Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Can yayınevinin klasik haline gelmiş kapağı ile elime ulaştı. 100 temel eser içerisinde yer alması sayesinde satın aldım. O dönemin doğusunu şartlarını anlatması açısından önemli bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cumhuriyet'in kurulduğu sancılı yıllarda Doğu Anadolu ve Dersim (Tunceli) bölgelerinde yaşanan trajik olayları çok başarılı ve akıcı bir şekilde anlatmış yazar. Tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ben Memoyu okurken Dersim olaylari tamda boyle olmustur diye dusundum. Simdiye kadar okudugum romanlar arasinda bu konuyu oldukca tarafsiz bir gozle anlatmaya calismis bence. Halkin agalar ve devlet arasinda nasil kaldigini bundan nasil biktigini. Agalarinda, askerinde arasinda uzlasmaci olanlarin fazla oldugu ama iletisimde, aradaki insanlarda cok buyuk problem oldugunu oldukca acik bir sekilde anlatmis bence. Kutuphanemin en degerli kitaplarindan birisi. Kemal Bilmbasar'in eline saglik. Ayrica bircok kitapcidan sormus olmama ragmen bulamamistim. Tesekkurler kitapyurdu...
Cemo adlı kitabın devamı. Cemo'yu okuryunca Memo'da Dersim isyanının anlatılacağını bekledim. Ancak aynı olayların farklı gözlerden anlatımıyla karşılaştım. Bu arada aynı olayların anlatımında farklılıklar mevcut. Örn. Cemo Memo'nun anlatımında Cemo'yu ağa Sorikoğlunun bağ evinden kurtarırken Senem'in anlatımında Kaymakam yazısı ile hapisten çıkartıyor. Gene Memo ile Senem'in ikinci kez karşılaşmalarında olaylar farklı gelişiyor. Kitap yöre insanın ağa çin ne anlam ifade ettiğini ağanın yöre halkı için ne olduğunu iyi anlatmış. Bu ilişkileri Şener Şen Kemal Sunal filmlerinde izler gülerdim ama kitabı okuyunca olaya bakışım değişti. Mesala it oğiu itkelimesinin yöre insanı için ne kadar sıradan bir kelime olduğunu hakaret etme amacıyla kullanılmadığını anlıyor insan. Ayrıca Dursun onbaşı karekterinin askerin ora insanına bakış açısını ortaya koyuyor. Velhasıl iyi bir kitap okuyun. Kitaba 10 üzerinden 8
“Cemo” ve “Memo” romanlarında, devletle barışık kalmaya çalışmasına rağmen bir türlü adam yerine konmayan Kürt köylüsünün giderek bilinçlenmesini ve isyanını anlatır Bilbaşar. Roman isyanla biter, Jandarma zulmünden bıkan aşiret halkı karakolu basar. Babası Şeyh Sait isyanına katılmamıştır ama Memo Dersim isyanının içindedir. Sene 1937’dir. Dersim’i kana boğacak tenkil hükümetinin icraatları henüz başlamadan sona erer hikaye...
Kemal Bilbaşar’ın “Cemo” ve “Memo”su, bugün bile dile getirilmesi cesaret isteyen meseleleri dile getirmiş, ancak aynı meseleye farklı bakış açılarıyla yaklaşan eleştirmenlerin farklı yorumlarıyla karşılanmıştır. Mesela kimileri için Kemal Bilbaşar’ın çözümlemesini yetersiz ve yazarın ideolojisi egemen ideolojiye yakındır; Kürt halkının haklı isteklerini bir kenara itmek isteyen yazar, ayaklanmayı adeta toplumun kendi içsel bir sorunu, ağa, şeyh, bey gibi unsurların yoksullar üzerindeki baskısı olarak görmektedir. Kimileri ise aynı romanları Doğu Anadolu’nun düzenini toplumsal, siyasal ve ideolojik öğeleriyle bir bütün halinde gözler önüne serdikleri için övmüştür. Cemo ve Memo’nun önemli edebi metinler olduğunu kabul etmekle birlikte, onları gerçekçi toplumsal romanlar olmadıkları için eleştirenler de vardır.
“Cemo” ve “Memo”’nun romanımız açısından diğer ayırt edici özelliği dil ve anlatımında folklorik geleneğe yönelmesidir. Kemal Bilbaşar’dan önce –farklı nedenlerle- Ercümend Ekrem Talu ya da Server Muhtar Alus da geleneğe bir kapı açmak istemişlerdi, ancak onların mirasçılığını üstlendikleri gelenek eskinin “güzel” İstanbul’una aitti, Bilbaşar ise aydınlar çevresinde unutulmaya yüz tutan halk edebiyatına yönelmiştir... Köy Romanları’nda halk masalları, destan ve folklorik özelliklerin yer almayışının başlıca nedenlerinden birisi toplumcu gerçekçiliğin –biçim ve içerikte- gerçekliğe yaptı ağır vurgu ise, diğeri aydınların toplumu Doğuya ait değerlerden kurtarıp Batı kültürünü benimsetme arzusudur.
Halk masalları, destan ve fabllar gibi geleneksel anlatılar barındırdıkları toplumsal alegoriye ve taşıdıkları eleştiri potansiyeline rağmen Tanzimat’tan itibaren Batı’nın modern edebiyatı karşısında hakir görülmüşler ve romandan dışlanmışlardı. Cumhuriyetin ilk dönem yazarları da önlerine ya güncel meseleleri ya da Doğu-Batı karşıtlığını koyduklarından, halkçılıkla halk kültürü arasında bir ilişki kurulmamıştır. Batılı tarzda kamusal insan yetiştirmeyi hedefleyen Köy Enstitüleri planlayıcılarının ise modernleşme hamlesini Batı edebiyatını ve kültürünü belletmekte gördükleri açıktır. 1940’lı yıllardan sonra yaygınlaşan ve 1970’lere kadar Türk romanını biçimlendiren “köy kanonu” da aynı modernist paradigma içinde gelişmiştir. Aslında kendisi de bu kanon içinde olmakla birlikte, “Cemo” ve “Memo”nun sözlü kültürün kaynaklarının, halk hikayelerindeki temaların ve folklorik bir dille, destansı bir havayla yazılmasının geleneksel bir kültürün zenginliğini hatırlatması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.