"Hiçbir zaman anne olmayacaktım, ama bu, asla çocuk doğurmayacağım anlamına gelmiyordu. Doğuracaktım, ama onlara asla annelik yapmayacaktım. Sürüsüyle çocuk doğuracaktım; kafamdan, koltukaltlarımdan, bacaklarımın arasından çıkacaklardı; bir sürü çocuk doğuracaktım, asmadan sarkan üzümler gibi sarkacaklardı benden, ama onları bir Tanrı gibi kayıtsızca yok edecektim. Sabah çocuklar doğuracaktım, öğlen onları içimden gelen suyla yıkayacak, gece ise yiyecektim, bütün halde, tek lokmada yutacaktım onları. Bir var, bir yok olacaklardı."
Ay bu nasıl sert, nasıl güçlü, nasıl lezzetli, nasıl hırpalayıcı bir metin, nasıl müthiş! Annemin Otobiyografisi, Karayiplerde bir ülke olan Dominikalı yazar Jamaica Kincaid'in okuduğum ilk eseri oldu. Öncelikle - ne muhteşem bir kitap ismi o? "Annem ben doğduğum an öldü" diye başlıyor kitap. Anlatıcımız Xuela, doğduğu andan itibaren tüm hayatını anlatıyor bize ve metin gitgide hiç tanımadığı annesinin otobiyografisine dönüşüyor sahiden.
Xuela kaskatı, sevgisiz bir kadın, Kincaid bence bu kadar sert ve buz gibi bir insanı konuşturup onun okurda bir duygu yaratmasını becererek zaten muazzam bir başarıya imza atıyor. Bu son derece keskin, köşeli, bağımsız, sert, soğuk kadının kelimeleri insanın yüreğine saplanıveriyor.
Bir yandan öyküsünü anlatırken bir yandan da sömürgecilik, cinsiyet meselesi, iktidar, ırkçılık, adalet, kilise, ahlak... Hepsini ince ince yerle bir ediyor, hiç büyük laflar etmeden, sadece sakince konuşan o anlatıcının bakışları ve sözleriyle. Çok kişisel bir şey anlatırken müthiş politik bir çerçeve çizmeyi başarıyor. Küçücük detaylar ne çok şey söylüyor - örneğin babasının hep üniformalı gezmesine dair yazdıklarını hiç unutmayacağım.
O kadar çok yerin altını çizdim ki elemek zor ama şu pasajı da ekleyip bitireyim: "Cahil bir adam değildi, adalet duygusu vardı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayabilecek biriydi. Hatta cesur olduğu bile söylenebilirdi, kendini suçlayabiliyordu. Ne var ki kendinizi suçlamanız kendinizi bağışlamanız anlamına gelir ve insanın başkalarına karşı işlediği suçlar nedeniyle kendisini bağışlamak gibi bir hakkı yoktur."
Çok, çok sevdim.
