Sosyoloji ve Hukuk alanlarında kariyer yapmış akademisyen yazarı, medyada daha çok gastronomi alanındaki programlarından tanıyoruz. Tıpkı akademisyen Mina Urgan’ın; “Bir Dinozorun Anıları” kitabıyla daha çok bilinmesi gibi. Böylesi durumlar da işte toplumumuzun sosyolojik gerçekliğini yansıtıyor. Fakat “Hesap Lütfen” adlı bu kitap; söyleşi formatında bir anı aktarımı içeriğinde olsa da sürdürülebilir, verimli, kaliteli toplumsal bir yaşamın temel dayanaklarını öngörmektedir.
Anılar, deneyimler ve öneriler neden önemlidir? Başkalarının deneme, yanılma, geliştirme, değiştirme ve uygulamayla elde ettiği sonuçlar; artıları ve eksileriyle kayıt altına alınır. Kazanımlar yaşamın bir parçası haline getirilir, olumsuzluklardan kaçınılır. Böylece bu yaşam tarzı geliştirilerek tüm nesillere aktarılır.
Nerede hata yaptığımızı, nerede tekrara düştüğümüzü, neyi daha verimli kıvamda yapabileceğimizi tespit edebilmek için, yaşanmış olaylardan ibret almamız gerekmektedir. Anılar ve söyleşiler; eğer bize çok özel bilgi ve turistik gözlemlerin dışında bilgi ve deneyim aktarıyorsa anlamlıdır. O zaman toplumsal bir değer niteliği kazanırlar.
Bu kitap; ders, ilke ve öneri kapsamında değerlendirilebilecek yüzlerce yaşam bilgeliği dersi barındırıyor. Tabi ki en değerli hazineler derinlerdedir ve çıkarmak için ustalık gerekir. Her birey ihtiyacı, deneyimi, beklentisi ve birikimine göre yorumlar, anlar ve istifade eder.
Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Bölümlerin sonuna ise “Hayatımı etkileyen on kitap” ve “Hayatımı etkileyen on film” bölümleri eklenerek listeler sunulmuştur. İkinci bölümde, “İnsan Dünyaya Nasıl açılır?” başlığıyla şu bilgi aktarılmaktadır: “Merak duyan bilginin peşinden gider, bilgi ise hareketle birleştiğinde hayatı anlamlı kılar. Her insandan öğrenilecek bir şeylerin olduğuna inanarak yaşıyorum. Değer verdiğim bir insanın, bilgili olduğum bir konuda bana hak vermesindense, ondan yeni bir şeyler öğrenmeyi yeğlerim.”
Altıncı bölümde ise; “Toplum içinde yaşamanın yolları” başlığı altında şu deneyim paylaşılmaktadır: “İnsanların hemen hemen her konuda kamplaştığı tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Kamplaşmış insan dinlemez, dinlese de anlamaz; her düşünceyi kendi düşüncesine Hizmet eden bir tamamlayıcı ya da potansiyel bir düşman olarak görür. Bu tip insanlarla diyalogda, ilkesiz bir yerden onlar gibi görünmenizi önermiyorum. Ama kışkırtıcı olmak yerine yalnızca dinlemeye ve anlamaya çalışmak size farklı dünyaların kapısını aralayabilir. Kendi fikrimizi söylemeden önce karşı tarafı anlamaya çalışmak hayatı ve insanları kavramak için bulunmaz bir hazinedir.”
Benzer yorum ve sosyal keşiflerle dolu söyleşiyi dikkatle okumanızı öneririm.
Vedat Milor, bir zamanlar NTV’de düzenli olarak yaptığı yemek programlarıyla geniş kitlelerce tanınır olmuştu. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde, gittiği yerin tanınmış lokantalarını, restoranlarını dolaşarak yemek kültürümüze önemli katkılar yapmıştı. Yemek konusu, uzmanlıklarından sadece birisi aslında. Kendisi, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Ekonomi mezunu, yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapmış. Sosyoloji eğitimi almış. Bunlarla yetinmemiş Stanford’da Hukuk okumuş. Ülkemizde ve ABD’de öğretim üyeliği yapmış.
