş ki, sanki gerçekten yaşayan -ya da yaşayacak olan- kişiler bunlar. Montag'ın içindeki değişim, Mildred'in o donukluğu, Faber'in yenemediği korkuları, Clarisse'in yaşama duyduğu ilgi (İçten içe aslında ölmediğini düşünüyorum... Ya da bunu istiyorum.), Granger, Yüzbaşı Beatty, ... hepsi bir şekilde tanıdık gelen ve kendimi yakın hissetmeme neden olan karakterler.《Kerosen (Gaz yağı): Yanıcı hidrokarbon sıvı. Yunanca keros (mum) ve elaion (yağ) sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur.
Turhan Yıldırım
Kitapkurdu
19.01.2026
Fahrenheit 451, distopik roman türünün en önemli eserlerinden biri olup "Kara Dörtleme" olarak bilinen kitapların da kronolojik sıralamada sonuncusudur. Kitaplara yer olmayan, itfaiyecilerin söndürme yerine yakma işlevini yerine getirdiği bir gelecekte, Guy Montag adlı karakterin Clarisse adlı genç bir kızın sayesinde var olan sistemden uzaklaşmasını ve farklı biri haline dönüşmesini izleriz. İkinci Dünya Savaşı'nın etkisinin de görüldüğü bu eserde, insanların ölümüne sebep olan uçan kapsül arabalar, kitap saklayan insanları bulan elektronik tazılar ve evlerde bulunan elektronik duvarlarla distopyanın sınırları çizilmiştir. Dörtlemenin diğer eserlerine göre baskıcı devlet tasavvurunun biraz geri planda olduğu daha çok "yakma" ve "düşünceye yer bırakmama" eylemlerine yer verildiği oldukça özel bir romandır Fahrenheit 451.
papatya_figen
Üstat
01.04.2026
Kitap 1952 yılında yazılmış, bilim kurgu türünde bir kitap. Yani, kitap yazıldığı yıldan çok çok ileride, teknolojinin hayal edilemediği şekilde yazılmasını ifade eden bir tür. Neyse biz kitabımıza gelelim. Şimdiii, yanmayan evler, kapsüller, mekanik tazıların, son sürat araçların olduğu bir dünyada hala itfaiyecilerin göreve çıktıkları bir dönemdesiniz. İnsanın aklına şu soru takılıyor; madem evler, araçlar yanmıyor, neden hala itfaiyeciler var? Bu kitapta itfaiyeciler yangın döndürmek için değil, görevleri yangın çıkarmak. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Aslında itfaiyecilerin görevi, toplumun huzurunu ve mutluluğunu sağlayabilmek için gece gündüz ellerine geçen her kitabı yakıyorlar. Evet evet, yanlış duymadınız, kitap yakıyorlar. Önerir miyim? aslında evet. Belki herkeste aynı etkiyi bırakmayabilir ama sorgulatıcı tarafı olması sebebiyle kesinlikle tavsiye ederim.
ÖZLEM KUTLU
Kitapkurdu
18.05.2026
Distopya örneği güzel bir kitap, tavsiye ediyorum.
Sema ÖZPARÇA
Kaşif
13.05.2026
Bradbury, kitapların yasaklandığı ve "itfaiyecilerin" yangın söndürmek yerine kitap yaktığı karanlık bir gelecek portresi çizer. Kitabın adı, kağıdın tutuşma sıcaklığı olan 451°F'tan gelir. Ancak hikaye sadece sansürle ilgili değildir; asıl mesele, toplumun kendi isteğiyle düşünmeyi, derin hissetmeyi ve okumayı bırakıp sığ bir eğlence kültürüne teslim olmasıdır.
Mehmet Doğançay
Bilge
07.05.2026
İnanılmaz ufuk açıcı bir eser, hayal gücünü de çok güzel süslüyor.
Osman alkış
Kitapkurdu
29.04.2026
tavsiye ediyorum. ilginç..
Semra G.
27.04.2026
Mutlaka okunması gereken bir bilimkurgu klasiği olduğunu düşünüyorum...
Emine Yazgan
Üstat
21.04.2026
Fahrenheit 451’i okurken hem ürperdim hem de içimde bir ateş yandı. Ray Bradbury, kitapların yasaklandığı, düşünmenin suç sayıldığı, ekranların insanları hipnotize ettiği bir distopyayı öyle keskin, öyle şiirsel ve korkutucu bir dille anlatıyor ki… Ateşin hem yok eden hem aydınlatan yüzü üzerinden özgürlük, bilgi, yalnızlık ve insan ruhunun direnci üzerine muazzam bir sorgulama. Her satırda “Bugün de böyle mi oluyor?” diye düşündürüyor. Hem klasik olmasının hakkını veriyor hem de 2020’lerde hâlâ ürkütücü derecede güncel. Okuduktan sonra kitaplara daha sıkı sarılıyor, ekranlara biraz daha mesafeli bakıyor ve düşünme cesaretinizi yeniden hissediyorsunuz. Mutlaka okunması gereken gerçek bir başyapıt!
55unal
Hezarfen
21.04.2026
Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa’da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası ‘olaylarla’ tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten ‘’zeki’’ hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar.
C.Sevde
Kaşif
20.04.2026
Yangını söndürmekle görevli olan kişilerin,kitapları yakmakla yani yangın çıkarmakla görevli olması beni çok etikemişti,deva olması gerekenlerin cellat olması fikri çok ironik
aret atak
Bilge
20.04.2026
"Gözlerini mucizelerle doldur,hayatı on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa."Zamanınız varken Gözlerinizin güzelliklerle,yüreğinizin iyiliklerle dolu dolu yaşayabileceginiz bir hayat ve keyifli okumalar dilerim.
إرم
Bilge
19.04.2026
80ler türkiyesini düşünerek okuyun. içinizi acıtacak. bi distopyayı yaşamış olmanın verdiği acı
Sena Kahya
Kitapkurdu
19.04.2026
merak uyandırıcı ve çok farklı bir konu
aycan bala
Kitapkurdu
19.04.2026
Kitapları yakmaktan daha büyük bir suç varsa, o da onları okumamaktır. Bradbury, yıllar öncesinden bugünün ekran bağımlılığını ve yüzeyselleşen dünyasını bir kurguyla değil, adeta bir uyarıyla anlatmış.
Nurlan Mustafayev
Kitapkurdu
18.04.2026
Bana sıkıcı geldi. Belki de oyle deyildir.