Anlatıcının annesizliği, sömürge yönetimi altında yaşayan bir yerli oluşu, erkekler dünyasında kadın olarak var olmaya çalışması, sevmek ve sevilmek sistemine normal sayılacak yerlerden dahil olamayan ruh rali… gibi özellikleriyle çok şey vaat eden bir roman. Ama okuma zevki olarak beni mutlu etmedi. Bipolar bir tonla yazılmış geldi bana, yüksek ve kibirli bir ritmi var, hem karakterin hem de yazı üslubunun… Çok mühendislik yapılmış izlenimi veren metinleri sevemiyorum, belki de bu dönemdeki bana hitap etmemiştir. Beğendiğim ve eğer kitapların altını çizme huyum olsaydı altını çizeceğim paragraf ve cümleler vardı ama tamamı için tekrar okurum diyemiyorum. Yayınlanacak diğer kitaplarını da okuyup yazarla ilgili derli toplu bir fikir sahibi olmak niyetindeyim. Türkçe’ye ilk kez çevrilen yazarlarla bizi buluşturan yayınevlerine teşekkürler :)
Mükemmel bir hikaye, mükemmel bir anlatım, mükemmel bir çeviri…
Jamaica Kincaid’in roman kahramanı Xuela atalarının köle olarak yerleştirildiği Karayipler'deki bir adadan sesleniyor. Sevginin olmadığı, sevgisizlik, öfke, güvensizlik ve şüpheciliğin olduğu ortamda kendini güvende hisseden, erken yaşlarda kadın olan bir kız çocuğu, 70 yıllık hayat öyküsünü anlatıyor. Hikayesini o kadar akıcı cümlelerle kurgulamış ki Kincaid, bazıları ezberimde bile. “Dünyayı döndüren nedir?” sorusunu soran ve cevabını arayan Xuela patolojik seviyedeki negatif ve olumsuz ruh halinde bile benim kahramanım oldu. Yazar bu kısa sayılacak çok derin romanında yerel inançlar ve büyü, kölelik, sınıf ayrımı, sömürü düzeni, emperyalizm, ırkçılık, feminizm, cinsellik, aile ve tanrının varlığı gibi konuları ustaca işlemiş. Öneririm.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitap, geçmişin bugünü delirtmesine izin vermeyen, köksüzlüğü bir özgürlüğe dönüştüren bir kadının onurlu yenilgi destanıdır. Kincaid’in ritmik ve soğuk üslubu, okuru teselli etmek için değil, sömürge sonrası insanın o sarsılmaz ve kimsesiz iradesini teyit etmek için oradadır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Akıcı, yer yer esprili, düşündürücü, kendinizden illaki birşeyler bulacağınız bir kitap. Geçmişin üzerimizde bıraktığı etkilerden , bunları kısmen kontrol edebileceğimize, ilişkilerimizdeki rollerinden, varoluşumuza kadar pek çok konuya aynı anda değinen harika bir eser .
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Karayipler’de bir ada ülkesi olan Dominika'da yaşayan Xuela 70 yıllık hayat hikayesini kitapta kendi ağzından anlatıyor. Xuela dünyaya gelirken annesinin ölümüyle başlıyor roman ve o kendi hayat hikayesini anlatırken, hiç tanımadığı annesinin de otobiyografisini anlatmış oluyor bir noktada. Asıl adı Elaine Potter Richardson olan Karayipli yazar Jamaica Kincaid, ailesinin ekonomik durumu kötüleştiği için annesi tarafından okuldan alınarak çocuk bakıcısı olarak New York’a gönderilmiş. Kincaid, bu kararından dolayı annesiyle uzun yıllar boyunca konuşmamış. Kitabın ana evreni olan anne yoksunluğunun da, yazarın kendi hayatına bir atıf olduğunu düşünebiliriz. Kısa olmasına rağmen, sömürgeciliği, yoksulluğu, cahilliği ve ataerkil bir toplumda var olma çabası veren bir kadının hikayesini anlatan roman bu yönüyle son derece vurucu bir okuma deneyimi sunuyor okuyucuya. Farklı bir coğrafyaya yolculuk etmek ve politik bir arkaplana sahip son derece kişisel bir hikaye okumak isteyene tavsiyemdir.
İlk 50 sayfada kitap aktı gitti çok severek okudum. Sonradan zorlandım. Karakterimizin çocukluğundan beri çok olgun temkinli ve akıllı oluşu beni etkiledi fakat bir o kadar cinsel konularda olgun olduğunu düşünmüyorum ve bu konuda çok gereksiz detaylar var bu da okurken 3 5 sayfa atlamama neden oldu . Kitap okurken de bunu istemem maalesef. Genel anlamda hem beğendim hem de arada kaldım.
İlk defa jaguar yayınlarının bir kitabı beklentilerimi karsilamadi kitabı yazın zaman da bitirmis olsam da kitabın sonu ile ilgili aklım da çok bir şey yok