Münevver Ayaşlı hanım tarafından kaleme alınan Dersaadet kitabı, önce tarihte İstanbul'u, hangi islam ülkeleri tarafından fetih girişiminde bulunulduğu ile başlamış, sonra Timur'un Altınordu Devletini, Moğolların Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devletine verdiği zarar neticesinde Rusya'nın bir devlet hatta imparatorluk haline gelmesi yanında fethide geçiktirdiğini anlatır.
Kitap daha sonra Boğazdaki ve İstanbul'un değişik yerlerindeki Konakların, kasırların, Yalıların hatta sarayların nasıl kaybolduğunu, anlatır. Belki savaşlar, yokluk dönemleri, varislerin bizzat bunu kendi elleriyle yapmalrı, daha sonra Belediye başkanları'nın marifetiyle olduğunu anlamaktayız.
Yeni mimariyi gecekonduya benzetir. Aslında bir çoğunun masonların, dönmelerin eline geçtiğini, böylelikle, bir yaşam tarzının, osmanlı asaletinin, musikinin özetle bir değerler bütünnün yokolduğunu, anlıyoruz bu eserden.
kullanılan dil bazan osmanlıca, bazan fransızca'ya kayar. Batı kültürüyle yetişen bu hanımefendinin, bir çok kişinin aksine batı kültürüyle yetişmiş olmanın illada Osmanlıya, Osmanlıcaya ve geçmişimize düşman olmak anlamına gelmediğini göstermesi bakımından da önemlidir. Yani körü körüne batıcı yada batı karşıtlığı yok. hatta özellikle batılı diplomatlarla oldukça yakın dostluklarının olduğunuda açıkça anlıyoruz.Osmanlıyı savunmak yanında mesela tarihimizi öğrenmek için ecnebi tariçilerin eserlerinden mutlaka faydalanmmamız gerektiğini de şiddetle savunur.
Dönemin hayat tarzıdan bahseder. Örneğin benim dikkatimi çeken ecnebilerle evlenme ooldukça yaygınmış o dönem. Evlilik konusu Osmanlı padişahları açısındanda zamana göre farklılık gösterir. İmparatorluk döneminden önce genelde Beylerin kızları ile olmakta iken, İmparatorluk döneminde yabancılarla yapıldığını bir daha bu kitaptan anlıyoruz.
Öte yandan kullanılan bazı kelimeler dikkatimi çekti; koca yerine zevc, karı yerine refika, zenciye zenci kadın anlamında kullanılmış. Bir ne nezaket olarak karısını aldatan bir kocaya, kadının tepkisi "bey bey yakıştı mı sana-yumuşak bir tonla-" kıvamındadır.
yakın tarihe ilişkin olarak,- muhtemelen- eşinin Demokrat Partiden milletvekili olduğunu anlıyoruz. Ancak tek parti zihniyetinin tarihi dokuya ne kadar düşmanca bir tavır takındığını, güzelim eserlerin nasıl ortadan kaybolduğunu anlatırken ayırım yapmaz Demokrat Parti'nin de hatalarını gözönüne serer.
Özetle, Fransızcanın yanında Osmanlıcayı kullanmakta beis görmez, batıda okumanın kendi değerlerimize sırt çevirmek anlamına gelmediğini, kendi değerlerimize hayranlığın aynı zamanda başka birini zemmetmek anlamına gelmediğini, kendi düşüncesine yakın bir siyasi partinin hatalarını da görmezden gelmediğini gösterir. Bence neler kaybettiğimizi görmek adına herkesin ama özellikle de siyasetçilerimizin, eli kalem tutanların özellikle gazetecilerin, öğrencilerin (sadece tarihçilerin değil, sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk gibi dallara ilgisi olanlar ve bu dalda eğitim görenlerin) okuması gereken bir kitap.