Milor, 2021’de ilk baskısını yapan “Hesap Lütfen!” kitabında, kendisiyle yapılmış röportajlardan oluşan bir içerikle karşımızda. Baştan belirtelim, içinde gastronomi konularına, Nusret’e, Ferit Şahenk’in restoranına, yazı başına on bin dolar alan dünyaca tanınmış bir gastronomi uzmanına (...) dair detaylar geçse de bu kitap bir gastronomi kitabı değil. Hayatta insanlara dayatılan bazı değerleri, yaşam tarzları üzerine yapılan zorlamaları, bunların arkasındaki ikiyüzlülüğü, sahtelikleri ve bunlara muhatap olanların yaşadığı ikilemleri, çatışmaları, kitabın ana eksenine alıyor. Yazar, kendi yaşadığı örnekler üzerinden sohbetini akıcı bir şekilde sürdürüyor. Her konuya çözüm bulma iddiasında değil. Tecrübelerini, hayal kırıklıklarını, başarısızlıklarını ve arayışlarında ulaştığı çözümleri, ne yapılması gerektiğini dikte etmeyen bir üslupla aktarıyor. Ömrünün farklı dönemlerinde ABD’de, Avrupa’da ve ülkemizde yaşıyor olması, sorulara verdiği cevaplarda gerçekçi karşılaştırma yapma zeminini kolaylaştırmış. Eserin hitap ettiği kitlenin, değişime, farklı fikirlere açık olan insanlar ve özellikle gençler olduğunu söyleyebiliriz.
Milor, sekiz ana bölüme ayrılan çalışmasında, bireysel olarak görünse de özgüvensizlik ve değersizlik gibi gerçekte toplumsal olan belli sorunların, kültürümüzde mevcut bazı kalıplardan, yargılardan kaynaklandığına değiniyor. Bir insanın ve genelde bir toplumun, aile yaşantısından itibaren nasıl bozulabileceğini sosyo-ekonomik bir perspektiften anlatıyor. Hayatta var olan problemlere rağmen topluma küsüp içe kapanmak yerine özgüvenle ve özsaygıyla üretmeyi, iletişime devam etmeyi, zevk aldığımız uğraşılarla ilgilenmeyi, makul beklentilerle hayata devam etmeyi öğütlüyor. Kitabın ismindeki alt başlığa uygun olarak insanın kendi dengesini bulması noktasında, herkesi memnun etme düşüncesinin hayatı zorlaştırabileceğini, yaşanılan ânı ertelememeyi, öncelikleri (kırmızı çizgileri) iyi belirlemeyi, bunları yaparken de egoist davranmamayı, sağduyulu olmayı salık veriyor.
“Anadilimiz dışında lisanlar bilmek bugün yaşadığımız dünya için olmazsa olmazımızdır. Dünyaya evrensel bir duyguyla adapte olmak adına bilhassa yabancı basını takip etmeli, gezegenimizde neler olup bittiğini farklı kaynaklardan bilgileri kıyaslayarak öğrenmeliyiz. Ülkemiz bilgi ekosistemi açısından dünyanın epey gerisinde ve çoğu zaman manipüle edilmiş kirli bilgilerin ortasında doğruyu ve gerçeği arama savaşı veriyoruz. Yine birçok akademik alanda yerli bilgi kaynağımız kısıtlı; dünyanın bütünüyle değil, yalnızca yaşadığımız yerle iletişimde olduğumuzda, çaresi yok, çağın gerisinde kalıyoruz.” (s. 81)
“Siz, bilmeyenler kadar ses çıkarmadıkça, niteliğinizin farkına varamayacaklar ve anlaşılmadığınızı düşüneceksiniz. Meşgul olduğunuz işler başkalarının gözünde değersizleşecek ve vazgeçilebilir olduğunuzu zannedeceksiniz. Ses çıkartmak derken bağırmayı, gürültü yaparak barbarlaşmayı değil, doğru zaman ve doğru yerde kendini anlatmaktan geri durmamayı kastediyorum. Bilgi sahibi olduğumuza emin olduğumuz her konuda, eğitimini aldığımız alanlarda hödüklerden daha çok ses çıkarmalıyız.” (s. 101)
