Yengeç Konserveleme Gemisi Hakkındaki Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
Yengeç Konserveleme Gemisi
Anlatıcının sesini zaman zaman yükselmiş buluruz, genellikle gemiyle ve dönemin siyasal ortamıyla ilgili açıklayıcı anlatıma geçtiği zaman. Metnin çevirmeni Devrim Çetin Güven, Takici'yi Zola ve Fils'le kıyaslarken dolaylı olarak bu niteliği de ele alır. Takici kara bir anlatı kurmaz, her ne kadar karanlığı anlatıyor olsa da gemideki işçilere çıkış yolunu buldurur, onlara mücadele etmeyi öğretir. Maksadı bunu okurlarına da öğretmektir, bu yüzden yer yer didaktlaşır. Kurmacayı sakatlayıcı bir mevzu ama anlatının diğer özellikleri o kadar parlaktır ki bunu görmezden gelebiliriz. Gelmeliyiz, işçi sınıfı ayaklanıyor ve kaliteli bir kurmacanın parçası oluyor. Her ne kadar kapitalist politikalar sonucu ortadan kaldırılmaya çalışılmışsa da toplumsal bir gerçekliğin en vurucu biçimlerden biriyle ele alındığı bu metni hafızalardan silip hiç yokmuş gibi davranmak, büyük problemler karşısında ilk tepki olarak kafasını kuma gömen kodamanların dışarıda kalan koca popolarının engellenemez parıltısıyla sonuçlanır. Hikâye mutlu sonla biter ama biliriz ki hayatta pek bir şey mutlu sonla bitmez. Spartacus'ten, hatta Spartacus'ün çok daha öncesinden beri köleciliğe karşı verilen mücadele o kadar çok kimlik değiştirmiştir ki isyanın tarihi ciltler dolusu bir külliyat oluşturabilir. Biz bir tanesine odaklanalım: Takici yirmi dokuz yaşında öldürüldü. Eserleri ve siyasi görüşleri Japon polisinin peşine takılmasına yol açmıştı ve savaş tamtamlarının sağduyunun sesini boğacak raddeye geldiği 1933 yılında insanlığın esamisi pek okunmuyordu. Takici ağır işkence sonucu öldürüldü. Mücadelesi sürüyor.
Devrim Çetin Güven'in sunuş yazısının bir kısmı okunmalı ama bu kısım okunmaması gereken kısımla iç içe geçtiği için kısım kısım uzaklaşılmalı. Lakin yapacak bir şey yok, önce sunuşa bakıyoruz. Güven öncelikle romanın mevzusunu anlatıyor. 1920'lerde bir yengeç konserveleme gemisi Kamçatka civarında işe koyuluyor. Gerçi bu bir gemi değil, Japon-Rus Savaşı'nda ele geçirilen hastane ve nakliye gemilerinden biri olsa da neredeyse hurdaya çıkacak hale geldiği için kayıtlara gemi olarak geçirilmiyor. Kayıtlara geçirilmiyor da olabilir. Bu bir fabrika da değil, fabrika niteliği taşımıyor. Yasanın boşluğuna saplanıp kalmış bir ucube bu, hukuki tanımı yok, dolayısıyla işçi kanunlarıyla hiç alakası yok. İşçi kanunları dedik de, Steinbeck'in ve Yaşar Kemal'in pamuk işçilerinden Japonya'nın yengeç avcılarına bir kanunsuzluğun gölgesini görebiliriz. Uygulamada büyük sıkıntıları olan kanunlar görünürde insanın onuruyla yaşamasını garantiye alıyor. Görünürde. Diyorum ama inanmıyorum, görünen o ki daha çok yengeç avlamak için yakınlarda batan bir gemiye yardıma gidilmez ve yüzlerce insanın ölümüne göz yumulur. Gerçek bir olaymış bu, Güven'in anlattığına göre 1926'da Çiçibu-maru Gemisi karaya oturmuş ve SOS sinyali yollamış ama civardaki yengeç konserveleme gemilerinden bir tanesi bile yardıma gelmemiş. 161 kişi bu faciada can vermiş. Doldurulması gereken kota, ülkenin hemen her yerinden bulunabilen değersiz insanlardan daha önemli. Bu noktada Japon toplumunun yapısına ve ülkenin siyasi geçmişine bakmak gerekiyor.
