Serinin bu üçüncü kitabı 10 ayrı hikayeden oluşuyor. ilki Ömer SEYFETTİN'in en çok bilinen, sevilen ve etkileyen öykülerinden olan Pembe İncili Kaftan. Gerçekten yaşanmış bir olayın hikayeleştirildiği bu ölümsüz öykü şanlı tarihimizden altın bir sayfa olarak önümüze sunuluyor. Hikayede acımasız düşmana karşı yollanan bir Osmanlı elçisinin Türk'ün gururunu ve cesaretini sergilemesi destansı bir güzellikte anlatılıyor. Belki de Ömer SEYFETTİN'in en güzel hikayesi; öyle ki insan her okuduğunda başka bir haz duyuyor. İkinci öykü de aslında birinciden pek aşağı kalmıyor. Bu öykü için de ilki için söylenenlerin tamamı geçerli. Kuru Kadı'nın komutanlığını yaptığı küçük kalenin 115 kişi ile kahramanca savunmasında görülen olağanüstü bir olay hikayenin özünü oluşturuyor. Deli Mehmet diye anılan bir yiğidin başını onu kesen düşmandan alması ve sonrasında gelişen olaylar gizemli bir hava içinde ve Ömer SEYFETTİN akıcılığında veriliyor. Sonrasında gelen öykü tarihi olmamakla birlikte tarih ile alakalı : Tarih Ezeli Bir Tekrardır. Hanımı çok güzel olan bir adamın bu güzelliği Avrupa'dan kendilerine gelen Bidar'a göstermek saçmalığına kapılması hikaye ediliyor. Israrlı tavırları ile Bidar'ı kandıran adamın sonunda eşinin durumu anlaması ile onu perişan etmesi, bunu yaparken de Heredot tarihindeki benzeri bir olaydan esinlenmesi öyküye yüksek bir seviye vermiş. Sapık kocasına dersini veren kadının öyküsü yine nadide bir eser olarak önümüze çıkıyor. Tuhaf Bir Zulüm ile yazar Bulgaristan topraklarından Türkler'in "domuz" kullanılarak nasıl uzaklaştırıldığını anlatıyor. Mehdi'de ise bu kez sorun çıkaran Yunanlılar kaleme alınıyor. Bir tren yolculuğunda geçen ve genelinde din ile başlayıp özelinde Mehdi konusuna kayan bir tartışmanın panaroması anlatılıyor. Yeni Bir Hediye konusunu hediye seçiminden alıyor. Hediyelere çok para vermekten usanmış bir adamın aklına gelen donanma piyangosu ile bu işten sıyrılması hoş bir dille aktarılıyor. Nezle yine neşeli bir öykü olarak 10 yıl dul kalmış, iri yarı bir kadının kendi çapında bir erkekle izdivaç arzusunu anlatıyor. Kendisi gibi iri kıyım olan arabacısının kendisinin evlilik isteğini görememesi espirili bir üslupla yazıya geçirilmiş. Yazar İffet ile iffetine aşırı ilgi göstere bir siyah kadının üstünden beyaz kadınlara gönderme yapmış. Çirkinliğin Esrarı da yazarın ütopik diyebileceğimiz bir öyküsü. Çok güzel olan akrabasının kendisine evlilik teklifine rağmen çirkinliğini ve aradaki yaş farkını bahane eden adamın kızın çirkinliğe olan ilgisi karşısında adadaki en çirkin adamı tavsiye etmesi ve kızında bu tavsiye uyarınca o adamla flörtü hikayenin ana konusunu oluşturuyor. Son öykü ise Acaba Ne İdi? adını taşıyor. Tımarhaneden salınan bir İstanbul beyinin yeni yetme bir delikanı ile olan muhaveresi bu öyküyü oluşturan konu olarak ortaya çıkıyor. Ne oldum delisi olan insanlara karşı verilen güzel br karşılık olarak okumaya değer bir öykü.