“Toplum hep tetiktedir. Kendinize uzak kaldığınız her an sizi yönlendirmek için fırsat kollar. Toplumun geneline kalsa hayatın değeri elekten geçirilmiş ve incelmiş zevklerden çok, yalnızca paradan, güzellikten ve güçten ibaretmiş gibi gelir. Oysa her insan zevkleriyle ve seçimleriyle özneldir.” (s. 167)
“Evrensel ölçütler olmazsa birçok konuda yerimizde sayarız. İnsan hakları, devlet yapısı, tarıma yaklaşım gibi konulara bakışımız evrensel olmalı. Bir yandan da yerel güzelliklerimizi keşfedip bu alanlarda taklitçilikten uzak durarak bu güzellikleri sahiplenmeli ve onlar uğruna inat etmeliyiz.” (s. 297)
Mesele basitçe şudur: Doğru insana doğru iş verilmeli. Doğru insanı doğru iş için bulsanız bile bu sistem değişmedikçe, gelir kaynakları değişmedikçe, devlet yapısı değişmedikçe doğru insan ya bir süre sonra havlu atacaktır ya da bozulacaktır ve umursamaz hâle gelip yine kendi emeğine yabancılaşacaktır. Devlet yapısı üzerinde temel değişikliklere gidilmedikçe tufeyli (asalak) sınıfına karşı mücadele yalnızca bireylere indirgeniyor. Bu toplumda iyi tufeyli olan başarıyor ve sonuç alıyor.” (s. 307)
İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” ve Doğan Cüceloğlu’nun “Var mısın?” örneklerinde olduğu gibi eserin sonunda Milor’ü etkileyen kitaplar ve filmler sıralanmış: Tutunamayanlar, Suç ve Ceza, Tokyo Hikâyesi, Özgürlük Hayaleti bunlardan bir kısmı.
Kronik Kitap’tan çıkan “Hesap Lütfen!” için Nurhak Kaya’nın soruları hazırlarken ciddi bir çalışma yapmış olduğunu, eserin akıcı olmasında, kurgunun başarılı ilerlemesinde ciddi bir emek harcadığını vurgulamak gerekir.
Kitapla ilgili yazarla yapılmış iki söyleşiyi izlemek isteyenler için not düşelim:
t.ly/mMrUk (Ceren Sungur- Tarih Obası Youtube Kanalı)
t.ly/AE_p3 (Eksik Olan- Medyascope Youtube Kanalı)
İyi okumalar!
Vedat Milor’u daha yakından tanımak, sosyolog kimliği ile toplumlar hakkında yaptığı derinlemesine gözlemleriyle aydınlanmak; siyasi , tarihi, ekonomik açıdan geçmişe ve günümüze değinen çıkarımlarından beslenmek çok zevkliydi. iyi ki okudum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eh işte idare eder cinsinden bir kitap. Aslında çok beklentim vardı. Vedat beyden daha çok röportaj yapan arkadaşı okuduk sanki..:) Keşke Vedat bey kendi yazsaydı eminim çok daha kaliteli bir eser olurdu.
Hayat, dünyaya açılma, iş yaşamı, öncelik belirleme, hayat kurma, yaşamak, asalak sınıftan kurtulma, yeme-içme kültürü, kitaplar ve filmler konusunda Vedat Milor’un görüşlerini derinden okuyabilir ve Sayın Milor’u çeşitli yönleriyle tanıyabilirsiniz. Farklı bakış açışı ve derinlik katan kitaplardan biriydi. Tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bana dokunan ve birçok yerin altını çizdiğim bir kitap oldu. İlber Ortaylı'nın gençlere en önemli tavsiyesi kendisinden büyüklerin tecrübelerini okumak ve dinlemektir. O yüzden böyle isimlerin söyleşilerini okumaktan büyük keyif alıyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın alt başlığı olan özgün, dengeli ve lezzetli bir yaşamı bir sosyoloğun gözünden arıyoruz. Vedat Milor hayata dair her alana sosyolog kimliğiyle, sosyolojiyi yükselterek bakıyor. Alana dair bu yüceltmeye, bu perspektife ne kadar çok ihtiyacımız varmış, bu kitabı sadece bu yüzden bile çok sevdim.