Dazai, memleketinde gezip tozmasını anlattığı metninde her beş yılda bir gerçekleşen kıtlıkların binlerce insanın ölümüne yol açtığından bahseder. Problemin detaylarını Takici'den, Dazai'nin memleketlisinden öğreniyoruz. Verimsiz toprakların dağıtıldığı köylüler, yıllarca uğraşarak toprağı doğru düzgün ekilebilir hale getiriyorlar ve toprak ellerinden alınıyor, kovuluyorlar. Mahsul de yetersizleşince eskinin çiftçilerine köle gibi çalışmaktan başka çare kalmıyor. Japonya'da hızla yükselen kapitalizmin patronları için cennet. İş bulma kurumları insanları borçlandırıp üç kuruşa çalışmaya zorluyor, savaş ekonomisinin haşat ettiği ülkede alt sınıf için alternatif yok, hatta bu durum alt-orta sınıfa da sıçramış durumda; üç beş üniversite öğrencisi para biriktirebilmek için çalışmak isterlerken kendilerini gemide buluyorlar. Çalışma şartlarının korkunçluğundan bahsetmeye gerek yok. Belki biraz var. Yemek kötü, çalışma süresi kötü, yengeç kokusu rezalet ve en kötüsü de işçiler kötü. Uyanmaları için aralarından birkaçının ölmesi gerekiyor, varlıklarının tehlikeye girdiğini anlayana kadar boş konuşmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar. Kıvılcımı çakan, aralarından birinin av sırasında fırtınaya yakalanarak SSCB topraklarına sürüklenmesinden sonra kendisini kurtaranların "kızıl propagandaları" oluyor. Ruslar tatlı ve kibar insanlar, İmparator-Devlet söyleminin ilk çatlağı. Rusların arasında yaşayan komünist bir Çinlinin yaptığı konuşma da boşa çalıştığını, çalışarak kutsal devleti değil, patronları zengin ettiğini adamımızın başına dank ettiriyor. Aslında bildiğimiz şeyler; insan topluluklarının hikâyeye ihtiyacı var ve iktidar ne söyleyeceğini bilirse her şey yolunda gidiyor. Örneğin, Japonların dünyanın en üstün ırkı olması, devletin gücünü koruması ve zaferlerini sürdürmesi için herkesin çalışması gerektiği, zorluklara karşı sabırla yaklaşılmasının erdemi vs. tipik gütmenin enstrümanları olarak karşımıza çıkar.
Oysa nedir, metnin ilk cümlesi bunları kül eder, patlamak için gün sayan işçinin fitilini tutuşturur: "'Hey, cehenneme gidiyoz lan!'" (s. 31) Cehennem alegorisi değil, zamanın sonuna kadar acı çekilecek bir acılar mekânı değil, gemi bir Araf-Cehennem evliliğinin statüsüz ürünü. İşçiler yüzen bir tanımsızın içinde sürükleniyorlar.
Güven'in açıklamalarından birkaç tanesini inceleyeyim. Dil, 1920'lerin Kuzey Japonyası'nda kullanılan sokak ağzı, şive ve ifadeleri barındırıyor. Yerelleştirmeye başvuruyor Güven, işçilerin konuşmalarını "Angara Bebesi" familyasına dahil olan canlılarınkine benzeterek çeviriyor. Makul. İşçilerin isimlerinin olmayışına dikkat çekiyor, onları birey olarak değil de köle olarak görmenin en kolay yolu. Numaraları bile yoktur, Remarque'ın kamplarında numaralardan ibaret hayatların sürme çabalarını görürdük ama burada lakabı olmayanların yaşadığını söylemek şüpheli, hele içlerinden bazılarının günaşırı ölmelerini düşünürsek sadece görünmek ve çalışmak için orada olduklarını düşünebiliriz. Lakabı olanlar lakaplarını eylemlerine göre alırlar, ustabaşına ilk karşı koyan adamın adının, "Hava Basma Lan!" olarak belirlenmesi bir örnek. Erginlik ayini gibi; zafer kazanana kadar kimsenin ismi, dolayısıyla gücü yoktur. Kolektif kahramanlık vardır, kolektif ölümler vardır, sondaki isyana kadar kimse bireyliğinin farkında değildir.
