Dünya Masalları Serisini değerlendirmeye "Kızılderili Masalları" ile başlayalım...
“Bir kızılderili hiçbir zaman acelesi varmış gibi görünemezdi.” Kitap, kızılderililerin özelliklerinden bize ilkin yansıttığı sabır ve sükunetin, okurun da ihtiyaç duyacağı erdemlerden biri olacağını hissettirerek başlıyor. Çerçeve metin, kızılderililer arasında yaşayan bir “solukbenizli” ailesinin çocuklarının kızılderili bakıcısı Mary'nin çocuklarla yaşadıklarını ve yeri geldiğinde anlattığı masalları kapsıyor. Bu bakıcı, şikayet ve cezalandırmaya karşı, olumlu yaklaşıma dayalı kendince bir disiplin anlayışı olan ve bundan taviz vermeyen bir kızılderili. Sorunları konuşarak çözmeyi hedefliyor; bunu başaramadığı zamanlarda ise sadece uzaklaşıyor. Çocuklar onun masallarını beğenmediklerinde veya yetersiz bulduklarında kabilenin ihtiyar masalcılarına başvuruyor ve daha eski masalların peşine düşüyorlar. Masalcıları kızıştırmaktan keyif aldıkları da söylenebilir. Kitabın kahramanı olan aile, kitabın yazarı metodist misyoner bir öğretmen olan Egerton R. Young'ın ailesinin bir yansıması. Dolayısıyla kızılderili masallarını bir kızılderili yazardan değil de hayatının bir kısmını onların bölgesinde geçirmiş, masalları Büyük Şef Canoe'den dinleyip derlemiş bir beyazdan okuduğumuzu bilelim.
Masallarda doğadan esinle oluşturulan imgeler insan davranışlarıyla ve sonuçlarıyla örtüştürülüyor. Pasaklıların insanlara sivrisineklerin musallat olmasına sebep olması, dedikoducuların sürekli sallanan ve sesi kesilmeyen kavak ağaçlarına dönüştürülerek cezalandırılması, rakunların kuyruklarındaki halkaların, yalıçapkınlarının göğüslerindeki lekelerin işledikleri suçlarla ilişkilendirilmesi gibi... Tanrı temsilcilerinin yaşlı bir dilenci olup ziyarete gelerek insanların merhametini test etmesi gibi uzak olmadığımız kişileştirmelere de rastlıyoruz.
Masallar doğaüstü söylemlere ve mitolojik öğelere başvururken çerçeve metinde doğrudan hayattan ve doğadan alınma öğretici örnekler de mevcut. Doğayla barışık, doğaya saygıda en yüksek inceliklere sahip kızılderililik algısı bu kitapta baskın değil. Aksi hareketlerinden, doğaya, eşine ve çocuklarına yeteri kadar değer vermeyen kızılderililerden de bahsediliyor ve bunlarla ilgili ağır yaptırımlar yerine çekimserliğin görüldüğü masal bile var. Erdem odaklı bir anlatıdan ziyade varoluşu anlamlandırmaya çalışan bir mitolojiye daha yakın bir eser. Güllerin dikenlenmesi, tavşanların gözlerinin güçlenmesi ve tüylerinin kışın beyazlaması, yılanlara çıngırak verilmesi, volverinin cüssesinin değişmesi, çekirgelerin tütün kokması gibi oluşumlar sebeplendiriliyor. Nuh tufanı benzeri bir tufan hikayesi mevcut ve bu da aynı özellikte. Bazı erdem masallarının doğadaki izlerle bağdaştırılması, dinleyenin hafızasında yer etmeyi, o izi her gördüğünde masalı ve ilgili erdemi hatırlamasını hedefliyor. Masalların ana kahramanı olan mitolojik Nanahboozhoo karakteri, insan üstü güçlere ama aynı zamanda insanî zaaflara da sahip biri. Yardım ederken sinirine hakim olamamak, adaleti sağlarken hileye ve hırsızlığa başvurmak gibi huyları var. Yazar onun bariz hatalarını dinleyici çocukların kabullenmeyişiyle yumuşatmış.
“Salt Okur”un Dünya Masalları Serisi kitaplarını yorumlamaya bu kitaptan başlamış oldum. Diğerlerini de incelemeye çalışacağım. Kültürler arasındaki farkları yakalamanın dünyayı ve yabancıları anlamada insana çok şey kattığını, geniş bakabilmeyi öğrettiğini biliyorum. Kıyas ancak okumalar tamamlandığında yapılabilecektir ancak “Kızılderili Masalları”nı okumadan önce, belki de bugüne kadar oluşmuş algımız nedeniyle, beklentimin daha büyük olduğunu itiraf etmeliyim.