Yüz yıl içinde eserin birkaç kez unutulup hatırlanmasının muhasebesini yapıyor Güven; manga versiyonunun basılması, film uyarlamalarının yapılması ve onca dile çevrilmesi bundan böyle unutulmayacak olmasını garantilemiş olabilir ama zamanında Japonya'nın dünyaya kafa tutması, ardından gelen ekonomik devrimle hızlı yükselişin başlaması ve kapitalist politikalar sonucu ofis köleliğinin ayyuka çıkması, eserin yıllar sonra tekrardan doğmasına neden oluyor. Problemler güncel ve uzunca bir süre güncel kalmaya devam edecek korkarım, dolayısıyla işçilerin destanı yazılmayı ve okunmayı sürdürecek.
Anlatıyla ilgili söylenecek şeyleri söyledim ama birkaç şey ekleyebilirim. Geminin kontrolü işçilerce ele geçirildikten sonra koruma gemisi belirir, içindeki askerlerin süngülerini taktığını gören işçiler askerlerin kendilerini destekleyeceğini düşünür ama tam tersi olur, o sıralarda işçinin insan gibi yaşamasından çok Güneş İmparatorluğunun bekası düşünüldüğünden üretimin devamı amaçlanır, devrik liderler tekrar tahta çıkarılır ve direnişin liderleri askerlerce yaka paça götürülür. Anlatı burada sonlanmış olsa Demir Ökçe'deki umutsuzluk doğabilirdi ama hayır, işçiler hemen yeni bir isyan planlamaya başlar. Subayından doktoruna herkesin hor gördüğü bu insanların doğruluş hikâyeleri oldukça coşkuludur; binlerce bitin kuşattığı, açlıktan ve yorgunluktan kıpırdayamayacak hale gelen, günden güne birer ikişer eksilen bu insanlar dünyanın en onurlu mücadelelerinden birini verirler.
İyidir, kofti milliyetçiliğin rezilliğini, din tüccarlarının ikiyüzlülüğünü gösterir bu metin. Takici'nin diğer metinlerine de rastlarız umarım.
Yanıtla
4
3
Destekliyorum  1
Bildir
S.. Dali
27.04.2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
1900 lü yılların Japonyası.Yengeç ve balık avı amacıyla Kamçatka sularına doğru yol alan bir gemi.Avlanan yengeç vb ürünlerin gemi bünyesindeki fabrikalarda konservelenmesi maksadıyla kullanılan bu gemilerde hiçbir kanun geçerli değil,bu gemiler fabrika sayılmadıkları için"fabrikalar kanununun",gemi sayılmadıkları için de"deniz ticareti hukukunun" kapsamı dışında kalıyordu dolayısıyla sermaye sahipleri ve kapitalist sistem için tam bir"sömürü cennetini"ifade ederken, bu gemide çalışmak için gemiye ayak basan işçiler tarafındansa"hey cehenneme gidiyoruz lan"sözü ile başlayan kitap bir solukta bitti.Yoksulluk,sefalet,düşük ücret, insan onuruna yakışmayan yaşam koşulları ve daha sayabileceğim onca kötülüğün insana insan tarafından yapıldığını farklı bir anlatım tarzı ile yeniden okuyorsunuz.Bu kitapta beni şaşırtan yazarın üslubu,dil ve anlatımı oldu ki bunca kötülüğü öylesine gerçekçi ve mizahi bir dille anlatmış ki bu dil ve anlatım şekli kitabın daha rahat okunmasını sağladı benim için
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Okan Sen
02.01.2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kapitalizmin üzerine çöktüğü işçilerin içinde yaşadığı karanlığın kasvetini okuruna yansıtma başarısını gösteren başarılı bir Japon edebiyatı eseri.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Didem Esen
02.01.2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Japonya proletaryasının karanlık dönemini okuduğumuz, insanların neler yaşadıklarını iliklerinize kadar hissettiğimiz bir kitaptı. Çeviride harika. Tavsiye edilir..
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Aybige Mert
24.07.2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Japon tarihinin karanlık bir dönemine ve Japon kültürüne pencere aralayan muhteşem çevirmenli kitap. Okunmalı.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
cannabus
14.02.2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kisa hikaye tadında amma velakin dusundurucu yani da az degil bence gayet guzeldi okunurrrr.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
greengrapes
30.11.2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sömürü ve başkaldırıyı, isyana giden yolda hissedilenleri bir nebze de olsa bulabileceğiniz bir kitap. Farklı bir anlatım tarzı var, karanlık bir kitap gibi sanki fakat anlatılanlar da zaten karanlık, eser de bunu yansıtabilmiş.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Aytunç Altındal
22.02.2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanların çektikleri eziyetleri göz önüne sermek için iyi. Fakat çeviri o kadar ahlak dışı ve terbiyeden yoksun ki, aldığıma bin pişman oldum.
Yanıtla
0
13
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
perplexity
02.03.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sınıf savaşının değişmeyen gerçekleri.. Çeviri de keyif katmış kitaba. Okumalısınız.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum  1
Bildir
Paramaztip
30.01.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kapitalist dünya düzenini en iyi anlatan sömürünün en vahşi halini en çıplak şekilde gözler önüne süren Japon faşizmini ifşa eden çok kıymetli bir eser. Diğer toplumcu gerçekçi eserler gibi halk mücadelelerine klavuzluk edecek büyük bir başyapıt
Yanıtla
1
3
Destekliyorum  1
Bildir
erenisik
01.01.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Japon edebiyatının en iyi eserlerinden, mutlaka okuyun
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
sinan erkoç
04.10.2018
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zevkle okuyacaginiz bir Kobayashi kitabi, hayal dunyaniz genisleyecek
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
UniqueFB
08.06.2018
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daha önce mangasını okumuş olduğum bu kitap nihayet normal olarak basıldı. Herkese tavsiye ederim döneminin en çarpıcı gerçekçi kitaplarından biri.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
çok sıkı,kapitalizmin dibine kadar işlendiği bir kitap,tavsiyemdir
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Fsnbs
11.01.2026
Bambaşka bir kuşakta bambaşka bir coğrafyada sanki dünü, bugünü, hatta biraz umutsuzca olacak ama yarını anlatıyor metin. Sadece şekil değiştiren sömürü düzeni, ama hep aynı kalan insan dramı... 69. sayfada diyor ya; Zaten balıkçılar her an dingin bir hafiflikle ölme fikrine 'alıştırılmışlardır'. diye. İnsan ölüm fikrine bile alışsa, doğasında özgürlük var, isyan kaçınılmaz. Ama döngü hep aynı.
Neredeyse yazılalı 100 yıl olacak, daha dün yazılmış gibi okuttu bana kendini. Dilinin akıcılığı çevirinin de gücüyle birleşerek metinden kopmadan, bir çırpıda okutuyor kitabı. Ki çevirmen tarafından eklenen önsöz de çok önemli bir yer tutmuş. Önsöz ve dipnotların etkisiyle kitaba yön veren japon kültürünü daha iyi anlamanız ve kitabın etkisi hissettirenini sağlamış.
Böyle bir yazarı, belki de topluma ne eserler bırakacak,ne etkiler yaratacak bir kalemi fikirleri yüzünden gencecik bir yaşta kaybetmiş olmakta ise ayrı acıttı canımı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
kitabın sunum kısmı beni biraz sıktı zira yayınevleri siyasi duruşlarını bu kadar göze sokmamalı fakat eser yazarının döneminin faşist anlayışına olan tepkisini dile getirmeye çalışmışlar diye düşünmek eserin gölgelenmemesi adına iyi olacak.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir